Ċontrolu Šo‘ib
Şu son zamanlarda, halkı mücadeleden geri bırakmama çabalarından dolayı dedelerimizin yiğitliği ve dürüstlüğü hakkında gazetelerde artık yayım yapmaları ve hakkın verilişi doğrusu hepimizi mutlu ediyor. Yiğit ve dürüst atalarımızdan biri de Şeyh Şamil’in cesur naibi Şuayb’dır. Hakkında bulunan yeni birkaç satır bile büyük heyecana vesile oluyor. Şuayb Molla’nın yiğitliği hakkında baba annemiz bize çok şeyler anlatırdı. Baba annemizin annesinin adı Paţa idi. Paţa, baba annemiz olan kızından bir yıl önce, yani 1936 yılında ölmüştü. Öldüğü zaman 109 yaşındaymış. Paţa ninemiz Şamil’i de, Şuayb’ı da çok iyi hatırlamaktaydı. Şuayb öldürüldüğünde, yeni yetme bir genç kız olduğunu söylerdi. Yaşına göre de çok dinç ve hamarattı; aklî dengesinde bir rahatsızlık yoktu.
Kocamış kadın sözlerine, “Şuayb, çok yiğit bir adamdı, son derece de saygıdeğer bir insandı,” diye başlardı. Kör, topal, sakat, çolak, yaşlı, zengin, fakir gözetmeden, nereli olursa olsun genç kızları kocaya verirmiş. Kocasından memnun olmayan ve baba ocağına dönen kadını hapseder, aç ve susuz bırakmak suretiyle cezalandırırmış.
Bu satırları okuyunca “Bu ne acımasızlık, bu ne zalimlik!” diye düşünebiliriz. Şuayb Molla da, benzeri şikâyetler kulağına geldikçe şöyle dermiş:
— Rus Çarı ve generalleri Çeçenlerden nefret ediyor! Hedefleri kökümüzü kazımak veya tutsak etmektir! Buna boyun eğemeyiz! Düşmanlara kadınlarımızı kirlettirmemek, ırzlarına geçirtmemek için gençlerimiz hep cephelerde savaşıyor! Bunlardan bir kısmı şehit düşüyor, bir kısmı kör oluyor, birçoğunun eli ayağı kopuyor! Hatta bazıları yoksullaşıp sefalete sürükleniyor. Tabiî genç kızlar da böyleleriyle evlenmek istemiyor. Hanımlarımızı zevk olsun diye sıkıştırmıyorum. İmamımızın üç karısı olmasına, şeriat da buna cevaz vermesine rağmen, ben tek eşliyim. Sabahleyin gazaya çıkan, birçoğu şehit düşüp eksildikten sonra akşamleyin geri dönenleri siz de görüyorsunuz. Bu koşullarda kadınlarımızı, kızlarımızı yoksulla, sakatla evlendirmezsek neslimiz kurumaz mı? Zürriyetimizin kesilmesine, ulusumuzun yok olmasına nasıl göz yumabilirim? Değil yirmi yıl, kırk yıl, hatta yüz yıl da dövüşsek biz bu düşmanlarımızı yenemeyiz! Onun içindir ki kızlarımızı kendi çocuklarımızla evlendirmeliyiz!
Yukarıda bunun bir zulüm olduğunu söylesek bile, bu cevap karşısında yüreklerimiz yumuşayıveriyor. Şuayb Molla’dan söz açılınca Siesanlı Voqqa Haci’den (Taşu Haci) söz etmemek de olmaz. Voqqa Haci ülkemize ilk geldiğinde Ċontro’ya yerleşmiş. Şuaybla da arası pek iyi değilmiş. Doğrusunu söylemek gerekirse bu anlaşmazlıkta haksız olan Şuayb imiş. Alimlerimiz yabancı velilerle nasıl takışmışsa, Şuayb da Taşu Haci ile uzun zaman anlaşmazlık içinde yaşamış. Şuayb Molla’nın ilginç, değişik bir huyu varmış. Bir keresinde Çar askerine taarruz etmeyi tasarlamış. Bir kurye yollayarak Därgo’daki İmam Şamil’den top istemiş. (O sıralarda devletin merkezi Därgo imiş.) Her ne sebeptense Şamil, istenen topu göndermemiş. O sıralarda vuku bulan bir savaşta Şuayb’ın komutasındaki askerler düşmanın iki topunu ele geçirmiş. Şuayb iki topla birlikte Ċontro’ya gelmiş. Topları Qéçukuortie denen mevkie yerleştirtmiş. Şamil’in merkezi Därgo’nun bir tarafını topa tutmuş.
Şamil’in yanındakiler şöyle demişler:
— Şuayb mevziinde bozguna uğramış, Ċontro Çar askerinin eline geçmiş olmalı. Top sesleri o yandan geliyor!
Şamil şu cevabı vermiş:
— Hayır, Çarlık askeri Ċontro’yu zaptetmiş değil! Oradaki Şuayb’ın askeri! Şuayb’ı iyi tanırım. Eline top geçirmiş, kendisine top vermediğimiz için bize nispet yapıyor.
Şamil, Naibler Kurulunda Bienuoyn Boysâghar ile Şuayb Molla’yı hep övermiş. Bu övgüleri içine sindiremeyen Naib Hacı Murat bir kurul toplantısında Şamil’e demiş:
— Naib Şuayb’da bizden daha fazla gördüğün cesaret ve
yiğitlik nedir?
Bu sorudan hiç hoşnut olmayan Şuayb, belindeki çakmaklı tabancasını çekip kurmuş:
— Hacı Murat! Al şu tabancayı, seninkini de bana ver!
demiş.
Hacı Murat kendi tabancasını Şuayb’a uzatmış, onunkini de kendisi almış.
— Şimdi beni iyi dinle Hacı Murat! diye söze başlamış. Ben hiçbir zaman yiğitlik ve cesaret iddiasında bulunmadım! Hatta böyle bir onuru taşımak eda istemiyorum! Ama sen, ben korkusuz bir adamım diyorsun! Şu sana verdiğim tabancayı beynine daya, tetiği çek! İşte ben de senin tabancanı kullanıyorum, diyen Şuayb Molla, Hacı Murat’ın tabancasını şakağına dayayıp tetiği çekmiş. Tabanca patlamamış. Hacı Murat’ta ise renk atmış ki hem de ne atma! Teklife cesaret edememiş. Şuayb:
— Şamil bize, eceli gelmeden kimse ölmez, demiyor mu!? Hadi, neden sıkmıyorsun tabancayı!?
Hacı Murat:
— Aranırsan ecel gelir! demekle yetinmiş.
Zamanla Şuayb Molla ile Şamil arasında soğukluk başlamış. İmam, Şuayb Molla’yı naiblikten azletmeye karar vermiş.
Maiyetindeki diğer naiblerle birlikte askerini peşine takan Şamil, kararını uygulamak için Ċontro’ya gelmiş.
Alana kurdurduğu kürsüye çıkarak halka hitaben:
— Ey millet! Şuayb’ı naiblikten azlettiğimi sizlere ilân ediyorum! demiş.
Şamil inince kürsüye Şuayb Molla çıkmış:
— Beni dinleyin ey millet! diye söze başlamış. Beni naibliğe atayan Şamil değildir, azledebilecek olan da o değildir!!
Üçüncü olarak kürsüye Bienuoyn Boysâghar çıkmış. O da şöyle demiş:
— Millet! Şuayb Molla azledilmiş değildir. İmamla Şuayb’ın arasına şeytan girmiştir. Zaten İmam’ın kendisi de şeytan galip gelmesin demektedir. Şuayb’ın ölümü şöyle olmuş: Askerine kesin olarak şöyle bir emir vermiş, “Taarruz sırasında kimse benim önüme geçmesin! Bu emri uygulamayan her kim olursa olsun, öldürürüm!” Dediğini de yapıyormuş. İşte yine böyle bir taarruz sırasında akrabalarından bir asker, bilerek veya bilmeyerek komutanının önüne geçmiş. Arkasından yetişen Şuayb, kılıcını salladığı askeri devirmiş. Savaş sonrasında, eliyle öldürdüğü adamın cesedini ve diğer şehitleri atlara yükleyip getirmiş. (Şehit arkadaşlarını savaş alanında bırakmazmış, her birini kendi köylerine yollarmış.) Eliyle öldürdüğü akrabasını gömüp taziyeleri kabul etmiş.
Şuayb’ın akrabaları toplanıp müşavere etmişler. Genç kızları babalarından habersiz evlendirmesi, öne geçen askerin öldürülmesi gibi olumsuzluklar ona düşman kazandırtmaktaymış. İyi kötü, yakın uzak demeden herkese aynı şekilde davranıyormuş. Sonunda, Şuayb’ın öldürülmesinde fikir birliğine varmışlar. Bu iş için de iki kişiyi görevlendirmişler. Bunlara Falanca ile Filanca diyelim. Şuayb’ı Falanca öldürecekmiş. Filanca da ona yardım edecekmiş.
Kadınların arasında konuşulmayacak bir konuda görüşmek amacıyla Şuayb’ı dışarıya çağırmışlar. Falanca onu kamalamaya kıyamamış. “Filanca, ben anlatamayacağım, konuyu sen anlat!” demiş. Birbirinin üstüne yıkmanın bu işi uzatacağını anlayan Filanca, kamasını çektiği gibi Şuayb’a saplayıvermiş. Şuayb bu şekilde öldürülmüş.
Taşu Haci’nin, “Kendi köpeklerine boğduruldu” sözünün anlamı da bu olaydan ötürüymüş. Voqqa Haci, bu şekildeki ölüme çok üzülmüş. Gömülmeden önce cenazeye yetişmiş. Voqqa Haci (Büyük Haci, Taşu Haci) naaşın üstünde durunca cesedin rengi değişmiş. “Şuayb, Allah sana rahmet eylesin! Ben hakkımı sana helal eyledim. Bu ülke için gerekli bir yiğit idin!” diyerek onu sıvazlamış. Morarmış olan ceset pembe bir renge dönüşmüş. Cenazeyi kabre Taşu Haci bizzat kendisi yerleştirmiş.
İmam Şamil Şuayb Molla’nın öcünü almaktan geri durmamış. Bugün, Gieroynbieş denilen yerde, naibine karşılık on sekiz adam astırmış. İşte baba annemin annesinin anlattıkları böyle. Ondan daha nice anekdotlar dinledim.
[Daymoxk gazete, 23 Yanuar 1991, No: 10 (10487)]
A. İsrailov, Gazeteci
Çev. Tarık Cemal Kutlu







Bir yanıt bırakın!