ROMAN ANASAYFA
ALEKSANDR ÇEÇENSKİY
Yazan : UMAR GAYSULMANOV
Türkçeye Çeviren : ALİ BOLAT
( TARİHİ ROMAN )
Değerli okurlar, okuyacağınız eser yaşanmış
bir hayat hikâyesinden uyarlanarak kaleme alınmış tarihi bir romandır.
Bu romanı Çeçenistan'a ilk gittiğimde bir akraba hanım hediye
etmişti bana. İlk kez okuduğumda bir kısmını anlayamamıştım. O
sırada zaten Çeçenceyi de yeteri kadar iyi bilmiyordum. Daha sonraları
Çeçenceyi çok konuşma ve çok okuma fırsatım ve zorunluluğum oldu.
Çeçen derneğine gidip geldiğim bir esnada, rahmetli yazar T.Cemal
Kutlu bu romanı tercüme etmemi istedi. Ben başlangıçta bu işin
ne denli zor bir iş olduğunun ayırdımına varamadan işe başladım.
Ancak bir süre sonra işin ne denli zor olduğun fark ettiğimde
yarıya gelmiştim. Artık tamamlamak gerektiğini düşünerek sürdürdüm.
Elimde, başvurabileceğim bir sözlük bile yoktu. Anlayamadığım
kelimeleri not ettim. Fatihte ki Çeçen yardımlaşma komitesine
giderek, orada yakaladığım Çeçenlerden sordum. Bilgiler edindim.
Düzeltmeler yaptım. Ancak onların büyük bir kısmı da bazı kelimeleri
ve cümleleri bilmiyorlardı. Aralarında Çeçen dili ve edebiyatı
konusunda bir hayli bilgili olanlarına da rastladım ve yardımlarında
yararlandım. Kitabın düzeltmelerinin yapılmasında yardımcı olan
Avukat yazar Sayın Hulusi Üstün'e teşekkür ediyorum.
Bu romanın çevrilmesi bittikten sonra, çok daha hacimli ve çok
daha zor bir çeviriye başladım. Abuzar Aydemirov'un ünlü (Exa
Buysanaş) Uzun Geceler adlı ünlü tarihi romanını tercüme ettim.
Her iki kitapta yayına hazır hale geldi. Ancak henüz basımını
yapamadım. Bütün zorluklarına rağmen Uzun Geceler'i yayınlamaya
karar verdim ve önümüzdeki zamanda yayınlayacağım. Bu romanı ise;
bu site de tefrika ederek sizlere tanıtmayı düşündüm. Her hafta
bir bölümü yayınlanacaktır.
Okuma zahmetine katlandığınız için şimdiden teşekkür ederim. Umarım
beğenirsiniz. Saygılarımla.
KAFKASYA'da
ALDAR İMAM UŞURMA:
Büyük Terek ırmağının ötesinde, ihtişamlı Kafkas dağlarının, başı
her zaman karlı dorukları görünüyordu. Yaşlı bir adam derin düşüncelere
dalmış, odasının küçük penceresinden dağları gözlüyordu. O, Rus
çarının kendi egemenliğini, Kafkaslara da yaymak için gönderdiği
Pavel Potemkin'di. Bu ülkeyi işgal edip, egemen olmak çarın sandığı
kadar kolay değildi. Çünkü çar bu insanları tanımıyordu.
Potemkin masasına oturdu.
Peterburg'dan, Çariçe ll. Yekaterina'nın gizli servisinden Kafkas
ordusu başkomutanı Potemkin'e gönderilen mektubu ikinci kez okurken,
içeri Albay Kek girdi:
-Beni mi çağırdınız efendim ?
-Evet, otur diye başıyla sandalyeyi işaret etti Potemkin.
Mektubu okuyup bitirdi, katladı, koydu. Düşüncelere daldı. Pencereden
dışarı baktı yine. "Üzerilerine ne kadar büyük güç gönderilse,
yine de durdurulamıyor bu insanlar. Masa başındakilere emir vermek
kolay geliyor" diye düşündü.
Kafkas orduları baş komutanı Potemkin Çeçenistan'ın içinden geçen
Terk ırmağı boyunca yerleştirilen orduyu denetlemeye gelmişti.
- O Şeyh Mansur denilen kurt çobanı hakkında yeni bir şey öğrenebildiniz
mi?
Peterburg daki ler den daha çok istiyordu Potemkin, Şeyh Mansur'un
kim olduğunu öğrenmeyi. "Bu adam, o yabani Çeçenlerden olamaz"
diye düşündü. Mansur altı yüz kişiden meydana gelen birliğini her
türlü saldırıdan korumayı biliyordu. "Nasıl başarıyordu? Bu
askeri bilgi ve beceriyi kimden öğrenmişti. Hayır gizli bir sırrı
olmalı bu adamın!"
Albay Kek cevap verdi.
-Çavuş Devletşin, onun Alda köyünden okuma yazması olmayan bir Çeçen
olduğunu söylüyor. Kuran'da yazılı olanları da istediği gibi değiştirdiğini
ve din devleti kurmak için Kafkasya'daki, aralarında düşmanlık bulunan
kabilelere çağrı yaptığını, birlik olmaya çağırdığını söylüyor efendim.
Komutan buna benzer şeyleri daha evvel de duymuştu.
- Başka bir şey varmı?
- Hayır. Savaşta usta, fakat politika bilmiyor.
Mansur hakkındaki söylentileri hatırladı Potemkin. "Benim kim
olduğumu kimse bilmiyor ve bilmeyecek. Bu sır olarak kalacak. Allaha
andolsun ki; ben her zaman insanlara bir bela geldiğinde, onu yok
etmeye ve peygamber ümmetini bir araya getirmeye dünyaya gelirim.
Bana uyan, selamete erer. Uymayana ise silahım çevrilir. Bu silah
bana peygamber tarafından gönderildi. Ben onunla gavurları yok edeceğim."
Şeyh Mansur, hiç tahmin edilmeyecek yer ve zamanlarda ortaya çıkıyordu.
Bir keresinde savaş hilesiyle Mansur tarafından nasıl bozguna uğratıldığını
hatırladı, ve bir sıkıntı bastı Potamkin'i. İyi bir asker olmasına
rağmen, dağlarda ustalaşmış seçme askerlerinin cenazelerini göndermişti
o zaman.
Albay Pery komutasındaki, Gvardenski, Astrhan, Kabardin taburları,
Tomsky ve Tersky alaylarının birer taburlarıyla, bir kazak birliği
ve iki büyük top ile takviye edilmiş kuvvetleri, imam Mansur'un
köyü Aldar'a saldırdılar. Çeçenlerin zayıf direnişini ezerek köyü
ele geçirdiler. Sonra ateşe vererek bu küçük Çeçen köyünü yok ettiler.
Hiç kimseye acımadan büyük küçük, kadın çocuk demeden herkesi kılıçtan
geçirdiler. Pery'nin alayı oradan kaçan Çeçenlerin peşinde başka
köylere saldırdı. Rastladıkları köyleri acımasızca, yaka yaka ilerleyen
alaya, Şeyh Mansur arkadan saldırdı. Alay çok zor durumlara düştü.
İmam bütün alayı, Sölc ırmağına dökerek imha etti, ancak kaçabilen
askerler canını kurtardı.
Ertesi gün bu haber, komutan Potemkin'e ulaştı. Komutan bu yenilginin
üzüntüsünü uzun zaman üzerinden atamadı. Bu üzüntüsü, alayın yok
edilmesinden ziyade, olanların Peterburg tarafından öğrenilmesiydi.
Yukarı yazdığı raporda olanların ancak yarısını bildirmişti.
KOMŞULAR:
Olxazar* oturmuş, harbi ile tüfeğin namlusunu temizliyordu.
Komşusu Cuma geldi:
-İyi akşamlar, kolay gelsin.
-İyi akşamlar Cuma. Hoş geldin.
Eliyle tahtadan yapılı divanın üst yanını işaret etti ev sahibi.
Cuma divana oturunca arkasına yastık verdi. Odayı, titrek ve zayıf
ışığı ile aydınlatan kandilin kendine has kokusu doldurmuştu. Divanın
öbür ucunda kedi gibi kıvrılmış, bir oğlan cocuğu, kara gözlerini
misafire dikmiş bakıyordu. Çocuk çok geçmeden uyuya kaldı. Cuma:
-Bu çocuk ne kadar erken uyudu böyle, diye sordu.
-Akşama kadar koşturup, oynayıp duruyor. Yorulmuş olmalı.
-Kaç yaşında bu?
Olxazar gözlerini düşünceli, tavana dikti. Sonra derin soluklandı
.
-Doğrusu tam bilemiyorum. Kuraklık olduğu sene doğmuştu.
Misafir içinden hesapladı.
-Yedi, sekiz yaşlarında olmalı.
-Evet öyle olmalı, diyerek onayladı ev sahibi. Bir süre havadan
sudan konuştular. Sonra Cuma geliş sebebini açıkladı.
-Bizim imam haber salmış, Ruslara karşı savaşa çağırıyor herkesi.
Biz arkadaşlarla katılmaya karar verdik de. Sen de katılır mısın?
Olxazar eliyle kalpağını yukarı itti. Gözlerini misafirine dikti.
-Beni korkak mı sanıyorsun?
-Hayır, demem o değil. Arkanda anasız babasız bir çocuk bırakarak
gelip gelemeyeceğini soruyorum.
-Komşu Asma'ya emanet ederim onu.
-Uşurma'nın, bize Allah tarafından gönderildiğine eminim. Onunla
ilgili çok şeyler duydum. Onunla birlikte savaşan Çeçenlerin, Çar'ın
askerlerini hep yendiği söyleniyor. Allahın yardımı olmasa onun
yaptıkları yapılabilirmiydi? Yakalanıp kurşuna dizseler bile geri
diriliyor.
-Allahın koruyup, kutsadığı bir adam, diyerek onayladı Olxazar.
-Vahab da, onu asarlarken gören birinin anlattıklarını aktardı bana.
Mansur'un yakalanıp garnizonda idam edildiğini gören adam, akşama
doğru köyüne giderken, Mansur'u atının üstünde, adamlarının önünde
dağlara kavuşmak üzere giderken görmüş.
-Öyle bir adamla birlikte ölmek bile şerefli bir ölüm.
-Şüphesiz cennetin kapıları açık olur ona.
Cuma ev sahibinin temizlediği silahı eline aldı inceledi.
-Güzel silah, diyerek kandile doğru nişanladı. Parmağını tetiğe
koydu.
-Hayır, boş olsa bile, bazan kendi kendine patlar derler duymadın
mı?
Olxazar uzandı silahı aldı, duvara dayadı.
-Duydum dedi Cuma, biraz da alınarak.
-O gavurlar bizden ne isterler. Uçsuz bucaksız toprakları varmış.
Bizim ormandan başka birşeyi olmayan bu dağlarımızı ne yapacaklar.
-Ben de anlamıyorum. Sürekli saldırıyorlar. Bizi dağlara doğru sürerek.
Çok malı olan daha çoğunu ister derler ya.
-Öyle olmalı.Yoksa anlaşılır gibi değil.
Her ikisi de sustu. Ayrı ayrı düşüncelere daldılar. Bir süre sessizlik
sürdü. Bu sırada kandilde yanan yağın çıtırtılarından başka bir
şey duyulmuyor, bir köşede uyuyan çocuğun düzenli solumaları sürüyordu.
Cuma sessizliği bozdu.
-Öyleyse sabahleyin görüşürüz.
-Olur. Tabi.
Cuma kalktı, iyi geceler dileyerek kapıya yöneldi.
-Güle güle, diyerek misafirini dış kapıya kadar uğurlayıp içeri
girdi Olxazar. Duvarda asılı deri paltosunu aldı. Uyuyan çocuğun
üzerine örttü. Yatağını yaptı. Kandili söndürdü, yattı. Odaya sızan
ay ışığında, uzun süre bir o yana bir bu yana döndü durdu Olxazar.
* Olxazar (a- Alıcı kuş anşamındadır.
b- Çeçen alfabesinde x harfi hğ arası gırtlaktan çıkarılan bir sestir;
ÇN)