ROMAN ANASAYFA
ALEKSANDR ÇEÇENSKİY
Bölüm 11
B A R I Ş :
Bagration dağılan orduyu toparlamaya ve eksikliklerini gidermeye çalışıyordu. Fransızlar da savaş yorgunu olduklarından takip için ileri harekata girişmedi.
Çeçenskiy birliğinin geri kalanlarını başında çıka geldi. Bagration onları görünce sevindi.
-Sağ mı sın Kafkaslı?
-Sağ salim geldim efendim.
Bagration düşmandan yana hırsla bakarak;
-Sen canını sıkma. Bunun intikamın alacağız dedi.
Aleksandr bu sözlerin doğruluğuna inanıyordu.
-Vatan için canımızı vermeye hazırız . İntikamını alacağımızdan eminim.
Çeçenskiy Gutştad yakınlarında yapılan savaşta,gösterdiği kahramanlık-tan dolayı kendisine kılıç verildiği gün söylediklerini hatırladı. Bu yenilgiyi kabullenemiyor, hırslanıyordu.
Çeşitli yerlerden subaylar ve dağılan birliklerin askerleri geliyordu. Son savaşa katılmayan Kamenskiy ve Loktokan’ın alayları da geldi. Bagration Tilzit şehri yakınlarındaydı. Yeterli asker toplandığını Başkomutanlığa bildirmek üzere, emir subayını gönderdi. Birliklerinin savaşa hazır ve istekli olduğunu bildirdi.
Başkomutan ve Genelkurmay da ki generaller, onu dinlemediler. Hepsi Napolyon la hemen barış yapılmasını istiyorlardı. Başkomutan geri cevap gönderdi.
-General Bagration’a söyle.bizim ordumuz hemen ırmağı geçmek üzere kendisi de kuvvetlerini öbür tarafa geçirsin. Geçtiği köprüleri de yakarak imha etsin.
Bagration emri yerine getirerek, geçtiği köprüleri yaktı. Fransızlar Tilzit şehrini işgal etti. Barış görüşmeleri başladı. Sonuçta iki kral Heman ırmağının orta yerinde buluştular. Napolyon ile Çar Aleksandr kucaklaştılar., öpüştüler ve tokalaştılar.
Orada yapılan barış antlaşmasına göre bütün Avrupa Napolyon’un etki alanına bırakıldı. Rusya Fransa’nın işgal ettiği yerlerdeki egemenliğini kabul ediyordu. İngiltere’nin sömürgeleri ile olan iletişimini kesmek üzere Rusya ile Fransa işbirliği yapacak. Buna karşılık Fransa, Rusya’nın Finlandiya’yı işgal etmesini ve gelecekte, Türkiye’nin Rusya ile Fransa arasında paylaşılması kararlaştırıldı.
Ancak bu antlaşma kağıt üzerinde kaldı. 1806 yılından itibaren Napolyon, el altından Rusya’yı tehdit ediyor, bir yandan da Türkleri Rusya ya saldırtmaya uğraşıyordu. Napolyon Rusya ya karşı şimdiye kadar görülmemiş bir savaş açmaya hazırlanıyordu. Böyle bir savaş başladığında, yüz bin kişilik Türk ordusuna da ihtiyacı olacaktı. Türkiye’nin kendisi ile birlikte savaşa katılması halinde Kırım ve bütün Karadeniz kıyılarını Türklere vaat ediyordu.Napolyon’un politikası buydu.
Çeçenskiy savaş sona erdiği için Peterburg’a döndü. Askerlik görevi sona ermiş, boş zamanlarını arkadaşlarıyla birlikte eğlenerek geçiriyordu.
Aklı fikri Sofiya daydı. Ancak, ona gidemiyor, babasının sözlerini unutamıyordu. “Asyalı!” bu söz bütün hayallerini, geleceğe ait umutlarını yıkmıştı. “Kim bilir, belki babasının düşünceleri değişmiş olabilir. Gidip bir görmeli . ayrıca tanıdıkları ziyaret etmemek ayıp olmaz mı?” diye düşündü. Bu düşünce son zamanlarda sık sık zihnini meşgul ediyordu.
Çeçenskiy herşeyi bir yana bırakıp bir akşam gitti. Kapıyı eskiden tanıdığı hizmetçi kız açtı.
-Hayret ! Aleksandr siz misiniz? Görünmeyeli ne kadar çok oldu.
-Gospoja (bayan ) evde mi?
-Evet evde. Misafirleri var. Geldiğinizi haber vereyim mi?
Çeçenskiy biraz düşündükten sonra rahat bir tavırla;
-Evet haber ver dedi.
Biraz sonra Sofiya geldi.üzerinde şimdiye kadar görmediği şıklıkta pahalı bir elbise, altın yüzükler, küpeler, boynu altın zincirlerle bezenmiş bir Sofiya vardı. Teklifsiz geldi. Hoş geldin dedi.
-Nerelerdeydin? Bize gelen yolunu kimler bağladı?
Çeçenskiy “ sen ve senin baban” demek istedi. Fakat sabretti.
-İstediğim zaman, istediğimi yapacak kadar özgür değilim, biliyorsun.
-Peki nerelerdeydin ?
-Finlandiya da. Fransızlarla savaşıyordum.
-Ooo... doğrumu söylüyorsun ? Yürü yürü misafirlerimle tanıştırayım seni. Bizde misafirler var.
Çeçenskiy Sofiyanın davranışlarının değişmiş olduğunu fark etti. Çok uzun zamandır görüşmedikleri için ilk andaki şaşkınlığına verdi.
Büyük salona geçtiler. Sofiya yüksek sesle;
-Baylar sizi Finlandiya kahramanı Aleksandr Çeçenski ile tanıştırmak istiyorum. İçerdekiler onlara doğru döndü. Başlarıyla selamlayarak hoş geldin dediler. Sofiya nın babası hemen geri döndü. Siyah elbiseli , yakışıklı bir genç yanına geldi. Bozuk bir Rusça ile;
-Sizinle akraba olacağım için mutluyum.
Yanında bulunan Sofiya, heyecanını bastırmaya çalışarak,
-Bu Markiz de Russko, diyerek genci tanıttı.
Çeçenskiy başıyla selamladı. Bir subay yaklaştı. Bu Rcevskiy idi.
-Finlandiya da tümenlerimiz yan yana idi. Bizim alayda da senin hakkında çok şeyler söyleniyordu.Sofiya ile uzaktan da olsa bir akrabalığımız var.
-Gospodin Rcevskiy, teşekkür ederim. Burada savaşla ilgili bir şey konuşmamanızı rica ediyorum.
-Senin hakkında konuşulmasını istemiyorsun. Bu tavrını çok beğendim. Mert adam böyle olmalı.
-Sormama izin verin. Burada bulunanları tanımak isterim.
-Şu uzun boylu olan Fransız. Buradaki konsolosluk ta görevli. Sofiya nın yanında ki genç de orada görevli. Ama ne iş yaptığını bilmiyorum.
-Kısaca buradaki misafirler Fransız.
-Evet doğru söylüyorsun. Bu evi sen de tanıyorsun.
-Tanıyor mu yum acaba ? Bu misafirler buraya niçin toplanmışlar?
-Bilmiyor musun ? Markiz, Sofiya ile evlenmek istiyor.
-Hayır bilmiyordum.
Aleksandr’ın rengi attı. Ayakta hafif bir sallandı. Rcevskiy fark etti.
-Ne oldu sana? Biraz sararmış gibisin.
-Yok... bir şeyim yok. Sonra?
-Sofiya da babası da kabul ettiler. Babası çoktandır Sofiya için böyle birini arıyordu. “Arayan bulur” diye bir söz vardır bilirsin. Ama bana sorsalar, Sofiya için başka bir koca düşünürdüm.
Çeçenskiy “ sabırlı ol, sabırlı ol” diye kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. “senin ne hakkın var. Sofiy nın gönlünü arzu ettiğini seçme özgürlüğü yok mu? Çocukken söylenenlere güvenerek, ne diyebilirsin. Asla unutmayacağım demişti. Seninle evlenirim, sana varırım demiş miydi? Hayır. Öyleyse istediğiyle evlenemez mi? Evlenebilir. Beni kardeş saydı belki. Hayır, hayır. Beni seviyordu o. Şimdi artık sevmiyor da denemez. Babasının sözünden çıkmamak için, onu kırmamak için Markizle evlenmeye razı oldu.”
Rcevskiy,
-Fransızlarla yapılan barışın çok uzun sürmeyeceğini sanıyorum. Bakın göreceksiniz. Tilzit barış antlaşmasına razı olan kimse var mı? memlekette, yöneticilerden başka.? Çar Aleksandr’ın da bu barışa karşı olduğu söyleniyor. Markiz Russko ile Sofiya nın babası salonda yavaş yavaş yürüyerek Çeçenskiy ile Rcevskiy nin önünde durdular. Markiz;
-Mösyö Çeçenskiy, Sofiya küçükken kendisini kurtların elinden nasıl kurtardığınızı anlattı.
Rcevskiy, Çeçenskiy’e dikkatle baktı. “Demin renginin neden sarardığını şimdi daha iyi anladım” diye düşündü.
-Sofiya hatırladığına göre hafızası kuvvetliymiş.
Diyerek onu iğneledi. Sofiya tedirgin , sessiz ve dalgındı. Çeçenskiy Sofiya; dedi
-Buraya habersiz gelişimden dolayı özür dilerim. Bir daha görüşmeye- biliriz. Seni kutlarım. Mutlu olmanı diliyorum. Ben şimdi gitmek zorundayım. Hepinize iyi akşamlar dilerim. Hoşça kalın.
Yanında bulunan Rcevskiy ve Markiz’i başıyla selamlayarak dışarı çıktı.
B Ü Y Ü K S A V A Ş :
İki büyük devletin (Rusya ve Fransa ) nın arası gün güne bozuluyordu. 1807 yılında yapılan barış antlaşmasına Rusya razı olmuyordu. Bu barış antlaşması, Avrupa da egemen olduğu bölgelerinde, Rusya’nın elini kolunu zincirlemişti. İngiltere ile olan ticaret durmuş, bu durum büyük tüccarları rahatsız ediyor, ekonomiyi zayıflatıyordu. Rusya ekonomisini ve finanssal durumunu düzeltmek için İngiltere ile el altından ilişkiler kurdu. Fransa dan ithal edilen malların gümrük vergileri arttırıldı. Ayrıca antlaşma gereğince Fransa ile birlikte Avusturya ya karşı savaşa katılması gerekiyorken, Rusya bu konu da hiçbir katkı yapmıyordu.
Fransa ile ilişkiler gerginleşirken Napolyon Rus Çarı Aleksandr’ın kız kardeşi Anna Pavlovna yı istedi. Anna Napolyon’la evlenmeye razı olmadı. Çar kız kardeşinin kararına saygı gösterdi. Napolyon savaş çıkarmak için, kendisine itibar edilmediği, onurunun zedelendiği gibi bahaneler uyduruyordu.
Savaş çıkarmak için bahaneler bulan Napolyon, altı yüz bin kişilik ordusu ile Pontonni köprülerinden öte yana geçmeye başladı. Fransız ordusunun, bütün Rusya yı gürletmeye yetecek, bin dört yüz büyük topu vardı.
Uzun kış boyunca Rus başkentinde Fransa ile yapılacak savaş konuşuldu. Tilzit te yapılan barışa toplumun üst kesimi de alt kesimi de razı değildi.
Yaz gelip havalar ısındığın da savaşla ilgili haberler daha da arttı. Çar Aleksandr batıda ki askeri birlikleri denetlemeye gitti. Çarın gidişi halk arsında çok çeşitli şekillerde yorumlandı. Bütün ülkede aniden bir haber yayıldı.
-Napolyon saldırdı. Önceki savaştakinden daha büyük bir orduyla Rusya üzerine yürüyor.
Rus ordusu sınırlarında savunma düzeni aldı. Savunma için çok dikkatli bir plan hazırlandı. Bu planı kim yapmıştı? Bu planı Napolyon’un defalarca işgal ettiği Prusya generalleri yapmıştı. Çar Aleksandr bu planı kabul etti.
Bütün bunlar olurken Çeçenskiy Peterburg da ki askeri büroya gitti. Evraklarını tamamladıktan sonra, batıda ki savaşa katılmak üzere yola çıktı. Kat etmesi gereken uzun bir yol vardı. Eski bir şehir olan Smolenska yı geçince yaralıları taşıyan arabalarla karşılaştı. Arabalarda asker elbiselerinin arasından, kan lekeleri dolu beyaz sargılar içinde sarkan baş, el, ayaklar görülüyordu. Savaşın en şiddetli anlarında bulunmuş fakat bu görüntüleri görmemişti.
Vitebsk* şehrinde birliğine vardı. Düşünceli duran, zayıf, uzun boylu, kel kafalı komutan’ı buldu. Onu daha evvel Finlandiya da bir iki kez görmüştü. O zamandan beri biraz daha yaşlanmış gibi geldi ona. Ya da bu büyük tehlikeden dolayı mı bu hale gelmişti. Komutan Çeçenskiy’in evraklarını gözden geçirdi.
-Karargah subayına gitmedin mi?
-Gittim. Fakat yerinde bulamadım. Bir işi çıkmış galiba.
-Prusya da ki savaşa katıldın mı?
-Katıldım efendim. Daha sonra Finlandiya da ki savaşa da katıldım.
-Haa.. seni hatırladım. Şimdi nerde görev almak istersin.
Çeçenskiy yolda bir teğmenle konuştuklarını hatırladı.
-Dış savunma hatlarında görev almak isterim efendim.
-Bak o iyi. Burskiy Kazak bölüğünün komutanı yok. Seni oraya bölük komutanı olarak gönderiyorum.
Bir saat sonra bölük Çeçenskiy’in emir ve görüşüne hazır oldu. Genç asteğmen atını yaklaştırarak tekmil verdi.
-Kazak bölüğü görüşünüze hazırdır komutanım.
Çeçenskiy, alanda atlarının üzerinde selam duruşunda bekleyen bölüğün önünden atıyla geçerek bölüğü denetledi. Kenardaki bir asker mızrağını rasgele tutmuş, mızrağı yanında ki arkadaşına değiyordu. Savaşta hızlı ve usta olan Kazakların, hizaya geçip komutan ın karşısın da esas duruşta durmak hoşuna gitmiyor besbelli.
Çeçenskiy onun hizasına gelince durdu.
-Cesur bir savaşçıya benziyorsun. Ancak silahını rasgele tutan biri nasıl iyi bir savaşçı olabilir.
Azarlanmadan ve onur kırmadan söylenen sözler askeri mahcup etti. Mızrağını düzeltti ve sıkıca tuttu.
Kısa boylu, kilosuz, burnu kemerli, rüzgardan güneşten kavruk, yukarı kıvrık siyah bıyıklı bu genç komutana her gün savaşın ateş çemberinden geçmek zorunda olan Kazaklar ne kadar itibar edecekti. Savaş cehenneminden geçerken, bu genç komutana ne kadar güven duyabileceklerini, ne kadar sayıp itibar etmeleri gerektiğini sorar gibiydi hepsi. Tanımadıkları yeni komutan hakkında benzeri güvensiz duygular olurdu. “Bizi savaş pişirdi, o konuda sen nasılsın acaba?”diyordu her birinin kalbi. Göğsünde madalya, nişan sallanıyor amma, onları barut kokusu duymamış, nicelerinin göğsünde parıldar gördük.”
Fransız öncüleri ile Rus artçı kuvvetleri iki gün boyunca Vitebsk şehri yakınla- rında savaştı. Barklay de Tolli, düşman sayısı fazla olduğu için ve giderek artmasından endişe ederek, bir saldırıyı uygun bulmadı. Yedi bin asker ve kırk büyük topu artçı birlik olarak bırakarak geri çekildi. Çeçenskiy’in Burskiy Kazak alayı da artçılarla kaldı. Karşıdan bakıldığında Rusların çok sayıda beyaz çadırları, çadırların arasında yakılan ateşler ve dolaşan nöbetçiler görülüyordu.
Sabah olduğunda bunun, ordunun geri çekilmesini gizleyen bir savaş hilesi olduğu anlaşıldı. Rusların ik ordusunu ayrı ayrı yok etmeyi planlayan Napolyon’un düşündükleri gerçekleşmedi. Barklay geri çekilmeyi Smolensk kentine doğru sürdürdü.
* Vitebsk: Beyaz Rusya da bir kent Ç.N.