Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Diaspora

Türkiye ve diğer dünya ülkelerinde yerleşmiş Çeçenler ile yerleşim alanlarına ait bilgiler ve fotoğraflar…

Kitaplık

Çeşitli dillerden Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmış, Çeçenler ve Çeçenistan ile ilgili kitaplar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Şiirler

Çeçen edebiyatından örnekler ile Çeçenler’e adanmış şiirler…

Ana Sayfa » Çeviriler - Makaleler

Bir Ozan Ölür, Bulanık Akar Sunja

Bu yazı 6 Ocak 2009 Salı  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 944 defa okundu.. Yorum Yok
Bir Ozan Ölür, Bulanık Akar Sunja

13 Şubat 2004, yine birozan düştü toprağa,
yazılmamış dizelerini taşırken yüreğinde.
sürgünde, hain düşmanın bombasıyla..
Kafkasya,
Ey kara bahtlı vatan:
Bir şairin daha öldü, senin için her an ağlayan..

Öğle sıcağında,

Lenin Bulvarında Sunja üstündeki büyük köprüdeyim…

Demir korkuluklara dayanmış Sunja’yı seyrediyorum. Yanımdan telaşlı adımlarla geçen kalabalığın içinde bir ben farkındayım sanki Sunja’nın. İleride, Parlamento binasının ve Kavkaz otelinin bulunduğu meydanda yapılan büyük mitingin gürültüsünü bile duymuyorum. Kulağım sadece Sunja’nın fısıltılarında…! Yıllardır kafamın içinde yankılanan bir şiiri yeniden söylüyor sanki bana;

“Vatanım çağırıyor usanmasız,
Karnım tok başka seslere.
Durursam, duracak kalbim apansız,
Gidiyorum varmam gereken yere..”

Evet, şimdi varmam gereken yerdeyim. Çok değil daha birkaç gün önce hayalini kurduğum Çeçenya’dayım. Daymohk’ta ata topraklarda olduğumu düşününce daha önceleri hiç tatmadığım türden garip duygular kaplıyor tüm bedenimi içim ürperiyor. Köprüden ayrılıyor, aşağıya iniyor, dingin akan nehrin kıyısında durup, seyre koyuluyorum. Suları ışıltılar çıkarıp, akarken gözlerimin önünden Sunja gülümseyerek bakıyor sanki bana. Daha dün akşam üstü, delişmen çeçen gençlerinin kaidesinden sökerek, sürükleyip nehre attıkları Lenin’in büyük bronz heykeli de hala kaybolmamış, Sunja’nın bir kıvrımına takılmış bana bakıyor. Çeçen tarihinin belki de en karışık günlerinde ulaştığım bu topraklarda, bir anda yalnızlığımdan kurtarıyor bu bakışlar beni.

Buraya ayak bastığımdan beri herkesin adeta yarının ne olacağını bilemeden serseri bir kurşun gibi oradan oraya sektirip koşuşturdukları bulanık bir hayat hüküm sürüyor gözlerimin önünde. Özgürlük şarkıları söylense de dillerde, savaş her an başlayabilir ve gidilecek daha çok yol, ödenecek çok bedel olduğunu biliyor sanki insanlar. Aldırmadan hiçbir şeye günlük yaşamlarına devam ediyorlar. Ürkütse de bu bilinmezlik, halkın cesareti bana da bulaşıyor, korkutmuyor.

Sunja’nın da bulanık aktığını fark ediyorum bir anda. Şaşırıyorum. Yakıştıramıyorum ilk anda bunu ona..!

Sahi, dağlardan aldığın kar sularınla neden berrak akmazsın sen Sunja.! Nedir bulanıklaştıran sularını..!? Anılar mı ? Öyle ya, şimdi yaşlı ve hüzünlü bir bilge gibi durgun düşünceli kıvrılarak geçerken Grozniy’in içinden, neler anımsıyorsun kim bilir binlerce yıllık yaşamından..? Belki de, Aksak Timur’un, ya da Zalim Yermolov’un kanlı ellerini yıkamak için yaklaştıklarında sularına, nasıl buz kestiğini anımsıyor şimdi yüreğin.? Ya da anımsadın da birden buğulandı gözlerin, dağlı abreklerin sırtlarında bir kurşun, sığındıklarında bağrına, nasıl da sardığını yaralarını ve koruduğunu düşmanlarından tıpkı kollar gibi bir annenin öz evlatlarını..! Biybolat’ı hatırladın mı ya Sunja..? O şanlı yiğidi. Hani sen ona hep “Mayra”(:yiğit) derdin. Nasıl da yakışırdı değil mi kıyılarına. Yağız atının üzerinde, kara yamçısını ıslatarak okşar gibi geçerdi sularından. Şimdi, duyuyorsun değil mi seherde dillenen her esintide, bir ihanet kurşunuyla yere düşmeden sana söylediği o son “illi”yi (türkü).

Sunja, evlat acısını bilen ey bilge nehir. Beni de anımsa ne olur bir gün. Olur ya tekrar kavuşamadan sana yitip gittiğimde bir sürgün diyarında. “Tanırım, kıyımda durmuştu o çocuk” dersin.

Ahh..! Ne kadar isterdim bilsen. Bir şair olabilmeyi şu an ve yüreğimin derinliklerinden koparak sana adanmış bir şiir yazabilmeyi. Affet, ki ben bunu yapamam..! Bilirim, ancak bir ozan anlatabilir ve haykırabilir tunçtan sesiyle, senin sularının yüreği dağlı annelerin göz yaşlarından geldiğini..! Ki, “nehirler vatanların gözyaşlarıdır” bilirler şairler bu eski gizi. Dökülmeden yere hiçbir damlası, sularını ancak bir ozan tutabilir elleriyle ve ulaştırabilmek için sürgün yerlerine, hasretinle kapanırken gözleri, sürmek için çatlak dudaklarına yitik evlatlarının..! Sunja, bulanık aksan da bugün, üzülme. Dönsün diye sana çocukların çağlayarak her aktığında, ettiğin dualarınla ancak gün gelecek berraklaşacak belki de suların.

Sunja, ne garip şey değil mi? Hayatımda ilk kez ayaklarım sanki her adım attığımda toprağın üzerinden derinliklerine kök salıyor. Bedenim bu topraklara birkaç günde nasıl bu kadar ait hissedebilir kendini..? Hislerim şaşırtıyor beni. Doğduğum toprakları düşünüyorum. Bu hislerim orada neden hiç titretmedi içimi? Neden kendimi bu kadar ait hissettiğim bir yer bulamadım o güzel ülkede.!?? “Nerelisin” dendiğinde nereli olduğumu söylerken neden hep bir şüphe vardı daima içimde. “Yok nüfusum oraya kayıtlı ama aslen…” diye devam eden sayısız sohbetin gereksiz acısını, suçluluğunu ve zorunluluğunu neden duydum hep. “Çanakkale içinde aynalı çarşı” türküsünü ağlayarak dinlerken, Conk bayırını, Anzakları, cephede gördüğü Mustafa Kemal’i anlatan ve sonra yüreğinde hiç görmediği ata topraklarına duyduğu özlemini, aksaçlı torunlarına aktaran bir dedeye sahip olmak mı yoksa bu hislerimin asıl sebebi.!

Evlat hasretliğinin ne demek olduğunu en iyi bilen sen, söyle bana ; Ak yüzüme kara çalarlar mı geri döndüğümde, sana sahip çıktığım için. Ülkem kıskanır mı benden Sunja, öz evladın seviyor diye seni?

Kıyıda durmuş, dalmışken bu düşüncelere arkamdan seslenen müşfik bir sesle geriye döndüm;

-Wai leaxhkin chur duohal yux verzich, so a hacneer ho tsan beezaman solj’n! Wosha , michar veen vu ho? (-Sürgünden ilk döndüğümde ben de senin gibi hasretle bakmıştım Sunja’ya.! Kardeş, nereden geldin sen?)

Dostça bana seslenen sesin sahibini ilk kez görüyordum. Ama daha önce gazetelerde gördüğüm fotoğraflarından dolayı hemen tanımıştım. Şair Zelimhan Yandarbiyev’di..! Ona doğru yürüdüm, gülümseyerek kendimi tanıttım. Sanki, yıllardır ayrı kalmış iki can dostu gibi tokalaştık, kucaklaştık. Sunja’yı yine kendisiyle baş başa bırakıp, beraberce yürüyerek Grozniy’in kalabalığına karıştık.

Sunja, ağla şimdi sen.
Öldü ozanın.
Hani, sürgün dönüşünde hasretle seyreden
Ve bir mızıka ezgisi gibi dinleyen sesini.

Erol YILDIR



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.


Sitene Sahip Çık!