ROMAN ANASAYFA

ALEKSANDR ÇEÇENSKİY

Bölüm 9

İ L K     S E V G İ :

Çeçenski, askerdeki yararlı hizmetlerinden dolayı aldığı 3. sınıf Anni nişanını göğsüne takıp Peterburg’a gitti.

Rcevskiy in ısrarı üzerine ona misafir oldu. Hemen o gün Sofiya yı görmeye gitti. Kapıyı hizmetçi kız açtı. Kimi aradığını sordu.

-Sofiya evde mi?

-Evet evde. Kim aradı diyeyim ? 

-Uzaktan bir misafir de.

Peki diyerek  Çeçenski yi misafir salonuna aldı.

Çeçenski köşede bir piyano, lüks koltuklar, ve bir divan bulunan bu salonu gayet iyi tanıyordu. Duvarda Sofiya nın babasının bir resmi asılıydı. Salonda bir değişiklik olmamıştı.

Sofiya kapıda göründü. Çeçenski yi görünce bir çığlık atarak, ağzı kulaklarında koşarak geldi.

-Aleksandr ! Saşa !

Çeçenski kızın elini kibarca öptü.

-Habersiz mektupsuz nasıl geldin.

Büyük bir sevgiyle bakıyordu.

-Mektup yerine kendim gelsem daha iyi değil mi ?

-Evet tabi. Ooo... nişan da almışsın.

-Pek önemli değil ama olsun.

-Babam da çok sevinecek. Birazdan o da eve gelir. Otursana. Dur sana iyice bir bakayım. Hiç değişmemişsin. Hayalimdeki gibisin.

-Sen de değişmemişsin Sofiya.

Birden Sofiya nın gözlerinde bir endişe belirdi.

-Geleli çok oldu mu ?

Aleksandr güldü.

-Artık Kafkasya dan tamamen geldim.

-Sahi mi söylüyorsun ?

-Evet.

Sofiya neşeyle gülümsedi. Birbirlerine bakmaya doyamıyorlardı. Böyle yan yana oturmayı, uzun süredir ikisi de özlemişti. Sofiya Aleksandr’a değişmediğini söylüyorsa da. Bazı küçük değişiklikler görüyordu. Bıyıkları biraz kalınlaşmış, şişmanlamamış ama vücudu daha gelişmiş gibi geldi. Sofiya nın babası işten eve geldi.

-Baba bak bir misafirimiz var. Aleksandr Çeçenskiy.

Baba kızını çoktandır böyle mutlu görmemeişti. O yüzden kızının sevincine o da katıldı. Sofiya dan başka çocuğu yoktu. Üç yıl evvel eşini kaybettiğinden beri kızıyla yaşıyordu. Kızının her dediğini yerine getiriyor,elinden geldiğince onu mutlu etmeye çalışıyordu.

İri cüsseli adam Aleksandr’a yöneldi. Nazikçe hoş geldin dedi. Aleksandr’ın nişanını görünce sevindi.

-Nişan de kazanmışız. Kızına bakarak gülümsedi.

-Başka bir şey daha var baba.

Baba başka bir şey fark edemedi.

-Rütbesi de yükselmiş bizim Aleksandr’ın.

Baba ancak fark etti  Aleksandr’ın rütbesini.Askerlik görevi yapmadığı  için rütbeleri de pek bilmiyordu.

-Tebrik ederim.

-Teşekkür ederim.

-Sofiya acıktım. Sofrayı hazırlatsana.

-Hemen diyerek mutfağa gitti Sofiya..

-Ee.. Kafkasya da ne var ne yok ? Gazetelerden okuduğumuza göre, orada savaş yokmuş artık.çatışma oluyor mu ?

-Bazen oluyor tabi. Ben artık kesin olarak Kafkasya dan döndüm.

-Öyle mi? Bak o iyi işte. Evlenip barklanmalısın artık.

Aleksandr cevap vermedi. Kapıdan Sofiya göründü. Sofranın hazır olduğunu bildirdi.

Yemekten sonra, yarın yine geleceğini söyleyerek  iyi akşamlar diledi. Arkadaşına gitti.

Yolda kendi kendine düşüncelere daldı. Savaşa gideceğini Sofiya ya açıklamamıştı. “Doğru mu yaptım acaba “dedi kendi kendine. Şimdiden onu üzmek istemiyordu.  “Söylerim nasıl olsa. Henüz belli bir şey de yok” diye düşündü.

Baba,Sofiya nın Aleksandr’a bu kadar bağlanacağını ve onu seveceği aklından bile geçmiyordu. Kızının kendisini kurtların pençesinden kurtardığı için ona minnet duyduğunu, ilişkilerinin iki kardeş gibi olduğunu sanmıştı. Aleksandr geldiğin de kendisi de memnun oluyordu. Onun terbiyesini, yetişme tarzını ve tavırlarını beğeniyordu. Fakat delikanlının ve kızının gönlünden geçenleri bilmiyordu. Kızının kendisi gibi zengin toprak sahibi, soylulardan veya üst sınıftan bir gönül arkadaşı seçeceğini düşünüyordu.

Fakat Aleksandr’ın bu son gelişinde, kızına dikkat ettiğinde durumun farkına vardı. İş onun bildiği gibi değildi. Odasında uzun süre düşüne kaldı. Kızı şerefini iki paralık edecekti. Düşündükçe asabı bozuluyordu. Kızıyla konuşmak, nasihat etmek, gerekirse biraz da azarlamak için onun odasına gitmek üzere kalktı. Fakat yine de sabretti.  Yattı. “Sabahleyin hallederiz, şimdi uykusunu bölmeyeyim.” Diye düşündü.

Sabahleyin Sofiya yı karşısına aldı. Düşündüklerini, sakin ve kararlı bir şekilde anlattı.  Kız ise bahaneler uyduruyor, kaçamak cevaplar veriyordu. Baba ile kız böyle çekişirken, Aleksandr geldi.

Askerlikten ayrılmış, Peterburg da ki arkadaşlarıyla buluşuyor, vakit geçiriyordu. Beklediği tek şey, savaş için toplanan birliklerden birine katılmaktı. Bir insanın , gezmeyi eğlenmeyi  arzuladığı, kendisini çok önemli bulduğu çağı delikanlılık çağını yaşıyordu. Delikanlının kendini bulutların üstünde hissettiği bir anda duydukları, bütün hayallerini bozdu ve neşesini kaçırdı.

Her zamanki gibi teklifsiz gelmiş, hizmetçi kız da kendisini aileden biri saydığı için geldiğini haber vermemişti. Aleksandr paltosunu çıkarıp asarken Sofiya ile babasının sesi geliyordu. Konuşulanları istemeden duydu. Duyduklarına çok üzüldü. Baba yüksek sesle konuşuyordu;

-Anlasana akılsız kızım. Kim o? Yabanda yetişmiş kurt tazısı.

Sofiya nın titreyen sesi duyuluyordu.

-Beni ölümden kurtardı o. Hayatımı ona borçluyum.

-Onun yerinde kim olsa yapardı.

-Ne kötülüğünü gördün.

-O bir Asyalı.

-Rayevskiy yetiştirmedi mi onu ?

-Yetiştirdi ise de onun oğlu değil o.

-Ana babası da yok.

-Evet yok. Soyu sopu belli değil. Kim olduğu, neyin nesi olduğu belli olmayan biri. Sen de ona aşık akısızın biri.  Bu işi daha fazla uzatmadan onu aklından çıkar. Eğer bu ilişkiyi kesmezsen, sana çeyiz olarak hiçbir şey vermem, beddua ederim. Atalarından bu yana soylu  Dvoryank’lara  ya üst sınıftan biri, yada soylu bir asilzade yakışır. Ele güne karşı bizi rezil etme. Yıllardır boş yere bekliyorsun.

-Sofiya ağlayarak cevap verdi.

-Benim için çok zor olacak. Fakat söylediklerini  yapacağım.

Sofiy nın son sözleri Aleksandr’ı kahretti. Titreyen elleriyle paltosunu aldı. Çarçabuk dışarı çıktı. Kalbi hızla çarpıyor, bütün dünya başına yıkılıyordu sanki. Buza kesmiş soğuk havayı içine çekerek, cadde boyunca hızla ilerliyordu. Asalet! Soyluluk! “kim olduğu, nereden geldiği belli olmayan” sözleri  kulaklarından gitmiyordu. Birden, bu memlekete ilk geldiği gün Dimitriç’in “Bizim buralarda soyluluğa çok önem verilir. Yeri gelirse soylu bir aileden olduğunu söyle” dediğini hatırladı. Yaşlı adam doğru söylemişti. Halbuki Çeçenlerde herkes kendini asil sayardı. Bu düşüncelerle ilerlerken birisi Çeçenskiy’i kolundan yakaladı.

-Aleksandr sana ne oldu ? Kaç kere seslendim. Duymuyor musun.

Önünde şık bir kıyafetle Rcevskiy duruyordu. Gözleri mutlulukla parlıyor, bakışları “böyle güzel bir dünya da insan neden karamsar olur” der gibiydi sanki.

Aleksandr yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.

-Dalmışım afedersin.

-Hangi yosma seni böyle düşündüren?

Çeçenskiy kendisini üzenin kim olduğunu söylemedi tabi. Terbiyesi olanları onunla konuşmaya elvermezdi. Sabredip, bir an evvel kendini toparlamalıydı. Bu sevginin ateşiyle yıllarını geçirmiş, düşmanla savaşmıştı. En ön saflarda ileri atılmıştı. Sofiya nın kulağına, korkup çekindiği gitmesin diye hiçbir tehlikeden sakınmamıştı.

Yıllarını Peterburg’a  sevdiğine kavuşmayı hayal ederek geçirdi. Bugün duydukları , bütün bu hayallerini, yıllarca kalbinde büyütüp sakladığı duygularını tuzla buz etti.

M    E   K    T     U    P   :

İkinci gün, iki genç teğmen Peterburg da ki askeri büroya gitti. Tertemiz, şık giyimli, genç subaylar çok ciddi işler görür havasında girip çıkıyorlardı. Çeçenskiy ile Rcevskiy içeri girdiğinde, herkes  onlara baktı. Çeçenskiy;

-Afedersiniz baylar, sayın başkan general odasında mı acaba?

Yüzü pırıl pırıl  traşlı bir subay;

-Evet içerde. Niçin sordunuz?

-Ona verilmek üzere bir mektup getirmiştim.

-Şu an meşgul. İşi bittiğinde sizi kabul edip etmeyeceğini sorarım. Diyerek duvar dibine dizili yüksek arkalıklı koltukları işaret etti. İki arkadaş oturdular.

Uzun süre General’in kendilerini kabul etmesini beklediler. Çeçenskiy’in sabrı tükenmek üzereydi. Oturduğu koltukta kıpırdanıp duruyordu. Onun sabırsızlığını bilen arkadaşı elini onun dizine koyarak;

-Biz ne kadar acele etsek de bunlar bildiğini yapacak. Sabret.

Çeçenskiy derin bir soluk aldı. Duvarda ki saate baktı. Ve ;

-On beş dakika daha bekleyeceğim.  O zamana kadar çağırılmazsam içeri gireceğim.

-Pişman olursun. Bazı amirler böyle şeylerden hoşlanmazlar.

Çeçenskiy cevap vermedi.

Rcevskiy arkadaşının dediğini yapacağını biliyordu. On beş dakikalık zaman bitmek üzere idi. Kimsenin aldırdığı yoktu. Rcevskiy sordu.

-İşi bitmedi mi generalin ?

-Hayır bitmedi.

Aldırmaz cevap verdi yardımcısı. Saatin yelkovanı, Çeçenskiy’in belirlediği yere geldi. Ne olursa olsun diyerek yerinden kalktı.

Üstünü başının düzeltti. Bir adım  attı ki; görevli fırladı. Çeçenskiy nin davranışından mı anladı, yoksa konuştuklarını mı duydu; hemen sordu.

-Generale ne diyeceğim.

-Hiçbir şey söyleme.

Generalin kapısına vardı. Biraz durdu, geri dönerek;

-Savaşta karşıma çıksan ben sana gösterirdim ya neyse.

Görevli şaşırmış, gözlerini ayırmış bakınıyordu. Çeçenskiy içeri girdi. Yaşlı iri yarı general masasında oturuyordu. Esas duruş gösteren Çeçenskiy ,

-Bir maruzatım var efendim. Arz edebilir miyim?   

General başıyla evet  işareti yaptı.

-Kafkas ordusundan teğmen Çeçenskiy’im. Size yazılmış bir mektup  getirdim.

General seslenmeden elini uzattı. Çeçenskiy cebinden zarfı çıkardı, generale uzattı. General zarfı aldı,

-Çıkabilirsin.

-Afedersiniz efendim. Mektup benimle ilgili. Ne düşündüğünüzü öğrenmek istiyorum.

General kalın dudaklarıyla mırıldanarak zarfı açtı. Mektubu okudu ve konuşmaya başladı.

-Rayevskiy’nin mektubu olduğunu baştan söylesene.

-Sevinçten gözleri parladı. Çok sevgili dostum Rayevskiy’nin oğlu o. Kendisini çok severim. Şimdi nasıl ne yapıyor.

-Çiçeklerle, bahçesiyle uğraşıyor.

-Artık uğraşacak pek vakti olmayacak. Yakın zamanda onun işi hallolacak. Bu günlerde iyi askerlere çok ihtiyaç var.

Tekrar mektubu okumaya devam etti.

-Bu mektupta bahsedilen sen misin ?

-Evet efendim.

-Albay  Vasili Federeviç Grodenskiy gusar* alayı kuruyor. Savaş görmüş subay ihtiyaçları vardır. Otur, şimdi yazını yazdırıyorum.

Zili çaldı. Çeçenskiy koltuğa oturdu. Deminki görevli geldi. Azar işiteceğini düşünürken,

-Şepelev’e bu genç subay için bir atama emri yaz. Bu teğmen Çeçenskiy dir.

-Derhal efendim.

Hemen yazıyı yazdı getirdi. General yazıyı imzaladı. Çeçenskiy’e verdi. Çeçenskiy teşekkür ederek çıktı. Çıktığında arkadaşı Rcevskiy’i katıla katıla güler buldu.

-Deminki şık subayı görmeliydin. “Generalin akrabası olduğunu niye söylemedi. Ben bilseydim, hemen görüştürürdüm” diyordu.

-Rayevskiy’nin mektubu olmasaydı, general ile akrabalığımız hiç belli olmayacaktı.

Çeçenskiy güldü. İşinin böyle çabuk hallolmasına sevindi. Sınırlarda ki savaş bölgesine bir an evvel varmak istiyordu.

-Bir an evvel senin de işin bitse iyi olurdu.

Çeçenskiy o gün gitti. Bir gusar üniforması aldı. Yeni üniformasını giydi. Boy aynasında kendine baktı. Neredeyse kendi kendi ni tanıyamayacaktı. Hemen bu üniforma ile Sofiya nın kendisini nasıl bulacağı aklına geldi. Yine kendisini kahreden sözleri hatırladı. Yüreği burkuldu. Ne var ki, onu görme arzusunu yenemiyordu. Bu arzu onun kalbine damarlarına işlemişti.

Yeni üniformalarıyla biraz keyiflenen Çeçenskiy, her şeye rağmen gidip Sofiya yı  görmek istiyordu. Kim bilir, belki düşüncelerinde bir değişiklik olabilirdi. Kaldı ki bir savaşa gidiyor. Gidip gelmemek de vardı. Kanayan yüreğine aldırmadan, son bir kere Sofiya’yı görmek istedi.

Her şeyi göze alarak, Sofiya ya gitti. İkisi de pek neşesizdi. Önce havadan sudan şeylerden söz ettiler. Bir süre sessizlik oldu. Aleksandr, yavaş yavaş cesaretini topladı. “Neden çekineceğim, düşündüklerimi anlatmaya, içimi dökmeye gelmedim mi” diye düşündü.

-Sofiya dedi. Ben her şeyi biliyorum.

-Neyi biliyorsun ? Sofiya kızardı.

-Geçen geldiğimde, babanla ikinizin konuşmalarını istemeden duydum. Her şeyi biliyorum.  Şimdi ise  sınır bölgesinde savaşan birliğime katılacağım. Gitmeden  evvel seni son bir kez görmek istedim.  Ben  “neyin nesi olduğu belli olmayan” biri değil, damarlarında ateşli Kafkasyalı kanı dolaşan asil Çeçenlerden biriyim.  Ne senin babanın, ne de bir başkasının küçümseyebileceği bir soydan değilim.

Sofiya bir şeyler söylemek üzere iken, Aleksandr eliyle onu susturarak devam etti.

-O gün duyduklarımı söyleyen senin baban değil de bir başkası olsaydı, bizi birbirimizden kılıçlar ayırırdı. Ben şimdi gidiyorum. Tekrar görüşebilir miyiz bilemem. Babana karşı gelmemek için, ona verdiğin sözleri düşünmeye vaktin olacak. Hoşça kal.

Aleksandr hemen kalktı ve dışarı çıktı. Ellerini yüzüne kapayarak ağlayan Sofiya yı yalnız bıraktı.

* Gusar, Rus ordusundaki çok yetenekli askerlerden seçilen atlı birlik; ÇN.