ROMAN ANASAYFA

ALEKSANDR ÇEÇENSKİY

Bölüm 4

RUSYADA:

KAMENKA

Rayevskilerin iki katlı evi, küçük bir tepenin üstündeydi. Civardaki evlerden çok büyük ve gösterişliydi. Tepeden bakıldığında, her yer rahatça görülebiliyordu. Evin arkasında büyük bir bahçe vardı. Bahçe sekiler halinde aşağı doğru  Tyasmin çayına kadar uzanıyordu.

Rayevksilerin bahçesi çok güzel ve bakımlıydı. Özellikle çiçekler.   Rayevskinin annesi, çiçeklere özenle bakardı. O, çiçekleri çok severdi. Bu sevgisini oğluna da aşılamıştı.

Rayevski’lerin evinde her zaman misafir olurdu. Geniş bir sülaleleri vardı ve gelenler gayet iyi kabul edilirdi. Çevrede herkes, onlarla tanışmak isterlerdi. Nikolay Nikolayeviç Rayevski’nin annesi Yekaterina Nikolayevna Grafan, çariçe  ikinci  Yekaterina’nın sevgilisi  asil Potemkin’in kızkardeşinin kızı idi.

Biraz sıra dışı bir gündü. Komşuları büyük toprak sahibi Dvoryanka onları ziyarete gelmişti. Çoktandır görüşmedikleri için Yekaterina Nikolayevna’yı görmek istemişti.

İki kadın biraz evvel sofradan kalkmış, veranda da rahat koltuklarında dinleniyorlardı. Kendi yaşamları, Peterburg’dan gelen yeni haberler üzerine sohbet ettiler.                                                          

Şimşekler çakan yağmurlu bir günden sonra, bugün hava  açmış, yerini pırıl pırıl güzel bir yaz gününe bırakmıştı. Dünkü yağmur yerdeki tozları, ağaçları, bahçeleri temizlemişti.

- Oğlunuzdan mektup, haber geliyor mu? diye sordu, Dvoryanka.

- Herhangi bir haber gelmeyeli çok zaman oldu.

- O, hala Kafkaslarda mı?

- Evet.                                                                                                             

- Kaç yaşında şimdi?                                                                                 

- On yedi yaşında, küçük daha. Basit şeylerle mutlu oluyor. Gönderdiği mektuplarda  Kafkasya’nın o            yalçın dağlarını, ormanlarını, cennetmiş gibi anlatıyor.

Yekayterina Nikolaya gülümsüyordu.

- Oraya gideli çok olmadı galiba.

- Hayır. Polonya’daydı. Gayet rahattı. Fakat kendi isteği ile o savaş cehennemine gitti. Dağlıları ayaklandırıp isyan başlatan bir şeyh varmış orada. Geçen gün gazetede okumuştum.

- Onları nasıl durdururuz acaba?

Sohbet bu minval üzere devam ediyordu.

Muntazam sıralar halinde dikilmiş fidanlara , biçim verilmiş, güzel bir kameriye oluşturulmuştu. Balkondan kameriyeye giden küçük yola çakıl döşenmişti. Kameriyenin üstünden bakılınca Kiev yolu olduğu gibi görünüyordu. Yola bakmakta olan   Dveryanka, yaklaşan arbayı gördü.                 

- Kiev’den bir misafiriniz var galiba,dedi.

Ev sahibi gözlüklerini taktı.Dikkatle yola baktı.”Evet,galiba” diye cevapladı. Artık yavaş yavaş kalkmayı düşünen Dveryanka, gelenin kim olduğunu merak etti. Bugünkü gibi komşu ziyareti dışında bir yere gittiği yoktu. Yıllardır tek düze bir yaşam sürdürüyordu. Bu yüzden böyle bir komşu ziyareti, yada evine bir misafir gelmesi bile önemli bir olaydı onun için. Gelen araba bizim eve dönmez mi acaba? diye düşündü. Ancak, gelen önemli biriyse Kamenka’yı geçip gitmezdi. Bunu her iki kadın da, gayet iyi biliyordu.

Kievde, Dimitriç arabanın içine geçti. Arabada,  Çeçenski ye bazı açıklamalar yaptı

- Bak Aleksandr, bizim burada her şey variyetle, asaletle ölçülür. Senin memleketimde iyi karşılanmanı isterim. Eğer soran olursa, zengin ve soylu bir aileden olduğunu söyle. Anladınmı? Tekrar söylüyorum sana, sen soylu bir ailedensin.

Bu samimi sözler, Aleksandr Çeçenski nin yaşamını belirledi adeta.

Bu uzun yolculuk boyunca, iki yolcunun arkadaşlıkları ve samimiyeti bir hayli arttı. Dimitriç memleketine kavuştuğu için çocuklar gibi seviniyordu.

- Burası sizin Kafkaslar gibi değil ahbap. Bak şu bereketli topraklara. Hiçbir dağ, bir yükselti yok.

Eliyle gösterdi.

- Yetişen ekinleri görüyormusun?

Gördükleri, Aleksandr için hiç ilginç gelmiyordu. Kendini bildiğinden bu yana gördüğü heybetli dağlar, çoktan kaybolmuştu. Halbuki dünyanın en ucundan bile bakılsa, onları her yerden görebileceğini düşünürdü. Buradaysa göz alabildiğince düzlükler vardı.

Uzaktan beyaz renkli, iki katlı büyük bir ev göründü. Dimitriç o evleri göstererek;

Şu görünen evler Rayevski lerin evleri. Nikolay  Nikolayeviç’in annesi ilginç bir kadındır. Barin le karşılaşınca şapka çıkarmak geleneğimizdir. Anladınmı? Ulaştığımızda   bunu unutma sakın.

Yarım saat sonra araba evin önünde durdu. Dimitriç arabadan indi. Saygıyla kapıyı açarak Aleksandr’ı indirdi. Verandaya doğru yürüdü. Üç dört adım kala durdu. Küçük arkadaşına da göstererek, başındaki kalpağını çıkardı. Peşinden gelen Aleksandr, ne yapacağını bilemez ve şaşkın bir halde durdu.

Yekaterina Nikolayevna gözlükleriyle baktı. Geleni ancak tanıyabildi.

- Dimitriç! Sen misin.

- Evet, benim efendim.

- Sen yalnız mı geldin?

Hanımının ne demek istediğini anlayan Dimitriç, onu sakinleştirmek için çabucak cevap verdi:

Sayın efendim Nikolay Nikolayeviç tarafından gönderildim. Bu küçük çocuğu getirmek ve size teslim etmek üzere görevlendirildim. Savaşta esir alınmış. Asil bir ailenin çocuğu olduğunu duymuştu. Bu mektupta  sayın  Nikolay Nikolayeviç her şeyi açıkladığını söylüyordu. 

Yakaterina Nikolayeviç saplı gözlüklerini gözüne tutarak çocuğu inceledi. Arkasında duran hizmetçi kız fırladı, merdivenlerden inerek Dimitriçten mektubu aldı getirdi.

Yekaterina Nikolayeviç zarfı açtı. Mektubu okudu.

- Bu mektupta senin anlattığın şeylerden sözetmiyor.

Şaşkın bir vaziyette kalakaldı, Dimitriç. Ona aldırmadan devam etti hanımı.

- Esir edilen bir erkek çocuğundan bahsediyor. Akıllı, anlayışlı bir çocuk diyor. Ona kendi soyadını verdiğini de yazıyor. Nikolay; ilk ve büyük çocuğum benim. Onun isteklerini severek yerine getiririm. Dimitriç’in söylediği gibi soylu bir aileden olmasa, benim oğlum da onunla ilgilenmezdi. Dimitriç adı ne bu çocuğun?

- Adı  Aleksandr Çeçenski  efendim.

- Egzotik bir aile adı varmış. Güzel bir ad.

Komşu misafir hanıma baktı Nkolayevna.  Nikolayeviç:

- Sayın efendim Nikolay Nikolayeviç kendisi  bu ismi ona verdi.

- Banyoya götür. Banyo yaptır. Yeni elbiseler giydir. Uzun yoldan geldiniz. Yorulmuşsunuzdur. Dinlenin ikinizde.

Dimitriç Aleksandr’ı götürdü. Onlar gittikten sonra,  

- Merhametlidir benim oğlum. Zor durumda olanın yardımına hemen
yetişir. İyi tanırım onu. 

- Merhametli olmak çok güzel bir meziyet.  Nikolay Nikolayeviç’i evinde
verdiği bir partide, bir iki kez görmüştü. Bunun dışında pek tanımadığı halde  “akıllı ve kibar bir oğlunuz var” dedi,komşu.

Oğlundan böyle söz edilmesinden  ev sahibinin çok hoşlanacağını biliyordu.

- Diğer çocuklarınız Peterburg da  mı kalıyorlar?

- Evet oradalar.

Gelenin kim olduğunu öğrenerek, merakını gideren misfir bayan, gitmek üzere hazırlandı. Hanımının kalktığını gören arabacı  hemen arabayı merdivenlere yanaştırdı.

             *      *     *    

Aylar, yıllar, tekdüze geçiyordu. Aleksandr’ın canı sıkılıyor. Yaşıtlarıyla oynama,birlikte vakit geçirme olanağı yoktu. Yoksul köylüler, çocuklarını kendileriyle birlikte çalışmaya götürüyorlardı. Aleksandr bütün vaktini tek başına geçiriyordu. Bazan Taysmin çayına  yüzmeye, bazan da civardaki ormanda  dolaşmaya gidiyordu. Hiç bir eksiği yoktu. Onbir yaşına bastı. Akranlarıyla beraber olma, onlara düşündüklerini anlatma, onların hayallerini dinlemek, gerekirse onlara  danışma ihtiyacı duyuyordu. Tek bir arkadaş edinebilmişti. O da  Rayevski lerin kahyasının oğlu Petro idi. Petro ondan bir yaş büyüktü. Babası onu geçen yıl Moskova üniversitesinin gimnazyum’u na (orta dereceli okul) yazdırmıştı. Geçen yıl sömestri tatilinde eve gelmiş, yaz tatilinde yine geleceğini söylemişti. Nedense gecikmiş ,hala gelmedi.

Nikolay Nikolayeviç de bir türlü gelmiyor. O gelseydi bu can sıkıntısına bir çare bulurdu. Aleksandr’ın burada kaldığı dört yıl boyunca yalnız iki defa evine gelmişti Nikolay Rayevski. O geldiğinde her ikisi de ne kadar mutlu oluyorlardı. Biraz kilo almıştı Rayevski. Uzun boylu, geniş alınlıydı. Saçlarını sağdan sola doğru muntazam biçimde tarardı.  İnce kaşlı,düz burunlu,sakal ve bıyıkları her zaman tıraşlı, bakışları biraz sertçeydi. Bu bakışlardan azıcık çekinirdi Aleksandr.

Bu gün peş peşe iki sevinç yaşadı, çocuk. Yüzmeden eve döndüğünde Nikolay karşıladı onu. Aleksandr içeri girdiğinde,annesiyle sohbet ediyordu Rayevski.

- Oooo! şahin yavrusu. Gel bakalım, gel. Aleksandr gülümseyerek yaklaştı. Öğretildiği gibi hafifçe eğilerek başıyla selamladı, “Hoşgeldin”, dedi.

- Nasılsın, işler nasıl gidiyor?

- İyiyim,

Yüzüne bir gülümseme yayıldı.

- Canın sıkılıyor mu burada?

Çocuğun bakışları Yekaterina Nikolayevna’ya kaydı.Gerçeği söylerse onu gücendirebileceğinden korktu. Onun hoşuna gitmeyecek, onu üzecek bir şey asla yapamazdı Aleksandr.

Son zamanlarda sık sık, doğduğu memleketini, Hasin’le oynadıkları oyunları, dağların tertemiz, pırıl pırıl sularında yıkandıklarını hatırlıyordu. Ağaçlara tırmanıp dut, kiraz yemek ne güzeldi. Bir daha, doğduğu köyü görebilecek miydi acaba? Güzelliği çok uzaklardan bile farkedilen dağlarını, deresini, ırmağını , otlaklarını, pınarlarını,  kısaca  eşsiz memleketini bir daha görebilecek miydi?

Yekaterina, çocuğun sılasını özleyeceğini, yurdundan yuvasından koparılmanın onu ne kadar üzeceğini bilmez değildi.

Aleksandr, kafasında bu düşüncelerle Rayevski nin  sualini cevapladı.

- Hayır sıkılmıyorum dedi.

Nikolay Nikolayeviç’in omzundaki apoletlerin  artmış olduğunu farketti.

- Terfi mi ettin.

- Bak sen diyerek gülümsedi Nikolayeviç.  Çok dikkatlisin.

- Ben hiç farketmedim dedi annesi. Kutlarım seni. Binbaşı lığa mı terfi ettin.

- Evet , binbaşı oldum artık mamenka ( anneciğim).

Söz ve davranışlarında hiç kibir ve büyüklenme yoktu.

- Sürprizlerine alıştım artık,  yirmi iki yaşında binbaşı.!.

Nikolay Nikolayeviç çocuğa dikkatle baktı.

- Aleksandr’ı okula göndersek nasıl olur acaba? Boyu biraz kısa ama .Zamanla büyür nasıl olsa. Ne dersin Aleksandr, okula gitmek ister misin?

Çocuğun gözleri sevinçle parladı. Devam etti Rayevski:

- Büyüduğün zaman iyi bir savaşçı olacağını düşünüyorum. Öyle hissediyorum. Her asker general olmayı hayal etmeli. Fakat okumadan general olunmaz. Önce okumak lazım.

- Okumayı öğrendı o. Rahatça okuyabiliyor artık, dedi annesi.

Bunu duymaktan çocuğun memnun olacağını biliyordu.

- Çok iyi. Fakat gimnazyumda okumak başka tabi. Gitmeden önce Moskova Üniversitesi’nin Gimnazyumuna kaydettiririm seni. Hadi şimdi serbestsin. Oynamaya git. 

Aleksandr  dışarı çıktı. Herşey bambaşka görünüyordu artık. Nikolay Nikolayeviç geldiğinde herşeyin değişeceği  içine doğmuştu sanki. Sakın düşüncelerinden vazgeçmesin!  Hayır asla sözünden dönmez o.