ROMAN ANASAYFA

ALEKSANDR ÇEÇENSKİY

Bölüm 14

*      *       *

Çeçenskiy boş vakit buldukça yeni şeyler öğreemekten hoşlanırdı. Bir zamanlar Kazakların savaş hilelerini öğrenmeye uğraşmıştı. Dinlenme zamanlarında Başkır’ı çağırıyor.

-Söyle bakalım Yulay, kement atmak için ipi nasıl tutmak, nasıl atmak gerek?

Yulay düzügün bir ip buluyor, halkalar halinde koluna sarıyor, sonra gösteriyor tarif ediyor;

-Buradan tutacaksın gospodin komutan. Biraz aşağıdan tutarsan atarken çözülür. Buradan tutarsan, halkalar birbirine dolaşır., öne doğru düşer.

Yulay gitti, ağaçtan bir dal kesti. Toprağa dikti.

-Önce şu ağaca geçirmeye çalış.

Çeçenskiy bir hayli uğraştı. Önce ağaca doladı. Sonra ya önüne, ya ardına düşürdü. Sonunda kemendi ağaca geçirmeyi başardı.

-Durduğun yerden atıyorsun. Şimdi koşan atın üstündeyken atmayı öğrenmelisin.

Atına bindi, biraz uzaktan at üzerinde gelirken atmaya çalıştı. Ağacın uzağına düşürdü. İkinci üçüncüde de başaramadı. Onun giderek sinirlendiğini gören Yulay;

-Bak ben  göstereyim. Bizim orada kement atmayı, çocukken öğreniyorlar, diyerek ipi koluna doladı. Kenara çekildi. Sürüp gelirken ipi salladı. Ağacın tam üzerine düşürdü.

Çeçenskiy tekrar başladı. Atı ter köpük içinde kaldı. Kendisi de yoruldu.

Davidov’un gönderdiği gözcü, Toroboyevo  köyünün yanında bir düşman konvoyu tesbit etti. Partizanlar düşmanın yolunu keserek aniden saldırdı. Düşman birlikleri  arasında partizanlarla ilgili söylentiler yayılmıştı. Bu yüzden çabuk dağılıp kaçtılar. Partizanlar , iki yüz altmış asker, iki subay esir aldı. Yüklü yirmi araba ele geçirdiler.

Esirleri ve arabaları Yuxnov şehrine gönderdiler. Davidov un kuvvetleri Yuxnov şehrine geri döndü.

Yurenev köyünde üç yüz düşman süvari birliği olduğu öğrenildi. Şimdiye kadar işleri hep rast  giden partizanlar  bu sefer yanlış bilgi almıştı. Kuvvetlerini ikiye böldüler. Bir grupla Çeçenskiy arkadan saldıracak, diğerleri cepheden hücum edecekti. Her zamanki gibi korkusuz naralar atarak saldıran partizanlar yoğun ateşle karşılandı. Sanki karşılarında iki üç bin kişilik bir kuvvet vardı. Gerçekten de karşılarında çok fazla sayıda bir piyade birliğinin olduğunu öğrendiler.

Bu yoğun ateşe rağmen hücum eden Çeçenskiy nin bölüğü düşmanın bir bataryasını bozguna uğratıp, yüz yirmi askerini esir aldı. Düşmanın sayıca üstünlüğünden dolayı savaşarak geri çekildiler. Otuz beş kayıp vermişlerdi. İlk defa bu kadar çok kayıp verdiler. Buna çok   öfkelenen Davidov dün akşam yakalanan esirleri getirtti. Onların üzerine yürüyen Davidov:

-Bizi  kandırdınız mı? Hepinizi kurşuna dizeceğim iblisler.

-Gospodin yarbay, biz doğru söyledik. Ne suçumuz var anlamadık.

-Ne suçunuz olduğunu ben gösteririm size.

O sırada Çeçenskiy esirlerle birlikte geldi. Davidov onların piyade birliklerinden olacağını düşünerek sordu;

-Süvariler var mıydı  köyde ?

-Evet vardılar. Fakat biz köye ulaşınca geceden köyden ayrıldılar.

Bu sözler her şeyi açıklıyordu. Davidov “ ele geçirilen esirlerin sözlerine güvenmeden araştırmak gerekirdi. Ayrıca saldırmaya karar verdiğimiz  köyü gözetleyip olan biteni izlemek gerekti. Kabahat benim oldu.” Diye düşündü. Esirleri rahat bıraktı. Fakat asabı ve morali bozulmuştu.

Esirleri gönderdikten sonra, ormanda dinlenip silahlarını temizliyorlardı. Davidov tekrar tekrar, kendi kendine “bir daha saldıracağım yere keşif kolu göndermem lazım” diyordu.

Akşam üstü Kazaklar, yakınlarında ki bir köyde gecelemek üzere esirlerle birlikte konaklayan piyade ve süvarilerden meydana gelmiş bir düşman  taburu bulunduğu haberini getirdi.

Partizanlar köyün kenarında pusu kurdu. Altı Kazak köyün kenarına kadar yaklaşarak, ateş ettiler. Atlarını sürüp geri döndüler. Huzursuz olan düşman birliği, gece kalacak daha güvenli bir yer bulmak için köyden ayrıldı. Davidov’un planı da onların köyden ayrılmaları üzerine kurulu idi. Düşman köyün dışına çıkınca partizanlar, ansızın saldırdı. Düşmandan kurtulan olmadı. Dört yüz esiri kurtardılar. Bunlardan iki yüz kişi Davidov’a katıldı.



M O S K O V A     Y A N I Y O R :

Avrupa da ki ülkelerde hep öyle olurdu. İşgal ettiği ülkenin başkentinin anahtarını getirip Napolyon’a teslim ederlerdi. Moskova  neredeyse tamamen boşalmış, şehrin anahtarlarını de getirip teslim eden kimse görünmüyordu.

Napolyon bir süre anahtarları teslim edecek birini bekledi. Fakat gelen kimse olmadı. Napolyon tedirgin oldu. “Acaba beni galip, kendilerini yenilmiş saymıyorlar mı” diye düşündü. Avrupa da ki ülkeler, başşehirleri düştüğü zaman  bütün ülke teslim oluyordu.

Ya burada? “Hayır, hayır. Ruslar yenildiklerini kabul etmiyorlar. Yaşlı tilki Kutuzov ne düşünüyor acaba?  Hiç direnmeden, Moskova’yı teslim edip geri çekilmesi, yeni bir tuzak olmalı. Benim askerim her gün azalıyor. Disiplin bozuluyor. Fazla uzatmaya gelmez. Çar Aleksandr ile bir an evvel barış antlaşması yapmak gerek. “Kabul edilemeyecek ağır şartlar da ileri sürmemeli- yim” diye düşünüyordu ,Avrupa’nın büyük bir kısmını egemenliği altında bulunduran Napolyon.

Fransızlar Moskova’yı tamamen işgal ettiler. Napolyon Kremlin sarayına yerleşti. Napolyon, gece birtakım gürültülerle uyandı. Odasında bir aydınlık vardı. Pencereye koştu. Görebildiği alanda ki bütün binalar  yanıyordu.  Öbür tarafa koştu. Orada da gördüğü aynı şeydi. Giyinerek dışarı çıktı. Mareşalleri toplanmıştı.

-Bu güzel şehri Ruslar kendileri yakıyorlar. Bunlar ne kadar yabani insanlar. Fakat cesur insanlar.

Napolyon yangından korunmak için, Kremlin den  ayrıldı. Petrovskiy nin sarayına gitti. Ancak oralar da ateşe verilmişti. Bu bir halk ayaklanmasıydı. Bundan, kaçmakla da kurtulmak mümkün değildi. Birkaç gün süren yangın şehrin büyük bir kısmını kül etti.

Napolyon birbiri ardına kötü haberler alıyordu. Pyuzan yolundan geri çekilen Kutuzov dan bir haber alınamıyordu. Ordunun mühimmat ve erzakı uzaktan geliyordu. Konvoylar yola çıktığında nerde kaybolduğu bile bilinemiyordu.

Fransa ya  haber, mektup götürüp getiren habercilerin de durumu çok kötü. Napolyon’un ülkesiyle ilişkisi kesilmek üzereydi. Myuratı çağırttı. Gözünü yumdu, ağzını açtı Napolyon.

-Kutuzov nerede?

-Bilmiyorum yüce imparator. Rusların artçı birlikleri önümüzde duruyor.

-Artçı birlikleri dağıtın ezin. Kutuzov’u bulun bana.

Myurat General Sabestian’a emretti. Sebastian görünen Rus birliklerine saldırarak onları dağıttı. Fakat onların arkasında başka kimse yoktu. Myurat sağa sola koşturuyor, bulamıyor, durumu İmparatora da açıklayamıyordu.

Kutuzov Ryazan yolundan aniden saparak Kaluga ya yöneldi. Tarutina köyüne yakın bir yerde durdu. Milisler lojistik ikmali yapıyor, yeni bir savaş için hazırlık yapıyordu.

Smolensk te ki Napolyon’un atadığı askeri vali den Genel Kurmay başkanı Mareşal Bert’e bir mektup geldi. Mektup da; oradaki halkın büyük bir huzursuzluk içinde olduğu bildiriliyor, yola çıkan askeri birliklere bile isyan eden silahlı halk, rahat vermiyor, saldırıyor, askerlerin silahlarını elinden alıyor. Bunların içinde süvari ve Kazak birlikleri de var. Bu askerlerin Rus komutanlık- larına bağlı olduklarını sanıyorum. Onlara komuta eden yarbay Denis Davidov olduğunu duydum. Onu yakalayıp kurşuna dizmek için büyük bir birlik  ayırdım diye yazıyordu askeri vali.



*      *       *

Smolensk de ki durum, gerçekten de mektupta yazıldığı gibi idi. Denis Davidov peşine albay Jerar komutasında bir birlik gönderildiğini öğrendi.      Kazaklar ve haberciler de Jerar’ın alayını gözlüyordu. Jerar karşısında güçlü bir birlik bulamayınca alayını küçük birimlere ayırdı. Davidov Jerar’ın bölünmüş birliklerinin köylere dağıldığını haber aldı. Davidov hemen o gece bir köye saldırdı. Yağmurlu soğuk bir gece idi. Sessizce köye sızdılar. Çatışma iki  saat kadar sürdü. Üç yüz altmış esir alındı.

Kazaklar başka bir köye gittiler. Nöbetçilerin haber vermesiyle, düşman alarma geçti. Çeçenskiy’in  Burskiy kazakları  saldırdı. Fransızların güçlü savunması ve karşı saldırıları üzerine geri çekilmek zorunda kaldılar. Davidov bütün gücüyle vakit yitirmeden hemen yetişti. Partizanlar haykırışlar ve ıslıklarla tekrar saldırdı. Kısa sürede düşmanı tepelediler. Köyün sağında solunda bağırma- lar işitiliyordu. Fransız gusarları bozulup kaçtılar. Albay Jerar kafasından kılıçla yaralanarak düştü. Çeçenskiy başında geri çekilmek zorunda bırakıldığı için hırslanmış, hınçla saldırıyor, karşısına çıkanı kılıcıyla biçiyordu. Bu savaşın curcunasında, atak döğüşen bir Fransız gusar subayı gördü. Kendisine biraz uzaktı. Vuruşarak yaklaşmaya çalıştı. Her zamanki gibi,  Fransız subay ın kılıcını kamasıyla karşıladı. Kılıcıyla omuzundan yaralayarak düşürdü.

Çeçenskiy biriliğiyle kendisine ayrılan Vyazma suyunun yanında ki Novikov köyüne gitti. Köyün dışına nöbetçiler yerleştirdi. Gece orada kalıp dinlendiler.

Sabahleyin Burski bölüğü yola çıktı. Nehre varmadan düşmanı fark ettiler. Fransızlar da onları gördü. Fransız birliği top mermisi getiriyordu. Kendilerini gören Fransızlar arabalarını yarım daire haline getirip, savunma durumuna geçmeye çalışıyorlardı. Çeçenskiy onların ne yapmak istediklerini anladı. Düşman savunma düzeni almadan Kazaklar saldırıya geçti. Arabaları bir yana çekip Fransız piyadeleri ile savaşmaya başladılar. Fransızlar hemen ormanın yanında mevzilenerek ateş ediyorlardı. Kazaklar bu ateşten pek etkilenmediler. Çeçenskiy hiçbir düşmanı kaçırmak istemiyordu. Askerlerini atlarından indirdi. Kılıcını çekerek başa geçti. Süngü tak emri verdi.

-Arkadaşlar hiç birini sağ koymayalım.

Savaş naraları atarak hücuma geçtiler. Karşıdan gelen mermilere aldırmadan ilerliyorlardı. Ormanda kaçıp kurtulan birkaç kişiden başka sağ kalan olmadı. Kazakların da seçme askerlerinden on beş kişi öldü.



D Ü Ş M A N   Ç E K İ L İ Y O R   :  

Ele geçirdikleri  arabaları da alarak Davidov la sözleştikleri yere gittiler. Öğlen vakti Yermolov Çetvertekov geldi. Çetvertekov yerli halktan meydana gelen  birliklerin  komutanıydı. Öğleden sonra savaş sona erdi. Jerard’ın kuvvetleri dağıtıldı.

Çeçenskiy akşam üstü, Başkır Yulay’ı bir kenara çekilmiş düşünürken gördü. Yanına yaklaşarak sordu;

-Ne bu halin, niye düşüncelisin ?

Yulay ayağa kalktı.

-Bir şeyim yok . Memleketimi düşünüyorum.

-Evini mi özledin?

-Doğrusu özledim. Canım sıkılıyor. Eğer mümkünse beni gönder komutan.

-Niye mümkün olmasın. Bizm karargaha varırsan hemşehrilerini bulursun. Karargaha gidecek Kazaklar var. Onlarla gönderirim seni.

Yulay’ın sevincinin sınırı yoktu. Hemen hazırlık yapmaya koyuldu.  Partizan birliğinin durumu ve son baskınlarla ilgili olarak Kutuzov’a  haber götüren Kazaklarla birlikte Yulay, geceden yola çıktılar.



*     *     *

Davidov çoğu zaman kuvvetlerini birbirine yakın köylere yerleştirirdi. Birincisi ani baskın yerlerse , diğerleri arkadan yardıma gelsin diye. İkincisi de bütün birliği bir köye yerleştirmek mümkün olmuyordu. Artık soğuk ve yağışlar başlamıştı. Soğuktan artık ormanda kalınamıyordu.

Yol ayrımında Davidov haritayı açtı. Çeçenskiy’i ve Temurov’u çağırdı. Haritada parmağıyla işaret ederek,

-Bakın ben şu köye gideceğim. Temirov sol tarafta ki , Çeçenskiy sağ tarafta ki köye gidin. Yarın benim bulunduğum yerde birleşiriz. Anlaşıldı mı?

“Evet “ dediler.

Çetvertekov, Yermolay Kievski  Dragunin alayında askerdi. Ora da göğsünden yaralandı. Hastanede yatarken oradan kaçtı. Sonra partizan grubu topladı. Şimdi alayında iki bin adamı vardı. Çetvertakov Davidov’un önünde hazırola geçti.

-Sayın komutan size bir müjde vermeye geldim. Moskova düşmandan temizlenmiş.

-Ha!... ne dedin sen?

Nefesi tutuldu Davidov’un .

-Evet bir hafta evvel temizlemişler.

Orada bulunan herkes sevinçten birbirini kucaklıyordu. Heyecanları biraz yatıştıktan sonra Çeçenskiy sordu;

-Peki Fransızlar şimdi ne tarafta.

-Söylentilere göre, Kaluga ya çekiliyorlarmış. Onların nereye gideceğini siz daha iyi bilirsiniz. Şimdi biz bu getirdiğimiz esirleri ne yapacağız? Bir tane de subay var.

Davidov hemen sordu:

-Hani nerde subay? Getirin.

Fransız subayı getirdiler. Subay kendine bir şey yapılacağını sanarak kuşku ve korku içinde bakınıyordu.

Davidov temiz bir Fransızca ile sordu:

-Hangi birliktensiniz ?

Korkusu biraz hafifleyen subay cevap verdi.

-General Oceron’un ordusundanız.

-Nereye gidiyordunuz?

-Biz başlangıçta Kaluga ya gidiyorduk. Ama sizin askerleriniz durdurdu. Şimdi öteki birlikler nereye gidiyor bilemem. Nereye gitsek Rus askerleri ve partizanlar var.

-Moskova’yı ne zaman boşalttınız?

-Bir hafta önce boşalttık. Beni kurşuna mı dizeceksiniz?

-Sen bir askersin. Biz esirleri öldürmeyiz.

Fransız subay rahatladı ve ekledi.

-Çok açız. Bize yiyecek verir misiniz?

-Şimdi size Yiyecek verilecek. Götürün bunu. Hepsini doyurun.

Esir subayı götürdüler. Kilisenin çanı çalmaya başladı. Köylüler bu sevindirici haberden dolayı, dua etmek için kiliseye toplandılar. Partizanların komutanları da onlara katıldılar.



*      *      *

Partizanlar Pokrovskiy köyünde kaldı. Davidov bu hafta yaptıklarıyla ilgili raporu Feldmareşal e yazdı. Yararlılık ve üstün başarı gösterenlerin ayrı ayrı isimlerini belirtti. Yaptıklarını da belirtti. Her zamanki gibi  Çeçenskiy’nin ismi en başta yazılı idi. Bu raporlar Kutuzov’a da ulaşıyordu.

Davidov raporu haberciye verdi. Dışarı çıktı. Gelmekte olan Çeçenskiy’i gördü. Arkasında iki Kazakla bir köylü vardı. Köylüyü göstererek;

-Yeni bir haber getirmiş bu.

-Dinliyorum.

Köylü sakin anlatmaya başladı.

-Bizim Nikolski de geceleyen bir asker, kaçtığını söylüyor.

-Nerden?

Hemen atıldı Davidov. Onun bir asker kaçağı olabileceğini düşündü.

-Götürülen esirlerin içinden kaçıp kurtulduğunu söylüyor. Bu geceyi geçirmek için köyde kaldı.

-Onu buraya getire bilir misin?

-Gospodin komutan bir iki adam verirseniz daha iyi olurdu.

Davidov seslendi.

-Uryadnik, Kryuçkov!

Yanındaki Kazakların içinden adı söylenen ileri çıktı.

-Buradayım.

-Yanına iki arkadaş al. Bu köylüyle Nikolsk’e  git. Orada bir asker varmış alıp getirin.

Gece yarısını geçti. Davidov her zamanki gibi elbiseleriyle uzanmış uyuyordu. Odasının önünde duyulan atların ayak sesleriyle uyandı. Kalktı dışarı baktı.Gece karanlığında karartıları gördü. Gönderdiği adamlar geri dönmüştü. Kryuçkov kapıyı vurarak içeri girdi.

-Kaçak askeri getirdik efendim.

-İçeri getirin.

Er içeri girdi. Üzerindeki elbiseleri gören asker olduğunu anlamazdı. Ayaklarında ki çarıkları, üzerinde ki elbiseleri lime lime olmuştu. Davidov askere dikkatle baktı.ve sordu:

-Sen kimsin, adın ne?

-Er İvanov’um ben efendim.

-Nereden geliyorsun?

-Esirlikten kaçıp kurtuldum. Yurenev köyünde gece konakladık. Orada bir fırsatını bulup kaçtım.

Karşısında duran asker kaçağına benzemiyordu. Bütün bir milletin düşmana karşı ayaklandığı zamanda vatan savunmasından kaçan  biri olacağını düşündüğü için bir an utandı Davidov. Ve sordu:

-Esirler çok muydu?

-Bin kişi kadar vardılar.

-Muhafızlar ne kadar olurlar.

-Etraflarında çok adam yok. Fakat arkalarından gelen üç yüz kadar piyade var. Esirlerin bir kısmını kiliseye , bir kısmını da evlere dağıttılar. Konuşmalarından nöbetçilerin de piyadelerin de Polonyalı olduklarını anladım.

Davidov hemen karar verdi. “At bin” diye komut verdi. Piyadeleri arabalara bindirdi. Sabaha doğru partizanlar Nikolska ya vardı. Davidov saldırmadan önce, görev bölümü yaptı. Piyadeleri köyün yanındaki dereden üst başa yolladı. Altmış kişiyi Teptyarskiy bölüğüne yedek ayırdı. Düşmanın  Vyazma yolundan kaçışını önlemek için ; Burski bölüğü köyün etrafından dolaşarak köy ile kilise arasında yer aldı. Çeçenskiy birliğiyle belirlenen yeri tuttu. Dikkatlice köyü dinliyordu. Gün ışımaya başladı. Savaşın başlamasını bekliyordu. Köye giren piyadelerin naraları işitildi.

-Urraa...vurun arkadaşlar.

O anda tüfek sesleri gelmeye başladı. Kılıç sesleri ta uzaktan duyuluyordu. Çeçenskiy kılıcına yapışmış, kendisi gibi sabırsız atının üzerinde bekliyordu. Savaş başladığında kendisi de orada değilse huzursuz oluyordu.

Partizanlar, içinde düşman askerinin saklandığını tahmin ettikleri evleri ateşe vermeye başladılar. Çığlıklar yükseldi. Bu kargaşada kaçabilen düşman askerleri kiliseye yaklaşıyordu. Çeçenskiy kılıcını kaldırarak kısa komut verdi;

-Hücum arkadaşlar.

Düşmanın bazı askerleri karşı koymak istedi. Bir subay askerleri cesaretlendirmeye çalışıyordu.   Çeçenskiy  teğmen Motlev’a onu gösterdi. Teğmen tabancasını Fransız subaya doğrulttu. Dikkatlice nişan aldı ve ateşledi. Duman dağılırken, Fransız subayın ellerini yana açarak yere düştüğünü gördü. Kılıçlar parladıkça, düşman yere seriliyordu. Çeçenskiy bağırdı:

-Teslim olun.

Bozguna uğrayan Fransız birliğinden biri yüzbaşı, yüz yirmi asker silahlarını atıp teslim oldular. Fakat düşmanın bir bölüğü düzenli bir şekilde  çekilerek, ana yoldan kendilerine yardıma gelen iki batarya ile birleşti. Birleşen düşman birliklerinin kendilerinden çok güçlü olduğunu gören partizanlar hemen  kayboldular. Kurtarılan esirlerle ele geçirilen esirler Teptyarskiy bölüğüyle Pokrokskiy e gönderildi. Hemen yakınlarında olduğunu haber aldıkları bir düşman konvoyuna saldırdılar. Aniden saldıran partizanlar, önemli bir mukavemet  görmeden konvoyu ele geçirdiler. Konvoy da yirmi iki araba yüklü cephane ve yüz kırk öküz ele geçirildi.