Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Diaspora

Türkiye ve diğer dünya ülkelerinde yerleşmiş Çeçenler ile yerleşim alanlarına ait bilgiler ve fotoğraflar…

Kitaplık

Çeşitli dillerden Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmış, Çeçenler ve Çeçenistan ile ilgili kitaplar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Şiirler

Çeçen edebiyatından örnekler ile Çeçenler’e adanmış şiirler…

Ana Sayfa » Çeviriler - Makaleler

Nefret, Hınç ve Korkunun Şehri: Grozni

Bu yazı 8 Ocak 2009 Perşembe  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 1.681 defa okundu.. Yorum Yok
Nefret, Hınç ve Korkunun Şehri: Grozni

2000 yılından sonra Grozni’den geriye kalan enkaza şehir adını vermek pek de mümkün değil aslında. Savaş her şeyi baştan başa değiştirdi. Çok değil, on beş yıl önce bütün Kuzey Kafkasya’nın en zengin ve görkemli şehri bugün yıkıntıların arasında evsizlerin yaşadığı, eli silahlı mankurtların insafına kalmış bir diyar. Grozni şimdi Yermolov’dan beri en korkunç günlerini yaşıyor.

Dün…Nefret, hınç ve korkunun şehri olmak üzere kurulmuştur Grozni. İnsanlık yeryüzünde var olalı beri hiçbir şehrin bunca nefret dolu ve bunca korku verici bir öyküsü olmadı. Şehirler insanlığın yuvasıdır oysa. Tanışıp bilişmek, dayanışmak ve barışmak üzere kurulmuştur tıpkı Bağdat, İstanbul, İsfahan, Şam ve Petersburg gibi.

Grozni, tarihler 1818 yılını gösterirken Kafkasya’yı işgal eden Çar ordusunun generallerinden Yermolov tarafından bir nefret kalesi olmak üzere küçük bir askeri üs olarak kurulmuştu. Terek nehrinin bir kolu olan Sunja’nın kıyısında, Kafkas sıradağlarının düzlüğe kavuştuğu bir yer seçilmişti bu üs için, çünkü Rus askeri güçlerinin kontrol edebildiği en son nokta burasıydı. Buradan biraz güneydeki Hankala, Çar ordularının sokulamadığı sık ormanlar ve geçit vermez vadilerin ortasındaki İçkeriya bölgesinin başladığı köydü. İçkeriya ise ölüm, açlık ve vebayı, Ruslarla birlikte yaşamaya tercih eden Çeçenlerin yurdu idi.

Kafkasya’da Çarın otoritesini sağlayacak tek gücün şiddet olduğunu düşünen bir general olan Yermolov, Çeçenya’nın kalbine en yakın noktada kurduğu askeri üsse bu nedenle Rusça Korkunç anlamına gelen ‘Grozni’ adını vermişti. Fransız yazar Aleksandre Dumas, bölgeye yaptığı yolculukta Yermolov’u ve onun askeri tarzını tanımış, izlenimlerini Kafkasya seyahati notlarında ayrıntılarıyla anlatmıştır. Bu üste her gün bir dağlının başı vücudundan ayrılır, bal dolu çömleklerin içinde saklanan kafalar antropoloji kürsülerinde incelenmek üzere Kiev ve Petersburg’a gönderilirdi. Ölen her Çeçenle birlikte on Rus askerinin yaşam şansına kavuştuğuna inanırdı Yermolov. Onun tarafından katledilmiş insanların vücutları kale çevresinde sergilendiği için gerçek bir korku şehriydi Grozni.

Sadece ölüm değildi burayı korkunç kılan. Dağlı analarından kopartılan çocuklar bu üste toplanıp babalarına karşı vuruşturulmak üzere eğitim almak için Rusya’nın iç bölgelerine gönderilirdi. Dağlı kadınlar burada kirletilip öldürülürdü. Satılmışlara, hainlere bu üste ödüller verilirdi. Bir şekilde canlı ele geçirilen savaşçılar ve Çarı tanımayan köylüler buradaki mahkemesiz, hakimsiz zindanlarda işkence görür ve yok edilirdi. Grozni bu sebeple tiksinilen, her şeyiyle nefret edilen bir yerdi dağlılar için.

Aynı zamanda Çarın muhaliflerinin sürgün yeri olan bu korku şehri kimleri ağırlamadı ki bu zaman zarfında. Çarın korkulu rüyası Rus Aristokratı Bestujev, Rusya’nın vicdanı Griboedov, ve Rus dilinin soğuk sözcükleriyle gönülleri yakan Lermontov… Lermontov, bebek yüzlü yüce yürek… Kafkasya kendisinden olmayan hiç kimseyi o genç şairi sevdiği kadar sevmemişti oysa.

Herkesin sahip çıktığı fakat aslında memleketinden başka hiçbir yere ve hiç kimseye ait olmayan Şeyh Şamil esir olunca, Çarlığın hakimiyetinin bölgeye sarsılmaz bir şekilde yerleştiği düşünülmüş ve Grozni 1870 yılında askeri üs olmaktan çıkarılıp şehir statüsüne kavuşmuştur. On yıl kadar sonra bölgede petrolün bulunması bir çok Sibiryalı Rus ailenin buraya akmasına sebep olmuş ve şehir kısa sürede bölgedeki Rus varlığının merkezi haline gelmiştir. XX. Yüzyılın başlarında şehrin nüfusu 25 bine ulaşmıştır fakat bunun ancak bin kadarı Çeçendir.

Çeçenler için Grozni’deki modern hayat da, petrolün sağladığı iş imkanları da çekici olmamıştır. Onlar yine Hankala’dan itibaren yükselen dağlık bölgelerdeki köylerinde bildiklerince yaşamayı tercih etmiş ve kaçabildikleri kadar kaçmışlardır Sunjğala (1) dedikleri Grozni’den. Hastalarını Rus hastanelerine, çocuklarını Rus okullarına göndermemek için Grozni’den uzak kalmışlardır. Bu nedenle Çeçenya başka, Çeçenya’nın orta yerindeki Grozni başka kalmıştır hep.

Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden İkinci Dünya Savaşı yıllarında Çeçenler için Grozni bir yas şehri olmaktan öte anlam taşımaz. Rus ordusunda görev almak üzere yola çıkan dağlı gençler, Grozni istasyonunda aileleri tarafından uğurlanır, bir çoğu memleketini en son bu istasyonda görürdü. İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünyanın dört bir tarafında çarpışan Rus ordusunda Çeçenler, nüfusları oranında en fazla kayıp veren halktır.

Çarlığa son veren Kızıl devrim, Rus İmparatorluğu coğrafyasını baştanbaşa değiştirmiştir fakat ne Grozni için, ne de Çeçenya için değişen bir şey yoktur aslında. Devrim öncesi Rus Çarına itaat etmemekle suçlanan Çeçen halkı, devrimden sonra da Sosyalizme uyum sağlayamamakla suçlanmaktadır. Nitekim 1944 Şubat’ında her halka özgürlük vaat eden Sosyalist idare tarafından Çeçenler topyekün Sibirya’ya sürülürken Grozni bu kez birbirini kaybetmiş aile fertlerinin son kez görüştüğü Arasat meydanıdır adeta. Artık bütün Çeçenya gibi Grozni de Ruslar’a kalmıştır. Dağlar ıssızdır, köyler sessizdir. Grozni alabildiğine Rus’tur, alabildiğine korkunçtur.

Bir gece içinde kopartıldıkları yurtlarından tam on üç yıl uzak kalan Çeçen halkının sürüldükleri soğuk steplerde ne oranda kırıldıkları hala meçhul olmakla birlikte onların yaşama tutunma, dayanışma ve çoğalma özellikleri dikkate alındığında iyimser bir varsayımla yarıdan yarıya eksildikleri düşünülmektedir. Bu utancın tek tesellisi, uğradıkları insan kaybının kesin verilerinin dünya var olduğu sürece öğrenilemeyecek olmasıdır belki de.

Onların yokluğunda başta Grozni olmak üzere Çeçenya’daki tüm şehir ve köylere binlerce Rus, binlerce Volga Almanı ve Ermeni yerleştirildi. Açılan sayısız tesis, fabrika ve kolhozda ‘Halkların Mutlu Birlikteliği’ olan Sovyetler için üretildi, üretildi. Bu mutlu birlikteliğin içinde bir tek Çeçenlere yer yoktu. Her halka bir nazarla bakan Sovyet zihniyeti Çeçenlere karşı gönlünü düzeltememişti bir türlü. Bir Kazak, Ukraynalı için ‘tavariş’ti ( 2 ) bir Ermeni, Moldovan için ‘tavariş’… ama bir Çeçen sadece bir Çeçendi. Devrimin ruhunu anlayamamış zavallı vahşilerdi onlar diğerlerinin gözünde.

1957 yılında çıkartılan afla dağların arasındaki küçük ülkelerine dönme hakkı kazanan Çeçenler, sürgünde yitirdikleri akrabalarının kemiklerini yanlarına alarak onlar için her şeyden daha mukaddes olan yurtlarına döndüler fakat bu kez de tüm ülkeleri ve korku şehri Grozni’yi başkalarına yar olmuş bir halde buldular. On üç sene sonra ata topraklarını, doğdukları evleri ve dede mezarlarını satın aldılar başkalarından. Grozni ise yine gurbetti onlar için. Sürgün yıllarında çalışmayı öğrenen Çeçen delikanlılar Grozni’ye akın etti. Fabrikalar, petrol tesisleri ve yerel bürokraside yer edinmek için dişleriyle tırnaklarıyla uğraş verdiler.

1957’yılından sonraki süreç, Grozni’nin Çeçenleşmesi süreciydi aynı zamanda. Dağlardaki köylerinden ayrılan Çeçenler çeşitli alanlarda çalışmak üzere Grozni’ye yerleşmiş ve şehrin yapısını değiştirmişti. Bu tarihten itibaren bir çok konuda Çeçenler ilklerini yaşadılar. Çeçen dilinde ilk edebi ürünler, yüksek okul okuyan ilk Çeçen kadın, ilk Çeçen mühendis, ilk bürokrat… Kendilerinin yok edilişini umursamayan dünyaya adlarını duyurmak için çaba göstermenin zamanıydı artık.

Bu dönemde Grozni geniş sosyal alanları, sağlam alt yapısıyla en büyük Çeçen şehridir. Rus yazar Kirov adına kurulmuş olan Park Kirova, içinde Rus ve Çeçen devlet televizyonunun bulunduğu büyük bir milli park niteliğindeydi. İçinde gondollarla gezinilen Sunj nehrinin iki yanında uzanan yeşil alanlar, öykü üstadı Çehov adına kurulmuş milli kütüphane, Yubileniy adlı büyük sinema, Lermontov adına inşa edilmiş olan Çeçen Dramaturji tiyatrosu ve daha bir çok sosyal donatı alanlarıyla ancak Sosyalizmin inşa edebileceği bir sosyal şehirdi Grozni.

Sosyalist Birliğin çöküşüne kadar kayda değer bir çatışmanın yaşanmadığı Grozni, kırk yıl boyunca öfkesini biriktirdi ve 1994 yılında özgürlük talebi kanla bastırılmak istenen Çeçen halkının direnişinin sembolü oldu. Şehir defalarca Rus tankları tarafından ele geçirildi ve defalarca Çeçenlerce geri alındı. Bu savaşın en korkunç sahneleri başkanlık sarayı ve çevresinde cereyan etti. Rus askeri güçlerinin kuşatmasına on gün direnen başkanlık sarayının yıkıntıları Çeçen halkının onurunun simgesi haline gelmişti.

Şehrin altyapı şebekesini kullanarak yer değiştiren Çeçen direnişçiler Grozni yıkıntılarını Rus güçler için ismiyle müsemma bir korku şehri haline getirdi. Öyle ki şehrin Pervomayskaya ve Oktyabırsky bölgelerindeki girişlerinde Rus güçlerini ‘Cehenneme hoş geldiniz!’ tabelaları karşılıyordu. Çeçenlerin topraklarından Rusları attığı 1996 yılından sonra şehre, şehit devlet başkanı Covkhar Dudayev’in anısına Çovkharğala (3) adı verilmiş ve böylelikle şehrin iki asırlık yazgısının değişeceği ümit edilmişti.

Oysa Kafkasya’da barış en çok dört yıl sürer… 1999 yılı yazında savaşın ikinci perdesi başlamış ve 1994-96 yılları arasında yaşanan savaş, hala süren bu yeni dönemin yanında Çeçenlerce ‘konser’ adıyla hatırlanır olmuştu. Artık şehrin her taşı, her köşesi, her çatısı Ruslar tarafından intikam alınması gereken düşman olarak algılanmıştır. Ruslar zafer ya da yenilginin Grozni’yi ele geçirmeye bağlı olduğunu acı tecrübelerle öğrendiği için şehir tamamen harap edilmiştir.

Grozni, dört yıllık bir kesintiyle 1994 yılından bugüne kadar süren savaşta tarihin en büyük şehir direnişine sahne oldu. Yavuz’a direnen Kahire, Almanlara direnen Petersburg ve Ruslara direnen Grozni… 2000 yılının kışında sadece on beş bin evsizin yaşadığı şehir tüm alt yapısı ve görkemiyle birlikte yerle bir oldu. II. Dünya Savaşında Avrupa’nın toplamına atılan bombadan daha fazlası bu süre içinde Grozni’ye atıldı ve şehir tam manasıyla korkunç bir hayalet şehri haline geldi. Park Kirova, insafsız bombardımanda can vermiş insanların cesetleriyle bir toplu mezar halini aldı. Minutka meydanı bir ölüm arenasına döndü. Pedagoji enstitüsü, kütüphaneler, sivil halkın yaşadığı bloklar ve üst üste konmuş her taş yıkılıp harap oldu bu süreçte. Savaş sırasında şehrin büründüğü anlam ise en doğru haliyle Timur Mutsurayev adlı Çeçen direnişçinin şarkılarında ifade edildi.

“Grozni neresi, nasıl bir öykü bu.

Hatırla,yaşlı kadınların çocukları korkuttuğu masalları.

Gece sokaklarında kurtların uluduğu bir cehennem.

Gündüz göğüs kafesini döven kalbin ve bombanın sesi…

2000 yılından sonra Grozni’den geriye kalan enkaza şehir adını vermek pek de mümkün değil aslında. Savaş her şeyi baştan başa değiştirdi. Çok değil, on beş yıl önce bütün Kuzey Kafkasya’nın en zengin ve görkemli şehri bugün yıkıntıların arasında evsizlerin yaşadığı, eli silahlı mankurtların insafına kalmış bir diyar. Grozni şimdi Yermolov’dan beri en korkunç günlerini yaşıyor.

Şimdi… 1992 yılında yıkılan Lenin heykelinin yerine bir başka diktatörün heykeli dikilmiş durumda. Nüfusunun dörtte birini yitirmiş, yarısı mülteci olarak dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Çeçen halkı dünyada en fazla kolsuz, elsiz, bacaksız delikanlıya sahip olan millet haline geldi.

Bugün…

Grozni hiçbir zaman insanlığa ait olmadı. Dünyanın kalan kısmı için bu bölge hep periler padişahının ülkesi oldu çünkü. Endişesini ve özlemini duymadığımız şehirler bizim değildir ki…

Geçmişte Yermolov’un zulmüne, Stalin’in sürgününe engel olamayan insanlık, Grozni’ye şu içinde bulunduğumuz çağda da sahip çıkamadı. İnsanlık, yanındaki altı kişiyle birlikte vuruşarak can veren devlet başkanı Mashadov’la, tek başına bir Rus Kontrol noktasına saldırıp şehit edilen Hamzat’la, Saydullah’la, küçük imanlı çocuklar, yürekli delikanlılar ve utangaç kızlarıyla övünme hakkını yitireli tam on beş yıl oluyor.

Şimdilerde Çeçenya, Aytmatov’un yaratmadığı küçük bir mankurt (4) tarafından idare ediliyor. Belki en doğrusu idi bu, belki başından beri bir mankurt bulup yaşamın ölümden daha güzel olduğu konusunda ikna etmeliydi o yiğit gençleri. Artık kahramanların yaşamadığı Grozni’den savaşın yıkımını ve ölçüsüz felaketini anımsatan bir milyon metreküp moloz taşınıp başka bir yere atıldı. Sadece 2008 yılında 3216 bina inşa edildi bu şehre. Sayısız eğitim kurumu, sayısız ibadethane ve sosyal donatı alanlarıyla Grozni eski günlerin acını unutmaya çalışıyor.

Oysa Grozni’den geriye külden başka hiçbir şey kalmadı, hiçbir şey… atılan molozlarla birlikte şehrin korkutucu geçmişi ve şanlı günleri de atıldı bir kenara. Grozni herhangi bir kapitalist şehir haline geldi artık. İstanbul’un en kuytu yerlerine sığınmış birkaç yüz insanın hafızasında da sislerin arasında kalmış birkaç anıdan başka hiçbir şey kalmadı. Grozni düştü, onur adına her şeyi kaybetti insanlık. Grozni’nin molozlarıyla, enkazıyla birlikte insanlığın onuru da Kafdağında bir vadiye gömüldü.

Şimdi birileri Tanrıya olan iman adına Grozni’ye yas tutmaya kalkmasın. Tanrı, Grozni’nin günahını tüm insanlığa soracak ve Grozni insanlığın en büyük günahının abidesi olarak kıyamete kadar kalacak.

Son söz olarak ‘Mertvıy Delfın’ (5) adlı Çeçen rock grubun Rusça parçasını dünyanın insafına savrulmuş bir ilenç olmak üzere kaydedip susuyoruz.

Şehir, kanayan ve ağlayan taş parçaları…

Çocukluğum bombalandı bu şehirde.

Birkaç yalancı fotoğraf karesinde her şey.

Acıdan az ya da çok herkes payına düşeni aldı

Ve geçmişten geriye bir avuç kül kaldı.

Şimdi biz dua etmekten başka hiçbir şey yapamayan zavallılarız.

Dua edeceğiz, dua edeceğiz.

Hiçbirşey yapamayanlar dua etmeliydi oysa.

1) Sunjğala: Sunj Nehrindeki şehir. 2)Tavariş: Yoldaş 3)Çovkharğala: Cevher’in Şehri  4)Mankurt; Cengiz Aytmatov’ un 1980 yılında yazdığı Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserinde Kırgız destanlarından yararlanarak güncelleştirdiği bir kişiliktir. Mankurt bazı işlemler sonucu öz benliğini yitirerek kendisini kimliksizleştiren düşmanının kuklası haline gelmiş bir zavallı insan tipidir. 5)Mertvıy Deflin: Ölü Yunuslar

Hulusi Üstün



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.


Sitene Sahip Çık!