TARIK CEMAL KUTLU
—Yedi benli dilber değil şiirim
Yedi benli dilber olur yaşamım.—
Hicrânı nûş etmem
Kendimce bir türkü tuttururum içten,
De gitsin bir bozlak İç Anadolu’dan…
Kavurur katı efkâr beni işte o zaman!
Akar gider iki damla göz yaşı,
Atar içimdeki zehri dışarı.
Tokmağını vur davulcum, şu gerili deriye,
Hele çal zurnacım, çal hele bir Adana üç ayağı!..
Halayımı çekeyim ağır başlısından…
Mendilim salınırken parmaklarımın arasında,
Kırılır dizlerim âheste beste,
Ve dönerim ayak uçlarına basarak,
Endamına vurulduğumunu okşarcasına…
Hicrânı nûş etmem
Dağılır gider efkârım,
Son bulur gamım kederim.
Efkâr arttıkça artanda
Yürek harlı od olanda,
Dönerim Maraş üç ayağına!
Ömer gelir hemencecik aklıma,
Gelir de gönderir beni geçmişe!
“Hadi!” derim “Lila oğlu Ömer’im,
Geç başa da bizler sana uyalım!”
Der dururum yanına,
Ayak uyar oynuna.
Zaman zaman Cühüret oğlu Hüseyin dikilir karşıma.
Baharını yaşamadan toprağa düşen ter ü tâze gül misâli
Yansıyadurur sonsuzluk âleminden belleğimin aynasına.
Halay başıdır önümde, oynar Kırıkhan’ı
Dudaklarında eksilmeyen tebessümü,
Işıldar gözleri meydan hepten Hüseyin olur,
Devamlı salınır mendil elinde.
Veda etmededir sermedîden sanki bizlere!
Kozandağı’na mı döndü davul zurna?
Anavarzalı Beko’nun türküsünü duyarım,
Hem gündüz, hem de gece…
Ardından Hasan Gencer,
Alanda usuldaaaan usuldan
Ağırdaan ağırdan halay çeker.
Halay Hasanla güzeldir;
Davul zurna ona meftun, dillenir, gelir söze
Konuşur ha konuşur,.hiç susmadan Hasan’a.
Ve uyku artık orda, boşlamıştır herkesi…
Hasan coştukça coşar, cümle canları coşturur,
Kalabalık şenlenir yaşlısından gencine,
Karanlık gecelere sanırsın gün vurmuştur.
Sonra o yerde beni yamacına katar da,
Taşır ta semalara…
Artık Hasan yok!
Davul zurna şimdi yasta Hasansız!
Yaradan’ım, hüzün çöker içime!!!
Ağlamak mı, içlenmek mi bilemem,
Akar gider göz yaşlarım durmadan!
Daha yetmezse çocukluğuma dönerim,
Hemşehrim Höççü gibi halay başı olurum:
Toprak zemin urbasını okşar Höççü’nün
Davulcum da doğrusu ondan kalmaz hiç geri.
De ki, yerle göğü onlar bağlar birbirine!
Şimdi anımsatır bana saygının sonsuzuyla
Lula oğlu Hayrullah Hançer Bey’i
Ben küçücük çocuğa, yeni yetme o genci.
Yolda kalmışı yalnız bırakmamayı öğretmiştir de
Göçmüştür öteye bu dünyadan, avuncum.
“Şahab’ın Deli Ford’u bin yıl burada kalır,
Hançer Bey de bin yıl, burada kalır!”
Sözü çınlar kulaklarımda daha!.
Derede bayırda, dağda yabanda,
Yolda naçar kalmış bir garibi görende!…
Onun sesi fısıldar kulağıma.
Ulu Rabbım diyerekten, açarım ellerimi,
Dönerim gani olana rahmeti:
“Onlar şimdi o dönülmez yerdedir,
Nicedir halleri biz bilemeyiz.
Mağfiret eyle onlara her zaman.
Bu fânî âlemde elbet, bizler hep mağfiretine,
Ebedî âlemde onlar da muhtaç rahmetine!.
Rahmet eyle diyen eller açarız,
Rahmet eyle diyen diller dileriz!”
Geçmişi uzanır Çeçeniçi’ne,
Uzanır da erişir sonra Göksun Çardak’a.
Yetmek denmez yalınız,
Tekmilinden göç toplanmış da gelir,
Gelir konar Parpi’nin eteğine.
Sonra asır geçer aradan,
Üstüne daha da kat nice yıl,
Tahu kızı Poşta Abla’m bir erişkin kız olur.
Elinde deçig pondar,
Memleketimin yıldızlı gecelerinde,
Dokunur usulundan tuşlara,
Kapılır teller sihrine…
Büyüler parmakları cümle mahlûkatı inan olsun!
Ne zamanki Batti oğlu Ahmet çıkar alana,
Poşta Abla’mdaki pondarın sesi,
Döner hemen orada, orada Zabbari’ye…
O ne derinden duyuş, o ne coşkulu çalış
Ve Ahmet Ağabey’im, o ne içten oynayış…
Poşta Abla’mın yıldızsı bakışları,
Gökyüzünü çekivermiş bütünüyle kendine,
Âsûmânı cezbetmiştir söz temsili şavkıyla.
Deçag pondar nağme yollar onlara,
Sanki hal diliyle ahvâlini sunar sevdanın.
Anımsarım şimdi dolar gözlerim,
Dolu dolu dolar, dalar gözlerim,
Deryâlar misâli dalgalanırken,
Ahmet Abi’m sana rahmet dilerim!
Can insanlar şimdi gerçek can oldu
Katı efkâr artık döner hüzüne
Eşim dostum sevdiğim giderken birer birer
Bana kalan miras da yürek dolusu keder.
Bir nice zaman sonra başımızda kavak yelleri esende,
Gök bakışlı Çeçen kızı, konuk Çerkes kızları,
Sıralanınca düğünlerde saygıların sonsuzuyla,
Saplanır bakışları gençlerin ta bağrına bağrına!…
Gülümsedikçe bir hoş, ışıldatır içleri, aydınlanır gönüller…
Gam kasavat olur mu, kalpler çarpar yalınız!
Sonsuzluğa gideduran ufuklar,
Sanılır ki hiç sönmeyen güneştir.
Değil, ferahlık değil!
Desem hüzün de değil!
Bir kordur birikimi.
Davul sesi, zurna sesi, hele de pondar sesi
Yayılır gecenin karanlığında çevreye,
Yayılır da coşturur bizi delicesine.
Engin semâlarda kanatlarını çırparak uçan
Ve süzülegiden usul boylu suna misâli,
Sonsuz boşluklara alır götürür beni.
Hey Allah’ım hey, Yaradanım hey,
Bir coşarım ki sâyende o zaman…
Dağılır gider efkârım bir süre:
Gel tut beni gam-keder
Ben kimseyi incitmem
Sen incinir gidersin






