Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Çeviriler - Makaleler

Unutulan Çeçenya Gerçeği

Bu yazı 29 Aralık 2010 Çarşamba  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 4.647 defa okundu.. 4 Yorum
Unutulan Çeçenya Gerçeği

Son günlerde çeşitli medya organlarında Çeçenya ile ilgili yer alan bilgiler ve haberler, kimi güçlerin sistemli biçimde tarihsel gerçekleri değiştirme ve tarihi yeniden yazma gayreti içerisine girdiklerini gösteriyor. İster kendisini gazeteci olarak tanıtanların hesaplarına akan kanlı paraların gücü olarak görün bunu, ister kendi kasamı doldurayım da oradaki halkın yaşadıkları beni bağlamaz diyen işadamlarının umursamazlığı; ister bir siyasi manevra olarak adlandırın, ister bilgisizlik; adını nasıl zikretseniz de bugün bir ulusun şanlı geçmişi üzerinde kimi şüphelerin yaratılmasına ve o halkın geleceğiyle ilgili kurnaz planların uygulanmaya konulmasına çalışıldığına şahit oluyoruz. Böylesi bir ortamda Çeçenya gerçeği hakkında bilgi paylaşımında bulunmak son derece elzemdir.

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya

Türkiye’de sıklıkla ideolojik nedenlerle “Çeçenistan” olarak zikredilen bölge, uluslararası kamuoyunda “Çeçenya” olarak adlandırılan “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya”dır. Dağılma süreci içerisine giren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 3 Nisan 1990’da kabul ettiği bir yasa ile otonom cumhuriyetlere bağımsızlık yolunu açmış ve otonom cumhuriyetler de birer birer SSCB yapısından ayrılmaya başlamıştı. Bu gelişmeleri dikkatle takip eden Çeçen halkının talepleri doğrultusunda 1990 yılında toplanan Çeçen Halk Kongresi “Çeçen halkının bağımsızlık ve egemenliğini” ilan etmiş, aldığı bir dizi kararın ışığında 1991 yılında seçimlere gidilmiş, ilk Devlet Başkanı Dzhoxar Dudaev’i seçmiş ve akabinde de 1 Kasım 1991 tarihinde yani Rusya Federasyonu’nun kurulmasından beş ay kadar önce “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya”nın bağımsızlığı uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde ilan edilmişti. Bu tarihi karar ile beş yüz yıldır devam eden Rus mezalimi ve işgaline son verilmiş, asırlardır süregelen “bağımsızlık” hayali gerçeğe dönüşmüştü.

Rusya kaynaklı tezler ışığında Batı medyasında sıklıkla Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın “tanınmamış” bir ülke olarak zikredildiği dikkat çekmektedir. Oya uluslararası hukuk açısından bir devletin varlığı için bulunması gereken unsurlar arasında “başka devletler tarafından tanınmış olmak” bir gereklilik değildir. Son dönemlerde Kosova’nın bağımsızlığının tanınması sürecinde de açık bir şekilde gözlemlendiği üzere, “tanıma” basit siyasi bir tavır olmaktan öteye geçmemekte ve devletlerin varlığına halel getirmemektedir. Ayrıca iddiaların aksine İçkerya tanınmamış bir ülke olarak kalmamış, bağımsız bir devlet olan Gürcistan tarafından 13 Mart 1992’de tanınmıştır; daha sonraki süreçte Afganistan’da Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’yı tanıyan ülkelerden birisi olmuştur. Öte yandan İçkerya asla Rusya Federasyonu’nun bir parçası haline de gelmemiştir. Zira “federasyonların” kurulabilmesi için “federe devletlerin” birlikteliğe ilişkin bir sözleşmeyi imzalaması gerekmekte ve daha sonra oluşturulan “anayasanın” da halk tarafından oylanarak kabul edilmesi gerekmektedir. Oysa, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya, on dokuz devletin katıldığı 31 Mart 1992 tarihli Rusya Federasyonu Birlik Anlaşması’na imza atmamış ve 13 Aralık 1993 tarihinde gerçekleştirilen “Anayasa ve Parlamento” oylamasına da katılmamıştır. Açıkça görüleceği üzere, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya, uluslararası hukuka uygun olarak Çeçen halkının self-determinasyon hakkını kullanması doğrultusunda bağımsızlığını ve egemenliğini ilan etmiş meşru bir devlettir.

Rusya’nın Çeçenya’yı İşgali (I.Rus-Çeçen Savaşı)

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine, Rusya Federasyonu içerisindeki yapılar bu küçük devlete bir ders verilmesi gerektiğinden bahisle Rusya’nın ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin’i ikna turlarına başladı. Danışmanlarının ve askeri cenahın başını çektiği bu grup Çeçenya’nın 48 saat içerisinde dize getirilebileceğini, burada alınabilecek bir zaferin Rusya’nın gücünü yitirmediğini göstereceğini ve olası diğer bağımsızlık taleplerine de set çekeceğini dile getiriyordu. Oysa askeri uzmanların peşinde olduğu husus Rus ordusundaki milyarlarca dolarlık yolsuzluğu kapatabilmek için bir savaşın çıkmasına duydukları ihtiyaçtı. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devlet Başkanı Dzhoxar Dudaev’in ve heyetinin tüm iyi niyetli çabalarına karşın savaş tellalları istediklerini elde etti ve 11 Aralık 1994’te Rus tankları İçkerya topraklarını işgal etti. Kanlı ve barbar Rus işgali, Rus generallerin iddia ettiği gibi 48 saat içerisinde tamamlanmadı. Fiilen 754 gün devam eden Rus işgali, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Silahlı Kuvvetleri’nin zaferiyle sonlandı ve Rus tarafı barış masasına oturmak zorunda kaldı. Barış anlaşması sadece savaşa son vermedi, ayrıca denk iki devlet olarak imzalanan barış anlaşması ile Rusya, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın bağımsızlığını de facto olarak tanımış oldu. Öte yandan Rus işgali Çeçenya’nın tüm alt ve üst yapısını yok etti; işgal güçlerinin sınır tanımayan saldırılarında 120 bin masum sivil hayatını kaybetti, on binlerce sivil yaralandı ve sakat kaldı, işgal süresince insanlar yerlerinden yurtlarından oldu.

Geçici Barış Dönemi

Tüm dünyayı hayrete düşürecek biçimde Rusya’yı mağlup ederek topraklarından çıkaran Çeçenler, Aslan Maskhadov ve Alexander Lebedev’in imza koyduğu tarihi belge ile savaşa son verip yaralarını sarmaya başladı. Lakin, bu süreç yıkıcı bir savaştan çıkan Çeçen halkı için son derece zor geçti. Yenilgiyi hazmedemeyen Rusya’nın Çeçenya’yı geri alma planları ustalıkla uygulamaya konuldu. Rusya, Çeçenya içerisinde kaos ortamı yaratmaya yönelik her türlü girişimde bulundu. Rusların yanı sıra Çeçenya’nın zengin petrol ve maden yataklarına göz koymuş kimi küresel aktörlerin de bölgeye el atmasıyla Çeçenya hiç istemediği bir yöne doğru savrulmaya başladı. Ülkeyi küllerinden diriltmeye çalışan Çeçen yönetimi, Rusya’nın Azerbaycan’dan gelip Çeçenya üzerinden geçen petrol boru hattının kirasını vermemesiyle ekonomik açıdan iyice dar boğaza sürüklendi. Ülkedeki yoksulluğu ve yokluğu iyi kullanan Rus gizli servisleri savaş gazilerinden kimi grupları bölgede insanları kaçırması ve akabinde fidye alması yönünde ikna etti. Özellikle şimdilerde İngiltere’de siyasi sığınmacı olarak bulunan Rus oligark Boris Berezovsky’nin organize ettiği adam kaçırma olaylarında, kaçırılan yabancılar için Berezovsky fidyeyi bizzat ödüyor ya da arada aracı rolü oynayarak kendi payını alıyordu. Bu oyunda maşa olduğunu fark edemeyen Çeçenlerden oluşan bu küçük grup Çeçenya’nın Batı’daki imajını zedeliyordu. Aynı süreçte Rus devlet yönetimi elini güçlendirmek için kendi halkını dahi gözünü kırpmadan ölüme yolluyordu. Moskova’da ve çevre kentlerdeki apartmanlarda patlatılan bombalarda, düşürülen uçaklarda hiçbir delil olmaksızın Rus yönetimi Çeçenleri sorumlu ilan ediyordu. Oysa gerçek İngiltere’de zehirlenilerek öldürülen eski KGB ajanı Alexander Litvinenko tarafından daha sonra ortaya çıkarılacak ve Rus gizli servisinin bu olaylardaki rolü gözler önüne serilecekti. Rus ajanı olduğu konusunda şüphe götürmez deliller olan Arap Khattab, sözde dini eğitim vermek amacıyla geldiği Çeçenya’da kurduğu medresede yokluk içerisindeki Çeçen gençleri ödediği büyük paralarla medresesine çekiyor ve burada “cihat”tan dem vurarak genç beyinleri zehirliyor, bu gençler Çeçen adetlerine dahi karşı çıkar hale gelmeye başlıyordu. Khattab, savaş sırasında yıldızı parlayan Şamil Basayev’i de kendi yanına çekmeyi başarıyor ve onu FSB ile birlikte tezgahlanan Dağıstan olaylarının tam ortasına atıyordu. Dağıstan’da toplanan bir kurultay tarafından “Çeçenya-Dağıstan İmamı” ilan edilen Şamil Basayev, Dağıstan’dan gelen yardım talepleri karşısında “etiketinin sorumluluğunun altına giriyor” ve beraberindeki adamlarla Dağıstan’a giriyordu. İşte Rusya’nın Çeçenya üzerine düzenleyeceği ikinci saldırı için gereken son adım da FSB’nin planına uygun biçimde atılmış oluyordu. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devlet Başkanı Aslan Maskhadov’un saldırıların Çeçen hükümeti ile hiçbir bağının olmadığını ve sorumluların yakalanarak yargılanacağını temin etmesi hiçbir şeyi değiştirmiyor, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya toprakları ikinci kez Rusya tarafından işgal ediliyordu.

İkinci Rus İşgali (II.Rus-Çeçen Savaşı)

Rusya Federasyonu yukarıda bahsi geçen nedenlerin ardına sığınıp 1 Ekim 1999 tarihinde yeniden Çeçen topraklarına girdi. Oysa savaşın gizli nedenleri açıktı; Çeçenlere bir ders vermek, Çeçen petrolü üzerindeki kontrolü yeniden ele geçirmek ve Kızıl ordunun yitirdiği prestijini geri kazandırmak. İlkine nazaran daha kanlı ve daha sınır tanımaz olan Rus işgali çocuk-yaşlı, kadın-erkek, hasta-sağlam ayırt etmeden Çeçen sivilleri yok etme planı üzerine kurgulanmıştı. Dünyanın bir numaralı savaş suçlusu olarak adlandırabileceğimiz Vladimir Putin’in emrindeki Rus askerleri için hiçbir kural yoktu. Öyle ki kimi köyler topluca katledildi, yerleşim alanları günlerce aralıksız bombardımana tutuldu, düzenlenen temizlik operasyonlarında masum siviller ortadan kayboldu.

Bu yazının yazıldığı an itibariyle “3973 gün 12 saat 29 dakikadır” devam ediyor Rus işgali. İşgalin faturası ağır, Rus işgal güçleri 30 bini çocuk olmak üzere 150 bin masum sivili katletti, on binlercesini yaraladı veya sakat bıraktı, binlerce kadına tecavüz etti, binlerce sivil ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu, beş bin Çeçen kadın kötülükleriyle nam salmış Rus hapishanelerine kapatıldı, on binlerce masum işkence gördü, tüm Çeçen halkı aşağılandı ve küçük düşürüldü.

Terörist Eylemler

Rusya’nın Çeçenya’daki işgali ve insan hakları ihlalleri kadar, kimi Çeçen gruplara mal edilen terörist eylemler de dünyanın gündeminden düşmedi. Çeçenler özellikle Moskova’daki tiyatro baskınından ve Beslan’daki bir okulda yaşanan rehine krizinden ötürü ağır eleştirilere maruz kaldı.

Moskova’daki tiyatro baskınında yer alan Çeçen kadınlar “kara dullar” tanımlamasıyla gündeme taşındı. Oysa kocaları, çocukları ya da akrabaları Rus askeri güçlerin insanlık dışı muamelelerine maruz kalan bir grup Çeçen kadın, FSB tarafından uygulanan psikolojik bir oyunla kandırılmıştı. Mağdur Çeçen kadınlar da diğer hemcinsleri bu acıyı yaşamasın ve Çeçenya’da akıtılan kan son bulsun fikrine inanarak duygusal bir tavır ile silahlandılar ve götürüldükleri tiyatroda “Rus askerleri Çeçenya’dan çekilsin” talebini dile getirdiler. Rusya ise insan hayatına saygı duymadığı için içeriye saldığı kimyasal bir gaz ile saldırganları ve rehinleri öldürdü. Putin’in öldürttüğü araştırmacı Rus gazeteci Anna Politkovskaya, Putin’in Rusyası isimli kitabında bu eylem sırasında ve sonrasında yaşanılanlara dikkat çekerek, eylemin bir FSB planı olduğunu gözler önüne seriyor.

Çeçen savaşçılar özellikle Beslan olayıyla dünya kamuoyundan büyük bir tepki çekti. Oysa Çeçen Devlet Başkanı Aslan Maskhadov, kendi can güvenliğini hiçe sayıp herhangi bir şart ileri sürmeden, kendileriyle bir bağlantısı olmayan bu eylemin yapıldığı okula gitmeyi ve eylemcilerle görüşmeyi talep etmişti. Ancak Rusya, Çeçenleri terörist olarak lanse etme planlarının ters tepeceğini ve Aslan Maskhadov’un bir kahraman olacağını fark edince hemen operasyona başladı ve içerideki çocukları katletti. İnguşetya Devlet Başkanı Ruslan Aushev, okula girip bazı rehinelerle dışarı çıktığında eylemcilerin “Çeçen” olmadığına dikkat çekmişti. Nitekim bağımsız bir komisyon tarafından hazırlanılan rapor okula ilk ateşin Rus güçler tarafından açıldığını ortaya koyuyor. Kısa bir süre önce David Setter’in Forbes dergisinde yayınlanan “Beslan’ı Hatırlamak: İnsanlığa Karşı Bir Suç” başlıklı makalesi de Beslan’da tam olarak neler yaşandığını net bir biçimde aktarıyor. Bu makalede eylemcilerden bazılarının FSB ajanı olduğu ve kimisinin ise Rusya’daki suçlular olduğuna dikkat çekiliyor.

Birkaç ay önce Moskova’da gerçekleştirilen metro bombalamalarında da yine Çeçenler suçlandı ve hatta eskinin Çeçen Devlet Başkanı şimdinin “Kafkasya Emirliği” hareketi lideri Dokka Umarov şaibeli bir video kaydı ile saldırıları üstlendi. Saldırganlar Çeçen olarak lanse edilmesine rağmen, Dağıstanlı çıktı. Hatta Beslan saldırılarında kızını kaybeden bir baba, saldırgan kadınlardan birisinin kendi kızı olduğunu iddia ettiyse de açıklamasının üzerinden çok fazla zaman geçmeden geri adım attı.

Türkiye’de de Çeçenler “Avrasya Feribotu”nun kaçırılması ve “The Marmara Oteli”ndeki baskın ile suçlandı. Ancak her iki saldırıyı da incelediğimizde saldırıların planlanması ve uygulanması aşamalarında Çeçenlerin hiçbir bağlantıları olmadığı, eylemlerin bir grup Abhaz diasporası mensubu tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Bu grubun esas gayesinin Çeçenya hassasiyeti mi yoksa başka güçlerin çıkar çatışması mı olduğu halen tartışıla gelen konulardan birisidir.

Esas olarak üzerinde vurgulanması gereken nokta, meşru Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümetinin ve silahlı kuvvetlerinin bu tür terörist saldırılarla doğrudan ya da dolaylı bir şekilde herhangi bir bağlantısının olmamasıdır. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Silahlı Kuvvetleri, ilk Devlet Başkanı Dudaev döneminden bu yana sivillere yönelik şiddet uygulamayı reddetmiş ve herhangi bir terörist eyleme katılmamıştır.

Rusya’nın Çeçenya’daki Meşruiyet Oyunları

Rusya Federasyonu, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın meşruluğunu ortadan kaldırmak üzere Çeçen halkının bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana çeşitli girişimlerde bulunmayı sürdürüyor. Seçimlerle işbaşına gelen Dzhoxar Dudaev’e karşı Rusya tarafından Doku Zavgayev’in atanması ile başlayan süreçte, alternatif kukla yönetimin koltuğuna oturtturulan isimler değişiyor, ancak bugün küçük Kadirov’un yer aldığı bu görev hala Rusya’nın bölgedeki planının en önemli yapı taşı.

Rusya, 1999 yılında Çeçenya’yı yeniden işgal etmesinin ardından, askeri güçleri Çeçenya’da hakimiyeti ele geçirince Temmuz 2000’de Akhmad Kadirov’u kurduğu kukla hükümetin başına atadı. Ardından işgal altındaki Çeçenya’da silahlar gölgesinde tertiplenen düzmece bir seçimde Akhmad Kadirov’un “Rusya Federasyonu’na bağlı özerk Çeçen Cumhuriyeti”nin Cumhurbaşkanı olarak seçildiği ilan edildi. Baba Kadirov’un Çeçen petrolü üzerinde Çeçen halkının daha fazla hakimiyeti olması gerektiği yönündeki konuşmaları Kremlin’indeki efendilerini endişeye sevk etti ve 2004 yılında FSB tarafından düzenlenen bir suikast ile bombalanarak öldürüldü. Patlamadan sonra bugün Rus yanlısı yönetimin başındaki isim haline gelen oğul Kadirov’un “babamı Ruslar öldürdü” şeklinde bağrışları tarihe not edilmelidir. Hemen ardından düzenlenen ikinci düzmece seçimlerde Alu Alkhanov yeni Cumhurbaşkanı ilan edildi. Alkhanov’un Rus politikalarını uygulamadaki yetersizliği Rusya’yı yeni arayışlara sürükledi. Putin, kendisi gibi bir zalimin kokusunu aldı ve babasının intikamını almak üzere dolduruşa getirilen Ramzan Kadirov 30 yaşına bastığında, babasından kendisine miras kalan baş kuklalık görevine talip oldu. Alu Alkhanov şaşırtıcı bir şekilde can güvenliğinden endişe ettiğini açıklayarak 2007 yılında Moskova’ya kaçtı. Putin de Ramzan Kadirov’u Çeçenya’da kurduğu kendisine sadık kukla yönetimin başına atadı. Nitekim Ramzan Kadirov kendisine Kremlin tarafından biçilen rolü layıkıyla yerine getirmek üzere akla hayale gelmeyecek zalimce uygulamalarıyla ve her fırsatta Putin’e olan bağlılığını ilan etmekle günlerini geçiriyor. Elbette Kadirov’un da zamanı doldu ve artık bugünlerde herkes yerine atanacak yeni kukla ismi merak ediyor.

Rusya Federasyonu’nun işgali altında bulunan Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’da alternatif bir yönetim oluşturmak dahil olmak üzere silahlar gölgesinde yapılan düzmece seçimlerin ya da kukla yapılar nezaretinde alınan kararların hiçbir hukuksal zemini ve geçerliliği bulunmamaktadır. Meşru Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümeti, AGİT ile uluslararası gözlemcilerin yer aldığı ve Aslan Maskhadov’un Devlet Başkanı seçildiği 1997 yılındaki seçimlerde Çeçen halkının görev verdiği İçkerya Parlamentosu’ndan meydana gelmektedir. Yeni bir seçim ancak Çeçenya’daki Rus işgali sona erip, son Rus askeri de ülkeyi terk ettiğinde uluslararası gözlemciler nezdinde yapılabilecektir ve bu ana kadar da seçilmiş son parlamento üyelerinin meşruiyeti devam edecektir.

Kafkasya Emirliği Tartışmaları

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın IV.Devlet Başkanı Abdul Khalim Sadulayev’in şehit edilmesinden sonra anayasa gereği bu makama geçen Dokka Umarov’un 26 Kasım 2007 tarihinde “Kafkasya Emirliği”ni ilan ettiğini açıklamasıyla, Umarov, İçkerya “Devlet Başkanlığı” görevinden hukuken el çekmiş oldu. Ancak devlet başkanı olması, onun Çeçen halkının talebi ve rızası ile kurulan Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devletini feshedebileceği anlamına gelmediğinden İçkerya’nın hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmadı. Umarov, kendisine biat eden Kafkasya’nın değişik bölgelerinden gruplar ile kurulduğunu ilan ettiği hukuksal dayanaktan yoksun “sanal” oluşumla faaliyetlerine devam etti. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Silahlı Kuvvetleri’ne mensup kimi savaşçıların da Umarov ile birlikte hareket ettiği biliniyor, ancak özellikle son günlerde kamuoyuna yansıyan video görüntülerinde Umarov ile birlikte kalan Çeçen savaşçıların da yeniden özlerine döndüğünü ve Çeçen cephesinin İçkerya’nın bağımsızlığı yolunda savaşmaya devam edeceği ortaya çıktı.

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın Meşru Lideri

Dokka Umarov, “Kafkasya Emirliği”ni ilan ettiğini açıkladığı andan itibaren hukuki olarak Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devlet Başkanlığı görevinden kendi rızası ile el çekmiştir, ancak yine de Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Parlamentosu bu açıklamanın ardından yaptığı acil görüşmede Umarov’un görevden alınmış olduğunu duyurmuştur. Ardından da sürgünde faaliyet gösterecek bir bakanlar kurulu oluşturulmuş, bu kabinenin başına ise Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Akhmed Zakayev atanmıştır. Özellikle çeşitli nedenlerden ötürü Türkiye diasporası sürgündeki hükümet konusundan habersizse de dünyanın dört bir yanında oluşan yeni Çeçen diasporasının binlerce mensubu Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Hükümeti’ne bağlılıklarını bildirmekle kalmıyor ayrıca bu harekete verdikleri desteği de sürdürüyor.

Çeçen halkını ve Çeçen devletini temsil etmeye haiz tek yetkili yapı, Çeçenya bağımsızlığını tekrar elde edene ve özgür seçimler yapılana kadar sürgündeki “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Hükümeti”dir.

Savaş bitti mi?

İşgalci Rusya, 16 Eylül 2009 tarihinde Çeçenya’daki “terörle mücadele operasyonlarına” son verdiğini duyurduysa da bu açıklamanın kabul edilebilir herhangi bir yanı yoktur. Öncelikle gözlerden kaçırılmaması gereken nokta, Rusya’nın işgalci bir devlet olduğu ve Çeçenya’nın işgal altında bulunduğu gerçeğidir. Bu nedenle Rusya, Çeçenya topraklarında iddia ettiği gibi bir terörle mücadele operasyonu yürütemez ki bunu sonlandırsın.

Pek çok yabancı kaynak II.Rus-Çeçen Savaşı’nın Putin’in açıklamaları doğrultusunda 2000 yılında bittiğini iddia ediyorsa da, Rusya’nın bahse konu bu açıklamasını dünya medyası savaşın bittiği şeklinde yorumladı. Peki Çeçenya’daki işgal ve savaş gerçekten sona erdi mi?

Bugün halen Çeçenya topraklarında sayıları yüz binlerle ifade edilen Rus silahlı gücü varlığını korumaktadır. Yani İçkerya’daki Rus işgali halen devam etmektedir. Öte yandan her ne kadar Rus güçler eskisi gibi operasyonlar düzenlemiyorsa da, Putin’in dahiyane fikriyle “Çeçenleştirilen” çatışma ortamında, Rus güçlerin işlediği insan hakları ihlalleri şimdi Çeçenya’da kurulan kukla rejimin silahlı çetelerinin icraatları arasındadır.

Bölgede her gün masum siviller Rusya destekli Kadirov’a bağlı silahlı çeteler tarafından kaçırılmaktadır. Bu silahlı çeteler, sivilleri ya yıllar önce Rusya’ya karşı silahlı direnişte bulunmakla itham etmekte ya da Çeçen savaşçılara yardım etmekle suçlamaktadır. En acısı ise, kukla rejimin ele geçirilen her bir Çeçen savaşçı için hediye vermesi veya para ödemesidir ki, bunlara sahip olmak isteyen Kadirov’un silahlı çeteleri dağlarda savaşmayı göze alamadığından sivilleri kaçırmakta, günlerce ya da aylarca onlara gizli cezaevlerinde işkence yaptıktan sonra saçı sakalı uzamış insanları öldürmekte ve onları savaşçı ilan etmektedir.

Bugünün Çeçenyası’nda Çeçen savaşçıların akrabaları sürekli baskı ve tacize maruz kalmakta, evleri yakılıp yıkılmakta, uzak akrabaları dahi işkence görmektedir.

Çeçenya’nın dört bir yanında yer alan gizli cezaevlerinde akıl almaz işkenceler yapılmakta, masum siviller yedikleri dayak ve gördükleri işkenceler neticesinde gerçek dışı suçlamaları kabul etmeye zorlanmaktadır.

Çeçenya’da yaygın biçimde yargısız infaz olayları olduğu görülmektedir.

Kremlin’in Çeçenya’daki eli ayağı olan Kadirov, ilk günlerindeki zevk sefa düşkünü etiketini ortadan kaldırmak üzere büründüğü dindar kimlik ile insanların din özgürlüğüne müdahalede bulunmaktadır. Çeçen kızların başörtüsüz sokakta dolaşmaları ya da giydikleri kıyafetleri usturuplu olup olmadığı Kadirov’un vatansever eşkıyalarınca kontrol edilmekte, tarife uymayanlar baskı ve tehditlere maruz kalmaktadır.

Bölgedeki insan hakları ihlallerini dünyaya duyurabilecek tek mekanizmanın mensupları yani bağımsız gazeteciler ile insan hakları savunucuları, gerçekleri dile getirdikleri için tehdit edilmekte, kaçırılmakta, işkence görmekte ya da öldürülmektedir.

Çeçenya’da oluşturulan korku ve baskı atmosferi nedeniyle halk sindirilmiş, en küçük işleri için bile rüşvet ödemek zorunda bırakılmış bir haldedir. Lakin bu düzene karşı seslerini yükseltmek kendi sonları olacağından durumu kabullenmektedirler.

Eğer yukarıda kısaca değindiğimiz hususlar bir savaşı tarif etmiyorsa, evet Çeçenya’da savaş bitti. Ancak gerçek şu ki, bugün Çeçenya’da dünyanın görmek istemediği kanlı ve acımasız gizli bir savaş devam etmektedir.

Basında Çeçenler

Savaşın ilk günlerinde dünya basınında, Rusya’ya başkaldıran cesur vatanseverler olarak tasvir edilen Çeçenler, zamanla Rusya’nın medya üzerindeki kontrolüyle uluslararası teröristler olarak anılmaya başlandı. Nitekim son dönemlerde Çeçenlerin Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da ya da başka dünyanın başka bölgelerindeki terörist grupların içerisinde yer aldığı ve çıkan çatışmalarda öldürüldüğü şeklindeki hayal ürünü haberler de bunun bir göstergesidir. Bugüne kadar yayınlanan onca habere rağmen, tek bir Çeçen’in kimliğinin tespit edilememiş olması, şaşırtıcı biçimde medya kuruluşlarını bu tarz haberleri iddia etmekten geri bırakmıyor.

Tıpkı son dönemlerde Türkiye’de de türeyen ve kendisine gazeteci diyen, kan değil parayla beslenen vampirler grubu ısrarla Çeçenya’da hayatın normale döndüğünü iddia ederek Rusya’nın işgali altındaki topraklarda kurduğu kukla yönetimin meşruluğunu kabullendirmeye çalışıyor. Bu tip gazetecilerin her dönem var olduğu bilinmektedir; gazeteciler, meslektaşları arasında Hitler’in ya da Stalin’in icraatlarını övenleri de; Amerika’nın Irak’ı işgal etmesini haklı çıkarmak üzere hayal ürünü makaleler yazanları da görmüştür. Bu açıdan Çeçenya konusunda da insanların zihinlerini bulandırmayı hedefleyen yazıların ve görsel materyallerin varlığı kimseyi şaşırtmamalıdır.

Öte yandan Çeçen halkının çektiği acılara, Rusya’nın bölgedeki hak ihlallerine şahit olan onlarca onurlu gazetecinin Rusya’nın kara listesine girerek yaşamını kaybetmesi, geride kalanların ise kimi meslektaşlarının haysiyetsizliğine nispet yaparcasına gerçekleri yazmaya devam etmesi değinilmesi gereken bir noktadır.

Batı’nın Çeçenya Konusundaki Yaklaşımı

Batı bölgedeki ekonomik ve siyasi çıkarları gereği, Çeçenleri her zaman kullanabilecekleri bir koz olarak gördü ve Rusya’nın işlediği insan hakları ihlallerine göz yumdu. Batılı devletler Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın bağımsızlığını tanımayarak takındıkları iki yüzlü tavrı, Rusya’nın işgaline ve insan hakları ihlallerine verdikleri yapmacık tepkilerle sürdürdüler. Çeçen yetkililerle yaptıkları görüşmelerde Çeçenya’nın bağımsızlığını desteklediklerini, Rusya’nın Çeçenya’da soykırım başta olmak üzere pek çok savaş suçu işlediğini dile getiren Batılı yöneticiler, güzel sözleriyle Çeçenlere umut verirken diğer yandan da Rusya ile gaz, petrol ve ticari anlaşmaları imzalamaktan geri durmadı. Haziran ayında Strasbourg’da toplanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin yayınladığı ve ilk kez Rusya tarafından kabul edilen sonuç bildirgesi de bunun tipik bir örneği, kararda özetle Çeçenleri öldürürken insan haklarına riayet edin deniliyor, insanları öldürmek insan hakkı ihlali değilmiş gibi.

Türkiye Özelinde Çeçenya

Türkiye savaşın çıktığı ilk dönemlerde bir devlet politikası olarak Çeçenleri güçlü biçimde desteklerken, zamanla Rusya ile artan ekonomik ilişkilerin neticesinde Çeçenlere tamamen sırtını döndü. Öyle ki devlet politikası gereği kimsenin tanımadığı Çeçenler bir anda “kahraman” ilan edilmişken, Çeçenler daha ne olduğunu fark edemeden Türkiye’de “aşırı dinci teröristler” olmuşlardı bile. Son dönemlerde ise Çeçenya’daki kukla yönetimin Türkiye’de faaliyet göstermesine izin verilmesi, T.C.nin en büyük handikabı oldu. Elbette Türk yöneticiler hatalarını bir süre sonra anlayacaktır ama şimdilik Rusya’yı memnun etme niyetinde hedeflerine ulaştıkları için kendilerini başarılı görüyor olmalılar. Devletin tavrı sadece Çeçenya’ya yönelik olmadı, Türk hükümeti bir koz olarak elinde tutma ihtiyacı hissettiği Çeçen sığınmacıları da uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını yerine getirmeden bir köşede unuttu. Bugün sayıları 1500 civarında olan Çeçen sığınmacılar sağlık güvenceleri ya da çalışma izinleri olmadan yaşam mücadelesi veriyor. Her ne kadar geçici süreli ikamet izinleri verilse de Türkiye’yi terk ederek Avrupa ülkelerine gitmek isteyen Çeçenlere çıkarılan “yasadışı ikamet” cezası, onları Türkiye’deki sefalete hapsediyor.

Çeçenya sorunu, Türkiye’nin devlet politikası gereği hemen milliyetçi ve dinci kesimler tarafından sahiplenildi. Alışılageldiği üzere bu grupların etkinliği içi boş söylemlerden ötesine geçemedi. Asıl ilginci ise Türkiye’deki sol cenahın Çeçen konusunu milliyetçiler ve dincilere terk etmesiydi. Öyle ya onların sahiplendiği bir konuya nasıl ilgi gösterebilirlerdi? Sol gruplar ne Çeçenleri ne de Çeçenya’da yaşanılanları anlamaya çalışmadılar. İçlerinden çıkan birkaç kendini bilmez ise Çeçenya’ya kendi ideolojilerini ihraç etmeye ve onlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendi çaplarında anlatmaya çalıştı ve Çeçenleri terörist olarak nitelendirdi. Dünya geneline bakıldığında, Çeçen sorunu genel olarak sol görüşlere sahip kişi ve oluşumlar tarafından destekleniyorken, Türkiye’de bunun tam tersinin olduğunu görmek Türkiye’nin çarpıklığına bir işaret olsa gerek.

Türkiye’de sayıları 3 ile 5 milyon arasında değiştiği ifade edilen Kafkas diasporası da Çeçen meselesinde sınıfta kaldı. Rusya ile iyi ticari ilişkiler peşinde olan zenginler zümresi, Çeçenleri Kafkasya’daki istikrarı ve iş yatırımlarını bozmakla itham etti. Bir grup, Çeçen halkının verdiği mücadeleyi kendi mücadelesi gibi algıladı, elinden gelen desteği sundu. Hatta içlerinde öyle isimler vardı ki yaptıklarıyla pek çok Çeçen’i utandırdı. Ama Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’yı kendi topraklarına katıp “bağımsızlık ihdas” ettiğini açıklamasıyla Türkiye’deki Kafkas diasporasında akan suyun rengi değişti. Bir anda “siyasi çıkarlarımız” ve “geleceğimiz” söylemleri altında Çeçen halkının mücadelesi hor görülmeye başlandı. Hatta daha da ileri gidenler oldu. Çeçenya’daki Rus kuklalarıyla işbirliği yapanlar veya kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığıyla “Çeçenya”yı Rusya’nın bir parçası ilan edip Rusların atadığı isimleri de Çeçen halkının temsilcileri gibi zikretme gafletine düşenler oldu.

Türkiye’de sayısı diğer Kafkasyalılara nazaran az olan Çeçen diasporası da bugünlerde karışık aslında. Paranın kokusunu alan simsarlar kendilerini Putin’in kiralık katili Kadirov’a yamamak için çırpınıyorlar. Daha önce İçkerya için methiyeler düzen, hayatını kaybeden siviller için göz yaşı döken, Çeçen savaşçıların mücadelelerini anlatıp “para toplayan” aç gözlü tilkiler şimdi de Çeçenya’nın yeniden imar edildiğini ve hayatın normale döndüğünü anlatmakla meşguller. Bir de Çeçenya’yı bağımsızlığın ilanıyla birlikte para kazanılacak yeni bir saha olarak gören, orada yatırım yapan ve yaptıkları yatırımların Rusya’nın işgaliyle havaya uçtuğunu görüp Dudaev’e düşman olan “tuzu kuru mutlu bir azınlık” var ki, onlar da yeni gelişmelerle yine Çeçenya’dan gelecek paranın hesabıyla meşguller. Bu iki satılık küçük grubun aksine, Çeçen diasporasının neredeyse tamamı hala bağımsız “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya” ideasını savunuyor ve bu uğurda desteğini sürdürüyor. Türkiye’ye adım attıkları 1800’lü yılların sonlarından bu yana “bağımsızlık” ve “özgürlük” fikrinden vazgeçmeyen vatanperverlerin para ya da makam uğruna sahip oldukları değerlerden vazgeçebileceğini düşünmek ise ancak hayalperestlerin işi.

Sonuç

Çeçenler bugün herkesin kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı bir koz. Bunu tüm kesimler inkar etse de Çeçenler devletlerin politik ilişkilerinde öne sürülüyor, zengin olmanın kestirme yolu Çeçenler için yardım toplamaktan ya da Çeçenya’da kurulan kukla yönetim adına çalışmaktan geçiyor; kimi faaliyetleri haklı çıkarmak için terörist olarak dünyaya lanse ediliyor Çeçenler!

Oysa yaşama mücadelesi veriyor mülteciler dünyanın dört bir yanında, her an Rusya’ya iade edilme korkusu altında. Oysa özgürlük için savaşıyor Çeçenler, uydurulan kimi kisvelerin aksine. Çeçenler artık sadece özgürlükleri ve Çeçenya için değil aynı zamanda hümanizm ideasını da kurtarmak için savaşıyorlar, dünyanın yapılan soykırımı ısrarla görmezden gelmesi nedeniyle, tüm görmezden gelmelere yanıt verebilmek adına!

Tüm dünyada Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak işgali protesto edilip barış sesleri yükselirken, Rusya’nın son 11 yılı kesintisiz olmak üzere 16 yıldır süregelen Çeçenya işgali konusunda ise böyle gür sesler çıkmadığını gördük. Bush’u ıslıklayanlar ve değişim için Obama’ya sarılanlar, dünyanın en acımasız katliamını yürüten Putin’i unutmayı tercih ettiler. Bu, şu gerçeği bir kez daha ortaya koydu, aslında Irak için yapılan mitingler orada yaşanılan vahşeti durdurmak için değil, tamamen Amerika karşıtlığıyla ilintiliydi. Hal böyle olunca da Putin’in Rusya’sı, eski büyük Rusya’ya olan saygıdan ötürü aydınların olaya duyarsızlığını da beraberinde taşıdı ve taşımaya da devam ediyor!

Herkes Çeçenya’da yaşanılanları biliyor, herkes Rusya’nın uluslararası hukuk kurallarını, demokrasiyi ve ahlaki değerleri yok saydığını biliyor; ve herkes şunu da çok iyi biliyor ki buna karşı koymak herkes için büyük riskler, politik kaygılar taşıyor. Küçücük bir ülke için de bu riskin altına girmek çıkarlarına ters düşüyor. Ama bu duruma kayıtsız kalan tüm dünya da bu suçun ortağı oluyor. Eğer bir gün uluslararası hukuk kuralları gerçekten uygulanabilir ve gerçek suçlular mahkeme huzuruna çıkarılabilirse, olanları görmezden gelenler de kurulacak mahkemede yargılanmalıdır. Uluslararası toplum bu vicdani sorumluluktan kurtulmak için bir an önce Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın bağımsız bir devlet olduğunu dile getirmeli, Rus işgalini kınayarak Rus askeri güçlerinin Çeçenya topraklarını terk etmesi için gerekli her türlü siyasi ve ekonomik yaptırımı uygulamalıdır!

27.08.2010

Av.Burak Öztaş

*Bu makale Türkiye diasporasında aylık yayınlanan Jıneps gazetesinin Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık 2010 sayılarında bir yazı dizisi olarak yayınlanmıştır.



4 Yorum »

  • nihat dedi:

    merhaba çeçenyadaki savaş tüm kafkasyalıların savaşıdır öncelikle savaşın geçmiş tarihizdeki yeri önemli atalarımız kafkasyada neden savaştı yıllarca ?? kendimize soralım

  • ali dedi:

    yazarın ellerine sağlık..

  • Yaşar dedi:

    Gerçekten süper bir çalışma tebrik ederim.

  • Harman66 dedi:

    arap Khattap rus ajanimi

Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.