ALEKSANDR ÇEÇENSKİY
Bölüm 7
RAYEVSKİY ASKERLİKTEN AYRILIYOR:
Veliahd Prens Pavel ile, annesi Çariçe ll.Yekaterina nın arası açıktı. Çariçe oğlu Pavel’i sevmiyor, o yüzden onu Gatçin*de bulunduruyordu. Annesi Çariçe Katerina nın düzenini ve uygulamalarını beğenmiyor, Gatçinde kendi kendine yeni bir düzen kurmuştu. Her yerde kırmızı, siyah, beyaz boyalarla yazılmış, caddelerde boydan boya gerilmiş afişler ve her caddenin başında yolu kesen bariyerler, her köşe başında nöbetçi kulübeleri vardı. Nöbetçiler her gelip geçeni kontrol ediyordu.
Annesi Alman soyundandı. Pavel dayılarının dilini kullanıyor, onların modasına uygun giyiniyor. Arkasında uzun saçları ve favorileri olan Alman başlığı ( peruka ) takıyordu. Farklı tavır ve davranışları olan biriydi Pavel. Yemekleri yemeden önce, başkalarına yedirir, zehirlenmekten korkardı. Bu yüzden çok sıkı tedbirler alınmıştı.
Birinde Rastopçin Almanya ya gitmişti. Orada kağıt oyunun da bir oyuncak asker takımı kazandı. Döndüğünde onları Pavel’e hediye etti. Kukla askerler büyük bir masayı dolduracak kadar çoktu. Rastopçin oyuncakların kolunu çevirdiğinde, oyuncak askerlere komut veren bir boru çalıyor, başka bir kukla davul çalmaya başlıyor, sonra borucu general marşı çalıyor, kukla askeri birliği yürüyüşe geçiyordu.
Bu oyuncaklardan çok hoşlanan Pavel, ellerini birbirine sürerek;
-Çok güzel. Alay nasıl yürüyor bakın. Asker böyle olmalı. Bu oyuncaklar gibi. Asker, düşünen tartışan ve fikir yürüten bir insan değil, mekanik bir alet gibi verilen emri yerine getirmeli.
Pavel kısa boylu, kalkık burunlu, zayıf karakterli biriydi. Annesinin babasını tahttan uzaklaştırıp tutuklatmasını, annesinin yandaşlarının pusu kurup onu öldürmesini hiç unutamıyordu.* Bu yüzden her zaman kendisine karşı bir komplo dan korkuyordu.
ll. Yekaterina aniden gelen felç yüzünden ölüm döşeğindeydi. Nikolay Zubor hemen Pavel’e haber verdi. Pavel bir komplodan korkarak inanmak istemedi. Bezbordok tarafından güçlükle ikna edildi. Rastopçin de ulaşınca saraya doğru yola çıktı.
Vardığında ilk yaptığı şey ağır hasta yatağındaki annesini bırakıp onun vasiyetnamesini aramak oldu. Vasiyetnameyi bulabilmek için annesinin odasını darmadağın etti. Hileci Bezbordok da ona yardım ediyor görünmeye çalışıyordu Kağıtlar, boyalar, pudralar, bilezikler takılar yerlere saçılmıştı.
Pavel vasiyetnameyi yok etmek için gerekirse her yeri yakmayı düşünüyordu. Çünkü taç giymesi o vasiyetnamede yazılı olanlara bağlıydı.
Belge bir türlü bulunamıyordu. Bezbordok Pavel’e sordu.
-Zubov Platov’u çağırsak nasıl olur.
-Çabuk bulun getirin diye emretti.
Zubov Platon geldi. Rus imparatorluğunun yüksek rütbeli generali, imparatorluk yaveri,general vali gibi unvanları olan Platov, Pavael’in karşısında küçülmüş, küçücük kalmıştı. Bütün üst düzey komutanlar ve generaller Pavel in karşısında dizildiler.
-Vasiyetname nerede ?
Pavel gözlerini karşısındakilerin üzerine dikti. Bakışları hayra alamet değildi. Bunu gayet iyi anlayan Zabov vakit yitirmeden sekretere yöneldi. Onun pek çok kutularından birini açtı. İçindeki bir düğmeye bastı. Bir vınlama sesi duyuldu. Kutunun kapağı açıldı. Onun içinde süslü bir kutu vardı. Siyah bir kurdeleye sarılı vasiyetname orda duruyordu.
Pavel kurdeleyi çözdü. Belgeyi açtı içinden okudu. “Ben öldüğüm zaman bu belge senato ya verilecek.” Pavel, “ ilk günden gücümü göstermem gerek.” Diye düşündü. Belgeyi Zubov’a verdi. Sert bir sesle,
-Yak diye emretti.
Platon gitti kağıdı ocağa attı., yaktı. “Bütün hayallerim ve tasarılarım bu kağıt gibi yandı kül oldu. O kocakarı da böyle erken ölmeseydi olmaz mıydı” diye düşündü.
Kabul salonunda, imparatorluğun en üst düzey yöneticileri toplanmış, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı. Pavel salona girdi. Annesinin ölümünden dolayı üzüntüsünü göstermesi beklenirken; salonda sesi yankılandı.
-Bundan böyle kralınız benim! Çağırın papazı!
Bazıları iktidarın nimetlerinden olacağını, bazıları da elde edecekleri istikbal ve menfaatleri düşünerek heyecanlanıyordu.
Gatçin de atılan tohumlar artık bütün Rusya da yeşeriyordu.
Peterburg savaş karargahı gibiydi. Şehre girilen yerlere bariyerler kurulmuş, nöbetçiler yerleştirilmişti.
Çar’ın muhafız birliğine Prusya forması giydirilmişti. Muhafızların saçları kesiliyor, kafalarına, iki yanda kıvrılmış saçlardan yapılan favoriler ve arkadan aşağı sarkan örüklü bir peruk, pudralanan başlarına geçiriliyordu.
Törenlerde, askerlerin dizlerinin bükülmemesi için dizlikler takılmıştı. Şehirde erkenden davullar çalmaya başlıyordu.
Feldmareşal Suvorov, saraya çağırıldı. Mareşal, Almanlarınkine benzeyen bu kıyafetlerden hiç hoşlanmadı ve giymeyi reddetti. Sonradan meşhur olan şu alaycı sözleri söyledi: “pudradan ilaç, favorilerden top, örgülü saçlardan kılıç, benden de Alman olmaz. Ben gerçek bir Rus’um”. Pavel onu Sılkey Kançaskey*e sürgün e gönderdi.
Feldmareşal’in askeri düzenlemelerinin hepsi kaldırıldı. Subayların çoğu ordudan çıkarıldı. Potemkin’in akrabası Rayevskiy de çıkarılanlar arsındaydı.
Rayevskiy’e ordudan uzaklaştırıldığına dair emir Kafkasya da ulaştı. Rayevskiy Aleksandır’ı yanına çağırdı.
-Dostum Aleksandır, bir süre ayrılmak zorundayız. Bu gün için durum gördüğün gibi. Amirlerine itaatli ol. Gün gelir yine birlikte oluruz.
Onun başka bir yere nakledildiğini sanan Aleksandır;
Nikita Nikitayeviç, beni de gittiğin yere götür.
Memnuniyetle götürürdüm. Fakat askerlikten çıkarıldım.
Aleksandır söylenenlere inanamadı.
-Evet böyle oldu. Kamenka ya yakın Boltışka denen yerde topraklarım var. Oraya giderim. Aleksandır iyi bir asker oldun. Görevine böyle devam et. Bir ihtiyacın olursa çekinmeden yaz.
Aleksandır ne diyeceğini bilemeden öylece kalakaldı.
-Nikita Nikolayeviç, bu nasıl iş. Bir suçun kabahatin yok ki.
-Evet Aleksandır, suçum filan yok ama, böyle çıkarılan yalnız ben değilim. Pek çok var. Hatta tutuklananlar bile var. Yani Çar ve yanındakiler suçlu suçsuz diye bakmıyor.
Aleksandır tepkiyle;
-Böyle Çar’a nasıl hizmet edilir öyleyse .
Rayevskiy dikkatle baktı. Onun çok üzüldüğünü düşünerek, sakin ve yumuşak bir tonla;
-Bir daha başkasının yanında asla böyle şeyler konuşma. Biz Çar için çalışmıyoruz. Vatanımız için çalışıyoruz. Onu korumak ailemizi korumak gibidir.
Her ikisi de sessizleşti. Rayevski eşyalarını toplamaya başladı. Aleksandır morali çok bozuk ayakta dikiliyordu.
-Kaçar Çeçenistan’a giderim bende.
-Git. Oradakiler de dört gözle seni bekliyorlar zaten. Gidince orda ne yapacaksın. Bagration’u örnek al. O da Gürcistanlı. En üst dereceye kadar yük-seldi. Herkes saygı duyuyor. Senden böyle sözler duyacağımı tahmin etmezdim.
Aleksandır böyle sıkıntılı bir zamanda Rayevskiy’nin daha fazla canını sıkmak istemedi.
-Nikita Nikitayeviç özür dilerim. Bu haksızlığa çok canım sıkıldı.
Rayevskiy gülümsedi.
-Sabırsız, çabuk bir adam olduğunun biliyorum. Biraz sabırlı olmak lazım. Yer ve gök de hep aynı kalmıyor. Bir açılıyor bir kapanıyor. Gün ola harman ola.
Bu sözler Aleksandır’a biraz moral verdi. “Bilgili ve tecrübeli bir adam olan Nikita Nikitayeviç boş yere konuşmaz” diye düşündü. Belki onun hoşuna gitmeyecek yanlış bir şey söylememek için sakinleşti. Rayevskiy’e yardım etmeye koyuldu.
Rayevskiy Rusya ya giden yollar güvenli olmadığı için, posta arabasının gideceği güne kadar beklemek zorunda kaldı.
-Aleksandr, kendini yetiştiren adamı yolcu etmek için garnizondan çok uzaklara kadar ona eşlik etti. Nihayet Nikita Nikikitayeviç onu çevirmek için;
-Geri dön Aleksandr, ne kadar gelsen de yine ayrılacağız. Söylediklerimi unutma sakın. Anladın mı ? diyerek gülümsedi Rayevskiy.
Aleksandr gözlerinin yaşardığını göstermemek için kafasını yana çevirdi. o vaziyette;
-Peki unutmam dedi. Atını kırbaçlayarak kenara sıçrattı. Döndü el salladı. Rayevskiy nin söylediklerini düşündü. “Kazak, uzak ve tehlikeli bir yola çıkarken veya çok sevdiklerinden ayrılırken, gözlerindeki yaşı göstermemek için atını böyle kırbaçlarmış. Kazaklarla dağlıların huyları birbirine benziyor.”
Rayevski de çocuğa el salladı ve oturduğu yerde geriye yaslandı. Böylece yaşamında bir dönemin sona erdiğini düşündü.
Bu olanlarla Batı Avrupa’da ki olaylar arasında ilgi kurmaya çalıştı. “Oralarda Bonapart bir işler karıştırmaya çalışıyor. Yakında kokusu buralarda da çıkar.
* * *
Pavel’in krallığı çok sürmedi. 1801 yılının bir yaz gecesi, odasına giren suikastçılar tarafından feci bir şekilde öldürüldü. Bu olayda Zubov’un general Palenan’ın, Preobrejenskiy alayı komutanı Talzin’in de parmağı olduğu söyleniyordu. Pavel’in yönetiminden ve politikalarından , başkaları gibi onlarda memnun değillerdi. Bilhassa Zubov ve onun gibiler, Pavelden evvelki yetki ve ayrıcalıklarını kaybettikleri için ona karşıydılar.
Pavel’in oğlu Aleksandr babasının cenazesinin yanından çıktı,
- Her şey babaannemin zamanındaki gibi olacak diye açıklama yaptı.
Her kes Pavel’in ölümüne seviniyordu. Dışarıda halk seviniyor, bayram ediyor, birbirine sarılıyordu.
E L V E D A K A F K A S Y A :
Haber Kafkasyaya ulaştı. Aleksandr, Rayevskiy in görevine döneceğini düşünerek çok seviniyordu.
Aleksandr Çeçenskiy Nijerogorodskiy Draguniyn alayında yıllar geçirdi. Yıllar yaşamında önemli bir değişiklik yapmadan geçiyordu. Terfi etmiş teğmen rütbesi almıştı.
1804 de Kabardey halkı kendi feodallerine karşı ayaklandı. Feodaller Rusya dan yardım istedi. İsyanı bastırmaya Aleksandr’ın alayı gönderildi. Baksan nehrinin öbür yanında, Şerrlişera da Çeremniy ve Şelukaniy suları arasında Dragunin alayı savaştı.
1805 yılında Kabardeyler tekrar isyan etti. Kizburun vadisinden dağlara kadar olan bölgede ve Kizburun dan Çerem nehrine kadar olan bölgelerde isyan bastırıldı. Çeçenskiy’in komşu bir memleketin halkına karşı savaşmak hiç hoşuna gitmiyordu. Hakkını arayan insanlara karşı neden savaşmalı. Kafkas halklarına karşı silah çekmek istemiyordu Aleksandr. Başka bir birliğe nakli için rapor yazdı. Fakat isteği kabul edilmedi. Bir tanıdık, önemli bir sebep olmadan böyle istekler kabul edilmiyordu. Ayrıca Çeçenski gerçek savaşlarda kendini göstermek, sanatını icra etmek istiyordu. Bir akşam sohbet ederken arkadaşı teğmen Recevskiy ona:
-Buradan gitmek istiyorsun galiba.
-Evet, Nikolay Rcevskiy. Gerçek bir savaşa katılmak istiyorum.
-Ben de senin gibi düşünüyorum.
-Nasıl yapalım öyleyse.
-Kuzenimden bir mektup aldım. Yazdığına göre, Rusya da Fransızlara karşı bir ordu kuruluyormuş. Bu orduya asker topluyorlarmış.
-Sonra ?
-Benim söylediğimi sakın kimseye söyleme.
-Merak etme bana inanabilirsin.
-Buradan, askerlikten ayrılıp Rusya ya gitmemiz lazım. Ben ayrılmak için dilekçe verdim.
Diyerek gülümsedi Rcevskiy. Çeçenski kımıldandı.
-Hemen şimdi ben de yazarım öyleyse.
Fırladı gitti. Bir dilekçe yazdı. Amirlerine verdi.
Bir ay geçmeden ikisinin de dileği kabul edildi. Rcevskiy :
-Şimdi doğru Petersburg’a gideriz. Orada biraz eğlenir dinleniriz. Sonra bir alaya katılırız. Anlaştık mı?
-Anlaştık dedi. Aleksandr tereddütsüz.
Gözlerinin önünde Sofiya nın hayali belirdi. Bunca senelerdir, iki defadan başka birbirlerini görememişlerdi.
Nikolay Nikolayeviçle iki kez izne gelmişler her defasında da Peterburg da kaldılar. O zaman Sofiya yı görmeye evlerine gidiyordu. Son görüştüklerinde Sofiya gözlerindeki yaşları silmeden,
-Ne kadar uzun süre kalsan bile yine seni bekleyeceğim.
Hiçbir mal varlığı ve zenginliği olmayan Çeçenski durumunu bütün açıklığı ile anlattı. Rütbesinin yükselmesini beklemelerinin gerektiğini, o zaman ikisini de rahat ettirecek kadar maaş alacağını, o zamana kadar evlenmek istemediğini anlattı.
-Sofiya buna çare düşündü.
-Babam ben evlenirken,çeyiz olarak yüzden fazla marabasıyla birlikte bütün bir köy veriyor.
-Böyle bir hediyenin hiçbir ziyanı yok tabii. Ancak karı malı yiyerek yaşayamam.
-Sen beni ölümden kurtarmadın mı? Seninle birlikte olmak benim kaderim. Bana ait ne varsa senindir.
-Düşüncelerini böyle açıkça anlattığın için sağ ol. Ancak tekrar söylüyorum. Terfi edip yükselinceye kadar sabretmeni istiyorum. Beklemek istemezsen, gönlünün istediği birini de seçebilirsin.
-Hayır hayır, öyle şeyler söyleme. Seni bekleyeceğim.
Üç yıl evvel Sofiya ile Aleksandr böyle ayrıldılar.
Aleksandr’ın bir an evvel savaşa gitmeyi istemesinin sebebi, terfi edip rütbe almak istemesiydi.