Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Diaspora

Türkiye ve diğer dünya ülkelerinde yerleşmiş Çeçenler ile yerleşim alanlarına ait bilgiler ve fotoğraflar…

Kitaplık

Çeşitli dillerden Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmış, Çeçenler ve Çeçenistan ile ilgili kitaplar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Şiirler

Çeçen edebiyatından örnekler ile Çeçenler’e adanmış şiirler…

Ana Sayfa » Çeviriler - Makaleler

Kamanın Vatanı Yiğidin Eli

Bu yazı 1 Mart 2009 Pazar  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 557 defa okundu.. Yorum Yok
Kamanın Vatanı Yiğidin Eli

Lenin bulvarından yürüyerek, parlamento binasının önündeki parka ulaştığımda, Kafkas otelinin önünde büyük bir kalabalık toplanmıştı. Abhazya’yı savunmak için gönüllü gidenleri yolcu ediyorlardı.

Yolun kenarına durmuş, askeri kamyonlara doluşmuş genci ve yaşlısıyla bilmedikleri bir ülkeye savaşa giden yüzlerce insanı hayretler içerisinde izliyordum. Sanki bayram yeriydi, ilahiler ve tekbir seslerine havaya sıkılan kurşun sesleri karışıyordu.

Aniden o kadar kalabalığın içerisinde, kamyonlardan birisine binmiş tanıdık bir yüzle göz göze geldim.

Beni görünce ayağa kalktı “vaşa, vaşa (kardeş, kardeş)..!” diye bağırdı. Sonrada beliden çıkardığı kamayı havaya uzatarak “Allahu Ekber” diye haykırdı neşeyle.. Gümüş saplı kamanın bir anlık parlak ışıltısı ulaştı gözlerime…

Ben de, hızla uzaklaşan kamyonun arkasından ona doğru uzanarak sessizce ama hararetle el salladım. Bindiği araç gözden kaybolana dek baktım arkasından.

Biliyorum son karşılaşmamızdı bu..!

Onunla ilk görüşmemiz bir yıl önce Zavgayev’in istifasını sağlamak için yapılan halk mitingleri sırasında olmuştu.

Ay ışığının etrafı gündüz gibi aydınlattığı bir geceydi.

Parlamento ve Kafkas otelinin bulunduğu büyük meydanda yapılan mitinglerle uzun ve yorucu bir gün daha geride kalmıştı. Büyük bir avluda kurulmuş uzun bir masanın etrafına kalabalık bir grup olarak oturmuş yorgunluğumuzu gideriyorduk. Masamızda oturanlardan Refik ve Zelimhan’dan başka kimseyi tanımıyordum. Ama hiç kimse yabancı değildi sanki bana. Birkaç gün önce ilk kez gelmeme rağmen, hepsi daha önce sıkça karşılaştığım ama bir türlü fırsat bulup ta tanışma olanağı bulamadığım aşina yüzlere sahipti.

Masada, olağan ve komik anılarla dolu samimi bir sohbet ortamı yaşanıyordu.

Bu arada gençlerden birisi masaya getirilen büyük ve iri karpuzları dilimler halinde keserek dağıtmaya başladı.

İşte o sırada fark ettim onu.

Yirmili yaşlarda, sarışın, oldukça zayıf yapılı bir delikanlıydı. Önüne konulan karpuzu belinden çıkardığı kamayla parçalara ayırmaya başladığında göz göze gelip birbirimize gülümsedik.

Benim de kendi karpuz dilimimi kesmem için kamasını bana uzattı. Bir şey demeden kamayı alarak, kestiğim dilimleri yemeye başladım. Bu arada, biraz da mesleki alışkanlıktan olacak elimde tutuğum kamayı sahibine geri vermeden önce, üzerindeki işlemeleri daha iyi görmek için ay ışığına tutarak, şöyle iki ucundan çevirerek inceledim. Kamanın gümüş sapı ince kubaçi işçiliği ile süslenmişti. Oldukça eski olduğunu anladığım kamayı genç sahibine tekrar uzattım.

Ama o anda aklım başıma geldi. “Eyvah..! Ne yaptım ben..?” diye düşündüm..!

Eski bir çeçen geleneğini nasıl da unutmuştum?!

Genç, kendisine uzattığım kamayı almadığı gibi; “Hayır..! Onu alamam, o artık senin!” diyerek belindeki kabzasını da bana uzattı.

İşte korktuğum başıma gelmişti.

Bir çeçen geleneğine göre konuğun beğendiği bir eşya değerine bakılmaksızın ev sahibi tarafından ona hediye edilirdi. Hediyeyi geri çevirmek ise ev sahibine karşı yapılmış büyük bir ayıp sayılırdı.

Bu eski ve hala canlı olan geleneği bilmeme rağmen sırf bir anlık merakıma yenik düşerek unutmuştum. Eski gümüş kama bu gence kim bilir hangi büyüğünden kalmıştı ve onun için çok değerli olduğu da kuşkusuzdu. Tüm bu düşünceler aklımdan geçerken genci kırmadan kamayı tekrar ona verebilmenin yollarını aramaya başladım.

Masada oturanların hepsi merakla ne yapacağıma bakıyordu.

O anda aklıma müthiş bir fikir geldi.

Herkesin şaşkın bakışları altında ayağa kalktım.

Gence doğru dönerek; “Bana verdiğin bu hediyeyi kabul ediyorum..?”dedim. “Herkes şahit olsun bu kama artık bana aittir. Ama ben bu kamayı hakkıyla taşıyamam. Buradan ayrılırken yanımda götüremem. Mutlaka sınırda Ruslar üzerimde yakalarlar..? Bu yüzden bu kamayı sana benim hediyem olarak veriyorum. Bir ömür boyu taşı ve baktıkça beni hatırla?” diyerek asıl sahibi gence geri uzattım.

Bu çözüm herkesin hoşuna gitmişti. Özellikle de kama sahibinin. Kamayı usulca geri alarak belindeki kemere yerleştirdi. Yanıma geldi ve “Bundan sonra iki cihanda da kardeşimsin!” dedi. Birbirimize sıkıca dostça sarıldık. O akşam yan yana oturduk ve birbirimize karşı yıllardır birlikte yaşayan iki insanın yakınlığını hissettik.

O geceden sonra bir daha görüşemedik.

İşte, bir kaç dakika önce önümden, elinde ona hediye ettiğim gümüş kamayı sallayarak geçip giden gençle ilk tanışmamız böyle olmuştu.

“Kamanın vatanı yiğidin elidir” derler diye düşündüm. İsmini hatırlamadığım kardeşim ve Abhazya gönüllüleri gözden kaybolduktan sonra ben de dönüş hazırlıklarına başlamak için gerisin geri adımlarla Grozny’de kaldığım evin yolunu tuttum.

Tekbir sesleri ve silah sesleri aralıklarla ama susmadan devam ediyordu.

Erol YILDIR



Bu yazı yoruma kapalıdır.


Sitene Sahip Çık!