Çocuk Oyunları
Mollalōra oyunu çok güzel bir oyundur. Eğlenceli ve heyecan vericidir. Oyunu daha çok 9-15 yaş grubuna mensup erkek çocuklar ve yeni yetmeler oynar. Gündüz de oynanır, fakat gece oynanması daha zevklidir. Bağırtılar fazla olduğu için büyüklerden azar işitmek mümkündür. Gürültülü-şamatalı olsa bile aralarında kendi çocukları da bulunduğu için hane sakinleri çoğu zaman hoşgörülü davranır. Ama bir süre sonra aralarından biri çıkıp çocukları azarlayabilir. O zaman oyun ister istemez bozulur. Herkes evine gider.
Ya da dolaşmalara başlanır.
Mollalōra oyunu kesin kurallara bağlıdır ve bu kurallara da mutlaka uyulur. Aldatmaca, göz boyama olmaz. Oyunun zevki de kurallara uymaya bağlıdır.
Oyunun kuralları ve oynanış şekli. Çocuklar iki gruba ayrılır. Mollalōra oynayan grupların özel bir adı yoktur. Fakat iyi anlaşılması için biz bu tanımlamalarımızda gruplara birer ad yakıştıralım. Örneğin bir grubun adı Güneş, diğerinin adı Çadır olsun. İki grupta da eşit sayıda oyuncu olmalıdır. Gruplara mensup eleman sayısının 4’ten az olmaması makbul olanıdır. Grupların eleman sayısı ne kadar çok olursa oyun da o kadar heyecanlı olur. Bir fazlaya veya bir eksiğe itiraz edilmez.
Oyunun merkezi için uygun bir yer seçilir. Güneş grubu ile Çadır grubu oyun başlamadan önce münasip bir merkezde toplanır. Grup liderleri yaşça büyük olanlardır. Karşılıklı transfer yapmak da mümkündür. Liderler, üyelerin önerilerini de dikkate alarak, merkeze bir hayli uzak olan bir yer tayin eder. Bu yer bütün çocukların bildiği bir taş, bir ağaç, bir çeşme olabilir. Oyun sırasında bu yerin adı Xhažiy-Ċa (Haciy-Tsa) diye tanımlanır. Kurra usulüyle yatacak ve saklanacak olan grup tespit edilir. Diyelim Güneş grubu yatacak, Çadır grubu da saklanacak olan grup olsun. Çadır elemanları topluca da saklanabilir, öbeklere de ayrılabilir. Güneş grubu içinden bir arayıcı, Çadır grubu da bir çığırtkan seçer. Merkezde yatmakta olan Güneş grubunun arayıcısı, saklanmış olan Çadır grubunu arayacaktır. Arayıcı çevreyi didik didik taramak zorundadır. Çadır grubundan herhangi bir oyuncuyu gördüğü, ona dokunduğu veya yerini tanımladığı zaman başarılı olmuş demektir. Ama bu hiç de sanıldığı kadar kolay olmaz. Zira onun yanında, peşinden hiç ayrılmayan Çadır grubunun çığırtkanı bulunur. Onu adım adım izler, her yaptığını saklanan arkadaşlarına haber verir. Gittiği, dolaştığı yerleri ara vermeden yüksek sesle duyurur. Doğal olarak Çadır grubu elemanları arayıcı tarafından görülmemek ve yakalanmamak için yer değiştirme imkânına kavuşur. Güneş grubunun diğer üyeleri merkezde oturup beklerler. Arayıcının uzak olduğu bir zaman uygun düşerse Çadır grubundan biri veya bir kaçı yatanlara karşı taarruza geçer. Ceket, gömlek ve atkı gibi malzemelerle onları dövmeye başlarlar. Bu durumda incitici malzeme kullanılmaz. Dayak yiyenler de hassas yerlerini korumak için yumuldukça yumulurlar. Ama bağrışarak arayıcıya haber de ulaştırırlar. Peşinde Çadır çığırtkanı olduğu halde arayıcı öyle bir geliş gelir ki, Aman Allah! Mermi bile ondan hızlı olamaz. Arayıcı ulaşmadan döven saklanıcılar oradan hızla uzaklaşırlar. Bu hareketlerin koordinatörü çığırtkandır. Kendi grubu Çadır’a duyurduğu haber ünlemeleri ile başarılı olur.
Arayıcı saklanıcılardan birini veya birkaçını bulmuşsa, görmüşse, bulundukları yeri sözlü olarak da olsa belirlemişse oyun sona erer. Bu defa da Çadır grubu yatar, Güneş grubu saklanır. Çadır grubu arayıcısının ardına bu kez de Güneş grubu çığırtkanı takılır.
Yok hayır, arayıcı saklanıcıları bulamamış, bulmaktan da umudunu kesmişse veya yatıcılar artık orada oturup beklemekten usanmışsa oyunun en heyecanlı olan bitim bölümüne yaklaşılmış demektir. Arayıcı ile yatıcılar arasında Xhazhij-Cha’ya (Haciy-Tsa) gidip gelme tartışması başlar. Çığırtkan bütün bunları anında ve yüksek sesle arkadaşlarına duyurmaktadır.
Meselā:
-Vooo Xhažiy-Ċa (Haciy-Tsa) ghuo šā bōxu šuna (Haciy-T’sa gideyim diyor ha!)
-VŪqara’ ma ghuo bŌxa šuna! (Diğerleri de gitme diyor ha!)
-Cxha Žimma qi-ñ laxa bŌxa!
XhaŽiy-Ċa ca vüodu, dyalovçqhalaş! (Biraz daha ara diyorlar. Xhažiy-Ċa’ya gitmiyor, saklanın!)
Eğer arayıcının Xhažiy-Ċa’ya (Haciy-T’sa) gitmesi kararlaştırılmışsa çığırtkan ceketini çıkarmaya hazırlanır. Yüzlerinin gözlerinin, kulaklarının incinmemesi için yatıcılar da birbirlerine sokulup yusyumru olurlar. Xhažiy-Ċa (Haciy-T’sa) lafı dolaşmaya başladığında saklanıcılar da yatanlara bir an önce ulaşıp, dövme hazırlığı içine girmiştir. Arayıcı artık saklanıcıları aramaz. Xhažiy-Ċa (Haciy-Tsa) adımını atıp fırlamışsa ona düşen iş artık, arkadaşlarının çok sopa yememesi için, hedef noktasına bir an önce gidip gelmesidir. Anlaşma sağlanıp arayıcı Xhažiy-Ċa’ya (Haciy-Tsa) mermi gibi fırladığı zaman yatıcılara ilk darbeler çığırtkandan inmeye başlar. Ceketi, kaşkolu veya kazağı vururken avazı çıktığı kadar da bağırır.
— Xhažiy-Ċa! Xhažiy-Ċa!
Xhažiy-Ċa! Xhažiy-Ċa!
Xhažiy-Ċa Xhažiy-Ċa! (Haciy-T!sa!
Haciy-T!sa! Haciy-T!sa! Haciy-T!sa!)
İşte o zaman öyle bir gürültü kopar ki demeyin gitsin. Saklanmış olanlar yatıcıları dövmek için koşuşturur. Siyeçler kırılmaya, kapılar çarpılmaya başlar. Saklanıcıların önlerine çıkan herhangi bir canlı varlık kenara çekilmek zorunda kalır.
Yatıcılar, arayıcı Xhažiy-Ċa! (Haciy-T’sa) gidip dönünceye kadar bir hayli sopa yer. Arayıcı nefes nefese yetişince durulur, oyun biter. Bu kez diğer grup yatar, yatanlar saklanır. Oyun dönüşümlü olarak bu şekilde devam eder.
Oyunun kuralları: 10-15 kişiden oluşan iki grup oynar alanda. Alanda iki tarafa kuleye benzer yarım küre şeklinde kale yapılır. Oyuncuların ellerinde hokey sopalarına benzer kros bulunur. Oyuncular topu bu sopalarla kendi grubuna vererek kaleye sokmaya çalışır. Topu kaleye sokan gruba puan verilir. Kural dışılık: Topu durdurmak, elle tutmak. Kural dışılığı gerçekleştiren taraf, topu karşı gruba vermek zorundadır.
Günümüzde, Türkiye’de yaşayan Çeçenlerin düğün ve şenliklerinde tarihsel ve folklorik bir geçmişi olan zhuxarglar (cuharg) maalesef bulunmamaktadır. Zhuxargları bundan sonra ölü bir miras ve folklora ait bir zenginlik kaynağı olarak anmak zorundayız. Zhuxargları tanıtmadan önce, bu değerli sanatçıların düğünlerde ve şenliklerde çok aktif işlevlerinin bulunduğunu hatırlatmalıyız.
Çeçenlerin pondarlı, deçag pondarlı ve xielxadovlarlı eğlencelerini ana başlıklarla üçe ayırmak mümkündür.
a) Sinqhieram, saqhieram. Bu eğlence şekli, sinqhieram evinin salonunda gerçekleştirilir. Yatsı öncesi veya yatsı sonrası başlayıp yaklaşık iki-üç saat devam eder.. Amaç gülmek, eğlenmek dans etmektir. Pondar (el mızıkası) eşliğinde Çeçen veya Kafkas dans melodileri Çalınır. Şarkılar söylenir. Ortada bir çift (erkek-kız) dans eder. Dans melodisine göre içerideki topluluk da oyunun ritmine göre el Çarpar. Dans edecek kızlar da çoğu zaman ayakta durur. Oturulabilir de.
Erkekler ise ayaktadır.
Sinqhieram eğlencesi küçük Çapta olanıdır. Eğlence evdeki onur konuğu için düzenlenir. Katılımcılar sinqhieram evinin yakın akrabaları ve bitişik komşuları olur. Benimsenenlerin dışında topluluğa katılanlar dışlanır. Bu yüzden, hiç kimse içerdeki eğlenceye zarar vermez. Hoş karşılananlar şenlikte kalır, karşılanmayanlar gider.
Sinqhieramda eğlenceyi yöneten thamada bulunmaz. Sözü geçen herkes thamada gibidir. Bir kısmı hüsn-i kabul görenleri karşılar, diğerleri dışlanacak olanları binbir dil dökerek uzaklaştırmaya Çalışır. Bu tür eğlencede zhuxarg (cuharg) bulunmaz.
b) Lovzar. Lovzar aslında lovza- fiil köküne -r mastar yapma ekinin eklenmesiyle isimleşmiş bir kelimedir.Sözlük anlamı “oyun oynamak”tır. Mecaz anlamı ise “düğün” demektir. Çeçenlerde ortak ve toplumsal bir eğlence türü ve biçimi olması münasebetiyle “toplu şenlik, ortak şenlik”anlamında folklorik bir terim olarak da karşımıza çıkar. Sinqhieram’a göre Lovzar daha büyük topluluğu içeren bir eğlence türüdür. Bu eğlence türü ve biçiminde genel olarak şu hususlar kurallaşmıştır:
a.Büyük ve açık bir avluda yapılır.
b.Köy veya kasabadaki herkes katılabilir.
c.Çoğunluğu bekar erkeklerle genç kızlar oluşturur.
d.Dansa katılacak genç kızlar balkon altında, duvar hizasında sıralanır. Erkekler yarım daire oluşturur. Şenlik kalabalık olursa çekicikliği artar. Komşu köylerden özel olarak davet edilmiş veya özel olarak bu şenlik için kendisi gelmiş genç kızlar da olursa coşku ayyuka çıkar.
e.Genç kızların thamadası sağ başta durur.Erkeklerin thamadası alanın düzeni ve disiplininden, coşkusundan, dansa katılacakların sıralanmasından sorumludur. Kızlarla erkekeler arasındaki koordineyi thamadalar sağlar.
f.Erkek thamada bu şenlikte mutlaka sözü geçen biri olur.
g.Danslar kız-erkek solo veya kızlar-erkekler ortak katılımı şeklinde olabilir.
h.Özel solo danslar da yapılabilir. Ya iki yaşlı (hanım-erkek), ya bir yaşlı bir gencin (bayan-erkek farketmez) dansı olabilir.
Anlatılanlar lovzarın ortak olan yanlarıdır. Burada bireysel olan fırtınalar da eser. Birbirini seven gençlerin uzaktan uzağa gözleriyle konuşup anlaştıkları olguya duogdāxar denilir. Gençleri lovzarlara çeken de duogdāxardır. Adıghelerin, yani Çerkeslerin büyük şāiri olan Hatko Yaşarbağ’ın şu dizeleri sanki duogdāxarı anlatmıştır:
“Ne zaman gözlerine baksam
Göz kesilir bir anda dünyam” veya
“Söz susar
Göz susmaz.”
Lovzar daha çok evliliklerde, sünnetlerde ve ortak sevinç durumunda düzenlenir. Yaşlılar burada gençlere müdahele etmezler. Hatta onlara destek olurlar. Çeçenya’nın eski lovzarlarında zhuxarglar çok önemli rol oynamışlardır. Fakat Türkiyeli Çeçenler arasında son yarım yüzyıldan beri zhuxargların varlığına tanık olamadım. Daha öncesi için de anlatılan bir zhuxarg duymadım.
c) Doqqa Lovzar. Lovzar’daki koşulları da taşımak suretiyle Doqqa Lovzar daha büyük şenlik, daha büyük düğün demektir. Günümüzde böyle bir düğün yapmak çok büyük masraf gerektirir. Köy kasaba taşılır, çok uzaklardan da konuklar çağrılır. Ödül karşılığında çeşitli yarışlar, gösteriler düzenlenir. Çeçenler arasında at yarışları ve at yoldaşlı hünerler öne geçer.
Zhuxarg, eski Çeçenlerde bu tür eğlencenin önemli ve aktif bir sanatçısıdır. Kelimenin Türkçe karşılığı “palyaço, soytarı” demektir. Günümüz Türkiye Çeçenleri arasında geçmişteki yaşlıların bazı çocuklara ve yeni yetmelere x (hı, hırıltılı) sesini gırtlak ha’sına dönüştürerek, “Hay Zhuxh yaj, zhuxh!” dediğini hatırlıyoruz. Ne anlama geldiğini söyleyen bilmiş olabilirdi, söylenen ise bilemezdi. Oysa çok kullanılan, çok işlenilmiş bulunan bir ifadeydi. Nitekim, araştırma ve incelemelerimizin sonunda “”Soytarı seni, palyaço seni!” demek olduğunu öğrenmişizdir.
Eski Çeçenya Çeçenleri lovzar veya doqqa lovzarlarda zhuxar sanatını yürüten kimseyi, bu sanata duyulan saygıdan ötürü, açığa vurmamışlardır. Sanat uygulayıcısını gizli tutmuşlardır. Zhuxarg erkek ise zhuxarg vu, bayan ise zhuxarg ju, kadın veya erkek çok kişi iseler zhuxargaş bu, demişlerdir. Eski Çeçen lovzarlarında zhuxarg alana çıktığı zaman toplumun, kişilerin daha çok da kişilerin fiziği dışındaki eksik, kusurlu, zararlı, nāhoş yönlerini kınama, ayıplama, iğneleme ve alay etme yoluyla eleştirirdi. Mizah sınırlarında geliştirilen sanatsal eleştiri lovzardakilerini güldürüp düşündürürken, kınanan, ayıplanan veya davranışı dışa vurulan kimse de ister istemez toplumun önünde kendisini küçülmüş, küçültülmüş bulur, Çaresiz somurtmak ve diş gıcırdatmakla kalırdı. Helal kazanan, dürüst, namuslu, edepli insanların zhuxargdan çekinmesi için bir neden olamazdı. Zhuxargdan herkes nasibini alabilirdi. Cinsiyet ve makam-mevki itibara alınmazdı. Tabiî zhuxarg bütün bunları mizaha, espriye ve güldürüye yönelik bir sanat stiliyle gerçekleştirirdi. Hiç kimse onu, eleştirilerinden, kınamalarından, ayıplamalarından ötürü sorumlu tutamazdı. Lovzargdaki thamada da zaman zaman zhuxargdan nasibini alırdı. Yürek Çarpıntılarından kurtulamazdı.
Kendisine özgü kostüm ve diğer malzemelerle alana çıkan zhuxargı tanımanın olanağı olmazdı. Şenliğin en coşkulu ve şen zamanında ortaya çıkar, alana tamamen egemen olurdu. Güldüren hareketleri ve söz oyunlarıyla birlikte asıl oklarını atmaya başlardı. Doğal olarak bu oklar hedeflerine yukarıda anlattığımız şekilde fırlatılırdı. Eleştiri sanatını icra ederken bazı kimseleri de taklit ve diyalog yoluyla temsil ederdi.
Hatta, diline doladığı kimseleri lovzar alanında muhatap olarak karşısına alır, vereceği yanıtlara göre sanatını anında ve irticalen uygulardı.
Elbette bunu gerçekleştiren bir zhuxarg, büyük bir yetenek ve büyük bir sanatkār olarak anılmalıdır.
Hazin olan şudur ki, artık Çeçen lovzarlarında Žuxarglar yok. Hatta Çeçen lovzarları bile terkedilmeye doğru bir yol izliyor.
POLLA
Çev. Tarık Cemal Kutlu
Polla (Kelebek) – Babasının anasının küČük kızı
Dāda – (Baba)
Bāba – (Ana)
Zingat- (Karınca)
Bumbari- (Eşek arısı)
Ča-Bāba (Ayı anne)- (Cadı kadın)
Ča-ќant (Oğul ayı)- (Cadı kadının oğlu)
Qhiygaš- (Kargalar)
Pxhidaš – (Kurbağalar)
Ťulgaš – (Taşlar)
1. Sahne
KüČük ev. Evin önünde baba oturmakta. BĀBA (Ana) ile kızı Polla evin işleri ile uğraşmakta.
DĀDA (BABA) – Bugün fındık toplamak için ormana gitmeliyiz. Onları satıp bir kuzu, bir de Polla’ya yeni bir giysi almalıyız.
BĀBA (ANNE) – Çok iyi olur. Sen ne dersin Polla?
POLLA – Tabiî iyi olur. Ben de fındık toplarım. Çanak içinde böğürtlen de toplarım.
DĀDA (BABA) – Zaman geçirmeyelim o halde. Eşim sen bir çuval al. Polla sen de şu duvardaki torbayı as önüne. (Polla kulplu Čömleği de eline alır.)
Hazır mısınız?
BĀBA (ANNE) – Hazırız.
POLLA – Ormanda ne güzel olur. Anne orada çiçekler bulunur mu?
BĀBA (ANNE) – En güzellerinden hem de…
POLLA – Onlardan buket yaparım.
DĀDA (BABA) – Hadi yola koyulalım.
2. Sahne
Orman.. Baba, anne ve kızları Polla fındık toplamaktadır.
BABA – Geçen yıl da buraya gelmiştim. İlerdeki ağacın yanında fındık bol bulunuyor. Oraya gidiyoruz.
POLLA – Hemen baba. Şunları toplayayım da yalnız.
BABA – Geride kalma, kaybolursun.
POLLA – Torbam dolmak üzere. Şimdi geliyorum. (Anne ile baba oradan uzaklaşır) A, çiçek! (Kopartıyor) Eve giderken demet yaparım kendime.(Bir kelebek uČar) Ne güzel kelebek (Yakalamaya çalışır.) Burada bol miktarda böğürtlen de var. (Bir tane böğürtlen yer)
Oo, çok tatlı. (Böğürtlen toplayarak uzaklaşır. Bir zaman sonra çevresine bakınır.) Yoldan sapmışım. Anneee! Nerdesiniz? Beni kurt yer! (Çevresine kulak kabartır. Yanıt alamaz. Polla korkuya kapılır. Çalıların arasından sağ ayağı topallayarak kelebek büyüklüğünde bir karınca yaklaşır.)
ZİNGAT – Zzz-zzz-zzz… Kim o yuvamın önünde bağırıp duran?
POLLA – Benim… Polla….
ZİNGAT – Zzz-zzz-zzz… Kimin çocuğusun küçük kız?
POLLA – Annemle babamın kızıyım.
ZİNGAT – Benim ormanımda ne arıyorsun?
POLLA – Böğürtlen ve fındık topluyorum.
ZİNGAT – (Öfkeyle) Zzz-zzz-zzz… Orağa benzeyen sivri dişlerimle şimdi seni didik didik ederim.
POLLA – (Yalvararak) Kara karıncaa, güzel karıncaa! Beni yeme, sana iki iyiliğim dokunur.
ZİNGAT – Zzz-zzz-zzz… Bana ne gibi iyiliğin dokunabilir?
POLLA – Yemen için sana bu fındıkları veririm, ağrıyan bacağını sararım.
ZİNGAT – Herkes iyilik yapana iyilik yapar. Yaptığın iki iyiliği ben de unutmam.
POLLA – Yuvan nerede bulunuyor?
ZİNGAT – (Çalıları sağa sola iterek) Benim yuvam burada.
POLLA – (Fındıkları yuvaya koyarak) Bunları güle güle yiyesin. Şimdi ayağını da bağlarım. (Zingatın ayağını bağlar).
ZİNGAT – Teşekkür ederim küčük kız. Dara düştüğün bir durum olursa bana seslen. Hemen yardımına yetişirim.
POLLA – Seni nasıl Çağırmalıyım?
ZİNGAT – Şöyle seslen: “Heey zingat, zingat! Kara renkli zingat! Çabuk ol, Polla’ya yardım et!” Sen böyle seslenir seslenmez, hemen yetişirim.
POLLA – Olur. Şimdi ben evime nasıl dönebilirim?
ZİNGAT – Şu yoldan ilerle. Üzerinde “gak, gak” diye bağrışan kara kargalar dolaşır. Başını kaldırıp onlara bakarsan, yolunu şaşırırsın, Ča-Bāba’ya ulaşırsın. Sonra onun oğlu seni yer.
POLLA – Teşekkür ederim Zingat. (Bakracı alıp yola koyulur).
3. Sahne
Polla eve doğru ilerlemekte. Aniden karşısına köpekten küČük, kediden büyük uzun burunlu ve mavi renkli bir bumbari çıkar. Polla korkar.
BUMBARİ (EŞEK ARISI) – Bfffuuuuu… Ormanımda dolaşan da kim böyle?
POLLA – (Korkar) Benim… Polla…
BUMBARİ – Sen kimin kızısın?
POLLA – Annemle babamın kızıyım.
BUMBARİ – Şimdi sana iğnemi sokar kanını emerim.
POLLA – Ey mavi bumbari, ey güzel bumbari! Kanımı emme, sana bir iyiliğim dokunur.
BUMBARİ – Bfffuuuuu…… Bana ne gibi bir iyiliğin dokunur ki?
POLLA – Sana hiç yemediğin tatlı bir yiyecek yediririm. Sonra kanımı yemezsin değil mi?
BUMBARİ – Bfffuuuuu…… Bana iyilik yapana ben de iyilik yaparım. Nasıl bir yiyecek o?
POLLA – Sana böğürtlen özü veririrm.
BUMBARİ – Olur. Tatlıysa sana hiçbir şey yapmam.
POLLA – (Böğürtlenin özünü çıkararak Bumbari’nin önüne koyar.) Bu öyle lezzetli ki Bumbari, hadi iç!
BUMBARİ – (İğnesini çanağa sokarak böğürtlen özünü emer.) Ömrüm boyunca böyle tatlı bir şey içmedim!
POLLA – Afiyet olsun!
BUMBARİ – (Böğürtlen özünü içip bitirir) Bana yaptığın iyiliğe karşılık ben de sana bir iylikte bulunacağım. Dara düştüğün bir zaman olursa beni çağır. Derhal imdadına yetişirim.
POLLA – Seni nasıl çağırmalıyım?
BUMBARİ – Şöyle çağıracaksın: “bumbari, bumbari, mavi renkli bumbari! Çabul ol, polla’ya yardıma gel!”
POLLA- Teşekkür ederim bumbari. Şimdi evime nasıl gidebilirim?
BUMBARİ – Bfffuuuuu…… Şu yoldan ilerle. Bir dağı aştıktan sonra dar bir yola ulaşırsın. Orada iki salınan taş vardır. O iki taşın arasından gečerken arkan sıra kurbağalar vıraklar.
Sıçrayarak peşin sıra gelirler. Onlara aldırış etme. Eğer dönüp arkana bakarsan yoldan sapar
Ča-Bāba’ya ulaşırsın. Sonra oğlu Ča-ќanta seni yer. (Bumbari çalıların arasına girer.)
4. Sahne
Dar yolda iki kaya durmakta. Araları çok dar. Polla taşı kaldırmak istiyor. Yerinden kımıldamıyor.
POLLA – Bu taşlar salınmıyor ki. Bumbari yanılmış olmalı.
ŤULGAŠ (TAŞLAR) – (İnsan diliyle konuşurlar).
KüČük kız, biz gerçekten salınmaktayız. Ča-Bāba denilen cadı karı bizim altımıza bir sürü taş yığdı. Bizi biraz kımıldat da o taşları atsana. İyiliğine karşılık biz de sana bir iyilik yaparız.
POLLA – Peki niçin salınıyorsunuz?
ŤULG (TAŞ) – Kötü adam aramızdan geçerken onu sıkarız.
POLLA – Sizi yerinizden kımıldatmaya gücüm yeter mi acaba?
ŤULGAŠ – İnsanlar isterse dağları da yerinden kımıldatır. (Çalışıp Čabalayarak taşların altındaki diğer taşları çıkarır. İki taş salınmaya başlar.) Teşekkür ederiz. Şimdi birimiz bir yana bükülürüz. Sen onun altındaki düğümlü mendili al! Eve ulaşıncaya kadar düğümlü mendili çözme sakın.
POLLA – (Düğümlü mendili alıp bakar.) Bunun içinde ne var acaba?
ŤULGAŠ – Onu evde öğrenirsin. Sakın düğümü çözme ha! Mendili cebine sok.
POLLA – Teşekkür ederim. Hoşça kalın. Ben eve gidiyorum.
ŤULGAŠ – Güle güle git.
5. Sahne
Yoluna devam eden Polla’nın ardı sıra iki üç kurbağa takılır.
PXHİDAŠ (KURBAĞALAR) – Vrak-vrak-vrak… Kız yolunu şaşırdı! Ters yolda gidiyor! Vrak-vrak-vrak…
POLLA – Anneciğim! (Korkup bir kenara sıçrıyor. O anda Polla kendisini, kenarında palaz bağlı olan Ča-Bāba’nın evi önünde bulur.) Cadı karının evi bu. (Ča-ќant da zincirleri sallayarak yaklaşmaktadır.)
ČA-ЌANT (CADI’NIN OĞLU) – Vuoo, ğğaa
(Polla Čok korkuyor. Ča-Bāba evden dışarı fırlıyor. Makas gibi uzun tırnakları, kazma gibi dişleri, ateş gibi yanan gözleri vardı.)
ČA-BĀBA (CADI) – (Şarkı söyler)
Daga-magalieš kariy sūna Nacak-macak buldum şimdi
Mayduolag kariy sŪna Yiyecek miyecek buldum şimdi
As Čuorpa yiyr yu Artık bir çorba yaparım
Sayñ ќantana yaŌr yu Oğluma onu içiririm
As ŽiŽig duur du Ben de etlerini yerim
Däjaxk-Ţum yuur yu! İliklerini de yerim!
(Polla ağlamakta. Ča-Bāba onu yakalayıp bağlıyor. Sonra büyük bir taşın üstüne koyuyor).
ČA-ЌANT – Vuoo-ğğaa… Çabuk getir o kızı bana!
ČA-BĀBA – Hemen şimdi oğulcuğum. Kız iyi.
(Organlarını yoklar.) Nasıl istersin: Çiğ mi, haşlanmış mı, kızartılmış mı?
ČA-ЌANT – Vuoo- ğğaa… haşlanmış… uvooğh!
ČA-BĀBA – Olur oğlum, olur. Şimdi ormandan odun getirir, tencereyi ocağa asar, bıČağı keskinler, haşlar veririm sana onu. Çöreklerle. (Ča-Bāba ormana kuru odun toplamaya gider.)
ČA-ЌANT – Vuoo- ğğaa… (Ara vermeden homurdanır.)
POLLA – (Haykırır). Ey zingat, zingat, kara renkli zingat! Çabuk ola, Polla’ya yardım et!
ZİNGAT – (Hemen yetişir) Zzz… zzz… zzz… Ne yapabilirim Polla?
POLLA – Ayy… Kara renkli zingat! Ča-Bāba ormandan dönmeden önce iplerimi kopar da yardım et bana.
ZİNGAT – Derhal. (Sivri kancalarıyla ipleri keser. Polla serbest kalır.)
ČA-ЌANT – Vuoo-ğğaa… Vuoo-ğğaa… (Zincirleri kasarak gürültü etmekte.)
POLLA – Çabuk zingat kaç! (Zingat ile Polla oradan hemen kaČar. Oğlunun sesini duyan Ča-Bāba koşarak yaklaşır.)
ČA-BĀBA – Üüühh, kız kaČmış! Çabuk ha benim kuzum, arkasından yetiş. (Ča-Bāba oğlunun zincirlerini çözer, Ča-Ќant seğirtir, Ča-Bāba da peşi sıra fırlar. Polla ile zingat kaçmaktalar. Kızın kolu zingatın avucundadır.)
6. Sahne
ZİNGAT – Çabuk ol ha! (Sık sık arkasına da bakar). Çabuk koş, Ča-ќant yetişmek üzere!
POLLA – (Arkasına bakarak) Amanın, ne yapabiliriz acaba? Bumbariyi çağırayım. Bumbari, bumbari, mavi renkli bumbari. Çabuk ol, Polla’ya yardım et!
BUMBARİ – (Bumbari gelir.) Sana nasıl yardım edebilirirm Polla?
POLLA – Şu arkamızdan gelen Ča-Ќant’ı durdursana. (Bumbari, yetişmek üzere olan
Ča-Ќant’ın ayağına iğnesini sokar.)
ČA-ЌANT – Vuoo-ğğaa… Vuoo-ğğaa…ayağım, ayağım! (Ayağını tutup inim inim inleyerek yere çöker).
POLLA – (Zingata) Çabuk yakala Ča-Ќant’ı.
ZİNGAT – Zzz… zzz… zzz…. Şimdi bilirim ben ona yapacağımı. (Zingat, ayağını tutup inleyen Ča-Ќant’ın omuzunu ısırır. İkinci kere ısırılan Ča-Ќant bağıra bağıra ormana doğru kaçar.)
POLLA – (Saklandığı yerden ortaya çıkar.) Kaçalım.
(Karınca onun elini tutar.) Ča-Bāba şimdi yetişir.
7. Sahne
Sık sık arkalarına bakarak kaçıp gelen Polla, zingat ve bumbari salınan taşların yanına ulaşırlar.
POLLA – Kaç zingat, kaç bumbari iki taşın arasından hemen geçelim. Ča-Bāba, onların altındaki taşları aldığımı bilmiyor.
ČA-BĀBA – (Ča-Bāba görünür.)
Nereye gitti benim oğlum? Neden sesi duyulmuyor? Kızı çiğ çiğ yiyip bir çalının dibinde uyuyakalmasına şaşmamalı. (Eğilip oğlunu arayagelen Ča-Bāba, iki taşın arasından geČmek isterken taşlar birleşiverir. İki taş onun kocaman burnunu sıkı sıkı sıkar. Ča-Bāba çığlıklar atarak ormanın derinliklerine doğru kaçarak uzaklaşır. Polla, zingat, bumbari, taşlar gülüşür.)
POLLA – Sizlere çok teşekkür ederim arkadaşlar. Sizlerin yardımı olmasaydı Ča-Bāba ile oğlu beni yemiş olurlardı. Hoşça kalın!
HEPSİ BİRDEN – Güle güle küČük Polla! (Polla gider.)
8. Sahne
Evde. Anne ile baba bulunmakta.
DĀDA – O kızı yanımızda bulundurmadığımıza hata ettik.
BĀBA – Vah benim garip kızım. (Ağlıyor). Şimdi ne yapacağız? (Polla içeri giriyor.)
POLLA – Anneciğim, babacığım. Beni kurtlar mı yedi sanıyordunuz, kaybolduğumu mu sanıyordunuz??
BĀBA – Amanııın! Minik Polla. (Kucaklıyor.) Nasıl ulaştın eve?
DĀDA – Hey kadın, dur biraz. Gel bakalım babasının cicisi. Sen hoş geldin. Sen safalar getirdin! (Kucaklıyor.) Sen nereye kayboldun? Ağlamaktan annenle benim göz yaşlarımız kurudu.
POLLA – Zingat ile bumbari yardım etmeselerdi az daha Ča-Bāba ile oğlu beni yiyorlardı. Şimdi salınan taşlar ne hediye vermişler bakalım mı? Ben de onlara yardım etmiştim. (Cebinden mendili çıkarıp düğümü çözer. İçinde çokça altın bulurlar.)
DĀDA – İyilik eden iyilik bulur.
BĀBA – Artık Polla’ya yeni bir giysi alabiliriz.
POLLA – Yeşil mendil de.
DĀDA – Yeşil mendil de alırız. Gel babana.
(Kucaklar.)
BĀBA – Hey, efendi, bana da sıra ver biraz.
(Polla’yı babasının kucağından çeker.) Ver hele onu bana (Kucaklar).
PERDE
TARIK CEMAL KUTLU
Tweet






