ROMAN ANASAYFA
ALEKSANDR ÇEÇENSKİY
Bölüm 15
K A F K A S L I L A R :
Dejurni Generali Kutuzov’un huzuruna çıktı.
-Davidov dan rapor geldi efendim.
Feldmareşal “ver bakalım” diyerek elini uzattı. General kağıdı uzattı. Kutuzov dikkatle okudu. Önce yüzü ışıldadı. Sonra bir gülümsemeye döndü. Aldığı güzel bir haberdi. Mektupta yazılı olanlar Kutuzov’un düşündüklerini pekiştirdi.
-Davadov’u boş yere göndermemişiz. Büyük muharebe de bile, düşmana bu kadar zayiat verdirmek zordur. Kendi kayıpları da azmış.
-Bana kalırsa efendim, Davidov’a bir miktar daha askeri birlik göndermeli.
-Çoktandır ben de onu düşünüyorum. Göndermek gerek. Fakat yazışma- larda “partizanlardan”asla söz etmeyin sakın. Bu söz Peterburg da nasıl karşılanır bilemeyiz. ( Derin bir soluk aldı.) Kesin göndermek gerek. Görmüyor musun? Dağıtılan Fransız birlikleri, esir alınanlar, ele geçirilen arabalar yiyecek ve cephane yüklü. Bunlar eline ulaşsaydı; düşmanın ne kadar işine yarardı. Hele son zamanlarda ne kadar da ihtiyaçları vardı. Şüphesiz Davidov’un yaptıkları çok yararlı oldu.
Tekrar mektuba döndü Feldmareşal. Biraz durakladı, sonra devam etti.
-İyi yardımcılar da bulmuş. Xrapovskiy, Temirov, Çeçenskiy. Bir dakika. Demin ki okuduğum raporlarda da Çeçenskiy den bahsediyordu.
-Bahsediyordu efendim.
Yiğit, cesur, gözü pek diye bahsediyor bu raporda. Kim acaba o.
General:
-Sanırım Rayevskiy’in büyüttüğü Kafkasyalı o. Konuşulurken duymuştum.
-Olabilir.
Bir süre düşündü Mareşal. Bu Çeçenskiy Çeçenlerden olmalı.
-Evet efendim. Çeçen olduğunu söylüyorlar. Doğruya doğru. Kahraman bir millet Çeçenler. Bir olay var; Çeçenlerin Rusya ya hizmetini anlatan.
-Anlat bakalım anlat.
Koltuğunda kımıldandı Kutuzov. Dinlemeye hazırlandı. Tarihi hikayeleri dinlemeyi, öğrenmeyi çok severdi.
-Çok önceleri olmuş bir olay. Bir yerlerde okumuştum. Polonya-Litvanya ordularının Moskova’yı zaptetmeleri olayını siz de bilirsiniz efendim.
Başıyla onayladı Kutuzov.
-O zaman Rusya’yı , Moskova’yı düşmandan kurtarırken Nijegorodskiy Dumanın çok yardımı olmuş. O zaman orda Çerkasskiy Dimitri Mamstryakoviç* adında bir bey varmış. Çeçenlerdenmiş. Duma onun evinde toplanmış. Ora da önemli bir şey söylemiş. “Moskova’yı kurtarmaya gelmeyen, halkını ve vatanını satan bir hain sayılır.” demiş. Bunun üzerine orada bulunan herkes “doğru söylüyorsun. Hepimiz geliriz” diye cevap vermişler. 1612 yılını ekim ayında, bütün halk birleşerek Moskova’yı kurtarmış. Kremlin’e girenlerin önünde, at üstünde Dimitri Mihayloviç Pojarskiy, onun sağ yanında Çerkasskiy varmış. İşte böylece tarihe geçmiş Çerkasskiy Dimitri Mamstryakoviç.
-Kendi vatanı gibi, Rusya ya da bağlı biriymiş.
-Evet vatanına bağlıymış. Bizim Çeçenskiy de öyle.
-Uygun bir zamanda, onu tanımaya çalışacağım. Biraz da olsa gönlümü ferahlattın.
Kutuzov elini kalbinin üzerine koydu. “Vatana gelen belanın burama verdiği sıkıntıyı azalttın.”
General bu sözlerden dolayı keyiflendi. İkisi de düşünceye daldılar. Sessizliği general bozdu.
-Düşman işgalindeki yerlere kimi göndermeyi düşünüyorsunuz efendim.
-General Doroxov gitmek istiyordu. Onu gönderelim.
General dışarı çıktığında, Kutuzov gözlerini kapadı, düşüncelere daldı. Onu gören uyuyor sanırdı.
Birkaç gün geçti. General Doroxov dan rapor geldi. Altı subay iki yüz asker esir alındığını bildiriyordu.
Kutuzov Peterburg’a Ça’a yazdı. Düşmanın peşine asker gönderdiğini, onların başarılarını bildirdi. Ancak yazdıklarında Çarın hiç sevmediği “Partizan” sözcüğünü asla kullanmadı. Yazdığı rapora karşı Çardan olumlu veya olumsuz hiçbir cevap gelmedi. Feldmareşal aynı şekilde düşmanın peşine göndermek üzere birlikler hazırladı. Başlarına da seçme komutanlar verdi. Bu birlikler her gün yüzlerce düşmanı bozguna uğratıyordu. Her birliğin gideceği yeri kendisi belirledi. Partizanlar kendi bölgeleri civarında da faaliyet gösteriyor. Gece gündüz düşmana baskın yapılıyordu.
Artık Napolyon’un altında ki toprak kayıyordu. Gelen haberler hiç de iç açıcı değildi. Napolyon sıkıntılıydı. Partizanların sürdürdüğü bu savaşı anlamıyordu. İspanyada da durum aynıydı.Bütün halk ayaklanıyordu. Erzak ve hayvan yemi bulmak için zor kullanmak gerekiyordu. Zor kullandıklarında ise Rus halkı karşılık vermeye başladı. Ayaklanan halkın içinde kadınlar da vardı.
-Acımayın! Acımayın! Diye emirler veriyordu Napolyon.
Ele geçirdikleri şehirlerde, köylerde, acıma isteyen kimseler de kalmamıştı zaten.
Tuhaf bir millet bu Ruslar diye düşünüyordu Napolyon.
B A T I D A :
Smolenska nın batısında Krasniy şehri yer alır. Napolyon’un askerleri oraya doğru yürüdü. Ancak Napolyon’un işi her an zorlaşıyordu. Her tarafta karşısına Rus çıkıyordu. Namlı Mareşalleri Davu, Bogoine, Fransa da kahramanlar kahramanı sayılan Ney bir şey yapamıyorlardı.
Bu bölgede Fransız askerleri önce Davidov’un Partizanlarıyla karşılaştı. Napolyon muhafız alayı ile birlikte geliyordu. Sığır derisinden yüksek başlıkları, mavi üniformaları, beyaz kemerler kuşanmış, başlıklarının üzerinde kırmızı tüyleri, temiz parlatılmış düğme ve terfileriyle imparatorluk muhafızları geliyorlardı. Baharda kırları dolduran gelincikler gibi, karın beyazlığını kızartarak geliyorlardı.
Fransızlar geri çekilmeye başladığından beri, sevinen partizanlar kendi- lerinden güçlü bu Fransız birliğine duraklamadan saldırdı. Naralar ve ıslıklarla atlarını dolu dizgin sürdüler.
Muhafızlar pek etkilenmedi. Kazaklara aldırmadılar bile. Tüfekleriyle ateş ederek karşılık verdiler ve duraklamadan geçip gittiler.
Partizanlar tekrar tekrar yanlarına varıncaya kadar sokuldularsa da bir yararı olmadı. Az olduklarının farkında olan partizanlar atış menzili dışında kalınca durdular.
Davidov yanında ki Çeçenskiy’e ;
-Bir yanlışlık yaptık dedi.
Çeçenskiy ne olduğunu sordu.
-Feldmareşalden atların çektiği top istemeliydik.
-Evet şimdi işimize ne kadar yarardı.
-Bak ne yapalım. Bizimkiler uzak değildir.
Davidov haritayı çıkardı.
-Bak burada köprü var. Onu havaya uçur. Yolda uygun yerlerde saldırı düzenle. Yola ağaç düşür, eline ne geçerse onunla düşmanı yavaşlatmaya çalış. Bize yetişen askerlerle arkadan saldırırız. Haydi durma.
Çeçenskiy atına atladı. Birliğinin başına geçti. Davidov’a seslendi.
-Arkamızdan atları gönder.
Çeçenskiy orman içinde gözden kayboldu.
Düşman ordusu taşkın seller gibi geri çekiliyordu. Açlıktan, soğuktan perişan bir haldeki Napolyon’un ordusu, kendi yarattığı cehennemden canını kurtarmaya uğraşıyordu. Ne yardım edecek kimse , ne de sığınılacak bir yer yoktu artık. Bir ekmek parçası için bir bölük birbirine giriyordu. Giysileri lime lime olmuş, nizam intizam kalmamıştı. Yalnız Napolyon’un muhafız birliği düzenli kalmıştı. Napolyon’un kendisi buna dikkat ediyordu.
Yollar terkedilmiş at arabaları, yük arabaları, malzeme ve talan edilmiş eşyalarla doluydu. Bu eşyalar, işgal edilmiş şehirlerden çalınmış, şimdi ise talancılara bela olmuş ve terkedilmişti.
Fransızlar nehre ulaştılar. Köprü yıkılmış, Bursky Kazakları karşıda atış menzili dışında bekliyordu. Napolyon sinirlenerek emir verdi.
-Büyük topları ateşleyin!
Toplar kuruldu ve gürlemeye başladı. Kazaklar ormanda kayboldu.
İstihkamcılar nehrin üzerine köprü kurmaya koyuldular. Napolyon çok sıkıntılı birşekilde ellerini ardına bağlamış aşağı yukarı dolaşıp duruyor, bir an evvel köprünün bitmesini bekliyor, burada geçen bir saati bile kayıp sayıyordu. Ayrıca peşinde Fransız artçı birliklerine yaslanmış, Kutuzov geliyordu. O ihtiyar tilkinin aklından kim bilir ne geçiyordu.
Davidov un hesapları doğru çıktı. Fransız artçılarının peşindeki ilk Rus birlikleriyle Davidov un partizanları birleşti. Şimdi Napolyon önceki gibi savaş heveslisi değildi. Fakat savaşmadan buradan serbestce geçip gidemeyeceğini anladı Napolyon. İstihkamcıları hiç işinden alıkoymadan savaş düzeni aldı. Önce her iki tarafta kısa bir topçu düellosu yaptı, sonra piyade ve süvarilerin savaşı başladı. Bir yanda kırmızı başlıklı Platov un Kazakları, öte yanda gusarlar, zırhlı süvariler saldırıyordu. Her iki taraf da şiddetle savaşıyordu.
Köprünün bitmesi üzerine Napolyon, kazanamayacağı savaşı bırakıp alelacele karşıya geçmek istedi. Bütün dünyayı ele geçirmek için yola çıkan, şimdi yirmialtı bin asker ve iki yüz on altı top kayıp vererek savaş alanından kaçıyordu.
* * *
Partizanlar geri çekilen Fransız askerine arkadan saldırıyor, pusu kuruyor, yol ayrımlarında , ormanlardan aniden saldırarak ve bu saldırılarını sürdürerek Smolenk şehrine kadar vardılar.
Rusların bu eski şehri yakılıp yıkılmıştı. Smolenk, Kazakların savaştan önce gördüğü şehir değildi. Bu büyük şehirde ateşin, alevden dillerin yalayıp yutmadığı çok az bina kalmıştı. Şehri gören herkeste intikam duyguları kabarı-yordu. Partallar içinde perişan biri partizanlara yaklaştı:
-Allah’a şükürler olsun ki geldiniz, dedi gözyaşlarını silerek.
Çeçenkiy sordu:
-Şehirde yaşayan başka kimse var mı?
-Benim gibi hasta, dermansız kalmış olanlardan başka kimse kalmadı. Düşman işgal ederken herkes askerlerle birlikte çekilmişti. Az biraz kalanlar vardı. Onlar da düşmanın yaptığı zulüm ve tacizlere dayanamayarak ormana kaçtılar. O imansızları bir daha buraya sokmayız.
-Bir daha buraya kadar gelmelerine müsaade etmeyiz. Düşman buradan gideli çok oldu mu?
-Uzun başlıklılar gideli çok olmadı. O lanet olasıcaları da tanımıyorum.
Partizanlar atlarını sürüp gittiler. Henüz ormandan uzaklaşmamışlardı. Kendilerinden daha büyük bir düşman birliğine rastlamamak için dikkat ediyorlardı. Virajı döndükleri bir yerde, partizanları fark eden bir adam koşarak ormana girdi. Birliğin önünden giden Kazaklar adamı gördü. Çeçenskiy,
-Şu adam kimmiş bakın bakalım, dedi.
İki üç Kazak atlarını sürüp adamın peşinden gittiler.Çok geçmeden adamı da alıp geri döndüler. Çeçenkiy sordu:
-Kimsin sen?
-Krasni köyündenim.
-Bizi görünce neden kaçtın?
-Kim olduğunuzu bilmediğim için kaçtım.
-Elbiselerimizden tanımadın mı bizi?
-Eee gözünü sevdiğim, elbiseye güvenecek zaman mı şimdi. Düşmanın elinde her çeşit elbise var. Kaçan Fransızların üstünde çok gördüm ben bu elbiseyi.
Çeçenskiy adama hak verdi. Bu soğuk iklimde düşman eline ne geçerse giymiş, yoksul köylünün paltosundan kadınların başörtüsüne kadar ne buldularsa örtünmüşler. Kazaklar son günlerde yakaladıkları askerlerin üstünde de görmüşlerdi bu giysileri.
-Yakınlarda düşman gördün mü?
-Krasni köyüne varmadan, tüylü kalpakları olan atlılar vardı. Çok bakamadan çabucak oradan uzaklaştım.
Köylüye yoluna devam etmesi için izin verdiler. Birlik tamamen gelinceye kadar Kazaklar bekledi. Çeçenskiy “köylünün gördükleri, şehirdeki adamın anlattığı gibi, bulduğunu giymiş Napolyon’un eski muhafızları olabilir. Kalabalıklar mı acaba? Bir keşif kolu göndermek lazım. Onlar durumu anlar.” Diye düşündü. Düşündüğü gibi karar verdi. Başlarında teğmen Motilev bulunan birkaç kişi gönderdi.
Davidov gelince ona durumu anlattı. Biraz düşünen Davidov
-Şimdi Seslavin süvari birliğini gördüm. Onlarla birleşsek iyi olur. Eğer Napolyon’un eski muhafız birliği ise kuvvet gerek, dedi.
Davidov seslavin birliğine haber gönderdi. Çok geçmeden birlik geldi. Keşif kolu da yanında bir esirle geri döndü. Giden Kazaklar gülerek anlatıyordu.
Muhafızlar konaklamışlar atlarını dinlendiriyordu. Biz ormandan onları gözetliyorduk. Bir muhafız doğru bunların üstüne geldi. Ağacın arkasında bulunan bu arkadaşımızın tam yanına geldi, durdu. Hemen yakalayıp ağzını bağlayıp aldık getirdik. Davidov yakalanan muhafızı konuşturdu. General Almeres komutasındaki imparatorluk muhafızlarının bir bölümü olduğunu öğrendi.
Partizanlar vakit geçirmeden hareket etti. İkiye ayrıldılar. Çeçenskiy muhafızların konakladığı yeri görünce kendi kendine “general çok yanlış yerde istirahat vermişsin. Ya da kendine çok güvenmişsin” diye düşündü.
Fransızların konakladığı alanın iki yanı ormanlıktı. Tam at binmek üzereyken , iki taraftan fırlayan partizanlar haykırışlarla saldırdılar. Muhafızlar yerden biter gibi birden ortaya çıkan bu saldırganlar karşısında önce şaşırdı. Sonra savaş düzeni almaya çalışarak karşı koymaya başladılar. Kazaklar süngüleriyle muhafızları atlarından aşağı atıyor, kılıçlarıyla biçiyordu. Her zamanki gibi önüne geleni düşürerek adamlarıyla birlikte hızlı dolanıyordu Çeçenskiy. Vuruşarak kendine yol aça aça general Almeresin’in yanına vardı. Çeçenskiy bağırarak:
-Teslim ol dedi.
General baktı. Tepesine dikilen in siyah gözlerinde ki parıltıyı, kılıcı tutan bileğin gücünü hissetti adeta. Bir cevap verirse, kılıcın vücuduna ineceğini anladı. General’i korumak için subaylar ve genç muhafızlar koşuştu. Kazaklar onları hemen etkisizleştirdi. General Almeres kılıcını yere atarak ellerini kaldırdı. Halen dövüşen muhafızlar generalin teslim olduğunu görünce savaşa devam etmeye gerek kalmadığını anladılar.
İki yüze yakın muhafız, subaylar ve bir general esir edilerek konvoy ele geçirildi. Bu konvoy da Napolyon’un topografya malzemeleri bulunan bir araba vardı. Bu çatışma da böylece sona erdi. Partizanlar ilerlemeye devam ediyordu.
* M.N.Zaroskin (Yuri Miloslavski) adlı romanında devrimden önce yaşamış tarihçi M.C. Solvevs in Çerkasskiy D.M. nin Çeçen olduğunu yazmaktadır. Y.N.