Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Diaspora

Türkiye ve diğer dünya ülkelerinde yerleşmiş Çeçenler ile yerleşim alanlarına ait bilgiler ve fotoğraflar…

Kitaplık

Çeşitli dillerden Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmış, Çeçenler ve Çeçenistan ile ilgili kitaplar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Şiirler

Çeçen edebiyatından örnekler ile Çeçenler’e adanmış şiirler…

Ana Sayfa » Kitaplık

Yemin – İki Ateş Arasında Bir Çeçen Doktor

Bu yazı 11 Aralık 2008 Perşembe  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 1.062 defa okundu.. Yorum Yok
Yemin – İki Ateş Arasında Bir Çeçen Doktor

Kitabın Adı: Yemin – İki Ateş Arasında Bir Çeçen Doktor
Kitabın Orjinal Adı: The Oath: A Surgeon Under Fire
Yazar: Dr.Khassan Baiev
Türkçeye Çeviren: Burçe Kaya
Yayınevi: Literatür Yayıncılık
Yayın Yeri – Yılı: İstanbul, 2004
357 Sayfa, Karton Kapak

Tanıtım:

Hiçbir yabancı gözlemci, günümüzde bir Çeçen olmanın ne demek olduğu hakkında tam bir fikir veremez. Bunu ancak o halkın içinden, savaşı tüm vahşetiyle günbegün yaşamış biri yapabilir. İşte kendi hayatını tehlikeye atma pahasına Hipokrat Yemini’ne bağlılığından asla taviz vermeyen Çeçen cerrah Khassan Baiev, bize Çeçenistan’ın gerçek yüzünü anlatıyor.

On yıl içinde toplarında iki acımasız savaş yaşayan, savaşan tarafların saldığı inanılmaz vahşetin arasında sıkışan insanlar ve iki tarafın savaşçıları da dahil, tüm bu insanlara yardım etmek için her an ölümle burun buruna, yokluk içinde çırpınan bir Çeçen cerrahın soluk soluğa okuyacağınız anıları…

“Çeçenistan’ da savaş devam ediyor. Her gün siviller ölüyor Kurtulanların çoğunun ise muhtemel hiçbir zaman iyileşmeyecek bedensel ve ruhsal rahatsızlıkları oluyor. Benim ülkem tıbbi açıdan bir afet bölgesi ve oraya dönmeden içim rahat etmeyecek; fakat biliyorum ki eve dönemem. Çeçen özgürlük savaşçılarını tedavi ettiğim için Kremlin beni terörist ilan etti. Aşırı Milliyetçiler ise yaralı Rus askerlerini tedavi ettiğim için beni vatan hainliğiyle suçluyor.” Khassan Baiev

Khassan Baiev’ in şehid komutan Shamil Basaev ile ilgili hatırası:

260.-266. sayfalar:

“… 31 Ocak 2000’de, sabah saat altıda Nuradi beni çok acil hastaneye çağırdı. “Çabuk gel! Yaralılar akın ediyor!” dedi. Hastaneye vardığımda düzinelerce yaralının, hastanenin birinci ve ikinci katlarındaki koridorlarda üst üste yığılmış odunlar gibi yatmakta olduğunu gördüm. Hastane koridorlarında tüm yaralılar için yeterince yer yoktu, bu yüzden de çoğu dışarıda yatıyordu ve kanları karın üzerinde kırmızı kristaller oluşturuyordu. Hastaneye, kızakların ya da ceket ve kazaklardan yapılan sedyelerin üzerinde veya arkadaşlarının sırtlarında getirilmişlerdi. Bu görüntüler bende şok etkisi yaratmıştı. Önce kimi tedavi etmeliydim? Hiç anestetiğimiz kalmadığına göre acıyı nasıl hafifletebilirdik? Birkaç dakikalığına donup kaldım.

Nuradi, “Burada yaklaşık iki yüz yaralı var. Bunlar savaşçılar ve Grozny’den gelen mülteciler. Bir de adamlarımızın beraberlerinde getirdikleri yaralı birkaç Rus askeri var. Yaralıların devamı da yolda” dedi.

Yine aynı kâbusun içindeydim. Yılanları göreceğimi düşünerek aşağıya baktım. Uyanacağımı düşünerek telaşımı yenmeye çalışıyordum. Derin bir nefes aldım. Elimden gelen tek şey, Allah bana güç verdiği sürece direnmekti.

Sonraki birkaç saat içinde, gece boyunca, dört bin kişinin Grozny’den kaçtığını öğrendim. Bu grubun içinde, Shamil Basaev’in de dahil olduğu, üst düzey Çeçen komutanlarının emrindeki iki bin savaşçı, sayısız mülteci, yaklaşık yirmi tanesi yaralı olan elliye yakın Rus askeri ve birkaç yabancı gazeteci varmış, ikinci savaş başladığından beri, savaşçıları kaçırmak için gece gündüz süren bombardıman, şehri yerle bir etmişti. Ayakta neredeyse hiç bina kalmamıştı; geriye kalan tek şey yıkık duvarlar, kırık pencereler ve için için yanan yıkıntılardı. Bir zamanların nefes kesen başkenti, çöplüğe dönmüştü. Yiyecek, su, elektrik, hiçbiri yoktu. Binlerce insan, bodrumlarda farelerin içinde, mahsur kalmışlardı. Son haftalarda, derin-tesirli bombalar ve vakum bombaları binlerce insanın ölümüne yol açmıştı ve Shamil Basaev, sonunda şehri boşaltma emri verdi. Plana göre Çeçen savaşçılar, dağlara çıkarak gerilla saldırıları düzenleyeceklerdi.

Boşaltma başladığında şiddetli kar yağışı vardı. Shamil Basaev ve içlerinde Çeçenistan’ın eski başbakanının yeğeni olan Lecha Dudaev’in de bulunduğu birkaç saha komutanı yola çıktılar. Savaşçılar da şehrin güneyine giden dar bir yoldan ilerleyip Sunja Nehri’ni ve Kirova’yı geçtiler. Üç gün boyunca kar yağdığı için yolculuk zorluydu ve bazı yerlerde dizlerine kadar kara gömülüyorlardı. Ruslar, nehrin yakınındaki, Alkhan Kala’nın üç mil dışında açık bir alana mayın döşemişler. Daha sonra bir Rus general, basına, Basaev’i tuzağa düşürerek mayın tarlasına girmesini sağladıklarını anlattı. Bu doğru değildi.

Basaev ve adamlarının mayınlardan haberi vardı; ancak kar yüzünden şaşırmış ve yollarını kaybetmişlerdi. Saha komutanları izlenecek en iyi yol hakkında tartışmışlardı ve içlerinden biri, kendilerine yolu açmaları için önden Rus esirleri göndermeyi önermişti. Lecha Dudaev ve bazı saha komutanları bu fikre karşı çıktılar. Silahsız Rus askerlerini bile bile öldürmenin, Çeçenistan’ın bağımsızlık uğruna verdiği savaşın ruhuna ve Müslümanlığa sığmayacağını savundular. Shamil Basaev de bu düşünceye katıldı ve başkomutan olarak mayın tarlasından geçme operasyonunu kendisinin yönetmesi gerektiğini söyledi. Böylelikle yola koyuldular. Liderlerini korumak için, korumalarından ikisi kendini feda ederek öne atıldı ve güvenli bir yol açtı. Birkaç metre ileride başka bir mayın patladı ve Basaev’in sağ ayağını ve bileğini parçaladı. Bunun paniğiyle insanlar sağa sola koşuşturarak daha fazla mayının patlamasına neden oldular. Karların içinde yatan Basaev, insanları sakinleştirmeye çalışıyordu. “Koşmayın!” diye bağırdı. Gönüllüler, güvenli bir yol açabilmek için kendilerini karların üzerlerine attılar ve çoğu görünmeyen mayınlara basarak hayatını kaybetti.

Bu sırada doğudaki dağlarda gizlenen Rus tankları ve nişancılar, kaçan insanlara ateş ediyorlardı. Tüm bu olayların sonunda yerde yatan yaklaşık yüz yetmiş ölü vardı. Mayınlar yüzünden akrabaları cesetleri toplayamıyordu. Cesetler ancak aylar sonra toplanabilmişti. Sonuçta, hastaneme yaklaşık üç yüz ağır yaralı getirildi. Hasar hakkında fikir edinebilmek için koridora çıktım. Kan, pantolonuma sıçradı ve ayakkabılarımdan içeri sızdı. Yaralılara bakarken sakinlikleri karşısında hayrete düşüyordum. Pek azı inliyor veya ağrı kesici istiyordu. Bazıları dua ederken bazıları da arkadaşlarını yatıştırmaya çalışıyordu. Savaşçıların çoğu Çeçenistan’ın farklı köylerinden gelen delikanlılardı.

Tüm bu görüntüler beni hasta ediyordu. Savaş, Çeçenistan’ın sahip olduğu en iyi şeyleri alıp götürüyordu. Bunlar, on yedi on sekiz yaşını aşmamış genç insanlardı ve okula gitmiyorlardı. Gözlerim, kapının yanında bir an için bilinci yerine gelip bir an sonra giden genç bir savaşçıya takıldı. Yanında ayağı parçalanmış genç bir kadın yatıyordu. Savaşçının yüzü kan kaybından solmuştu ve kocaman açılmış gözleri ölümü çağrıştırıyordu. Onu ameliyat masasına yatırması için Nuradi’yi çağırdım.

Genç adam, “Hayır! Hayır!” diye sayıkladı. Sesi çok cılızdı ve onu daha iyi duyabilmek için ona doğru eğildim. Yanında yatan kadını göstererek, “Onu alın” dedi.

“Senin durumun onunkinden daha ciddi.” dedim.

Gözleri yavaşça kapanırken, “Onu alın” diye ısrar etti. Bu çocuğun sırasını bir başkasına vererek göstermiş olduğu asalet, bana onur verdi; ama aynı zamanda da içimde öfke ve çok büyük bir üzüntü yarattı.

“En kötü durumdakilerin bir listesini yapın!” diye seslendim hemşirelere. “Herkesin ismini alın. Kim en çok kan kaybettiyse bana ilk olarak onu getirin. Acele edin! Herkesi kontrol edin! Nabızlarını yoklayın!”

Ben çalışırken, kasaba halkı da kan bağışı yapmak için hastaneye gelmeye başladı. Ameliyat ettiğim ilk kişi, bacakları dizlerindeki eklem yerlerinden parçalanmış bir savaşçıydı. Bacaklarını kurtarmak imkansızdı.

Ameliyat masamdaki ikinci kişi, Rusların öldürmeyi çok istedikleri ve kendisini yakalayana bir milyon dolar ödül verilecek olan Basaev’di. Hayatta insanın başına garip şeyler geliyor. Onu tanıdığım okul yılları boyunca sessiz ve sürekli futbolla haşır neşir olan bir çocuktu. Bugün ise koridorda yatarken onu güçlükle tanıyabiliyordum. Sakalının altındaki yüzü, kan, pislik ve barut dumanı içinde kalmıştı. Elleri soğuktan donmuştu ve yırtık bez parçalarına sarılmıştı. Ona doğru eğilince, “Khassan, sen misin?” diye sordu. Patlamada kör olmuştu. “Önce beni ameliyat etme. Benden önce genç çocuklarla ilgilen” dedi.

“Çok fazla kan kaybetmişsin” diye yanıt verdim. Kan basıncını ölçme aletine baktım: Kan basıncı çok düşmüştü, ölmek üzereydi. Herhalde kanının yüzde ellisini kaybetmişti; müdahale etmeden yarım saat daha geçerse ölmüş olacaktı. Çok hızlı çalışmak zorundaydım. Kan dolaşımı yavaşladığından nefes darlığı çekiyordu. O kadar barut isi ve pisliğin içinde derisi, simsiyah sakalının aksine bembeyazdı. Asker postallarından geriye kalanları çıkardım. Sağ ayak tabanı parçalanmıştı, parçalanan kaval kemiğinden ve fibulasından fırlamış olan tendonları ve yumuşak kas dokuları dışarı sarkıyordu.

“Canın acıyor mu?” diye sordum. “Çok sessizsin.”

Kafasını salladı ve “Çalışmana engel olmak istemiyorum” diye fısıldadı.

Yeğenim Ali’nin yardımıyla kesilmiş bir uzvu sararken.“Ayağını bileğinin üzerinden kesmek zorunda kalacağım” dedim.

“İşini yap; ama daha kötü durumda olanlar varsa önce onları al” dedi.

Kolundaki damardan iki ölçü glikoz ve Polyglukin verdik, ardından hemşirelere her üç dakikada bir kan basıncını ölçmelerini ve sonuçları yüksek sesle bana bildirmelerini söyledim. Kan basıncını bir nebze olsun yükseltmeyi başardık. Bu sırada, Shamil Basaev’in yaralılar arasında olduğu haberi yayılmıştı. Birkaç batılı gazeteci, Rusya’nın azılı düşmanının görüntülerini alabilmek amacıyla kameralarıyla ameliyat odasına daldı. Onlara dışarı çıkmalarını söyledim. Bütün ameliyatı baştan sona kameraya alan kişi yeğenim Adem’di; daha sonra Reuters bu çekimleri dünyanın dört bir yanına dağıttı.

Rumani, Basaev’in kana ve kara bulanmış sağ bacağını, bileğinden dizine kadar yardı ve tam olarak sağ bileğin üzerindeki ameliyat edilecek bölgeye tentürdiyot sürdü. Ardından oraya lokal anestezi uyguladım ve bacağı kaval kemiği boyunca boydan boya neşterle kestim. Daha sonra da kasların arasından, dokuları birbirine bağlayan lifleri teker teker kesmeye başladım; bir yandan da kesilen kaslardaki gevşek parçaları adım adım sıklaştırarak dikiyor, eş zamanlı olarak yaranın olduğu yerdeki damar ve arterlerle bağlıyordum. Ben bileğin üç dört santim üzerindeki et ve kasları kemikten titizlikle ayırırken, yeğenim Ali de Basaev’in bacağının sabit durmasını sağlayarak bana yardım ediyordu. Ardından testeremi aldım ve bacağını ayak bileğinin yaklaşık yirmi santim üzerinden kestim. Son olarak bir parça deriyi bacağın kalan kısmındaki sağlam dokuya cerrahi dikiş yardımıyla ekledim ve yaranın olduğu bölgeye, ameliyat eldivenlerinin parmaklarından yapılma drenaj tüpleri yerleştirdim. Ben ameliyatı tamamlar tamamlamaz, Basaev’in adamları, Ruslar tarafından her yerde arandığını bildiklerinden onu hemen binadan çıkardılar. Onlar gitmeden Rumani, Basaev’in kesik bacağını bir torbaya sardı ve gömmeleri için Basaev’in akrabalarına verdi.

Savcılıktaki eski düşmanım Vakha Aigumov ameliyat masama yatan üçüncü kişiydi. Grozny’de yüz savaşçıya komuta etmek için savcılıktaki görevinden ayrılmış ve genel geri çekilme döneminde başkente kaçmıştı. Bacağını kesmek zorunda olduğumu söylediğimde, “Ne yapman gerekiyorsa yap” dedi Aigumov. Yine de onun ve akrabalarının öç aldığımı düşünmelerini istemiyordum; bu yüzden bacağına bakması için ağabeyini çağırdım. O da bacağın kesilmesi gerektiği düşüncesine katıldı.

Bütün bir gün ve gece boyunca, yaralıların iniltileri ve imamla köy büyüklerinin ölenler için Kuran’dan okudukları dualar arasında çalıştım. O korkunç saatler boyunca pek çok ünlü saha komutanı hastanemde hayatını kaybetti. Abdül Malik yaralı bir halde getirilmişti, Hünkar Paşa İsparov ve Lecha Dudaev gibi bazılarıysa hastaneye geldiklerinde ölmüşlerdi; Ruslan Gelayev koridorlarda yatmak zorunda kalmış ama sonunda kurtulmuştu. Ali, Razya ve diğer gönüllülerim yaşayanları kontrol ediyorlar, sargılarını değiştirip yaralarını temizliyorlardı. Birkaç hemşireyle birlikte Ömer Khambiev’in de aralarında bulunduğu birkaç doktorun ve Çeçenistan Sağlık Bakanı’nın yardım için Grozny’ye geldiğine dair duyumlar aldım. Bu iyi haberdi; çünkü artık direncimi yitirmeye başlamıştım, insanların kol ve bacaklarını kesmekten kollarım sızlıyordu. Bunun yanı sıra bir marangoz matkabıyla beyin ameliyatları da yapıyordum. O kadar çok kemik kesmiştim ki, kısa bir süre sonra testerenin ortasındaki dişler köreldi. Başka bir testerem yoktu, ben de sert kısmı testerenin uç taraftarıyla, daha yumuşak dokuları da ortasıyla kesmeye başladım. Elim bu üç aşamalı kesme hareketine o kadar alışmıştı ki, kesmek, otomatik bir işleme dönüşmüştü. Yirmi dört saat boyunca ne ameliyat haneden çıktım, ne de bir şey yiyip içtim…”

Bu kitabı satın almak için tıklayınız…



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.


Sitene Sahip Çık!