<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>WaYNaKH Online &#187; Çeviriler &#8211; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.waynakh.com/tr/category/ceviriler-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.waynakh.com/tr</link>
	<description>WaYNaKH Online</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Oct 2011 14:12:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Çeçenya&#8217;da İnsan Haklarını Gözlemlemek</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/09/cecenyada-insan-haklarini-gozlemlemek/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/09/cecenyada-insan-haklarini-gozlemlemek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 22:54:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=11662</guid>
		<description><![CDATA[Dışarıya asla yalnız çıkmıyorlar, Çeçenya&#8217;nın başkentindeki küçük apartman dairelerinde bulundukları süre zarfında da, duvarlarındaki düz ekran bir televizyon merdiven boşluğu ve apartmanın girişini gören güvenlik kameralarından gelen görüntüleri aktarıyor.
Küçük arabalarına üç kişi birden bindikten sonra, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dışarıya asla yalnız çıkmıyorlar, Çeçenya&#8217;nın başkentindeki küçük apartman dairelerinde bulundukları süre zarfında da, duvarlarındaki düz ekran bir televizyon merdiven boşluğu ve apartmanın girişini gören güvenlik kameralarından gelen görüntüleri aktarıyor.<span id="more-11662"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Küçük arabalarına üç kişi birden bindikten sonra, tehlike halinde, arabalarındaki kontrol panelinin üzerinde yer alan küçük kırmızı düğmeye basarak bir video kamerayı ve mikrofonunu aktif hale getirebiliyor ve bu şekilde 900 mil (yaklaşık 1450 km) uzaklıktaki ana merkezlerine doğrudan seslerini ulaştırabiliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gruba liderlik eden 46 yaşındaki avukat Vladislas Sadykov, &#8220;Bu kendi içimizdeki bir kural. Her zaman birlikte seyahat ediyoruz. Yalnızsanız, kaçırılmanız ve işkence görmeniz daha da kolaylaşır. Görüntüler korunmak için, ayrıca eğer bizi öldürecek olurlarsa kayıt altına alınacak&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu üç adam, yerel insan hakları savunucuları için çalışmanın çok tehlikeli olduğu bilinen Rus işgali altındaki cumhuriyette, bünyesinde dönüşümlü olarak misafir insan hakları araştırmacılarının yer aldığı &#8220;Birleşik Mobil Grup&#8221; olarak adlandırılan, kaçırılma ve işkence olaylarını inceleyen grubun mevcut vardiyasında yer alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü nöbetinde 45 gündür Grozny&#8217;de bulunan 24 yaşındaki avukat Dmitri Laptev, &#8220;Burada yaşayan tüm yerel insan hakları savunucuları tehlikede. Evleri yakılabilir. Çocukları kaçırılabilir&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan hakları gruplarına göre, Çeçenya&#8217;daki vahşi savaş neredeyse sona ermiş durumda, ancak insanların kaçırılmaları ve yargısız infazlar sürüyor, hedeftekiler ise genellikle isyancıları destekleyenler ya da Rus destekli hükümetin Çeçen lideri Ramzan A. Kadirov aleyhinde konuşanlar oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Laptev, &#8220;Sıradan insanlarla konuştuğunuzda, onların ne kadar korkmuş olduklarını görerek şok oluyorsunuz&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Memorial&#8221; isimli insan hakları grubu, gözlemleme çalışmalarının gittikçe daha da zorlaştığını, çünkü geçmiş dönemlere nazaran kurbanların ve akrabalarının hak ihlallerini bildirmek konusunda daha fazla korkuları olduğunu belirtiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü nöbetini gerçekleştiren Bay Sadykov, &#8220;İnsanların kaçırılmaları korkusuz biçimde devam ediyor. İnsanları açıkça kaçırıyorlar. Rus destekli kolluk güçleriyle birlikte olduklarını gösteriyorlar ve kolluk güçleri de onlara dokunmuyor. Basit bir iş, araştırma yok, belge yok, yasal adımlar yok. Sadece birisini yakalıyor ve götürüyorlar&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Birleşik Mobil Grup&#8221;, Nizhny Novgorod&#8217;taki ana merkeziyle birlikte, Rusya&#8217;nın dört bir yanındaki insan hakları organizasyonlarından araştırmacıları ve avukatları, Çeçenya&#8217;da bir ay ya da daha uzun süreli biçimde üç kişilik ekiplerinde çalışmaları için işe alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Grup, Mayıs ayında Dublin&#8217;de Mary Robinson Adalet Şartı Vakfı&#8217;nın risk altındaki insan hakları savunucuları için verdiği geleneksel Front Line Ödülü&#8217;nü insan hakları ihlallerini gün ışığına çıkaran çalışmaları nedeniyle <a href="http://www.waynakh.com/tr/2011/05/2011-front-line-odulunu-birlesik-mobil-grup-kazandi/" target="_blank">kazandı</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, &#8220;Dedektifler gibi çalışıyoruz, resimlere bakıyoruz, tanıklarla konuşuyoruz. Yasal gücümüz olmamasına rağmen tüm bunları olması gerektiği şekilde yapıyoruz. Kanıtlara ulaşarak, resmi organlardan kendi soruşturmalarını yapmalarını talep ediyoruz&#8221; diyor. Ekip çalışmalarının kimi zaman netice verdiğini, Rus destekli kolluk güçlerine karşı bazı suçlamaların adalet önüne götürüldüğünü sözlerine ekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Birleşik Mobil Grup&#8221;, Çeçenya&#8217;nın en çok tanınan ve en ısrarcı aktivistlerinden birisi olan, &#8220;Memorial&#8221; için çalışan yerel araştırmacı <a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/07/natalia-estemirova-olduruldu/" target="_blank">Natalya Estemirova&#8217;nın kaçırılarak öldürülmesinden</a> sonra 2009 yılında <a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/11/insan-haklari-savunucularindan-cecenya-icin-komisyon/" target="_blank">kuruldu</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayan Estemirova&#8217;nın &#8220;Memorial&#8221;den iki meslektaşı tahliye edildi ve Bayan Estemirova ile yakından çalışan hak savunucusu da Norveç&#8217;e gitti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, Bayan Estemirova&#8217;nın ölümünden bu yana, insan hakları savunucularının Rus destekli yöneticiler aleyhindeki hak ihlalleri raporlarından geri adım attıklarını söyledi. &#8220;Memorial&#8221; dahi birkaç hafta ya da birkaç ay boyunca Çeçenya&#8217;daki gözlem çalışmalarına son verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Birleşik Mobil Grup&#8221; bir bakıma Bayan Estemirova&#8217;nın çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, &#8220;Natalya&#8217;nın problemlere neden olduğunu ve o olmadan daha az problemle karşılacaklarını düşündüler. Peki ya ben kimim? Biz geri döndük. Ardımızda başka insanların da olduğunu biliyorlar, bizi öldürseler bile bir başkası bizim yerimize gelerek devam edecek&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Grubun halen incelediği yarım düzine olaydan birisi Bayan Estemirova&#8217;nın son araştırmalarından birisi, eski bir isyancı olan ve teslim olarak bir yıl hapis yatan 23 yaşındaki Apti Zainalov&#8217;un kaçırılması hakkında. Apti, salıverildikten sonra 2009 yılında ortadan kayboldu, silahlı korumalar eşliğinde bir hastanede ortaya çıktı ve ardından yine yok oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayan Estemirova öldürülmeden önceki son günlerinde, Rus destekli polisten ve hastane yetkililerinden bilgi almaya çalışıyordu, şimdi de &#8220;Birleşik Mobil Grup&#8221; bu bilgilere ulaşmak için baskı yapmaya devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-11663" title="aima-makayeva" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/09/aima-makayeva-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" />Ama Bay Zainalov&#8217;un annesi Aima Makayeva, iz peşinde koşmaktan yorulduğunu, Rus destekli yetkililerin oğlunu geri vermesi halinde açtığı davayı geri çekmeye hazır olduğunu söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir tek Kadirov’a gitmediğim kaldı&#8221; diyor. Bu görüş Çeçenya&#8217;da sıklıkla ifade ediliyor, zira Kadirov, Rus destekli hükümeti ve güvenlik güçlerini sıkı biçimde kontrolü altında tutuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, taktiklerinin işe yarabileceğini ifade ediyor. Elbette müfettişler Rus destekli yetkililere baskı yapabilseydi, bazı kişiler tutuklanabilir ve cezalandırılabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, ama diyerek hukukun üstünlüğünü teşvik edici çalışmalar desteklenmek bir yana, hala iktidardaki silahlı adamların istediklerini alıkoyduklarını ve serbest bıraktıklarını vurguluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Laptev, &#8220;Sistem tam bir bataklık gibi. Bir taş atıyor ve bazı dalgalanmalar yapıyorsunuz. Ama ardından yavaşça aşağıya iniyor ve dibe batıyor&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, geçtiğimiz yıl üç kişilik ekibin bir parçası olarak bir insan hakları ihlalinin bildirilmesini araştırırken, Rus destekli rejimin polis karakolunda tutulduğu gece sistemi içeriden görmüş. <a href="http://www.waynakh.com/tr/2010/02/cecenyada-insan-haklari-savunuculari-once-tutuklandi-sonra-serbest-birakildi/" target="_blank">Grup zarar görmeden serbest bırakıldı</a> ve yasadışı tutuklanmalarıyla ilgili olarak kendi şikayetlerini yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bay Sadykov, gece geç saatlerde sohbette, Rus destekli rejimin polisinin sert çevre sert taktikler gerektirir diyerek metotlarını savunduğunu söylüyor. Rus destekli subaylardan birisi &#8220;İşkence yapmalısınız. İşkence yapmadan terörizmle nasıl savaşabilirsiniz?&#8221; demiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama Bay Sadykov en azından insan hakları gözlemleme çalışmalarının bir etki yaratmış olduğunu gözlemledi. Söylediğine göre, üç hak savunucusu serbest bırakılırken, Rus destekli rejimim subaylarından birisi kötü muamele görmediklerini teyit eder bir metni imzalamalarını istemiş. &#8220;Öteki türlü, işkence gördüğünüzü söylersiniz&#8221; demiş Rus destekli rejimin subayı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Seth Maydans</strong><br />
24.09.2011 &#8211; <a href="http://www.nytimes.com/2011/09/25/world/europe/in-chechnya-human-rights-workers-from-afar-put-in-tours-of-duty.html" target="_blank">The New York Times</a></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=11662&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/09/cecenyada-insan-haklarini-gozlemlemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadirov&#8217;un Haydutlarınca Kaçırılan Kadınların Akibetinde Seks Köleliği ve Ölüm Var</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/08/kadirovun-haydutlarinca-kacirilan-kadinlarin-akibetinde-seks-koleligi-ve-olum-var/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/08/kadirovun-haydutlarinca-kacirilan-kadinlarin-akibetinde-seks-koleligi-ve-olum-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 15:51:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Zalina Israilova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=11480</guid>
		<description><![CDATA[The Sunday Times’te yayınlanan bir makale, Rus işgali altındaki Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’da kurulan Rus destekli rejimin lideri Ramzan Kadirov’un güvenlik güçlerinin genç bir anneyi nasıl seks kölesi haline getirdiğini anlatıyor.
İşte o makale:
Yeni doğmuş kızının babası ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">The Sunday Times’te yayınlanan bir makale, Rus işgali altındaki Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’da kurulan Rus destekli rejimin lideri Ramzan Kadirov’un güvenlik güçlerinin genç bir anneyi nasıl seks kölesi haline getirdiğini anlatıyor.<span id="more-11480"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>İşte o makale:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni doğmuş kızının babası onu terk ettiğinde, Zalina İsrailova, yalnız bir anne olarak şiddetin eksik olmadığı derinden tutucu Müslüman anavatanı Çeçenya’daki geleceği hakkında kaygılanıyordu. Endişelerinin gerçeğe dönüşmesini engellemek için ise hiçbir şey yapamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramzan Kadirov’un dehşet saçan güvenlik güçlerinin üst düzey üyelerinden birisi olan İsrailova’nın eski aşkı için bazı silahlı yoldaşları genç anneyi seks kölesi yaptığında bunu engelleme girişimleri başarısız oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Evinden kaçırılan genç anne, başka 10 genç kadınla birlikte silahlı muhafız gözetiminde kilitli tutulduğu bir eğitim kampına götürüldü. Burada anadan üryan bir şekilde tutuldular ve onları döven silahlı adamlar tarafından da tecavüze uğradılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu genç kızlardan en bir tanesi, yardım istedikten sonra tecavüzcüsü tarafından vurularak öldürüldü. Diğerleri çocuklarını düşürdü ve içlerinden hamile kalan iki kişi de bu üste doğum yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Esaret altında geçen dört aylık sürede hayatta kalan İsrailova, ona acıyan bir muhafızın yardımıyla oradan kaçtı. Eski gardiyanlarının onu bularak öldürecekleri korkusu ve içinde bulunduğu derin travmayla St.Petersburg’da ve kısa bir süre de yurt dışında yaşadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek kardeşinin güvende olacağı ve beş yıl içerisinde sadece birkaç kez gördüğü kızına kavuşacağının garantisini vermesiyle, 33 yaşındaki Zalina İsrailova, bu yılın Nisan ayında, evine döndü.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya’daki kaynakların The Sunday Times’a geçen hafta verdiği bilgiye göre de, genç anne geri döndükten kısa bir sonra öldürüldü ve isimsiz bir mezara gömüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Genç anneyle geçen yıl görüşmüş olan bir insan hakları savunucusu, “İsrailova’nın hikayesi gerçekten şok edici. Ama korkunç gerçek şu ki, Çeçenya’da gittikçe daha da sıklıkla görülmeye başlayan kadınlara yönelik bu suçlar hakkında kimse konuşmaya cesaret edemiyor. Zanlılar hukukun üstünde, çünkü zanlılar genellikle Kadirov’un güvenlik güçlerine mensup oluyorlar” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Rus ordusu ve özgürlük savaşçıları arasındaki iki acımasız savaşın ardından Çeçenya’da düzen sağlandı ve ülke yeniden inşa edildi. Ancak eleştirmenler, Kremlin tarafından 2007 yılında başkan olarak atanan Kadirov’un yönetiminde kadınların gün geçtikçe katı İslami kuralların yükünü çekmeye zorlandığını ifade ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygunsuz giyindiği düşünülen kadınlar sokaklarda saldırıya uğruyor. Cumhuriyetin ahlaki değerlerini ihlal ederek ailelerine leke sürdüğü düşünülen kadınların erkek akrabalarınca öldürüldüğü namus cinayetlerinde bir artış gözlemleniyor. Hatta öyle ki, bu cinayetler Kadirov tarafından alenen destekleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka insan hakları savunucusu, &#8220;Erkeklerimizce ahlakını yitirmiş olarak damgalanan kadınlar kınanıyor. Sokak köpeklerine bile daha insanca muamele ediliyor. İsrailova’nın seks kölesi olarak tutulduğu yerin benzerlerinden daha pek çok gizli yerin olduğunu düşünmemizi sağlayan iyi nedenlerimiz var. Ama Kadirov ve Moskova’daki patronları daha ne kadar bu tip suçları görmezden gelecek?&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya’nın merkezindeki bir mezra olan Mesker-Yurt’ta dünyaya gelen Zalina İsrailova, henüz 10 yaşındayken annesini kaybetti. Büyükannesi tarafından yetiştirildi, ama onun ölümüyle birlikte babası ve iki erkek kardeşinin yanına taşındı. Akrabaları, Zalina’nın burada birkaç yıl yaşadığını ama mutsuz olduğu için kaçtığını, bu durumun da Çeçenya’nın katı ataerkil toplumunda utanç verici bir hareket olarak tanımlandığını anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kocaman siyah gözleri ve incecik vücuduyla oldukça sevimli bir kız olan İsrailova, beş yıl önce o zaman ülkenin Rus destekli yönetiminde başbakan olarak Kadirov’a sadık bir milise aşık oldu. Kadirovits olarak bilinen bu milisler, Kadirov’un reddetmesine rağmen, insanların kaçırılması, işkence ve İslami militanlardan olduğu düşünülen şüphelilerin infaz edilmesiyle suçlanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Zalina İsrailova, Elina adını verdiği kızını dünyaya getirdikten üç ay sonra aşık olduğu bu milis tarafından terk edildi. Kısa bir süre sonra başka bir kadınla evlenen bu adam, Elina’yı da annesinin elinden aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir akrabası, &#8220;Zalina kötü bir yoldaydı, kızını korkunç biçimde kaybetti. Bana gelip burada kalabilirdi ama bu beni de sıkıntılı bir pozisyona sokardı. Hayatının dönemeçleri onu toplumda istenmeyen bir kişi haline getirdi. Onunla birlikte olmak bana da utanç getirirdi. Ona yardım etmek istedim ama yapabileceklerim çok azdı&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Akrabası çeşitli defalar, Kadirov&#8217;un güvenlik güçlerinden adamların Zalina&#8217;yı renkli camlarla kaplı arabalarla götürdüğünü anlattı: &#8220;Zalina, adamların reddetmesi halinde onu öldüreceklerini söyleyerek tehdit ettiklerini anlattı. Ona bir oyuncak muamelesi yapıyorlardı. Ona yakındım ve onun için üzülüyordum, ne var ki gücüm yoktu&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">2008’in sonlarında Zalina İsrailova ortadan kayboldu. Ertesi ilkbahar, aralarında Natalya Estemirova’nın da bulunduğu üç yerel insan hakları savunucusunun gizli bir toplantısında ortaya çıkarak Kadirov’un askeri üslerinden birisinde seks kölesi olarak tutulduğunu anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisinin ve diğer kızların anlatamayacağı şiddete maruz kaldığını söyledi. Hak savunucularıdan birisi, &#8220;Şişelerle bile tecavüz etmişler. Uyudukları, yemek yedikleri ve yıkandıkları büyük bir odada çıplak tutulmuşlar. Geceleri erkekler gelir ve onlara tecavüz edermiş. Ne zaman üsse getirilseler ya da bir yere götürülseler gözleri bağlı olurmuş. Kızlar gelir gidermiş. Korkunç bir durumdaymışlar. Bazıları öylece ortadan kaybolmuş&#8221; diyerek öğrendiklerini aktarıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu görüşmeden birkaç ay önce, hayat kadını olduğu düşünülen yedi genç kız Çeçen başkenti Grozny’nin dışındaki bir arazide ölü bulundu. Kalplerinden ve başlarından vurulmuşlardı. Kadirov, bu olayı namus cinayeti olarak tanımlayarak memnuniyetle karşılarken bazı insan hakları savunucuları, kurbanların Zalina İsrailova ile aynı kaderi paylaşmış olabileceğinden şüpheleniyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İsrailova, Natalya Estemirova ve meslektaşlarıyla yaptığı görüşmede, üsteki bazı adamların Kadirov&#8217;a yakın olduğunu iddia etti. Kızlardan birisinin kendisine tecavüz eden üst düzey bir Kadirovistin cep telefonunu çalmayı başardığını söyledi. Anlattığına göre, telefonda Kadirov&#8217;un özel cep telefonu numarası kayıtlıydı ve bu numarayı arayarak ondan yardım diledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Zalina&#8217;ya göre, öfkelenen Kadirov, o adamını yanına çağırdı ve &#8220;orospularından birisinin&#8221; kendisini aramasına izin verdiği için onu azarladı. Bu olay genç kızın vurularak öldürülmesine neden oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu toplantıda yer alan bir kaynak, &#8220;Natalya Estemirova, Zalina’nın anlattıklarına inanmıştı. Sarsılmış ve korkmuş görünüyordu&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı kaynak, Natalya Estemirova’nın Kadirov’un güvenlik güçlerince kadınların kötüye kullanılmasıyla ilgili olarak bir rapor yazmayı planladığını söyledi. Daha fazla kaynağı bir araya toplamak istediği için Zalina ile ikinci bir görüşme gerçekleştirmek istiyordu. Ancak Kadirov’un sert bir eleştirmeni olan bu güçlü insan hakları savunucusu Temmuz 2009’da Çeçenya’nın Rus destekli güvenlik güçleri tarafından kaçırıldı ve öldürüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Zalina İsrailova’nın başından geçen kötü olayları haber alan The Sunday Times, geçtiğimiz Kasım ayında onu St.Petersburg’da buldu. Genç kadın bir Çeçen aracı vasıtasıyla görüşmeye razı oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Aracı, &#8220;Halen korkuyor ve duygusal olarak yaralanmış bir durumda ama Grozny’de Natalya Estemirova’ya anlattıklarının aynısını anlattı. Görmeliydin cehennemden çıkmış gibiydi&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Zalina İsrailova, adına yer verilmemesi halinde hikayesinin yayınlanmasına geçici olarak rıza gösterdi. Bununla birlikte, çektiği çileler sırasında aldığı iç yaralanmaların tedavisi için Fransa ve Türkiye’ye gittiği için ise onunla bir görüşme gerçekleştiremedik.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-11482" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/08/thetimes_story_chechnya-217x300.jpg" alt="" width="317" height="400" />Geçtiğimiz hafta, Çeçenya&#8217;daki dört farklı kaynak onun öldürüldüğünü bildirdi. Akrabalarından birisi, Zalina İsrailova’yı askeri üste tutan adamların Zalina’nın erkek kardeşine onu geri getirmesi için baskı yaptığını söyledi. Zalina’nın akrabası ayrıca cinayetten dolayı da o adamları suçladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözü yaşlı bir akraba, &#8220;Kızını yeniden görme dürtüsü çok güçlüydü. Zalina’yo gördükleri ve bildikleri için öldürdüler. Birisi bununla ilgili bir soru sorduğunda cinayeti erkek kardeşinin üzerine atmak ve bunu bir namus cinayeti olarak tanımlamak çok kolay. Ama onu arayan hiç kimse yok&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya’da kadınlara yönelik benzeri şiddette bir artış yaşanıyor. Geçtiğimiz ay, bir adam polise teslim olarak iki kızını AK-47 saldırı silahıyla evinde vurduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanması güç olan masala göre, baba Ruslan Musayev, kız kardeşini otomatik silahla öldüren kızını kazayla vurduğunu iddia etti. Ama birisi 15 ve diğer 19 yaşında olan genç kızlardan birisinin hamile kaldığı ortaya çıktı. Polis, Musayev’in iki genç kızı bir namus cinayetiyle öldürdüğünden şüpheleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen sene, görgü tanıkları genç bir kadının, Rus destekli güvenlik güçlerince bir arabanın içerisine tıkıldığını ve arabanın hızla oradan uzaklaştığına şahit oldu. Kadının akıbeti bilinmiyor. Haftalar sonra görünüşe göre yakın mesafeden ateş edilmiş bir başka kız bir tarlada ölü olarak bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;">İki karısı olan 34 yaşındaki Kadirov, alenen çok eşliliği onayladığını ifade etti ve kadınları kocalarının mallarıymış gibi tasvir etti. Ayrıca Natalya Estemirova’nın anısına hakaret ederek öfkeye neden oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan hakları savunucuları, kadın cinayetlerinin ancak cesetleri bulunması halinde nadiren ortaya çıktığını ifade ediyor. Namus cinayetlerinin üzeri akrabaları tarafından örtülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Rus destekli güçlerin işlediği cinayetler ise misilleme korkusu ya da kurbanın ailesine utanç getirmesini engellemek için bildirilmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir aktivist, &#8220;Zalina gibi kızlar basitçe ortadan kaldırılıyor. Ona olanlardan dolayı hiç kimse asla adaletle yüzleşmeyecek. Çeçenya’ya barış resmen dönmüş olabilir ama orada hala korkunç şeyler oluyor&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mark Franchetti</strong><br />
14.08.2011-<a href="http://www.thesundaytimes.co.uk/sto/news/world_news/Europe/article700475.ece" target="_blank">The Sunday Times</a></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=11480&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/08/kadirovun-haydutlarinca-kacirilan-kadinlarin-akibetinde-seks-koleligi-ve-olum-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçen Dili Tehlikede</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/08/cecen-dili-tehlikede/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/08/cecen-dili-tehlikede/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 08:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Mainat Kurbanova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=11444</guid>
		<description><![CDATA[Çeçenya, [Rus destekli rejimin emriyle] birkaç yıldır &#8220;Çeçen Dili Günü&#8221;nü resmen kutluyor ama Rus işgali altındaki ülkenin resmi dili halen Rusça ve her geçen gün gittikçe daha az Çeçen kendi ana dilini rahatlıkla konuşabiliyor.
&#8220;Masa&#8221; için ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çeçenya, [Rus destekli rejimin emriyle] birkaç yıldır &#8220;Çeçen Dili Günü&#8221;nü resmen kutluyor ama Rus işgali altındaki ülkenin resmi dili halen Rusça ve her geçen gün gittikçe daha az Çeçen kendi ana dilini rahatlıkla konuşabiliyor.<span id="more-11444"></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Masa&#8221; için kullandığımız kelime nedir? Ehemmiyetsiz gibi görünen bu soru, Çeçen gençlerin en azından kendi anadillerindeki basit kelimeleri öğrenmek için toplandıkları online forumlarda sıklıkla rastlanılan sorulardan birisi. Mobilyanın parçaları için birkaç eşanlamlı sözcük olmasına rağmen, bunların hiçbirisi masa değil ama bu durumun farkında olan sadece birkaç kişi var. Bunun sebebi insanların gündelik yaşantılarında Çeçence ile hakim dil olan Rusça&#8217;yı garip bir şekilde harmanlamasından kaynaklanıyor. Bu dil kalıbının kullanımı, Çeçenlerin kendi dillerini kullanmaları halinde dağlıların içindeki bağımsızlık isteğinin, ulusal kimliklerinin ya da tutkularının filizleneceği korkusuyla Sovyet ve Rus dil politikalarının Çeçenceyi bastırmayı amaçladığı yıllarda başladı. Sonuç olarak, günümüzde çok az sayıda Çeçen Rusça kelimeler kullanmadan net ve akıcı biçimde ana dilinde kendini ifade edebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sovyet Çeçenya</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sovyetler döneminde okullarda sadece Rusça kullanılırdı. Ne o zaman ne de bugün resmi olarak herhangi bir yasak olmamasına rağmen Çeçence konuşmak yasaktı. Resmi bir engel olmamasına rağmen, okulda, iş yerinde ya da kamusal alanlarda Çeçence konuşma girişimleri, tanımında &#8220;birisinin kendi dilini konuşması&#8221; da yer alan &#8220;milliyetçi eğilimleri&#8221; sürekli takip eden &#8220;Komünist Parti&#8221;nin gözlemcileri tarafından bastırılırdı. Toplu taşıma araçlarındayken herhangi bir Çeçence kelime kullandığınızda Rusça konuşan halkın verdiği agresif reaksiyonları halen hatırlıyorum: &#8220;Bu yaptığınız doğru değil. Burası barbar dilinizi konuşabileceğiniz bir mağara değil&#8221;. Çeçenya&#8217;nın &#8220;ağabeyleri&#8221;nin temsilcileri de benzeri reaksiyonları dostane biçimde uygulardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sovyetler Birliği geçmişe gömülmüş olsa bile, ulusal dilleri sessizce yok etme mirası hayatta kaldı. Günümüzün &#8220;demokratik&#8221; Rusyası&#8217;nda tıpkı geçmişteki gibi ulusal azınlıkların kendi dillerini geliştirmek bir yana dursun yaşatmak gibi bir şansları yok. Bilindiği gibi bir dili kurtarmanın tek yolu o dili her gün günlük yaşantıda kullanmak ve onu yazılı olarak geliştirmektir. Ancak Rusça tek resmi olarak kaldığı müddetçe bunu gerçekleştirmek imkansız, çünkü tüm bürokratik işleyiş, belgeler ve yasalar Rusça. Kamusal alanda yasaklanmış bir Çeçen dili yok olmaya mahkumdur. Bugün Çeçence yayınlanan sadece bir gazete var ve çok az sayıda okuru bulunan bu gazetede Rusça&#8217;dan suni bir şekilde tercüme edilmekte. Dahası Çeçenler, Kiril alfabesini kullanmak zorunda olduğundan kendi dillerindeki özgünlüğü adapte etmekte de güçlük çekiyor. Çeçenler, geleneksel olarak Çeçen fonetiğine uyarlanmış Arap alfabesini ve bir dönem de Latin alfabesini kullandılar. Ekim Devrimi&#8217;nden sonra ise Rusya&#8217;daki tüm azınlık dilleri Kiril alfabesine geçirildi. Şu anda dahi Rusya Federasyonu Anayasası, tüm halklar için Kiril alfabesinin kullanımını zorunlu tutmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tehlikede Altındaki Bir Dil</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç yıl önce UNESCO&#8217;nun yayınladığı tehlike altındaki diller listesinde Çeçence&#8217;de yer aldı. O günden bu yana ne Rus yetkililer ne de onların yerel temsilcileri, Kafkasya’nın en eski dillerinden birisi olan Çeçen dilini kurtarmak için hiçbir şey yapmadı. [Rus destekli] Çeçen hükümetinin birkaç girişimi de Kremlin tarafından ezildi. Örneğin, birkaç yıl önce [Rus destekli rejimin] Eğitim Bakanlığı, Çeçen ailelerin evlerinde geleneksel Çeçence konuştuklarını ve çocukların okullarda Rusça eğitim almalarından ötürü zorluk çektiklerinden bahisle ilkokullarda Çeçence uygulamasına geçmeyi düşündüklerini duyurdu. Ancak Moskova, Rusya Federasyonu&#8217;nun resmi dilinin Rusça olduğunu ve Moskova&#8217;da, Çeçenya&#8217;da, Sibirya&#8217;da ya da her nerede olursa olsun okullardaki tek eğitim dilinin Rusça olacağını vurgulayarak bu fikri hemen reddetti.</p>
<p style="text-align: justify;">[Rus destekli] yerel yöneticilerin ellerinde bu girişimi &#8220;vakitsiz&#8221; geri çekmekten başka bir seçenek kalmadı. Buna karşılık olarak, utançları telafi etmek için &#8220;Çeçen Dili Günü&#8221;nü ilan ettiler. Buna göre, Nisan ayında belirli bir gün tüm devlet çalışanları sıklıkla halk dansçıları üzerinde görülen geleneksel kıyafetleri giyerek işe gitmek zorundalar. Bugün &#8220;Ulusal Kostüm Günü&#8221; olarak adlandırılmadığına göre, bu kıyafetleri giymekle dil kutlamaları arasında nasıl bir bağ olduğu ise muamma. Hal böyleyken bu durum şöyle görünüyor: [Rus destekli] hükümet oraya-buraya birkaç afiş asıyor, insanlara geleneksel kıyafetleri giydiriyor ve onları şehirde taklit sanatçıları gibi dolaştırarak ulusal dili korumaya çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Son birkaç yılda durum gittikçe kötüleşiyor. Uzun savaş yılları boyunca, edebiyat dilinde birikimi olan pek çok kişi öldü. Rusça&#8217;dan uydurma kelimelerle kirlenmemiş bir dil konuşan yaşlılar kayboluyor. Yüz binden fazla Çeçen genç anadillerini nadiren konuşma fırsatını buldukları Avrupa&#8217;ya gitmiş durumda. Çeçen göçü nispeten yeni bir olgu olduğu için de, diaspora üyeleri henüz dil öğretimi ve öğrenimi yapabilecekleri kendi okullarını ya da kurslarını kurmayı başaramadı. Bu durum muhtemelen birkaç yıl daha böyle devam edecek ama Çeçen dilinin korunması ve geliştirilmesi acil bir ihtiyaç. İşte bu nedenle dünyanın dört bir yanına savrulmuş Çeçen gençler internet üzerinden kendi mütevazi bilgilerini paylaşmaya çalışıyor ve kendi dillerinde &#8220;masa&#8221;nın nasıl söylendiğini merak ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mainat Kurbanova</strong><br />
18.07.2011 – <a href="http://www.balcanicaucaso.org/eng/Regions-and-countries/Chechnya/A-language-in-danger-or-what-is-the-Chechen-word-for-table-97317" target="_blank">The Osservatorio Balcani e Caucaso</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Mainat Kurbanova (Abdulaeva), ikinci Rus-Çeçen savaşının başından 2004 yılına kadar Grozny&#8217;den Novaya Gazeta için muhabirlik yaptı. Bombalar altında bile Çeçenya’nın başkentinde yaşadı; hayatı, üzüntüleri ve günlük yaşamın gerçeklerini sundu, sunduğu haberler Avrupa basınında da yer aldı. Ama o da sürgüne zorlandı ve 2004 yılından bu yana Almanya’da yaşıyor ve çalışıyor.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=11444&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/08/cecen-dili-tehlikede/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evimizi Neden Yıktın Putin?</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/05/evimizi-neden-yiktin-putin/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/05/evimizi-neden-yiktin-putin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 May 2011 10:53:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Asma Adaeva]]></category>
		<category><![CDATA[Grozny]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=11125</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba! Benim adım Asma Adaeva. Çeçenya&#8217;nın Grozny kentinde doğdum. Şimdi Avusturya&#8217;nın Villach şehrinde yaşıyorum. Hayatım hakkında sizlere bir şeyler söylemek istiyorum.
Büyük savaş başladığında annemle birlikte dışarıdaydım. Askerler başlarımızın üzerine doğru ateş ediyordu ve o an ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Merhaba! Benim adım Asma Adaeva. Çeçenya&#8217;nın Grozny kentinde doğdum. Şimdi Avusturya&#8217;nın Villach şehrinde yaşıyorum. Hayatım hakkında sizlere bir şeyler söylemek istiyorum.<span id="more-11125"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Büyük savaş başladığında annemle birlikte dışarıdaydım. Askerler başlarımızın üzerine doğru ateş ediyordu ve o an bizim için sonun geldiğini düşündüm. Ama bir bodrum katına kaçtık. Gece boyunca uyuyamadım. Annem neredeyse her gece ağlıyordu ve beni bu da korkutuyordu. Ölmüşüm gibi hissediyordum. Büyük savaşın başladığı o günlerde Grozny&#8217;de kimse kalmadı. Biz de Nazran kentine gittik. Bir süre sonra Grozny&#8217;de önceki gibi büyük bir savaş kalmayınca geri döndük. Korkunç görünüyordu. Evimiz yıkılmıştı. Evimizin üzerine bir bomba atılmıştı. Biz de arkadaşlarımızın evine gittik. Askerler geldiler sahip olduğum tüm oyuncakları yatağın etrafına fırlatıp attılar. Ardında da anavatanımızdan ayrıldık. Avrupa&#8217;ya gitmek istedik ve bu yüzden buradayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolculuğumuz hakkında her şeyi hatırlamıyorum ama trenle geldik. İlk günlerde Avusturya&#8217;da olmak çok zordu, Almanca bile konuşamıyordum. Ama Avusturya&#8217;nın güzelliğini sevmiştim. Daha sonra okula gitmeye başladım ve durum gün geçtikçe daha iyiye gitmeye başladı. O zamandan beri burada arkadaşlarım var. Şimdi de biraz zorlanıyorum ama eskisi gibi değil. Sıklıkla televizyon izliyorum. Ama insanların beni yabancı olarak adlandırmaları ve bizin başka ülkelerde vurulacağımızı söylemelerinden hoşlanmıyorum. Eğer bu insanlar benim ülkeme gelselerdi ben onlara yardım ederdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Okulumu bitirdiğimde öğretmen ya da polis memuru olmak istiyorum. Avusturya&#8217;yı çok seviyorum. Sanırım hem Çeçenya hem de Avusturya, ikisi de benim evim. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum ki savaşta yaşamak gerçekten çok zor.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zaman Putin&#8217;e sormak istedim: Evimizi neden yok ettin? Okulumu neden harabeye çevirdin? Askerlerini bizim anavatanımıza neden gönderdin? Biz sana hiçbir şey yapmadık ki.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkese güzel ve hoş bir yaşam diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Asma Adaeva</strong><br />
Avusturya&#8217;dan 13 yaşında bir Çeçen mülteci</p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=11125&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/05/evimizi-neden-yiktin-putin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçenya&#8217;dan Bir Hayat Hikayesi: Nani</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/05/cecenya-dan-bir-hayat-hikayesi-nani/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/05/cecenya-dan-bir-hayat-hikayesi-nani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 May 2011 13:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Mainat Kurbanova]]></category>
		<category><![CDATA[Nani]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10998</guid>
		<description><![CDATA[Nani yaşlı bir kadındı. Günlerini evinin bahçesindeki ceviz ağacının gölgesinde tek başına oturup bir yandan örgü örerken diğer yandan da Rus çarları ve onların zalimlikleri hakkında şarkılar söyleyerek geçirirdi.
Çeçen halkının, çarların ve askerlerinin lanetinden kurtuluşunun ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Nani yaşlı bir kadındı. Günlerini evinin bahçesindeki ceviz ağacının gölgesinde tek başına oturup bir yandan örgü örerken diğer yandan da Rus çarları ve onların zalimlikleri hakkında şarkılar söyleyerek geçirirdi.<span id="more-10998"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen halkının, çarların ve askerlerinin lanetinden kurtuluşunun mısırda olduğuna inanırdı. O yirminci yüzyıla tanıklık etmiş bir Çeçen kadındı.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında kimse onun kaç yaşında olduğunu bilmiyordu. Kimileri onun Lenin ile yaşıt olduğunu söylüyordu. Kimileriyse onun 20.yy kadar yaşlı olduğunu ve bir yüzyıldan diğer yüzyıla geçilirken bir kış vakti dünyaya geldiğini anlatıyordu. Bir de Nani&#8217;nin son çarın taç giydiği gün doğduğunu söyleyenler vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Nani, hayatının son gününe kadar alışılmadık bir netlikte hafızasını ve idrak kabiliyetini korudu ki bu hafızası sayesinde yaşantısının her detayını, şahit olduğu olayları ve hatta Çeçenlerin sürgüne gönderilmeden çok önceki dönemlerine ilişkin duyduklarını hatırlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Neredeyse yarım yüzyıl geçmişti ama yarım yüzyıl sonra bile Nani, ara sıra Sovyet lideri olarak adlandırdığı Rus çarının Çeçen halkını asla yalnız bırakmadığından emindi. Nani&#8217;ye göre, Çeçenler çara karşı verdikleri mücadelede mısır yiyerek güçlerini topluyorlardı. Sık sık &#8220;Mısır yemeye devam ettiğimiz müddetçe, bizi yok edemezler&#8221; derdi. &#8220;Bizi mısırdan vazgeçirmeye çalışıyorlar, her zaman mısır tarlalarımızı ateşe verdiler…&#8221; diye de eklerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun bu kutsal sözlerini çok fazla kişi anlayamazdı ve anlayanlarda sessiz kalırdı. Seksenler yaklaşıyordu ve Sovyet hükümeti hala kontrol ettikleri beşinci dünyada rahatsızlık verici seslerin yükselmediğinden emin olmak için çok çalışıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayda iki kez, her ayın ilk ve son Pazartesi günü yerel polis Nani&#8217;yi bazı gizemli formları imzalamak üzere götürürdü. Bu, bir &#8220;halk düşmanı&#8221; ve bir &#8220;halk düşmanının&#8221; dul eşi olarak ikamet ettiği yerden ayrılmadığı, hükümet karşıtı gruplarla ilişkisi olmadığı, Sovyet karşıtı propaganda yapmadığı ve Sovyet temsilcilerinden istek ya da şikayeti olmadığını kanıtlamak içindi. Tüm bunlar doğru düzgün okuma yazma bilmeyen Nani&#8217;nin ayda iki kez bir çarpıyla işaretlediği formlarda eksiksiz bir şekilde tanımlanıyordu. Çünkü Nani&#8217;nin kocası 1944&#8242;te Stalin&#8217;e karşı savaşırken vurularak öldürülmüştü, ama neredeyse yarım yüzyıl geçmiş olmasına rağmen hala &#8220;halk düşmanı&#8221;ydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayda iki kez, her ayın ilk ve son Pazartesi günü, tüm sabah Nani&#8217;nin beni aramasını beklerdim. Bir öğlen vaktinde beni aradı ve yüksek sesle: &#8220;Kori (Çeçence &#8216;küçük kız&#8217;) diye bağırdı, &#8220;yetiş çabuk, bak domuz yine beraberinde ne getirdi! Bu domuz davet etmediğim ve asla davet etmeyeceğim halde yine de burada&#8221;. &#8220;Domuza&#8221; veryansın eden uzun aşağılamaları tüm atalarına kadar uzandı. &#8220;Domuz&#8221; öfke ve mahcubiyetle kıpkırmızı olmuş orada dikiliyordu. Tepki göstermeye cesaret edemiyordu ve gözlerini kırpıştırarak her iki elindeki beyaz kağıda daktiloyla yazılmış formları tutuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">1944 yılında Çeçenler Orta Asya ve Sibirya&#8217;ya sürgün edilirken, Nani ve kocası yeni doğmuş bebekleri ve bir grup direnişçiyle birlikte dağlarda saklanıyordu. Bir gün dağlar üzerinde ilerlerken Rus askerleri etraflarını sardı. Nani kucağındaki bebekle ve bazı direnişçilerle bir mağaraya gizlenmek zorunda kaldı. Kızıl Ordu askerleri öylesine yakındı ki, askerlerle onları birbirlerinden sadece mağaranın girişindeki birkaç kaya parçası ayırıyordu. Ansızın gruptaki tek çocuk olan Nani&#8217;nin oğlu ağlamaya başladı. Üşümüştü, açtı ve dağlarındaki uzun yolculuktan yorgun düşmüştü. Nani onu sakinleştirmeyi denedi ve beslemeye çalıştı ama sütü yoktu ve bebek daha yüksek sesle bağırmaya başladı. Nani onun başını siyah şalıyla örterek sıkıca tuttu, böylelikle sesinin daha az duyulmasını sağlamaya çalıştı. Birkaç dakika sonra askerlerin sesleri uzaklaşmaya başlayınca Nani şalı açtı, bebeği ölmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir süre sonra isyancılar bir pusuya düştüler. Nani&#8217;nin kocası vurularak öldürüldü ve Nani&#8217;de Sibirya&#8217;daki bir hapishane kampına gönderildi. Daha sonra Çeçen ovalarındaki bir köye yerleştirildi. Bir daha asla evlenmedi ve tuğladan küçük bir evde tek başına yaşadı. Günlerini evinin bahçesindeki ceviz ağacının gölgesinde tek başına oturup bir yandan örgü örerken diğer yandan da Çeçenleri öldürmekten hiç vazgeçmeyen Rus çarları ve onların askerleri hakkında şarkılar söyleyerek geçirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun bir aradan sonra Rus askerleri Çeçenya&#8217;ya geri döndüğünde, Nani güçlükle görebilen ve yürüyebilen bir ayağı çukurda yaşlı bir kadındı. Köyü askerler tarafından basıldığında, köyden ayrılmayı reddetti. Komşularının hiçbirisi onu kendileriyle kaçmaya ikna edemedi. Üç gün sonra baskın sona erdi ve biz de köyümüzün yıkıntılarına geri dönebildik, yaklaşık 300 cansız bedenin arasında Nani&#8217;ninkini de bulduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Küçük evinin yanında, kahverengi boyayla kaplanmış bir çukurun içerisinde moloz yığınları, cam kırıkları ve boş kovanlar arasında yatıyordu. Uzun yeşil bir elbise ve yeşil kolsuz bir tişört vardı üzerinde. Başında siyah başörtüsünün üzerine taktığı, kutsal bir savaşta ölme arzusunu sembole eden ipekten yeşil bir bant vardı. Nani, Rus askerlerini her zaman &#8220;Onlar&#8221; diye adlandırırdı ve bir gün geri döneceklerini bilirdi, &#8220;Onlar&#8221; son bir Çeçeni ortadan kaldırana kadar Çeçenleri asla yalnız bırakmayacaklardı; onlar bir makineli tüfeği Nani&#8217;nin yaşlı bedeninin üzerine boşaltmışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Nani, Rus askerlerinin 1995 sonbaharında üç gün boyunca tek bir silah ya da direnişçi olmayan bir yerleşim alanını yerle bir ettikleri köyünde, köyün eski mezarlığını diğer üç yüz yeni mezar taşıyla birlikte dolduranların arasında gömüldü. Bu tüm Çeçenya için bir uyarı ve Rus çarlarıyla onların askerlerinin geleneklerini hatırlamaya cesaret edenler için örnek niteliğinde bir cezalandırmaydı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mainat Kurbanova </strong></p>
<p style="text-align: justify;">22.04.2010 – <a href="http://www.balcanicaucaso.org/eng/Regions-and-countries/Chechnya/Nani-and-the-Russian-tsars-91409" target="_blank">The Osservatorio Balcani e Caucaso</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Mainat Kurbanova (Abdulaeva), ikinci Rus-Çeçen savaşının başından 2004 yılına kadar Grozny&#8217;den Novaya Gazeta için muhabirlik yaptı. Bombalar altında bile Çeçenya&#8217;nın başkentinde yaşadı; hayatı, üzüntüleri ve günlük yaşamın gerçeklerini sundu, sunduğu haberler Avrupa basınında da yer aldı. Ama o da sürgüne zorlandı ve 2004 yılından bu yana Almanya&#8217;da yaşıyor ve çalışıyor.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10998&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/05/cecenya-dan-bir-hayat-hikayesi-nani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terk Edilmiş Şehir: Grozny</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/terk-edilmis-sehir-grozny/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/terk-edilmis-sehir-grozny/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2011 15:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Elena Sannikova]]></category>
		<category><![CDATA[Grozny]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10776</guid>
		<description><![CDATA[Grozny, akşam lambalarının parlaklığıyla beni yine şaşırtmayı başardı. Yıllarca süren bombardıman ve yıkımla birlikte içine gömüldüğü karanlıktan sonra, ışıkların yeniden yanması mümkün değilmiş gibiydi. Havalimanından şehre giden cadde, yol boyunca dizili lambalarla alev alev parlıyor. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Grozny, akşam lambalarının parlaklığıyla beni yine şaşırtmayı başardı. Yıllarca süren bombardıman ve yıkımla birlikte içine gömüldüğü karanlıktan sonra, ışıkların yeniden yanması mümkün değilmiş gibiydi. Havalimanından şehre giden cadde, yol boyunca dizili lambalarla alev alev parlıyor. Sanki uçağımız büyük bir kutlama alanına iniş yapıyor izlenimi veriyor insana.<span id="more-10776"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Havalimanı binasından ayrılırken, yeni, büyük ve güzel bir caminin farkına varıyorum. Beni karşılayanlar, &#8220;Şimdi burada bir sürü cami var&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Havalimanı ile şehir arası oldukça kısa ve kent merkezine çabucak ulaşıyoruz. Burada, &#8220;Basın Evi&#8221;, &#8220;Halkların Kardeşliği Meydanı&#8221;, &#8220;Gazeteciler Sokağı&#8221; isimleri göze çarpıyor… Her yer aydınlık, ancak havanın henüz kararmış olmasına ve saatin çok geç olmamasına rağmen caddelerde neredeyse hiç insan yok…</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi gün, yaklaşık iki yıl kadar önce ismi &#8220;Putin Bulvarı&#8221; olarak değiştirilen eski &#8220;Zafer Meydanı&#8221;nda kimseyi görememiş olmam beni şaşırtıyor. Bahsettiğim cadde, sadece Grozny&#8217;nin ana caddesi değil, burası Moskova&#8217;daki Tverskaya Caddesi ile kıyaslanabilir özellikte olan bir ana yol. Ama son derece garip, bir Pazar gününün ortası olmasına rağmen hiç kimsecikler yok. Hatta bana öyle geliyor ki, Grozny&#8217;e yaptığım ilk seyahat sırasında, bombaların yerle bir ettiği binaların kalıp kalıntıları arasında bile bugünden daha fazla insan vardı. Doğru, o zaman neredeyse hiç araba yoktu, şimdi ise bir sürü araba var. Belki de Çeçenya öylesine gelişti ki herkesin özel arabası var ve insanlar yürümek yerine arabalarıyla ulaşımı tercih ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak terk edilmiş bu şehrin resmi esprilerden nasibini almıyor. Yeni çok katlı evlerde herhangi bir yaşam belirtisi yok, daha çok ürkütücü bir izlenim bırakıyorlar; camlarında ne çiçekler ne de perdeler yok. Bu apartmanlarda kimsenin yaşamadığı aşikar.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-10783" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/03/deserted-city-2-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" />Kiliseye vardığımda yeni yaldızlı kubbesini fark ediyorum. Kilisede süslenmiş bir Noel ağacı var. Tapınağın tamamen yıkıldığı ve inananların yıkıntıların yakınındaki küçük bir mülkte toplandıkları zamanlardan tanıdığım bir Rus kadın ile buluşuyorum. O dönemlerde dini tatil günlerinde dahi bir papaz gelmemesine rağmen, süslenmiş Noel ağacı hep aynı şekilde dururdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanıdık kadın, kentte gerçekleştirilen son nüfus sayımının nasıl yapıldığını anlatıyor. Sonuçların abartılması çok gereksinim duyulmuş. Hatta ondan bile daha çok insanı toplaması istenilmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Ama onları nereden alacaktım? Çok az insan geri döndü, pek çoğu uzaklara gitti. Burada çok fazla problem var, insanlar burada korunmasız. Bizim evimizden üç aile ayrıldı kısa bir süre önce. Ben de artık Rostov&#8217;daki akrabalarımın yanına gitmek üzere burayı terk etmeyi düşünüyorum&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şaşırıyorum. O, her iki savaşta da buradaydı, bombalardan bile kaçmadı; ama şimdi akşamları tüm şehrin ışıkları yanıyorken ve tapınaklarının kubbesi altın yaldızla kaplanmışken aniden gitmeye karar veriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadirov Bulvarı&#8217;na (eski Lenin Bulvarı) gidiyorum, Sunzha’nın kıyısında inşa edilmekte olan ve yeni tipte pencereleriyle parıldayan devasa gökdeleni şaşkın şaşkın izliyorum. Yeni Grozny’nin gurur kaynağı, şehir merkezi olarak inşa ediliyor. İnsanlar gökdelenin yapılmaya devam edildiğini ve bittiğinde 45 katlı olacağını söylüyorlar. Dev şantiye alanını geçerek, Sunzha nehrinin kıyısına ulaşıyorum. Ve sanki içimde bir şeyler alt üst oluyor, nehri tanıyamıyorum. Orada bir sürü söğüt ağacı vardı, nehrin tüm kıyısı ağaçlarla doluydu. Şimdi burada tek bir ağaç yok, tüm ağaçlar gökdelen inşaatının başlamasıyla nehrin o yakasından itibaren köklerinden kesilmiş. Cadde boyunca bir çitin ardından gördüğüm inşaat alanında kesilmiş ağaçların çoğunun da oraya yığılmış olduğunu görüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendimi, köprüsüyle birlikte yerle bir edilen şehirde dahi Sunzha’nın böylesine meymenetsiz görünmediğini düşünürken yakalıyorum. Ya da belki de nehri granitlerle kuşatıp bir set çekmek istiyorlardır diyorum. Hızla akan Sunzha nehrini granitlerin içerisinde hayal ediyorum…</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10784" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/03/deserted-city-3-300x193.jpg" alt="" width="300" height="193" />Ve işte orada Merkez Camii, büyük ve güzel. Ama… Bu gökdelenin gölgesinde kayboluyor ve soluyor! Çeçen yetkililer bu camiyle öylesine çok gurur duyuyordu ki. Ancak mimari uyumsuzluk ile bu güzelliğin zail olduğunu göremiyorlar mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Ama burada ne mimari denetim ne de ekolojistler yok. Gerçi, burada bir kişinin çıkıp, eğer bu gökdelenlerin Grozny&#8217;de inşa edilmesi gerekiyorsa, bunlara başka bir yer bulunabileceğini çekinerek dahi söylemeye cesaret edebileceği şüphelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında bu durum burada yaşayan insanlar için bir önem arz etmiyor. Onların çok sayıda başkaca önemli problemleri var.</p>
<p style="text-align: justify;">Grozny&#8217;de doğal bir kar yağışı olmadı ama Merkez Camii önündeki alana dağlardan kar taşındı. Gerçek ya da yapay, pozitiflerde seyreden sıcaklıktaki dahi bu karlar erimedi. Orada büyük bir de yapay Noel ağacı var, buldozerler bir yandan kar yığınlarını temizlerken bir yandan da ağacı söküyorlar. Karların üzerinde yürüdüm. Tıpkı gerçek gibiler. Peki böylesine büyük bir alanı kaplayacak karların oldukça uzaklardan getirilmesi için ne kadar harcanıldı? Bu cumhuriyet bu kadar zengin mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Neredeyse kimsenin oturmadığı beş katlı yeni bir binanın bir cephesi bu meydanı görüyor. Binanın en üst katındaki penceresinden sallandırılan &#8220;Ramzan, Grozny için Teşekkürler!&#8221; sloganlı bir pankart bariz bir şekilde görülüyor. Cadde üzerinde iki büyük portre var: Kadirov ve Medvedev. Brezhnev zamanından bu yana böylesi bir stili hazırlamıyorum. Ama burada bir kült kişilik en parlak dönemini yaşıyor. Her nasılsa, Ramzan’ın portrelerinin caddelerden kaldırılması için emir verdiğine ilişkin dedikodular var. Ama görünüşe göre, yöneticileri &#8220;şef&#8221;in böylesine bir emrini göz ardı etmekten korkmuyor; istisnasız tüm meydanlarda ve kavşaklarda Kadirov’un portresi ya Medvedev’in ya da Putin’in boydan portreleriyle birlikte görülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-10785" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/03/deserted-city-4-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Şehrin içi cansız ve boş. Ama eski pazar yakınlarındaki otobüs durağının önünde bazı insanlar var. Burası bir zamanlar Grozny’nin en işlek yeriydi. 1999 yılında yüzlerce sivilin canını alan füzenin patladığı yer burası. Artık burada bir pazar yok, sadece bir otobüs durağı var.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıradan otobüslerden birisine binerek Minutka (Grozny&#8217;de bir meydan) istikametine doğru yollanıyorum, otobüsün camından görülen manzara da benzer: yeni evler ama çok az insan.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgede özel evler de yeniden inşa ediliyor. Beş yıl öncesinde tamamen yerle bir edilmiş evlerin bulunduğu bu bölgede, şimdi nadiren yıkık bir ev görüyorsunuz. Bir eve girdiğinizde, evin her yerinde tadilat izlerini görüyorsunuz. İnsanlara yeniden inşanın tüm masraflarının hükümet bütçesi tarafından karşılanacağına söz verilmiş olmasına rağmen, bölge sakinleri her şeyi kendilerinin yaptıklarını ve tüm paraları da kendi ceplerinden ödediklerinden şikayetçi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kadın işsizlikten ve ücretlerin yetersizliğinden şikayet ediyor. Tazminatların ödenmemesinden ve sağlık hizmetlerinden kötülüklerden yakınıyorlar. Bir diğer gerçek, kayıpların bulunamaması. Bir diğer gerçek ise gençlerin halen kaçırılıyor ve vahşi işkencelere maruz kalıyor olmaları.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlardan birisi, kısa bir süre önce kaçırılan yeğeni hakkında konuşuyor. Yeğeni üç gün sonra serbest bırakılmış ama öylesine çok dayak yemiş ki güçlükle hayatta kalabilmiş. Kadına işkence karşıtı komiteye başvurmasını tavsiye ediyorum. Komiteyi bildiğini ama yeğeninin ebeveynlerinin böylesi bir yola başvurmak istemediklerini söylüyor. Korkuyorlar! Ve genel olarak burada insanlar yasal yollara olan güvenlerini yitirmiş durumdalar, tüm umutları yasadışı yollarda: fidye, rençperlik, yapılar içerisinde tanıdık bağlantılar arama. Yetkililerin derin korkusu sezilebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu bilgilerin aksine, sıklıkla duyduğum ama ailelerin pek ciddiye almadığı bir diğer şikayet ise, kız öğrencilerin okullarda baş örtüsü takmaya zorlanmaları. Şimdilerde bu bile yeterli görülmüyor olacak ki kızlar baş örtüleriyle kendilerini sarmaya mecbur bırakılıyor. Ve bu durumdan şikayet eden kadınlar, kendi rızalarıyla tüm yaşamları boyunca baş örtüsü takmış ve çıkarmayı da düşünmeyen kişiler, ama onların anlayamadıkları birinci sınıfa giden kızların başlarını derslerde kapattırmanın amacı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben de bir kıza soruyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">-Okulda başını örtmekten hoşlanıyor musun?<br />
-(Burnunu buruşturarak) Hayır hoşlanmıyorum.<br />
-Peki en sevdiğin ders hangisi?<br />
-Rus dili…</p>
<p style="text-align: justify;">Dokunaklı bir cevap. Ve hepsi bu, gerçi en azından çocuklar eğitim alıyorlar…</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="size-medium wp-image-10786 alignleft" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/03/deserted-city-5-300x217.jpg" alt="" width="300" height="217" />Ama akşamüzeri Staropromyslovsky bölgesindeki bir pansiyonun önünden geçerken karşılaştığım üzücü bir olay, Çeçen çocukların bu haklarının da kesin olup olmadığı konusunda bende şüpheler uyandırıyor. Daha önce, insanların pe-ve-ers (PVR) olarak adlandırılan eski geçici barınma yerlerinden nedense şimdi tahliye edilmeye başlandığını duymuştum. Ama burada kendi gözlerimle buna şahitlik ettim: sokakta bir şeylerle üzeri kaplanmış bir yığıntı var, bu şeylerin sahibinin eşyalarını taşıyacağı hiçbir yeri yok, o da pansiyonun salonunda kendisini ısıtmaya çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve gerçekten, burasını kendi evleri olarak gören aileler, zaman içerisinde zorla edindikleri bu ev eşyalarıyla çocuklarını alıp kışın ortasında nereye gidecek? Biliyorsunuz, uzun bir süre önce o aileler buraya yerleştirilmiş ve burada unutulmuştu, ne ikamet edecekleri bir ev ne de yıkılan evleri için bir tazminat alamadılar. İşte bu nedenler burada yoksulluk ve çaresizlik içerisinde yaşıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben de yönetim ofisine giderek kış vakti insanların neden kapı dışarı edildiklerini sordum.</p>
<p style="text-align: justify;">Pansiyonun danışmanı olan Malika adlı bayan sert ve kararlı bir ses tonuyla:<br />
-Bu şefin emri!</p>
<p style="text-align: justify;">Şaşırıyorum: Grozny&#8217;deki pansiyonların başkanı mı, bölge başkanı mı yok belediye başkanı mı acaba…<br />
-Hangi şef?</p>
<p style="text-align: justify;">Malika dikkatle manidar bir bakış atıyor.<br />
-Burada bizim tek bir şefimiz var!</p>
<p style="text-align: justify;">-Ama tüm yasalara karşı gelerek ailelerin kış vakti sokağa atmanız için sizi kim zorlayabilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Malika daha anlamlı bir şekilde bana bakarak soruyor:<br />
-Gerçekten şefin kim olduğunu bilmiyor musun?</p>
<p style="text-align: justify;">Hani bir ses tonu olur ya tüm bedeninizde bir ürperme hissedersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ben burada soruma cevap olarak bu ses tonundaki soruyu aldım.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette Malika&#8217;nın elinde yazılı bir emir yok. Tüm işlemleri tamamen sözlü emirlere ve silahlı adamlardan korkuya dayalı. Geldiler ve tahliye etmesini istediler. O da insanları tahliye ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tahliye edilecek ailelerin listesi masanın üzerinde duruyor, iki uzun sayfa.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsi tahliye edilmeyecek diye açıklıyor Malika, sadece içlerinden kırsalda kayıtlı olanlar tahliye edilecek. Ama onlar en muhtaç durumda olanlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu pansiyon, İnguşetya&#8217;dan zorla geri döndürülen mültecilerin konaklaması için aceleyle yerle bir olmuş kentte inşa edilen geçici konaklama yerlerinden birisi. İnguşetya&#8217;da kamplarda, kapalı fabrikaların soğuk atölyelerinde ve terk edilmiş çiftliklerde yaşıyorlardı. Çeçenya&#8217;ya geri dönmeleri için nasıl da propaganda yapılıyordu: geçici süre kalacakları pansiyonlar hazırdı ve kısa bir süre içerisinde de yıkılan evleri için tazminatları ödenecekti, sadece dönmeleri gerekiyordu! Daha sonra kamplar kapatıldı. Ve öncelikle savaş sırasında evlerini kaybeden ailelerden en yoksul olanları PVR&#8217;lara yerleştirildi. Herhangi bir kayıt yapılmadı. Bu insanların kayıtları bombalarla yıkılan evlerinin olduğu yerlerdeydi. Ve pansiyonlardaki yaşam koşulları istenilenden çok düşük düzeydeydi; gerçekten sadece geçici barınmaya uygun olan iki küçük oda tüm bir aile içindi. Ama insanlar burada yaşadılar, çünkü yaşayacak başka hiçbir yerleri yoktu, yıkılan evleri için tazminatlarını alamamışlardı ve kendileri için yeni küçük bir ev inşa edecek kadar paraları da yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevzeni Köyü&#8217;nden olan Aset&#8217;in geniş bir ailesi var, acımasız bombardımanlar nedeniyle evini ve köyünü terk etti. Çocuklarıyla birlikte kaldığı İnguşetya&#8217;daki &#8220;Satsita&#8221; adlı kamptan 2004 yılında tahliye edildi ve ailesine Çeçenya&#8217;daki pansiyonlardan birisinde bir oda verildi. O zamandan beri ailesi buraya sıkışmış durumda. Ve dün, tamamen beklenmedik bir şekilde, gelen silahlı adamlar (iki polis ve iki asker) herhangi bir uyarıda bulunmaksızın bir sonraki günü öğlen saatine kadar kaldıkları odayı boşaltmalarını emretti. Aldıkları tehditler nedeniyle, pansiyonu gönüllü olarak terk ettiklerine dair bir de dilekçe yazdılar. &#8220;Şimdi çocuklarımla nereye gideceğim ben. Bari izin verselerdi de bahara kadar okullarına devam edebilseydiler&#8221; diyor Aset.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-10788" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2011/03/deserted-city-6-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Çeçen-Aul Köyü&#8217;nden Berlant isimli kadın savaşın başlarında kocası ve çocuklarıyla birlikte kaçarak &#8220;Sputnik&#8221; kampındaki çadırda yaşamaya başlamış. Kampları kapatıldığında, ailesi İnguşetya’daki diğer mültecilerle birlikte sağda solda sürünmüş ve nihayet 2008 yılında bu pansiyonda bir oda bulabilmişler. Çocukları savaş sırasında büyümüş; en küçük kızı şimdi 10 yaşında, büyük oğlu tıpkı Birlant gibi üçüncü dereceden özürlü. 17 Ocak günü silahlı adamlar onları da ziyaret etmiş, bir sonraki günün öğle vaktine kadar kaldıkları odayı boşaltmalarını talep etmişler ve gönüllü ayrıldıklarına dair bir kağıdı da imzalamaya zorlanmışlar. Hüzünlenen Birlant, &#8220;Şimdi nereye gideceğiz?&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve orada onlar gibi bir sürü aile var.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakhita&#8217;nın tahliye edilmek konusundaki ilk deneyimi değil bu. 2003 yılında kucağındaki bebeğiyle &#8220;Bart&#8221; kampından, 2007 yılında da Gozny&#8217;deki PVR Koltsovo&#8217;dan tahliye edilmiş daha önce. O zaman en azından bu pansiyonda kalmasına için bir oda verilmiş. Şimdi gidecek hiçbir yeri olmayan bu anne, 7 yaşındaki kızıyla birlikte tahliye ediliyor. Uygulama aynı: ertesi gün öğlen vaktine kadar ortadan kaybolun.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu insanlara bir şekilde yardım etme ümidim olmadan moralim bozuk bir halde pansiyondan ayrılıyorum. Aniden yerlere inceden inceye kar tanelerinin düştüğünü fark ediyorum, bu kış Grozny&#8217;e yağan ilk kar bu. Uzun zamandır beklenen kar bu. Ama onlarca insan bu kar yağışının altında nasıl tahliye edilecek?</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi gün, 18 Ocak, kar yağmaya devam ediyor, dünkü hüzünlü manzara bembeyaz kış karıyla değişmeye başlıyor. Havalimanına gitme vakti geldiği için, bir otobüs durağına gidiyorum. Yolum pansiyonun önünden geçiyor. Kapıları açık bir Gazel araç görüyorum, eşyalar yükleniyor içerisine: bebek arabası, bebek beşiği…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve akşam vakti şehrin parlak ışıkları bir kez daha yanacak. Ve televizyon ekranlarından uzun süre acı çeken bu topraklarda inşaatların ilerlediği, mutluluk ve refahın arttığına ilişkin sözler yeniden duyulacak…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elena Sannikova</strong><br />
<em>07.02.2011 – <a href="http://www.ej.ru/?a=note&amp;id=10792" target="_blank">Ezhednevny Journal</a></em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10776&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/terk-edilmis-sehir-grozny/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçenya&#8217;dan Bir Hayat Hikayesi: Azim</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/cecenya-dan-bir-hayat-hikayesi-azim/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/cecenya-dan-bir-hayat-hikayesi-azim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2011 08:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Mainat Kurbanova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10617</guid>
		<description><![CDATA[Azim 92 yaşında. Doksanlı yıllardaki Rus-Çeçen savaşları sırasında bombardımanlar nedeniyle beyaz taşlı evini tam altı kez yeniden yapmak zorunda kaldı. Aslında onun hayatı, yaşadığı savaş, sürgünler ve yine savaş ile tam olarak Çeçen halkının kaderini ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Azim 92 yaşında. Doksanlı yıllardaki Rus-Çeçen savaşları sırasında bombardımanlar nedeniyle beyaz taşlı evini tam altı kez yeniden yapmak zorunda kaldı. Aslında onun hayatı, yaşadığı savaş, sürgünler ve yine savaş ile tam olarak Çeçen halkının kaderini temsil ediyor.<span id="more-10617"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Azim 92 yaşında ve geçtiğimiz günlerde bir katarak ameliyatı geçirdi. Bunun dışında sağlık durumu savaş yorgunu Çeçenya’daki herhangi bir genç tarafından imrenilecek durumda.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı bir ayna gibi Azim’in hayatı Çeçen halkının son yüzyıldaki kaderini yansıtıyor. Gençlik yıllarında Stalin rejimine karşı direniş saflarında yer aldı. Tutuklandı, &#8220;halk düşmanı&#8221; ilan edildi ve iki erkek kardeşinin hayatını yitirdiği bir çalışma kampında 10 yılını geçirdi. Zamanını Sibirya’daki uranyum madenlerinde geçirirken, sadece o ve kardeşleri değil, Çeçenlere yapıştırılan &#8220;halk düşmanı&#8221; sıfatıyla tüm Çeçen halkı Stalin’in emri üzerine 1944 yılında Orta Asya’ya sürgün edildi. Azim bu olaydan ancak hapis süresi sona erdiğinden haberdar oldu. Sibirya çalışma kampında insanlık dışı muameleler altındaki on yıl boyunca Azim’i hayatta tutan tek şey bir gün Çeçenya’ya geri dönüp ailesine kavuşacağı düşüncesiydi. Lakin &#8220;özgürlüğü&#8221; verildikten sonra evine dönmesine müsaade edilmedi. Ailesi ve tüm Çeçen halkı çok önce vatanlarından sürülmüştü. Azim’de doğrudan Sibirya’dan Kazakistan’a sürgüne gönderildi, umutsuzluk içerisinde aylarca sürdürdüğü arayışta sonunda karısının ve üç çocuğunun sürgünün başlarında açlıktan hayatlarını kaybettiklerini öğrendi. Tüm ailesinden geriye hayatta kalabilen tek kişi 10 yaşındaki yeğeniydi. Azim onu bir yetimhanede buldu ve onu oradan alarak yeni bir hayata başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">En sonunda, sürgünde geçen 13 yıldan ve Stalin’in ölümünden sonra Çeçen halkının ıslah edildiğine kanaat getirilerek geri dönüşlerine izin verildi. Dağlarda, Argun Nehri üzerindeki bir kulede yaşamaya alışkın olan Azim, dağları ancak havanın açık olduğu günlerde görebildiği küçük bir yayla köyüne yerleştirildi. Elbette Azim doğduğu dağlara geri dönmeyi istiyordu, ancak, Sovyet yetkilileri ıslahtan sonra bile Çeçenlere özellikle dağlı olanlarına tam olarak güvenmiyordu. Sovyet yönetimi belki de açık havanın ve Bashlam Dağı’nın vahşi zirvesine yakın olmanın başkaldırmalarına ilham vereceğinden korkuyordu. Ve böylelikle Azim, sürgünün devamı gibi ovalara yerleştirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci Rus-Çeçen Savaşı başladığında Azim 75 yaşındaydı. 1995 yılı baharında köyü Rus askerleri tarafından kuşatıldı ve kısa süre içerisinde de bombardıman başladı. Bombalardan baskınlardan kurtulmak isteyen binlerce kişi evlerini terk etti ama Azim orada kaldı. Bombardımana birkaç gün için ara verildiğinde, Rus askerleri pasaport kontrolü için köye geldiler. Aslında tam olarak askerler köyün etrafını kuşattılar, sokak sokak, ev ev baskınlar yaptılar. Mobilyaları, ev eşyalarını ve değerli gördükleri her şeyi aldılar. Evlerinden aldıkları insanları tanklara bağladılar ve polis karakoluna götürdüler. Götürülenler arasında Azim’de vardı. Daha sonra akrabaları tarafından bulunup ta onların elinden alındığında Azim, bir Rus subayın kendisine ikinci dünya savaşında yer alıp almadığını sorduğunu söyledi. &#8220;Halk düşmanı&#8221; olarak yıllarda Sibirya çalışma kampında kalan Azim savaşa katıldığı şekline yanıt verdi. Subay hangi tarafta savaşa katıldığını sordu, Rusya’nın mı yoksa faşistlerin mi? Azim zekice bir cevap verdi: &#8220;O zaman Rusya diye bir yer yoktu, Sovyetler Birliği vardı&#8221; dedi. Subay cevaptan mutlu olmuştu, yaşlı Azim Rus askeri zekasıyla nasıl alt ettiğini her hatırladığında hala gülümsüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bu Azim’in hayatında gördüğü son savaş olmadı. Birkaç yıl sonra Rusya’nın Çeçenya’daki askeri operasyonları yeniden başladı. Azim’in baskında yıkıldıktan sonra yeniden inşa ettiği evi, Rus ateşiyle yakıldı. Azim, sürgünden sonra küçük ova köyüne yerleştirildiği günden bu yana beyaz taşlardan yapılma evini altı kez yeniden inşa etmek zorunda kaldı. Kremlin’e göre sadece “terörist” üslerini hedef alan Rus bombaları her nasılsa her seferinde Azim’in mütevazi evini yıktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Azim şimdi 92 yaşında. Tam 16 torunu ve bir de torun çocuğu var. Yaşlı Azim uzun boylu, mavi gözlü ve sırtı hala dimdik. Kısa süre önceki katarak ameliyatının dışında sağlığı son derece iyi ve güçlü. Gücünü nereden bulduğunu sorduğunuzda her zaman &#8220;iyilikten&#8221; diye cevap veriyor. &#8220;Kötülük insanı tüketir ve onu öldürür. Kimsenin kötülüğünü istemeyeceksiniz. Sevmek nefret etmekten daha iyidir&#8221; diyor. Azim bir yüzyıla yaklaşan hayatı boyunca pek çok kötülük ve adaletsizlikle karşılaştı, bu nedenle neden bahsettiğini çok iyi biliyor. Ve böylelikle gözlerinin etrafında oluşan çizgilerin üzüntüden değil, neşe ve sevinçten olduğuna inanmak istiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mainat Kurbanova </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şubat 2010 – <a href="http://www.balcanicaucaso.org/eng/Regions-and-countries/Russia/Stories-from-Chechnya-Azim" target="_blank">The Osservatorio Balcani e Caucaso</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Mainat Kurbanova (Abdulaeva), ikinci Rus-Çeçen savaşının başından 2004 yılına kadar Grozny&#8217;den Novaya Gazeta için muhabirlik yaptı. Bombalar altında bile Çeçenya&#8217;nın başkentinde yaşadı; hayatı, üzüntüleri ve günlük yaşamın gerçeklerini sundu, sunduğu haberler Avrupa basınında da yer aldı. Ama o da sürgüne zorlandı ve 2004 yılından bu yana Almanya&#8217;da yaşıyor ve çalışıyor.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10617&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/cecenya-dan-bir-hayat-hikayesi-azim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anzor Maskhadov: &#8220;Uzun Yolculuk&#8221;</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/anzor-maskhadov-uzun-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/anzor-maskhadov-uzun-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2011 10:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Anzor Maskhadov]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10399</guid>
		<description><![CDATA[Ailem anavatanından uzakta dünyaya geldi ve kaderimizde de hep bir yerden başka bir yere gitmek varmış. Belki de bu durum özellikle ülkesini seven insanlar için zor oluyor.
Dedem ve büyükannem Çeçenya&#8217;da dünyaya geldiler. 1944 yılında diğer ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ailem anavatanından uzakta dünyaya geldi ve kaderimizde de hep bir yerden başka bir yere gitmek varmış. Belki de bu durum özellikle ülkesini seven insanlar için zor oluyor.<span id="more-10399"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dedem ve büyükannem Çeçenya&#8217;da dünyaya geldiler. 1944 yılında diğer Çeçenlerle birlikte Kazakistan&#8217;a sürgüne gönderildiler. Tüm ulus kendi topraklarından ve evlerinden çıkarıldı. Soğuk bir Şubat ayında yaşandı bunlar ve sürgün sırasında nüfusun yarısı hayatını kaybetti. Bu acı günleri yaşamış yaşlı kadınlar bugün bile olanları anlatırken gözyaşlarını tutamıyor. Erkekler paramparça olmuş yüreklerine rağmen kendilerini zor tutuyor; olanlar üzerine düşünmek dahi çok acı verici.</p>
<p style="text-align: justify;">Babamın ve annemin doğdukları yer Kazakistan’dı ve ancak 1957 yılında Çeçenlerin kendi ülkelerine geri dönmelerine izin verildi. Ebeveynlerim anavatanlarında tanınan ailelere mensuptular. Babam okulunu tamamladıktan sonra, 1969 yılında Tiflis Yüksek Topçu Sınıfı Okulu&#8217;na başlamak üzere Gürcistan&#8217;a gitti. Bu okuldan yüksek bir dereceyle mezun olurken, bu dönem içerisinde annemle de dünya evine girdiler. Ardından ilk görev yeri olan Sovyetler Birliği&#8217;nin güneyindeki Primorsky eyaletine gittiler. Orada Çin sınırında bulunan büyük Khanka Gölü&#8217;nün kıyısındaki Platonovka Köyü&#8217;nde yaşadılar. Köyün çevresinde güzel dağlar vardı. Ben de burada dünyaya geldim, 18 Kasım 1975&#8242;te. Çok küçük olmama rağmen, çocukluğumun ilk dönemlerinden bazı anları hatırlıyorum. Yaşadığımız küçük ahşap evi ve içinde koşturduğum bahçesini hayal meyal anımsıyorum. Komşularımızdan birisinin erkek çocukları vardı ve ben sürekli onlarla oynardım. Ayrıca babamın beni Khanka Gölü&#8217;ne götürdüğünü ve orada yıkandığımızı hatırlıyorum o dönemden. Hayatla ve beni çevreleyen dünyayla tanışıklığım bu şekilde başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">1978 yılında Leningrad&#8217;a gittik ve orada babam Kalinin Topçu Askeri Akademisi&#8217;ne başladı. O zaman henüz dört yaşında olmama rağmen, Leningrad&#8217;daki yaşantımızı çok net bir şekilde hatırlıyorum. Ebeveynlerim sıklıkla beni sirke, hayvanat bahçesine ve müzelere götürürdü ve bazen de Neva’da botla gezintiye çıkardık. Hermitage ve Petropavlosky Kalesi&#8217;ni de anımsıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Babamın askeri akademideki eğitimi 1981&#8242;in sonlarına doğru tamamlandı ve görevi gereği hiç bilmediğimiz Macaristan&#8217;a gittik. Macaristan&#8217;da ilkokula başladım ve şimdilerde İsveç&#8217;te yaşayan kız kardeşim Fatima orada doğdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi evimize sahip olmanın bizim için anlamı çok büyüktü. Yaşantımızın büyük bir bölümü de evle bağlantılı geçti. Babam, Çeçen misafirperverliğini öğretti. Babam, eğer evde misafirler ya da eş dost varsa, onları selamlamaya çıkmamı, sağlıklarının ve işlerinin yolunda olup olmadığını, yolcuklarının nasıl geçtiğini, evlerindeki durumun nasıl olduğunu sormamı söyledi. Bizde derler ki, &#8220;Evdeki bir misafir sevinçtir&#8221; ya da &#8220;Misafir beraberinde bereket getirir&#8221;. Misafirperverlikle ilgili Çeçenlerin çok sayıda atasözü, efsanesi ve kıssası vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen ailelerinde çocukların terbiyesiyle babalar meşgul olurlar. Yaşam kuralları nesilden nesile aktarılır, biz bunu Noxchalla ya da bir Çeçen için Çeçen sözü olarak adlandırırız. Noxchalla, Çeçenlerin uzun bir tarihsel geçmişi olan ahlak kurallarıdır. Genel olarak hayata bakış açısını gösterir; çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiğini ve başka insanlara karşı nasıl davranılması gerektiğini öğretir. Hayat, mantalite, adetler ve gelenekler konularında oldukça katı kurallarımız vardır. Bu kurallara uymayanlar da iyi bir Çeçen olarak nitelendirilmezler.</p>
<p style="text-align: justify;">Babamın tatil dönemlerinde yılda iki kez anavatanımıza giderdik. Budapeşte&#8217;den Kiev&#8217;e ve oradan da Mineralnye Vody&#8217;a trenle seyahat ederdik. Kopartmanda camın kenarında oturmayı ve geçtiğimiz yerlerin neresi olduğunu tahmin etmeye çalışmaya, Karpat dağlarındaki tünelleri saymaya, büyük nehirlere ve Azov denizine uzaktan bakmaya bayılırdım. Anavatanımıza ulaştığımız anda ise ait olduğumuz yere geldiğimizi hemen anlardık.</p>
<p style="text-align: justify;">Macaristan&#8217;da geçirdiğimiz beş yılın ardından, bu kez Litvanya&#8217;nın başkenti Vilnius&#8217;a gittik ve orada da yaklaşık altı yıl kadar kaldık. &#8220;Kuzey Kasaba&#8221; olarak adlandırılan bölgedeki askeri garnizonun yakınında yaşadık. Burada okulumdan mezun oldum; Litvanyaca, İngilizce, Fransızca ve Rusça öğrendim. Oysa ben kendi dilimde konuşmayı istiyordum, buna ihtiyaç duyuyordum; evimizi ve akrabalarımızı özlüyordum.</p>
<p style="text-align: justify;">Evimizde büyük bir kütüphanemiz vardı. Annemle babam kütüphanemizden çeşitli kitapları okumam için verirlerdi. Tüm o kitapların arasından benim için seçtikleri kitaplar sürekli tarihimizle, gelenek ve göreneklerimizle özetle Çeçenlerle ilgili olanlardı. Babam akşamları eve dönmeden önce, onun kitapla ilgili sorularına cevap vermek için hazır olmam gerekiyordu. Çocuk yetiştirmek konusunda çok fazla zaman ve emek harcıyorlardı. Kız kardeşimin üzerine titriyorlardı, ben de ülkemizi, halkımızı ve adetlerimizi öğrenmeyi seviyordum. Özellikle anavatanımızdan uzakta olduğumuz için bu tip bilgiler bizim için hep ilginçti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak babam ordudan ayrıldığında ülkemize geri dönebildik. Bu hayatımdaki en mutlu andı ve takvimler 1992&#8242;yi gösteriyordu. Grozny&#8217;de büyük bir bahçesi olan bir ev aldık. Ailemin daha önce Grozny&#8217;de hiç evi olmamıştı. Vatanımıza dönmeden önce babamın bir arkadaşına söylediklerini hala hatırlıyorum: &#8220;Ülkeme gitmek, kendi evime ve küçük bir bahçeye sahip olmak istiyorum. Tıpkı babamın yaptığı gibi toprakla meşgul olmak istiyorum…&#8221;. Aslında bu tüm aile bireylerimizin uzun yıllardır ortak dileğiydi. Hayallerimiz gerçekleşmişti nihayetinde. O zaman gelecekte bizleri nelerin beklediğini nereden bilebilirdik ki?</p>
<p style="text-align: justify;">1994 yılında bir savaş başladı ve yeni bir trajedi yaşandı. Evimiz Grozny&#8217;deki diğer insanların evleriyle birlikte yerle bir olmuştu. Bu dünyada böylesine uzun süren başka bir şey yoktu sanırım. Yaşanan bu trajedi pek çok yaşamı beraberinde götürerek 1996 yılında sona erdi. Biz de &#8220;umut en son ölür&#8221; derler, umudumuz tükenmemişti ama yaşadıklarımız gerçekten çok zordu. Evimizi tamir etmeye başladık. Birkaç ay sonra babam devlet başkanı olarak seçildi ve ben de üniversitede eğitim almaya başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha o yaşta geleceğim ve nasıl yaşayacağım üzerinde düşünmeye başladım. Kendime bir hayat kurarak eğitimime yurtdışında devam etmeye karar verdim ve uluslararası bir okula başlamak üzere Malezya&#8217;ya gittim. İngilizce öğrenmeye zorlandım ve şimdi düşündüğümde çok doğru yaptığımı görüyorum. Bunun yanı sıra geleceğe ilişkin büyük planlarım vardı ve oldukça iyimserdim, ilerleyen dönemlerde Bilgi Teknolojileri Üniversitesi&#8217;ne gitmeyi planlıyordum.</p>
<p style="text-align: justify;">30 Eylül 1999&#8242;da ikinci savaş başladığında tüm umutlarımı yitirdim. 1994 yılındaki Rus güçlerinden daha büyük bir orduyla ülkem tamamen işgal edilmişti. Bunun uzun bir süre devam edebileceğini tahmin ediyordum. Geceleri rahat uyuyamıyor, her gece kabuslar görüyor ve ülkeme geri dönemeyeceğimi düşünüyordum. 1999 yılında bir gün annem beni aradığında pek çok akrabamızın, arkadaşlarımın ve tanıdığımız çoğu insanın öldüğünü; evlerimizin yine yerle bir edildiğini öğrendim.</p>
<p style="text-align: justify;">2001 yılı yazında babamın adına ailemle birlikte Malezya&#8217;dan Türkiye’ye geçtim. Güney Asya&#8217;dayken babam ve annemle iletişim halinde olmak zordu. İstanbul&#8217;da yaklaşık 6 ay kadar yaşadık ve ardından da Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;ne gittik, burada bir arkadaş ailenin dairesinde geçici olarak kaldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün ailemle birlikte Dubai&#8217;den Sharjah&#8217;a taksiyle giderken kızım arka koltuktan seslendi: &#8220;Baba, baba, dedem Rus askerlerini ne zaman kovacak? Böylelikle biz de evimize geri dönebiliriz&#8221;. Sadece dört yaşında olan kızımdan böyle bir soruya muhatap bırakılmak beni şaşırtmıştı. Nasıl cevap vereceğimi bilemedi. Sessiz kaldım ama yüreğim parçalandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem güvenlik nedenleri hem de pasaportlarımızdaki problemler nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nde kalmamız zordu. Pasaportlarımızın süresi sona ermek üzereydi ve onları yenileyemeyecektik, bu nedenle oradan Azerbaycan&#8217;a geçmeye karar verdik. Çok mutluydum, en azından anavatanımıza biraz yakın olacaktık. Gürcistan üzerinden uçarken Çeçenya&#8217;nın dağları görülebiliyordu. Dağların hangisinin Çeçenya olduğunu anlamak güç değildi; Dağıstan&#8217;ın dağları ormanlarla kaplı olmadığından, Dağıstan&#8217;dan Çeçenya&#8217;yı ayırmak kolaydı. Pencereye doğru uzandım ve düşündüm: &#8220;Ülkem orada ama oraya gidemiyorum. Oraya adımımı bile atamıyorum. Babamla ve akrabalarımla buluşamıyorum&#8221;. Kalbim daha da acıdı. Ben oturmuş babamı ve her gün insanların öldürüldüğü vatanım Çeçenya&#8217;yı düşünürken; Etrafımdaki insanlar oturdukları yerlerde konuşuyor, gülüşüyor ve hayatlarından zevk alıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">2005 yılında babam Çeçenya&#8217;da öldürüldü. Rus hükümeti babamın naşını bize teslim etmemeye karar verdi. Aynı dönemde, kimi şahıslar Azerbaycan&#8217;da oğlumu kaçırmaya çalıştı ve Çeçenya&#8217;daki tüm akrabalarımız hiçbir neden olmaksızın hapishaneye konuldu. Bizim için tehlikeli bir durumdu ve güvenliğimizden endişe ediyorduk. Azerbaycan&#8217;dan ayrılarak başka bir ülkeye gitmeye karar verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Nereye gitmemiz gerektiği konusu üzerinde çok düşündüm. Sonunda Norveç&#8217;e gitmeye karar verdim, çünkü bu ülke hakkında çok sayıda çalışma okumuştum. Sağlık güvencesi, siyaset, ekonomi, eğitim ve toplum hakkında düşündüm. Şanslıydım ki Norveç’e gelebildim. Norveç&#8217;e geldiğimde yalnızdım ve ailemi Azerbaycan&#8217;da bırakmıştım.</p>
<p style="text-align: justify;">2005 yılında Azerbaycan&#8217;da yaşarken bir Norveçli ile tanışmıştım ve o zaman ona: &#8220;Bir dahaki sefere Norveç’te görüşürüz&#8221; demiştim. Norveç’e gittikten sonra onunla iletişime geçtim ve 2006 yılında Oslo&#8217;da onunla buluştum. Buna çok şaşırmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal güzellikleri, dağları, harika gölleri, şelaleleri ve çok sayıda fiyordüyle Norveç&#8217;in çok güzel bir yer olduğunu keşfettim. Tıpkı Çeçenya gibi, tek farkı ülkemizde okyanus olmayışı. En yakın deniz, Hazar Denizi ve o da Çeçenya&#8217;dan 100 km uzakta.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir ülkede yeni bir yaşama başlamak çok güç. Daha önce yaklaşık 40 ülkeye seyahat ettim. Artık seyahat etmekten yoruldum, çünkü yaşantımız bir yerden başka bir yere gitmekle geçti. Şimdi burada kalmaya ve Norveç&#8217;te yeni bir yaşama başlamaya karar verdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada, Norveç&#8217;te öğreneceğimiz çok şey var, burada gelecekte bizi pek çok şey bekliyor. Norveç&#8217;te güzel ve güvenli bir yaşantımız olacağını umut ediyorum. Çocuklarımızın Norveç&#8217;te büyümeleri ve iyi eğitimler almalarını istiyorum ki böylelikle burada başarılı olabilsinler. Ama yine de bir gün Çeçenya’da kendi evimizin olmasını ve evimize gidebilmemizi diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anzor Maskhadov</strong></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10399&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/03/anzor-maskhadov-uzun-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1944 Çeçen Sürgünü&#8217;nün Altmış Yedinci Yıldönümü</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/02/1944-cecen-surgununun-altmis-yedinci-yildonumu/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/02/1944-cecen-surgununun-altmis-yedinci-yildonumu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 22:27:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Mohammad Shashani]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10227</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Çeçen Kongresi Başkanı Profesör Mohammad Shashani&#8217;nin 23 Şubat 1944 Sürgünü için kaleme aldığı ve e-posta yoluyla editörlerimize ulaştırdığı makaleyi sizlerle paylaşıyoruz.

Dünya Çeçen halkının 1944 yılında maruz kaldığı Rus Soykırımı hakkında çok fazla bilgiye sahip ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dünya Çeçen Kongresi Başkanı Profesör Mohammad Shashani&#8217;nin 23 Şubat 1944 Sürgünü için kaleme aldığı ve e-posta yoluyla editörlerimize ulaştırdığı makaleyi sizlerle paylaşıyoruz.<span id="more-10227"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dünya Çeçen halkının 1944 yılında maruz kaldığı Rus Soykırımı hakkında çok fazla bilgiye sahip değil. Bu canavarlığın detayları 1970 yılında Robert Conquest tarafından kaleme alınan &#8220;Ulus Katilleri&#8221; isimli kitabın içeriğini oluşturuyor. Çeçenlerle birlikte sürgüne gönderilen diğer Kuzey Kafkasya halkları ise İnguşlar, Karaçaylar ve Balkarlar oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Stalin ve Komünist liderliği, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların Rusya’yı işgali sırasında Çeçenlerin ayaklanmasından korkuyordu. Bu nedenle Şubat 1943’te Yüksek Sovyet toplanarak Çeçen problemine derhal son vermeye karar verdi. Bunun için tüm halk Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün edilecek, Çeçen-İnguş Otonom Cumhuriyeti lağvedilecek ve ülkenin toprakları Rus ve diğer Sovyetler Birliği nüfusu ile doldurulacaktı. Sürgünün hazırlıkları tam bir yıl sürdü. Özel eğitimli 100.000 ordu ve emniyet gücü askeri manevralar yapmak bahanesiyle Çeçenya’daki her bir köye ve kasabaya sevk edildi. 23 Şubat 1944 arifesinde Çeçen-İnguş Otonom Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları tüm kasaba ve köylerin meydanlarında Kızıl Ordu Günü’nü kutluyordu. Toplanan herkes festival havasındaydı. Güvenlik güçleri tüm meydanların etrafını sardı ve askeri Komutanlar da her bir meydanda vatandaşlara tüm Çeçen ve İnguş halkının Orta Asya ve Sibirya’ya sürgüne gönderilmesine ilişkin Yüksek Sovyet Kararnamesi’ni okudular ve insanlara sürgün için hazırlanmış özel merkezlerde toplanmalarını emrettiler. İnsanlar şok olmuştu ve böyle bir şeyin olamayacağına kendilerini inandırmak istiyorlardı ve herkesin aklındaki tek soru: Niçindi? Ancak askerlerin ağzından çıkan 15-20 dakika içerisinde hazırlanmalarına ilişkin sert yanıtın dışında zihinlerini meşgul eden soruya cevap alamadılar. Emre çabukça itaat edemeyen zayıf yaşlılar, kadınlar ve çocuklar zorla dışarı çıkarıldılar. Gösterilen herhangi bir öfke işaretinin cezası ölüm oldu. Kaçmaya yönelik her girişim – silahlardan çıkan mermilerle ölüm oldu! Bazı Çeçenler anlamadığı halde tüm emirler Rusça verildi. Katliamın ilk günlerinden sonra, pek çok dağ ve ova, kasabalar ve köyler cansız bedenlerle kaplanmıştı. Cansız bedenlere her yerde rastlanıyordu: Evlerde, avluların içerisinde, yollar boyunca, köylerin çevrelerinde ve ormanlarda. Ruslar Çeçenleri her yerde öldürdü: Mayınlarla havaya uçurdular, yaktılar, suda boğdular, zehirlediler. Gıda ürünlerinin çoğuna gazyağı döküldü ve yakıldı, ancak zehirli yiyecek dağıldı ve çoğunlukla açlıktan kıvranan çocuklar kurban oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/1f0c79855ebb-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" />Nüfusun taşınabilir kısmı tren istasyonlarına nakledildi ve sığır taşımak için kullanılan soğuk tren vagonları ve lokomotiflerine yüklendiler. Vagonlar kadınlar, erkekler ve çocuklarla kapasitesinin üzerinde tıka basa dolduruldu. Yüzlerce insan her bir lokomotifi ağzına kadar doldurdu. Hayatta kalanlardan bazılarıyla konuştum ve bana balık istifi gibi dolduruldukları vagonlarda ayakta durmak zorunda kaldıklarını, pencerelerine tahtalar çakılmış trenlerin ne yemek ne de hijyen için durmadığını anlattılar. Pek çok insan boğuldu ve öldü. Ölenlerin bedenleri trenlerin önceden belirlenmiş aralıklarla durduğu anlara kadar dikey pozisyonda vagonların içerisinde kaldı ve ancak tren durduğunda cansız bedenler vagonlardan dışarıya çıkarıldı, cenazelerin düzgün biçimde gömülmelerine izin verilmedi ve ölülerin bedenleri demiryollarının kenarlarına fırlatıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Şubat akşamından itibaren tıka basa dolu trenler doğuya Kazakistan, Kırgızistan ve Batı Sibirya’ya yöneldi. Karın kapladığı &#8220;Ölüm Yolu&#8221; yirmi günü aşkın süre boyunca binlerce Çeçen’in cesediyle işaretlendi. Birkaç gün içerisinde tüm Çeçen-İnguş halkı tarihsel anavatanlarından sürülerek hiç bilmedikleri ve yabancısı oldukları topraklara gönderilmişti; tüm hükümet birimleri raporlarında ya da Sovyetler Birliği halkları haritalarında Çeçen halkından ya da Çeçen-İnguş Otonom Cumhuriyeti’nden bahsetmemeleri konusunda uyarıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürgün operasyonunu idare eden NKVD gizli polisi şefi Lavrenty Beria 29 Şubat 1944’de Stalin’e bilgi veren bir mektup göndererek <strong>&#8220;Çeçen ve İnguşların yeniden yerleştirilmesi operasyonunun sonuçlarını bildiriyorum. Yeniden yerleştirme operasyonu bazı yüksek dağlık bölgeler dışında yerleşim alanlarının çoğunda 23 Şubat günü başladı. 91,250’si İnguş olmak üzere 478,479 Çeçen tahliye edildi ve özel demiryolu araçlarına yüklendi. Yüzseksen özel tren yüklendi ve bunların 159’u yeni belirlenen bölgelere gönderildi&#8221;. </strong>Bu kahramanca sürgün operasyonu için, Beria ve onun 711 suç ortağı SSCB hükümeti ödülüyle ödüllendirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürgün edilenler varış noktasına ulaştığında, günlük yaşantıları bir başka gün hayatta kalabilmek için klasik yaşam mücadelesiyle geçti. Her bir kişinin yaşayacağı köy belirlenmişti ve önceden yerel polis departmanından izin almadan iki komşu köyü bağlayan köprüyü dahi geçemezlerdi. Yaşam koşulları aşırı derece zordu ve herkes bir şekilde ailesini beslemek zorundaydı, pek çok insan <img class="alignleft" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/b2908ae79d62-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" />açlıktan ve hastalıktan dolayı yaşamını yitirdi. Yerel nüfusa yeni gelenlere hiçbir şekilde yardım etmemeleri emri verilmişti. Sürgünden hayatta kalmayı başaranlardan birisi olan Nura Tsutiyeva, bir ay süren acı verici yolculuğun ardından yerleştirildikleri Kırgızistan’ın bir kasabasındaki yaşamlarını şöyle tasvir ediyor: &#8220;Böylece yabancı bir ülkede bizim gri ve monoton yaşantımız başlamış oldu. Hayatınız bir pamuk ipliğine bağlıydı, en ufak tepkinizden dolayı hapse atılabilir ya da sürgüne ve hatta Sibirya’ya gönderilebilirdiniz. Eğer Komutan’ın ofisinde zamanında görünmezseniz, cezalandırılırdınız; gün içerisinde yeterince çalışmazsanız, cezalandırılırdınız; gönderildiğiniz köyün sınırlarını özel izin almadan geçerseniz, çalışma kamplarında uzun süre hapis cezası alırdınız. Yaşamımızın on üç yılı işte böyle geçti&#8221;. Sonrasında çok sayıda Çeçen zorla çalışma kamplarına gönderildi ve Çeçenler Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’daki sert dağlık alanlar üzerinde inşa edilen anayol için kullanılan köle işçi sınıfının ana kaynağı oldular. Yaşlılar, kış dönemlerinde insanlar öldüğünde onları gömemediklerini çünkü zeminin donarak sertleştiğini bizlere anlatıyor. Kış dönemlerinde ölülerini kar yığınlarının içerisine yatırıyor ve baharla birlikte de toprağa gömüyorlardı. <strong>Sürgünün dondurucu ilk haftaları içerisinde 70 binden fazla insan soğuktan, açlıktan ve özellikle Tifo olmak üzere hastalıklardan yaşamını yitirdi.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dikkati çeken ise, bunlar yaşanırken; binlerce Çeçen ve İnguş genç Sovyet ordusunda askere alınmıştı ve Sovyetler Birliği’ni Nazi ordusunun işgalinden korumak için savaşıyor ve ölüyordu. Bu insanlar bile katliamdan kendilerini kurtaramadılar. Tüm birimlere gönderilen emirde, sürülmüş halklardan herkesin, subay ya da asker olmasına dikkat edilmeden tek bir yerde toplanması istenmişti. Bu subay ve askerler daha sonra Sibirya’daki Gulag kamplarına gönderildiler. Ama bazı istisnalar da vardı çünkü pek çok komutan Çeçen savaşçılarının kararlılığına ve cesaretlerine değer verdi ve uzun mesafeler kat ederek yetkilileri ikna etmeye çabaladı. Savaşçı Çeçenlerin çoğu bu şekilde kurtuldu ve Berlin’e kadar tüm yol boyunca çarpıştı. Ünlü Çeçen Movlit Visaitos tarafından komutan edilen bir birim Elba nehri kıyısındaki Amerikalılarla karşılaşmak için Mayıs 1945’te kaçan ilk gruplardan birisiydi. Sürgün edilenler arasındaki kayıplar kahrediciydi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sürgünde 200 binin üzerinde Çeçen ve 30 binin üzerinde İnguş’un öldüğü tahmin ediliyor. Neredeyse her iki Çeçen ve İnguş’tan birisi hayatını kaybetti. Çeçen ve İnguşlar için ne kadar büyük bir ulusal felaket!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen nüfusunun taşınabilir kısmı sürgüne gönderilirken yolculuk esnasında yaşananlar bunlardı ama, peki arkalarında bıraktıkları taşınamaz kısma neler oldu? En azından bu konuda daha insancıl davrandıklarını iddia edebilirsiniz. Ama sizi hayal kırıklığına uğratacağım ve aslında öyle olmadığını anlatacağım. Öncelikle Rus Komünist terminolojisine göre taşınmazın ne anlama geldiğini tanımlamama izin verin. <strong>Taşınmazlar: hasta, yaşlı, zayıf ve çocuk olup belirlenmiş sürgün merkezlerine taşınamayanlardı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Khaibakh adlı köyde yaşanılanlar taşınmazlara ne olduğuyla ilgili bir örnek. Aşağıdakiler NKVD(Narodnıy Komissariyat Vnutrennnih Del – İçişleri Halk Komiserliği)’de 1944’den 1957’ye kadar görev yapan görgü tanığı Dziyaudin Malsagov’un ifadelerine dayanmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/deportations11-188x300.jpg" alt="" width="188" height="300" />&#8220;27 Şubat 1944 tarihinde, çevre köylerden insanlar Khaibakh Köyü’nde toplandı. Bir NKVD subayı seyahat edemeyecek durumda olanların büyük bir ahıra toplanmasını emretti, onları ısıtmak için ordu ahıra çok miktarda saman doldurmuştu. Yaşlılar, kadınlar, çocuklar, hasta köylüler ve onlara göz kulak olanlar ahırda toplandı. Geriye kalan yerel sakinler için Yalkhoroy yerleşim yeri üzerinden Galashki Köyü’ne ve oradan da tren istasyonuna nakledilmek üzere konvoy oluşturuldu. Hareket edebilenler köyden ayrıldıktan sonra ahırın kapıları kapatıldı. Bir süre sonra emri duydum: &#8216;<strong>ATEŞ</strong>&#8216; ve tüm bina ateşe verildi. Samanlar önceden askerler tarafında hazırlanılarak üzerlerine benzin döküldüğü için sonuç verdi. Ahırdan alevler yükselirken, kadınların ve çocukların dehşet verici çaresiz çığlıkları binanın dışında yankılandı, insanlar kapıyı içeriden iterek kırdı ve açmayı başardı, ancak kapının önünde bekleyen askerlerin makineli tüfeklerinin ateşiyle karşılaştılar ve çıkış kısa bir süre içerisinde cesetlerle kaplandı, içeride kalan insanlar ise canlı canlı yandı&#8221;. <strong>Khaibakh’ta öldürülen ve yakılan insanların sayısının toplamı 700’dü.</strong> Bu iğrenç eylem sıradışı bir vaka değildi zira benzer olaylar Çeçenya’da on iki kez daha tekrar edildi. Taşınmazların infaz edilmesi için emri veren kişi SSCB’nin ikinci sıradaki Devlet Güvenlik Komiseri &#8220;Sergei Nikiforovich Kruglov&#8221;du.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta hastanelerdeki hastalar dahi bu kargaşadan kendilerini kurtaramadı. Urus-Martan merkez hastanesindeki <strong>yetmiş iki</strong> hasta canlı canlı hastaneden on metrelerce uzaklıktaki bir uçurumdan aşağıya atıldı ve sonra üzerleri çöplerle kapatıldı. Galayn Chozh gölü alanında <strong>600</strong> kadar çocuk, kadın ve yaşlı katledilerek bedenleri göle atıldı. Sürgünden kaçmayı başaran Çeçenler hayvanlar gibi avlandılar ve katledildiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen halkının imhası sadece fiziksel anlamda değildi. Yüzyıllardır atalarının topraklarında yaşayan Çeçenlerin tüm anıları da yok edildi. Özel kütüphaneler ve arşivlerden eski el yazmaları, dini-felsefi bilimsel çalışmalar, Çeçenler ve İnguşların kökenlerine dair el yazmaları, edebi eserler Çeçenya’nın dört bir yanından Grozny’e getirildi. Çeçen halkının tarihsel anılarını yok etmeye yönelik <img class="alignleft" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/0c9bc38de9a5-203x300.jpg" alt="" width="203" height="300" />girişimle birkaç gün içerisinde Çeçen halkının tüm bu değerli belgeleri şehir merkezinde yakıldı. Dağlarda asırlık kuleler dinamitlendi, sadece Argun Vadisi’nde 300 kadarı yok edildi. Hatta Çeçenlerin atalarına ait mezarlar yerle bir edildi ve mezar taşları değişik binalar ve yolların inşaatlarında kullanıldı. Böylesi şeytani çirkinlik örnekleri Çeçen-İnguş halkına zarar verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu Çeçen halkının 1944-1957 yılları arasında maruz kaldığı vahşetten bir örnektir. Burada ortaya koymak istediğim soru şu: Çeçen halkı böylesi insanlık dışı bir muameleyi hak edecek ne yaptı? Komünist liderliği Çeçen halkını Sovyet Birliği’ne karşı Alman ordusuyla işbirliği yapmakla itham etti, ancak gerçekte ise Çeçen halkının Almanlarla işbirliği yapma fırsatı dahi olmadı çünkü Alman ordusu Çeçenya’ya hiç ulaşamadı. Sürgünün gerçek sebebi ise 1918’den 1939’a kadar Çeçen halkının Sovyet rejimine karşı defalarca ayaklanması, bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini talep etmeleri ve komünist önderliğinin bundan endişe duymasıydı. Ayrıca sürgünün mimarının zihninde Çeçenya’nın topraklarını komşu bölgelere paylaştırmak vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Çarist dönemlerden bu yana Rus sömürgesine karşı Çeçen mücadelesi her zaman kendi topraklarında özgür ve bağımsız olma ve Allah’ın doğumla kendilerine bahşettiği kendi kaderini tayin ve hürriyet hakkı içindi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda sunulanlardan, Moskova’daki Rus komünist rejimin Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre Çeçen halkına karşı Soykırım suçunu işlediği açıktır. <strong>Sözleşmenin I. Ve II. Maddeleri aşağıdaki gibidir:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Madde 1: Sözleşmeci Devletler, ister barış zamanında isterse savaş zamanında işlensin, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettikleri soykırımın uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit eder.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Madde 2: Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur: </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;<br />
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;<br />
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;<br />
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;<br />
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İkinci maddedeki kriterlerden ilk üçünün 1944 sürgününde Çeçen-İnguş halkına %100’ünün uygulandığını görmek insani hayrete düşürüyor. Bu nedenle yapılanların SOYKIRIM olduğu açık ve nettir. İşe bakın ki insanlığa karşı bir suç olan aynı sözleşmenin birinci maddesinin SSCB hükümeti yönetimine karşı uygulanması düşünülmedi bile.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/gulag-188x300.jpg" alt="" width="188" height="300" />Sürgün cezasında düşmanca ve acımasızca bir ortamda yaşam mücadelesi verilen on üç yıl boyunca Çeçenler umutlarını asla yitirmediler ve kendi kendilerine bir gün anavatanlarına geri dönerek hayatlarını yeniden inşa edeceklerini telkin ettiler. Kendilerine olan saygılarını muhafaza ettiler ve gururlarıyla ahlaklarını kimsenin ayakları altına almasına izin vermediler. <strong>Bu gerçek Nobel ödüllü ünlü Rus yazar Alexander Solzhenitsyn’in &#8220;Gulag Takımadaları&#8221; adlı kitabında büyük Gulag (Sovyet çalışma kampı)’ın insanları ve sürgün halklarla ilgili Solzhenitsyn’in kendi beyanlarıyla doğrulanmıştır. &#8220;Sadece tek bir ulus itaat psikolojisini kabullenmeyi reddetti ve sadece birkaç isyancı değil, bütün bir millet direniyordu. Onlar Çeçenlerdi. Hiçbir Çeçen yetkililerin minneti kazanmaya ya da onların uşağı olmaya çalışmadı. Çeçenlerin onlara karşı tutumu mağrur ve hatta düşmancaydı. Ve sözlerine şöyle devam ediyor: sonunda Çeçenler yaşama galip gelecekler&#8221;.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1953 yılında Joseph Stalin’in ölümünden sonra Komünist partinin başına Nikita Khruşçev geçti. Khruşçev, Şubat 1956’da partisinin yirmi ikinci kongresinde yaptığı gizli bir konuşmada insanların sürgünlerinin hepsinin bir suç olduğunu ve tersine çevrilmesi gerektiğini ima etti. <strong>9 Ocak 1957’de SSCB Yüksek Sovyeti İcra Komitesi bir kararname ile Çeçen-İnguş Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni yeniden kurdu.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Haklarının iade edildiğini öğrenen binlerce Çeçen anavatanları Çeçenya’ya geri dönmeye başladı ve evlerinin yabancılar tarafından işgal edildiğini görünce beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Bir kısmı kendi evlerini yabancılardan satın almak zorunda kalsa da Çeçenlerin çoğu ne yapıp edip evlerini geri almaya başardı. 1958 yılında Grozny’deki Rus vatandaşları büyük bir gösteri yapıp hükümetten Çeçenleri sürgünde tutmalarını talep ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/3-197x300.jpg" alt="" width="197" height="300" />Çarlık dönemindeki soykırım Çeçen halkının nüfusunun %35-50’sinin imhasıyla sonuçlandı. 1944 sürgününün Komünist soykırımında sürgün edilenlerin %50’si yok edildi. <strong>Yeltsin ve Putin’in sözüm ona demokratik Rusyası tarafından çıkarılan iki savaşın bugüne kadar ki bilançosu 45 bini çocuk olmak üzere 200 bini aşkın ölü, (resmi Rus raporlarına göre) 400 bini aşkın insan vatanlarından koparılarak</strong> İnguşetya, çevre bölgeler ve Avrupa’da mülteci edildi. Savaş sırasında Rus silahlı güçlerince Çeçenya’nın dört bir yanında yaygın şekilde keyfi tutuklamalar, işkenceler, yargısız infazlar ve tecavüzler yapıldı. Bu vahşetler uluslararası insan hakları organizasyonları tarafından belgelenerek yayınlandı. <strong>Uluslararası Af Örgütü’nün Genel Sekreteri Pierre Sane, 2004 yılında o dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair’e bir mektup yazarak, &#8220;Rusya, Çeçenya’da yargısız infazları, keyfi tutuklamaları, hastanelere doğrudan saldırıları ve kalabalık alanlara gelişigüzel saldırıları içeren ihlalleri tekrarlamaktadır. Çeçen kadınların, çocukların ve erkeklerin dövüldüğü, işkenceye maruz kaldığı ve tecavüze uğradığına ilişkin ikna edici çok sayıda kanıt bulunmaktadır&#8221; ifadelerine yer verdi.</strong> Uluslararası uzmanlar Rusların Çeçenya’ya yaklaşık <strong>1 milyon 200 bin adet mayın</strong> yerleştirdiğini tahmin ediyor. <strong>10 bin Çeçen kara-mayınının kurbanı oldu</strong>, çoğunluğu çocuk olan bu masum kurbanlar uzuvlarını kaybederek sakat kaldı. Sadece 1999 yılında başlayan savaşın ilk yıllarında on dört bin hava saldırısında, son iki savaş boyunca Rus hava kuvvetleri tarafından Çeçenya’da gerçekleştirilen binlerce hava saldırısı insanlara, hayvanlara ve doğal hayata tamiri imkansız zararlar verdi. Grozny ve çevresindeki büyük bir alana yayılan petrol birikintilerinin ekolojiye verdiği zarar muazzam oldu. Çeçenya’nın topraklarının %30’unun ekolojik anlamda öldüğü tahmin ediliyor. Doğrudan sivillere yönelik saldırılarda sınır tanımıyorlar. Rus güçleri ve kukla hükümetin militanları tarafından siviller fidye için kaçırılıyor ya da tekrarlanan mop-up (temizlik) operasyonlarında ortadan kayboluyorlar. Memorial insan hakları örgütü son on yıl içerisinde <strong>Çeçenya’da 3 bin kişinin arkalarında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolduğunu tahmin ediyor. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu sadece Çeçenya’da bugüne kadar devam eden soykırıma ait kısa bir özetti… Hürriyet ve özgürlüğe ait inançlarımız uğruna ayağa kalktığımız için son 200 yıldır soykırım ve zulme maruz kaldık. Demokratik batı dünyası daha ne kadar görmezden gelecek ve Çeçenya’da neler olup bittiğinin farkında değilmiş gibi davranacak? Batı ve dünyanın geri kalanı ne zaman ayağa kalkıp çok güçlü sömürgeci bir ulusun işgaline karşı mücadele eden küçük bir halkın insan haklarını savunacak? Birleşmiş Milletler’in tüm üyeleri halkların kendi kaderini tayin hakkını ve soykırımın önlenmesini garanti eden Birleşmiş Milletler sözleşmelerine uymayı taahhüt etmedi mi? Hepimiz hükümetlerden imzaladıkları bu sözleşmelerin yükümlülüklerine uygun davranarak gereklerini yerine getirmelerini ve 2004 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından Çeçen-İnguş halkının 1944 sürgününü Soykırım kabul eden kararını takip etmelerini istemeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm dünya Çeçen halkının halen soykırıma maruz kaldığını biliyor, ancak kendi bencil çıkarları için bunu görmezden geliyorlar ve bu yüzden de insanlığa karşı işlenen bu suçun ortağı oluyorlar, tarih tarafından da böyle yargılanacaklar. Çeçen halkı, &#8220;Köle olarak yaşamaktansa, özgürlük için ölmeyi tercih ederiz&#8221; deme cesaretini gösterdiği için bu ağır bedeli ödemek zorunda mı?</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/02/murdered-rights-defenders1-300x142.jpg" alt="" width="300" height="142" />Bugünün demokratik ülkelerinin sadece kendi çıkarlarına hizmet eden ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;ni kendi amaçları için kullanan ikiyüzlü politikalarından tiksindiğim kadar; <strong>Memorial, Human Rights Watch, Moskova Helsinki Grubu, Uluslararası Af Örgütü ve Rus-Çeçen Dostluk Derneği</strong> gibi Çeçenya&#8217;daki insan hakları ihlallerini gözlemleyen ve belgeleyen, kendilerini insan haklarına adamış organizasyonların olduğunu da itiraf etmeliyim. Rus ordusu ve Grozny’deki kukla rejim tarafından Çeçenya’da işlenilen insan hakları ihlallerini ortaya çıkarma cesaretini gösterdikleri için bu organizasyonların bazı üyeleri ve arkadaşları vicdansızca katledildi. Çeçen halkı, <strong>Anna Politkovskaya, Natalya Estemirova, Stanislav Markelov, Anastasia Baburova, Zarema Sadulayeva ile kocası Alik Dzhabrailov ve Alexander Litvinenko</strong> gibi şehit düşmüş süper kahramanları her zaman saygıyla anacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">1944 Çeçen Soykırımının 67.yıldönümü tüm dünyadaki Çeçenler için üzücü bir gün olduğu kadar, insanlık için de üzücü ve karanlık bir gün olmalıdır; çünkü, 67 yıl önce bugün türdeşlerine ahlaksız hayvani bir rejim tarafından iğrenç bir mezalimde bulunuldu. Bu nedenle, korkmuş çocukların ve savunmasız annelerin gözyaşları ve katledilen babaların anıları onuruna, demokratik hükümetlerimizden ahlaki değerlerimiz ve beşeri merhametimiz için ve ezilen halklar için tavır alarak herhangi bir ihtirazi kayıt koymadan Çeçenya halkının yeni milenyumun şafağında maruz kaldığı açık soykırımı kınamalarını talep etmeliyiz. Hükümetlerimiz Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi&#8217;nin I.maddesinin Çeçenya için uygulanması ve Çeçen halkının imha edilmekten kurtarılmasında kararlı olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu üzücü günün anma merasiminde, ezici üstünlüğüne rağmen yeni Rus saldırısına karşı koyan, Çeçen halkının onurunu ve değerlerini yaşamlarıyla savunan, 1944 sürgünü kurbanlarının torunları olan Çeçenya&#8217;daki cesur erkek ve kadınları saygıyla selamlıyorum. Ayrıca nerede olurlarsa olsunlar acıyı hisseden ve anavatandaki kardeşlerini desteklemek (tüm manalarda), ortak hedefimiz olan anavatanda bağımsızlık ve özgürlüğü gerçekleştirmek, düsturumuz: <strong>&#8220;AĞLAMAYACAĞIZ, UNUTMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ&#8221;</strong>i canlı tutmak için hep birlikte ayağa kalkan diasporadaki tüm Çeçenleri ve özellikle yaşamlarından endişe ettikleri için anavatanlarını terk eden Avrupa’daki yeni mültecileri selamlıyorum. Umalım ki, Allah&#8217;ın lütfuyla bu yıl Çeçen halkının uzun süredir devam eden acılarının sonlandığına ve bağımsız <strong>ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERYA</strong>&#8216;nın yeniden doğuşunu kutlayarak son 200 yıldır süregelen ızdıraplarını ve fedakarlıklarını taçlandırdıklarına şahit olalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Profesör Mohammad Shashani</strong><br />
Dünya Çeçen Kongresi Başkanı</p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10227&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/02/1944-cecen-surgununun-altmis-yedinci-yildonumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçen Komutanların Açıklamaları</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/02/cecen-komutanlarin-aciklamalari/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/02/cecen-komutanlarin-aciklamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 22:01:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Aslanbek Vadalov]]></category>
		<category><![CDATA[Khuseyn Gakayev]]></category>
		<category><![CDATA[Tarkhan Gaziyev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10125</guid>
		<description><![CDATA[Çeçen komutanların, Kafkas halklarına ve dünya Müslümanlarına hitaben yaptıkları, sanal oluşum Kafkasya Emirliği&#8217;nin lideri Dokka Umarov&#8217;u &#8220;Emir&#8221; olarak tanımadıklarına dair Eylül 2010 tarihli açıklamalarını sizlerle paylaşıyoruz.

Çeçen komutanların açıklamalarının yer aldığı video kayıtları ve konuşma metinleri: ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çeçen komutanların, Kafkas halklarına ve dünya Müslümanlarına hitaben yaptıkları, sanal oluşum Kafkasya Emirliği&#8217;nin lideri Dokka Umarov&#8217;u &#8220;Emir&#8221; olarak tanımadıklarına dair Eylül 2010 tarihli açıklamalarını sizlerle paylaşıyoruz.<span id="more-10125"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Çeçen komutanların açıklamalarının yer aldığı video kayıtları ve konuşma metinleri: </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Noxçiçö (İçkerya) Doğu Cephesi Kumandanı Aslanbek Vadalov: </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3kcw?width=&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3kcw?width=&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">Şeytanın şerrinden Allah&#8217;a sığınırım!<br />
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah&#8217;ın adıyla!<br />
Alemlerin Efendisi Allah&#8217;a şükürler olsun!<br />
Tek yaratan olan Allah&#8217;a ve onun son elçisine şükürler olsun!<br />
Allah&#8217;ın merhameti ve bereketi üzerlerinize olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Allah&#8217;ın izniyle bugün burada yurttaşlarımıza bir çağrıda bulunma gayesiyle bir araya geldik. Çağrımızın amacı yurtdışında olan kardeşlerimize son yıllarda ülkemizde yaşanılan olayları ve bu olaylar neticesinde kanaat getirdiğimiz hususları açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer her şeyi anlatmaya çalışırsak, buna zamanımız yetmez. Ayrıca burada böylesi konuşmalar yapmaya alışkın olmadığımızı da eklemem gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Noxçiçö&#8217;daki durum… Dokka idareyi eline aldığından bu yana dört yıl oldu. Her şey o zamandan başladı. Aldığı hiçbir kararda Mücahitlerle istişare etmedi, ve hatta Meclisi toplamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Cephelerin birleştirilmesi ve Emirliğin kurulmasında da aynı şekilde davrandı. Yine de Allah&#8217;ın adını yüceltmek üzere burada cihad etmek için bulunan tüm Mücahitler bunun hakkında konuşmadı. Şimdi bir şekilde siz buradaki durumdan haberdar oldunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm problemler Kafkas Emirliği&#8217;nin ilan edilmesinden sonra ortaya çıkmaya başladı. Mücahitler hiçbir şeye aldırmadan Allah&#8217;ın yolunda çaba sarf ediyor, ruhlarını Allah&#8217;ın adına teslim ediyor ve şehit oluyorlar. Allah&#8217;ın adını yüceltmek ve Allah&#8217;ın dinini hakim kılmak için ellerinden geleni yaptılar ve kardeşlerimiz bu sayede dayanabildiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün de halen bu yolda devam ediyoruz. Allah&#8217;ın yardımıyla bu yoldan ayrılmadık ve ayrılmayacağız da!</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün buradaki durum bizlere Dokka&#8217;yı takip etmeyi bırakmaktan başka bir seçenek sunmadı. Başka bir çözüm yolu bulamadık. Pek çok toplantı yaptık ve görüş alışverişinde bulunduk. Buna rağmen sonunda kesin karara vardık, eğer devam etmek istiyorsak bu adamın peşinde sürüklenemezdik. Bunu bilmenizi istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler, tüm Noxçiçö&#8217;nün Mücahitleri, Dokka&#8217;ya olan bağlılığımızı  geri çekiyoruz. Bu bölünme bizden kaynaklanmıyor. Bağlılığımıza son vermemizin nedenlerini inşaAllah Khuseyn ve Tarkhan anlatacaklar. Bu kararı ben tek başıma almadım. Buradaki tüm kardeşlerimiz ne bir ışık, ne bir gelecek ve ne de başarı şansı görmüyor; öte yandan tek gördükleri şey içinde bulunduğumuz kördüğüm. Sözün kısası, Allah&#8217;a güvenerek musibeti takip etme hakkımız olmadığına kanaat getirdik. Ne kadar zor da olsa meseleleri Allah&#8217;ın kanunlarına karşı çıkmadan halletmeliyiz. Biz de bunu arzuluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu karar, Dağıstan, İnguşetya, Kabarday, Çerkesya ve diğer yerlerdeki kardeşlerimizden ayrıldığımız manasına gelmiyor. Onlar bizim kardeşlerimiz ve inşaAllah öyle de kalacaklar. Ve hepimizin amacı tek ve aynıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki niçin böyle bir karar aldık? Bu adamın yüzünden kötülüğün yolundan gitmemize Allah müsaade etmez. Meclisi topladık, defalarca kez birbirimizle görüştük ve sonuç olarak her bir Mücahidin fikrini öğrendik. Tüm bunların akabinde de işte bu kararı aldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Emirlik… Sakın ola ki ayrılmamızın nedeni tamamen Noxçiçö, İçkerya ya da başka bir yapılanma kurmak olarak algılanmasın. Elbet böyle bir şey yok. Hedeflerimiz, Allah biliyor ki, Allah&#8217;ın hukukunu, Şeriatı, halkımızın-Kafkasya&#8217;nın ve tüm Müslümanların özgürlüğünü tesis etmektir. Aramızdan ayrılan tüm asil Emirlerimiz, Maskhadov, Şamil, Abdul-Khalim, Akhmadov ve Barayev, hepsinin niyeti aynıydı. Burada değişen sadece isimler, başka hiçbir değişiklik yok. Mücahitlerin niyetini öğrenmenizi istediğim için bunları söylüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değişiklerde bugün bir meclisimiz oldu. Bu mecliste Khuseyn&#8217;i Noxçiçö Emir&#8217;i ve Tarkhan&#8217;ı da onun naibi olarak seçtik. Bugün burada yaşanılan değişiklikler şimdilik bunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Noxçiçö&#8217;nün tüm Mücahitlerinin birleştiğini, tek bir otorite altında bir araya geldiğini ilan ediyoruz İnşaAllah. Ve hepimiz Emir Khuseyn&#8217;e bağlılığımızı  sunduk inşaAllah.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurtdışında bu durumla ilgili kaygıları olan kardeşlerime sesleniyorum. Birlik olun, ayrılmayın ve birbirinizi farklı etiketlerle yaftalamayın. Eğer Müslümanlar için endişeleniyorsanız ve temiz niyetlere sahipseniz, ülkemizin özgürlüğü için Allah&#8217;ın yolunda bir araya gelin ve bizlere dua edin. Bizlere parayla, duayla vb ile yardım edebilirsiniz. Bize sadece yararı olacak şeyleri söyleyin. Gelecekte de kardeşimiz olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm yaptıklarınızda tek bir dua lazım ki bu Allah&#8217;ın adına olsun. Birlik olun ve düşmanın alaylarına maruz kalan halkımızın özgürlüğü için yardım edin. Böyle davranmayı Allah herkesin üzerine görev kılmıştır. Bu bağlamda, Allah&#8217;ın adında birlik olun ve bu yolda çalışın. Gönlünüzden geçen neyse, bu para olur, dua olur, lütfen tüm imkanlarınızı kullanarak elinizden gelen her türlü yardımı yapın. Benim söylemek istediklerim bunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi konuşmalar yapmaya yeteneği olan birisi değilim. İnşaAllah burada olanları  ve şimdiki durumumuzu Khuseyn daha detaylı bir şekilde anlatacaktır. Ve sonra da inşaAllah Tarkhan konuşacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Barış üzerinize olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Noxçiçö Emiri Khuseyn Gakayev: </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3km4?width=&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3km4?width=&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">Şeytanın şerrinden Allah&#8217;a sığınırım!<br />
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah&#8217;ın adıyla!<br />
Alemlerin Efendisi Allah&#8217;a şükürler olsun!<br />
Tek yaratan olan Allah&#8217;a şükürler olsun!<br />
Peygamberlerinin ve elçilerinin sonuncusu efendimiz Mohammad&#8217;e, ailesine ve dostlarına selah ve selam olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ben sözlerime tüm Müslüman alemini selamlayarak başlamak istiyorum: &#8220;Allah&#8217;ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun, barış eksik olmasın&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhtemelen burada yaşanılan olaylardan haberdarsınız. Aslanbek konu hakkında biraz konuştu. Gerçi duymamanız mümkün değil, radyoda vs her yerde bunu konuşuyorlar ve çocuk oyunu olarak adlandırıyorlar. Esasında bunu çocuk oyuncağına çevirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Nelere katlandığımızı ve bu konuyu böylesi bir duruma getirmemek için ne kadar çaba sarf ettiğimizi Allah biliyor. Allah, O&#8217;ndan aldığımız güç ile durumu düzeltmeye ve suyu yatağına koymaya uğraştığımızı da biliyor. Allah&#8217;tan varsa hatalarımızı affetmesini diliyoruz. Böyle olmasını engelleyecek hiçbir şey yapamadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden bunu yapamadık? Bildiğiniz gibi Kafkas Emirliği&#8217;ni ilan ettik. İnşaAllah bu Allah&#8217;ın büyük bir lütfuyla gerçeklen bir güzellik. Amma velakin Emirliğin ilanı tüm Mücahitlerin fikri sorulmadan ve rızası alınmaksızın yapıldı. Buna rağmen, Allah&#8217;a şükürler olsun ki, bunun Allah&#8217;tan geldiğine inandık ve bugüne kadar hiçbir itirazımız olmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla paralel olarak yavaşça meclisi ortadan kaldırdılar ve bundan sonra her şey başladı. Bunun yüzünden imanımız ve bereketimiz gitti. Aslan&#8217;ın, Abdul-Khalim&#8217;in ve Şamil&#8217;in zamanlarında meclis her türlü sorunda bir danışma organı olarak işlevini yerine getiriyordu. Bundan dolayı da kısmetimiz açıktı. Ama daha sonra, bu üç yıl içerisinde başlangıçta yavaş yavaş ve sonunda tamamen Meclis-i Şura ortadan kaldırıldı. Bu olduğunda iman ve bereketin bizi terk ettiğini hissetmeye başladık. Daha sonra da bu hatayı yapan ya da bu yanlışlığa izin veren kişiyi cezalandırmak mümkün olmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışında başka bir yol yoktu. Verdiğimiz sözü asla bozmadık. Bunu bozmamak için tüm sıkıntılarımızı kalbimize attık, Dokka mücahitlerin yeminini sunduğu Emir olduğu için kendimizi avuttuk. Ve bugüne kadar bu böyle devam etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurttaşlarım! Bunların hepsini durumu açık ve net bir şekilde anlayabilmeniz için anlatıyorum. Her biriniz büyük bir duyarlılık içerisinde burada yaşanan değişimi kendiniz değerlendirmelisiniz. Hepiniz bu olayların özünü anlamalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm seçenekleri inceden inceye değerlendirdikten sonra başka bir çıkış yolu bulamadık ve sonunda Emirliğin Emir’i Dokka’nın da davet edildiği bir meclis toplantısı yaptık. Ona, &#8220;Bak, kardeş, nasıl bir durumun içerisindeyiz. Nereye gidiyoruz? Bu, burada bu…&#8221; dedik. Bunları ve diğer problemli konuları tartıştıktan sonra oybirliği ile &#8220;Haydi, naibin atadığın Aslanbek&#8217;i Emir yap ve hareketimize devam edelim. Bundan sonra neler yapabileceğimizi görelim&#8221; dedik. Bu oybirliği ile alınmış bir karardı ve konu mecliste sona erdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, meclisin kararının üzerinden iki ya da üç gün geçmişti ki internette Dokka&#8217;nın tüm dünyada art niyet ve &#8220;çocuk oyunu&#8221; gibi alayların doğmasına neden olan bir açıklaması yayınlandı. Dokka, önceki açıklamasını &#8220;gerçek dışı&#8221; ve &#8220;tiyatro oyunu&#8221; gibi mantıksız ve saçma sapan sözlerle reddetmeye başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra da biz, Noxçiçö mücahitleri yeniden bir araya geldik, başka bir çıkış yolu bulamadık ve aramızdaki meclisi yeniden yapılandırdık inşaAllah.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi size meclisin yetkilerini anlatacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün mücahit kardeşlerimizin aldığı kararda beni Noxçiçö Emir&#8217;i, Tarkhan&#8217;ı da naibim olarak tanımlayarak sorumluluğu omuzlarıma verdiler. Bu mecliste Emir olarak ben, naibim Tarkhan, Aslanbek ve Muhannad gibi tüm cephe ve sektörlerin Emirleri ile eski mücahitler yer alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşaAllah şimdi bir meclisimiz var ve inşaAllah devam edecek. İşlevselliği kalmamış olan meclisi yenileme çabalarımız sonuçsuz kalmadı. Meclis yenilendi!</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle bu mecliste nasıl bir düzen kurduk? Meclisin Emiri değiştirme yetkisi var. Eğer Emir bir hata yaparsa örneğin ben bugün şeriat kurallarına göre bir hata yaparsam, eğer Emir büyük hatalar yapmaktan kaçınmıyorsa ve ilk kez, ikinci kez, üçüncü kez, onuncu kez uyarıldığında bunu düzeltmeye çabalamıyorsa, o zaman meclis toplanıyor ve oy çokluğu ile Emirliği alınıyor inşaAllah.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka? Birisi büyük ve diğeri küçük olmak üzere iki meclis kurduk. Küçük meclis, Noxçiçö Emiri, naibi, cephe emirleri, doğu ve batı sektörlerinin her birinden üçer emir olmak üzere 10 kişiden meydana geliyor. Bu cepheden ben, Tarkhan, Aslanbek ve Muhannad; Batı cephesinden Zumso, Abu-Muslim ve Abdulla; Doğu cephesinden Makhran, Muslim ve Zaurbek. Böylelikle 10 kişiden oluşan küçük bir meclis kurmuş olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekrar ediyorum, bu küçük meclisin yanı sıra bir de büyük meclis var. Bu meclis ise ben, naibim Tarkhan, iki cephe emiri Aslanbek ve Muhannad, tüm sektörlerin emirleri ve eski mücahitlerden meydana geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylelikle iyi ahlakımızın dirayetiyle adaleti sağlamaya çalıştık inşaAllah. Bundan eminiz, inşaAllah bu sayede Allah bize bereket verecek. Eğer böyle bir insan değişemiyorsa, görevinden almak imkansızsa, bu insan istediği her şeyi yapabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşaAllah bu mecliste şu konularda hemfikir olduk: Meclis Emir&#8217;e yurtdışındaki vatandaşlarımızla anlaşma yapılana ve birbirleriyle işbirliği yapmaları sağlanana kadar her biriyle iletişim kurma yetkisi verildi. Net vakalarla insanlarımızın arasından çok sayıda kişinin  mürtet ve münafık olarak ilan edildiği ortaya çıktı. Bu insanlar Allah&#8217;ın kelamını ve O&#8217;nun şeriat kanunlarını kabul ediyorlarsa; ülkemizdeki mevcut cihadı kabul ediyorlarsa; Çeçen halkı için endişeleniyor ve Noxçiçö&#8217;nün bu işgalcilerin ellerinden kurtulmasını istiyorlarsa; Noxçiçö&#8217;ye ihanet edip mürtet ve münafık olmadıkları müddetçe; ister mürtet isterse münafık olarak adlandırılsınlar, bir kişi ya da herhangi bir grup bizim muhatabımız olabilir. Bu yetki meclis tarafından verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz dışında olanlara seslenmek istiyorum. Sizleri kendimizden uzaklaştırmıyoruz inşaAllah. Az önce saydığım beş şarta sahip olan herkes bizim kardeşimizdir inşaAllah ve onlardan gelecek her türlü yardımı şükranla karşılayacağız. Bir kez daha saymak istiyorum: Allah&#8217;a itaat eden, şeriat kurallarına uyan, Kafkasya&#8217;daki mevcut cihadı kabullenen, halkı için endişelenen ve Noxçiçö&#8217;nün bu işgalciler, mürtetler ve münafıkların ellerinden kurtulmasını arzu edenler. Mücahitlere yardım mı etmek istiyorsunuz? Memnuniyetle, biz sizleri dışlamıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tavsiyeniz varsa, eğer gerçekten halkınız, vatanınız ve Müslüman ümmet için endişeleniyorsanız lütfen bu tavsiyelerinizi bizlere ulaştırın. On kişiden bile ya da daha çok kişiden gelen her türlü öneri için meclisi toplayacağız, bunun üzerinde tartışıp kararımızı vereceğiz ve sonra sizden yardım isteyeceğiz. Güzel ve yararlı tavsiyelerinizi almaktan mutlu olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerini beğenmiş ya da dik kafalı kimseler değiliz. İçinde bulunduğumuz durumu biliyoruz. Zor durumdayız. Tek desteğimiz sadece Allah. Büyük imkanlarımız yok. Yokluklara rağmen Allah’ın gücü ve kudretine inanarak gavur hükümetine, büyük Rusya&#8217;ya ve münafıklarla mürtetlere karşı bu cihada çıktık. Sahip olduklarımıza şükrederek sonuna kadar bu yolda devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değişiklikleri yaparak cihattan ayrılıp emirlikten koptuğumuzu düşünmeyin. Elbette hayır. İnşaAllah Allah&#8217;ın yolunda eskisinden bile daha çok çaba sarf edeceğiz. Bir kez daha tekrar ediyorum, biz Emirlikten ayrılmadık. Sadece Dokka&#8217;ya verdiğimiz bağlılık yeminini geri çektik. Geri çektik inşaAllah, çünkü bizde Allah korkusu var, bu adamı takip etmeye devam edersek Allah bizlere büyük bir bela verecek. Eğer bir insan meclisi görmezden geliyorsa, eğer bir kişi kardeşleriyle istişarede bulunmuyorsa, o zaman böyle bir kişi Emir olmayı hak etmiyor demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meclis&#8217;ten korkuyor ve her şeyi kendi başına yapıyorsa, bu durumda bu kişi Emir olmaya münasip birisi değildir, bu bir Emir&#8217;in sıfatı değil. Peygamberimiz (huzur ve bereket onun üzerine olsun) bir Emir&#8217;in hangi sıfatlara sahip olması gerektiğini açıklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Meclisin toplantısı  bittikten iki-üç gün sonra fikrini değiştirmek yerine buna uyması  gerekirdi. Bu durum gösteriyor ki bu adam hareketlerinde özgür değil, dışarıdan bir programa uygun hareket eden birileri onu yönlendiriyor. Ve bu durumda o Emir olmayı hak etmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı, uzun süredir bir çözüm yolu arıyor olmamıza rağmen başka bir çıkar yol olmadığından bu kararı almak zorunda kaldık. Bu durumu açıklamadan önce içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için belki de bir aydan daha uzun süredir inatla aradık. Ama bulamadık, bu nedenle az önce söylediğim gibi Dokka&#8217;ya olan bağlılığımızı geri çektik.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama Emirlik&#8217;ten ayrılmıyoruz inşaAllah. Vilayat Dağıstan, Vilayat İnguşetya, Vilayat Kabarda (Kabardey-Balkar ve Karaçay Çerkes) ve Vilayat Nogay&#8217;daki kardeşlerimizden ayrılmıyoruz inşaAllah. Onlar bizim kardeşimiz. Ama bu adam görevde kaldığı sürece, biz onu takip etmeyeceğiz. Uyanır, kendilerine gelir ve &#8220;Haydi gelin emirimizi değiştirelim&#8221; derlerse o zaman inşaAllah Emirliğin bir parçası olarak birlikte yürümeye devam ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuştuğumuz gibi oybirliğiyle Aslanbek&#8217;i Emir olarak seçmiştik. Ama iki gün sonra bu bozuldu. Başka bir yol bulamadığımızdan herkesi hayrete düşüren pozisyonumuzu ilan ettik, Emir&#8217;i tanımıyoruz ve onunla birlikte değiliz. Bu ne Khuseyn&#8217;in ne Aslanbek&#8217;in ne de Tarkhan&#8217;ın tek kişilik fikri değil. Bu hep birlikte alınmış bir karar. Bu karar mecliste alındı. Mecliste kimsenin fikri bir diğerine baskın gelmez, ne kadar büyük ne kadar güçlü ya da ne Emiri olursa olsun bu böyledir, herkesin kendi görüşü vardır. Meclisin görüşü tamamen mücahitlerin oybirliği ile aldığı bir karardır, bu adamı takip etmeyi bıraktık ve ona olan bağlılığımızı geri çektik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıklamamızın amacı sizi durumdan haberdar etmekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurtdışında olsun, burada anavatanda olsun, tüm yurttaşlarımızdan Allah&#8217;ın bizlere adaletin yolunu göstermesi, Allah&#8217;ın bizlere gavurları, münafık ve mürtetleri ülkemizden kovmamıza yardım etmesi için bizlere dua etmelerini istiyoruz. Bu herkesin sorumluluğu. Bu hepimizin görevi. Lütfen tarafsız kalmayın ve bu meselenin bir parçası olun. Yurtdışındakiler, mücahitlere mümkün olduğunca yardım edin, mücahitleri dışlamayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüğünüz gibi buradaki mevcut durumu sizlere aktardık. Yolumuzu seçtik ve bu yoldan zerre kadar uzaklaşmadık. Ruhlarımızı teslim edene kadar, sonuna kadar savaşacağız inşaAllah. Allah&#8217;tan bu yolda bizlere şehitliği nasip etmesi ve cennetinin kapılarını açması için dua ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle söyleyeceklerim bunlardı. Ve şimdi inşaAllah sözlerime kardeşimiz Tarkhan&#8217;da bazı şeyler ekleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Noxçiçö Emiri Naibi Tarkhan Gaziyev: </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3l37?width=&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3l37?width=&amp;theme=none&amp;foreground=%23F7FFFD&amp;highlight=%23FFC300&amp;background=%23171D1B&amp;start=&amp;animatedTitle=&amp;iframe=0&amp;additionalInfos=0&amp;autoPlay=0&amp;hideInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">Şeytanın şerrinden Allah&#8217;a sığınırım!<br />
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah&#8217;ın adıyla!<br />
Alemlerin Efendisi Allah&#8217;a şükürler olsun!<br />
Huzur ve bereket Peygamberimizin, ailesinin ve dostlarının üzerine olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bizlerin etrafında gelişen olaylar hakkında Aslanbek ve Khuseyn temel olarak bilgi verdiler. Bunlara ekleyecek çok fazla bir şey yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Dudaev ve ardından Maskhadov&#8217;un iktidara geldiği zamanlardan bu yana, ülkemizin adı  İçkerya&#8217;dan Emirliğe dönmüş olmasına rağmen, yaşanılan olayların ve gördüklerimizin kalplerimizi değiştirmediğini söylemek istiyorum. Ve inşaAllah değişmeyecek, bizler Allah&#8217;ın yolunda ilerlemeye devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">İçkerya zamanında bir amaç, şimdi Emirlik&#8217;te farklı bir niyet taşımadık; hiçbir zaman farklı hedeflerimiz olmadı. Bizim niyetimiz: ülkemizi Allah&#8217;ın düşmanlarından temizlemek; fakir ve bedbaht halkımızı korumak için Şeriat kurallarını getirmek; ve gelecek nesillerimizi Müslüman itikadı içinde büyütmek. Bu amaçlarla cihada katılarak aramızda yer alan pek çok kardeşimiz inşaAllah birer şehit olarak ayrılıyor. İsimlerin değişmesinin kalplerimizde de değişiklikler yaptığını düşünmeyin (Bazılarına neler olduğunu bilmiyorum).</p>
<p style="text-align: justify;">Khuseyn burada yaşanan pek çok olayla ilgili bilgi verdi. Peki neden Dokka&#8217;ya tabi olmaktan vazgeçtik? Dokka kimseyle istişare yapmaya yanaşmıyor, yaparsa da kısa bir süre sonra hemen fikrini değiştiriyor. Muhtemelen yaptığı son açıklamaları duymuşsunuzdur ki bunlar herkes için bir ders oldu. İşte mesele budur.</p>
<p style="text-align: justify;">İki kardeşimizin daha önce söylediği gibi Meclis kurduk. İnşaAllah bir mutabakata vardık. Şimdi biraz olayların ardındaki gerçeklerden bahsedelim. Daha önce, Dokka, Emirliği ilan edeceğinde bizlere bunu danışmadan yaptı. Ve bugün, Noxçiçö&#8217;den tüm mücahitler gelip de ondan görevinden ayrılmasını istediğinde, Dokka açıkça bu talebi reddetti. Bu durumun içerisinden çıkmak için başka bir çözüm yolu bulamadığımızdan, ona olan bağlılığımızı geri çektik ve bu adamdan ayrıldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize komşu olarak yaşayan inançlı kardeşlerimiz inşaAllah bizlerin niyetini doğru algılayacaktır. Bizi anlayacaklarını ve onların da aramıza katılacaklarını düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Vainakh halklarından biraz da olsa vatanperverliği olanlara, kardeşlerimize ve tüm Müslümanlara sesleniyorum, bizleri uzaktan izlemeye ve bu yolda yardım etmeden durmaya hakkınız yok. Bizleri unutmayın ve mümkün olduğunca her şekilde bizlere yardım edin, bu hepinizin üzerine bir vazifedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşaAllah kardeşlerim. Yakın gelecekte inşaAllah topraklarımızı düşmanlardan temizleyeceğiz ve yeniden bir araya geleceğiz inşaAllah. Lütfen bu konuda teyakkuzda olun ve arkamızdan bizlere iftira atmayın. Bizden hiç kimse doğruluktan şaşmadı ve asla Allah’ın yolundan sapmadı. Yıllardır topraklarımızda İslam dinini hakim kılmak, Nizamı (Şeriat), Mahkeme vb. kurmak için çok çabalıyoruz. Bazı şeylerde de başarılı olduk inşaAllah.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar uğraşsak ta Dokka sorumluluğu üzerine almadı. Bugün Meclis&#8217;te bir şeyler söylüyor ve ertesi gün kafasında kurguladığı tamamen farklı bir şeyden konuşuyordu. İşte olan buydu ve biz de ondan ayrıldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizden daha fazla onunla zaman geçiren kimse yoktur. Bizden daha iyi onu tanıyan kimse yoktur. Bunları düşünün. Ona olan yeminimizi bozduk ve bağlılığımızı geri çektik. Ona bağlı kalmak için hiçbir sebep göremedik. Bunun hakkında düşündük. Dua ettik ve Allah’a Müslümanlar arasındaki düzen bozulmasın diye yakardık. Bir uzlaşıya varabilmemiz için herhangi bir yol kalmayınca, artık onun peşinden gitmemeye karar verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Khuseyn&#8217;in dediği gibi bizleri umursayan, halkımız ve ülkemiz için endişelenen, maddi imkanı veya gücü olan Allah&#8217;a sadık insanlar, eğer düşmanımız değilseniz, yapabildiğimiz kadar birbirimize yardım etmeliyiz. Finansal açıdan yardım etmeye gücü olmayanlar ise bizlere dua etsinler. Söylemek istediklerim bunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın rahmeti, bereketi ve barış sizlerin üzerine olsun!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Noxçiçö Emiri Khuseyn Gakayev: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşlerimizin söylediklerine ekleyecek ya da düzeltecek bir şeyim yok. Böylece değişiklikleri sizlere sunduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Cihada katılmak hepimizin görevidir. Allah kimseyi bundan muaf tutmamıştır. Bundan dolayı, bir kenarda durup beklemeye hakkınız yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizlere yardım etmek isteyenleri, cihada katılmak isteyenleri uzaklaştırmayacağız inşaAllah! Bize gelmeden önce güttüğünüz düşmanlıklardan ve aranızdaki anlaşmazlıklardan ötürü kaygılanmaktayız. Sizden istediğimiz beş şartımız olduğunu söyledik: Allah&#8217;ın kelamına sadık kalmanız, şeriatı kanun olarak kabul etmek vs. Eğer, bu şartları kabul ediyorsanız, siz bizim kardeşimizsiniz. Bu insanların söylediklerini dinleyecek ve onlarla istişarede bulunacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama inşaAllah kimsenin bizleri sevk ve idare etmesine izin vermeyeceğiz. Ayrıldıklarımızla aramızdaki tartışmamız da bu nedenden ötürüydü zaten. Mücahitleri kimsenin kullanmasına izin vermeyeceğiz inşaAllah. Bu insanların isimlerinin ne olduğunun bir önemi yok. Bizim için sadece Mücahit! Açlıktan ya da yoksulluktan ölsek te, inşaAllah mücahitler dışarıdan kimseye bağlı olmayacak. Ve inşaAllah bizler söz verdiğimiz niyetimizde kalacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahsettiğimiz konularda bizlere yardım etme imkanına sahipseniz, bizim de sizin yardım ve desteğinize ihtiyacımız var. Bunu yurtdışındaki herkese söylüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İsimlerinizi bilmiyorum ve sizleri tanımıyorum. Bizden öncekilerle ilişki kuramamış çok sayıda insan olmalısınız. Eğer Allah&#8217;ın kelamına uyuyorsanız, halkınız için endişeleniyorsanız, lütfen bizlere elinizden ne tür yardım ve destek gelebileceğini söyleyin. Ancak mücahitlere bağlı olacaksınız, onlara emirler vermeyeceksiniz inşaAllah.</p>
<p style="text-align: justify;">Açlıktan bir deri bir kemik kalsak ya da ölsek te, ne mücahitler ne de emirler savaşmaktan vazgeçmeyecek. Kimseye mücahitlerin içinden bir kukla çıkarıp onları manipüle etmesine izin vermeyeceğiz inşaAllah.</p>
<p style="text-align: justify;">Elinizden geldiğince yardım edin ve haberlerinizi gönderin. Seçtiğimiz vakit zamanla yurtdışındaki tüm temsilcilerimizden haberdar olacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizimle ilgili çok sayıda suçlama ya da iftira işitebilirsiniz. Bunların bir çoğu kulağımıza geldi bile. Tarkhan, Zakayev ile birlikte hareket ediyor; ötekisi bir başkasıyla birlikte gibi. Ve yarın bizlerin KGB ajanları olduğumuz da söylemeye başlarlar. Bu hikayelerle sizlere gelenlerin onlardan olduklarını bilin. Bu nedenle böylesi konuşmalardan korkup ta durmayacağız, çünkü Peygamber Efendimiz (Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun)&#8217;e de &#8220;büyücü&#8221;, &#8220;tamahkar&#8221; ve benzeri şeyler söylediler. Onu dövdüler, dişini bile kırdılar. Hepimizin bir zayıflığı var, çabucak insanları suçlayabiliyoruz ve çabucak bu akılsız insanların söylediklerine inanabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizlere ne derlerse desinler, Allah&#8217;ın yardımıyla bunları sorun etmeyeceğiz. Bunlara kafamızı takmayacağız. Bu nedenle kararlı bir şekilde duruyoruz, bir karara vardık ve Dokka&#8217;dan ayrıldık. Bizler hakkında hikayeler uydurup bize iftira atanlara bir çift sözümüz var: &#8220;Zhazakallah hayran (Evet, Allah sizin iyiliğinizi versin)&#8221;. Allah&#8217;a ulaştığımız vakit, siz de biz de cevap vereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi amaçlarla cihada çıktık, neler yaptık, biz bunları çok iyi biliyoruz. Bizlerle ilgili dedikodu yapanlar da dahil olmak üzere herkes bunları biliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle insanlara pek çok şey duyacakları için bu dedikoduları dinlememelerini tavsiye ediyorum. Gücünüz nispetinde bizlere yardım edin!</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan başka söyleyecek ya da ekleyecek bir şeyim yok. Burada konuşmamızı  bitiriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Allah&#8217;ın rahmeti ve bereketi sizlerin üzerinize olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Allah büyüktür!</p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Materyal Waynakh Online tarafından Türkçeleştirilmiştir.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10125&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/02/cecen-komutanlarin-aciklamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>21.Yüzyıl: Korkunç Suçların Üzerini Örtmek Hala Mümkün mü?</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/01/21-yuzyil-korkunc-suclarin-uzerini-ortmek-hala-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/01/21-yuzyil-korkunc-suclarin-uzerini-ortmek-hala-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jan 2011 06:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenya]]></category>
		<category><![CDATA[Khaibakh]]></category>
		<category><![CDATA[Memorial]]></category>
		<category><![CDATA[Usam Baysayev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=10080</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır, İnsan Hakları Merkezi &#8220;Memorial&#8221; için çalışıyorum. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya vatandaşlarından, sözde &#8220;terörle mücadele operasyonları&#8221; sırasında Rus askerlerinin savunmasız ve barışçıl insanlara uyguladığı mezalimle ilgili yüzlerce anı dinledim. 

Bu operasyonlar, Moskova tarafından 1999 yılı sonbaharında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yıllardır, İnsan Hakları Merkezi &#8220;Memorial&#8221; için çalışıyorum. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya vatandaşlarından, sözde &#8220;terörle mücadele operasyonları&#8221; sırasında Rus askerlerinin savunmasız ve barışçıl insanlara uyguladığı mezalimle ilgili yüzlerce anı dinledim. <span id="more-10080"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu operasyonlar, Moskova tarafından 1999 yılı sonbaharında başlatıldı. Hem Rus askerlerinin uyguladığı şiddetin kurbanları, hem de bu şiddete maruz kalanların yakınları bize başvuruyor. Ülkemizin topraklarına konuşlanmış her bir Rus askeri birliğinin, yerleşim yerlerine yaptığı roket saldırılarını, bombardımanlarını, insanları kaçırmalarını, cinayetlerini ve savunmasız sivillere yönelik yargısız infazlarını, işkencelerini, &#8220;filtrasyon kampı&#8221; olarak adlandırılan yerlerde veya insanları kapattıkları diğer yasadışı gözaltı merkezlerindeki aşağılamalarını bu insanlardan dinledim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hikayeler içerisinde özellikle bir tanesini çok iyi hatırlıyorum. Burada adını Ayub olarak zikredeceğim 37 yaşındaki başkent Grozny sakininin başından geçenleri anlatacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Ocak 2001 tarihinde, Ayub arabasındaki yolcularla hareket halindeydi. Ayub, Grozny&#8217;nin Staropromyslovski otoyolu üzerindeki Tashkala yerleşim biriminde bulunan #51 numaralı kontrol noktasındaki Rus askerleri tarafından gözaltına alındı. Kontrol noktasında durdurulduğunda, askerlerden birisi onun evraklarını incelerken Ayub&#8217;a arabasını kenara park etmesini emretti. Ayub&#8217;a onunla ilgili bazı noktalarda şüpheye düştüklerini ve konuya &#8220;netlike kazandırana kadar&#8221; gözaltında tutulacağını söyledi. Asker, taşınabilir telsiz vasıtasıyla özel bir gruba haber Verdi. Ayub&#8217;un arabasındaki yolcular da araçtan inmeye ve yere yatmaya zorlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayub&#8217;un akrabalarından birisi de tesadüfen o gün arabasındaydı ve Rus askerin emirlerine uymayı açıkça reddetti. Kadın askerlere Ayub&#8217;u şüpheli kılan nedenleri ve konunun neden burada netliğe kavuşturulamadığını açıklamalarını istedi. Bu çıkışı üzerine akraba kadın da Ayub ile birlikte bir arabanın içerisine tıkıldı, iki asker de araca bindi. Hareket eden araca 36.bölgeye kadar (Maskhadov bölgesi – eski adıyla Staropromyslovsky) &#8220;UAZ&#8221; marka dört araç eskortluk yaptı. Ivanov yerleşim biriminde, Ayub&#8217;un akrabası olan kadın araçtan dışarıya atıldı ama Ayub kadına yakınlarına kaçırıldığını haber vermesini istemeyi başardı. Ardından Ayub&#8217;un içinde tutulduğu araç hızla oradan uzaklaştı. Bir süre sonra yerleşim alanının kapalı bölgesinde bulunan köprüye ulaştılar. Araçlar önünde birkaç sivil abanın bulunduğu üç katlı gri bir binaya yanaştı. Kapı silahlı muhafızlarca korunuyordu. Kurbanın anlattığına göre, Terski menzilinin aşağısında doğru boş bir alan vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayub&#8217;un ellerine kelepçe takıldı, gözleri bağlandı ve bu binanın içerisine alındı. Ardından karanlık bir koridorda yürütüldü, yürürken bacakları ve omuzlarına vuruldu. Ayub neden tutuklandığını anlamaya çalıştığından kendisine sadece bir açıklama yapmalarını istediyse de kimse onu dinlemedi. Saat 19.00 sularına kadar o binada tutuldu ve ardından beton tabakalarla çevrilmiş bir avludan geçirilerek mahzene giden bir binaya alındı. Görünüşe göre burası bir işkencehaneydi. Küçük pencereden zemine yerleştirilmiş benzin tankı görülebiliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayub demir bir sandalyaye oturtturuldu, gövdesi ve elleri kemerlerle birbirine bağlandı, artık hareket etmesi imkansız bir haldeydi, başının üzerine elektrik kabloları olan metal bir halka yerleştirildi ve akım verilmeye başlandı. Ayub&#8217;un tasvir ettiğine göre, acı öylesine dayanılmazdı ve tüm vücuduna etki ediyordu. Sık sık bilincini yitirdiği için, Ayub, işkencenin tam olarak ne kadar devam ettiğini hatırlayamıyor. Kendisine gelmesi için iki kez elinden ve boynundan iğne yapıldı. Ayub, işkencenin verilen küçük aralarla 3 ya da 4 saat sürdüğünü tahmin ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağır bir işkenceden sonra Ayub üç parçaya bölünmüş bir depoya götürüldü. Orta kapak kaldırıldı, ardından gözündeki bant ve kelepçeleri çıkarılarak içeriye doğru atıldı. Ayub küt bir nesneye çarptı ve suyun içerisine düştü. Su beline kadar ulaşıyordu ve suyun içerisinde tutulan birkaç kişi daha vardı. Ayaklarının üzerine ancak 50&#8242;li yaşlarında bir adam ve genç bir kızın yardımıyla kalkabildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Dövülen Ayub&#8217;a yardım etmeye gelen kızın adı Rosa&#8217;ydı ve Shali kasabasındandı. Kendisini Kharon olarak tanıtan adam ise Novy Aldy yerleşim alanında ikamet ediyordu. Yaklaşık iki aydır tutuklulardı. Ayub&#8217;un anlattığına göre her ikisinin de durumu korkunçtu. Kharon sol kulağını kaybetmiş, yüzü ve vücudu gördüğü işkencelerden, demir nesneler, tüfek dipçikleri ve tekmelerle yediği dayaklardan dolayı felce uğramıştı. Söylediğine göre, Rus askerlerin bu özel muamelesinin, bir &#8220;temizlik operasyonu&#8221; sırasında evinde bir adet tabanca bulmalarından kaynaklanıyordu muhtemelen.</p>
<p style="text-align: justify;">Rosa, 22-25 yaşlarında güzel bir genç kızdı, bir kontrol noktasında gözaltına alınmıştı. Bir keskin nişancı olduğundan &#8220;şüphelenildiği&#8221; için alıkonulmuştu. Belinden yukarı çıplaktı ve çıplaklığını gizlemek için omuzlarına kadar suyun içerisinde oturmak zorunda kalıyordu. Karnında ve yan taraflarında bıçak kesikleri vardı ve sağ kalçası keskin bir nesneyle delinmişti. Ayub, bu genç kıza tişörtünü verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Deponun içerisinde toplamda altı kişi bulunuyordu: Ayub, Rosa, Kharon, iki başka adam ve Maskhadov bölgesinden (eski Staropromyslovsky) bir başka kız. Bu kız görüntüsü itibariyla daha henüz 16&#8242;sında gibi duruyordu. Adı Taisa&#8217;ydı. Ufak tefek, oldukça güzel esmer bir kızdı. Yüzü siyah ve maviydi, çürüklerle kaplıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu canavarların tutukladıkları insanlara yaptıklarını tasvir edecek kelimeleri bulmak mümkün değil. Ayub&#8217;un dediği gibi, yemek yerine günde bir defaya mahsus olmak üzere kendilerinden arta kalanlar veriliyordu. Kimsenin tuvalete gitmesine izin verilmiyordu. Dahası &#8220;terörizm savaşçıları&#8221; deponun kapağını açarak içerideki insanların üzerlerine idrarlarını yapıyor ya da dışkılıyordu. İnsanlar da kendilerini kurtarmak için kendilerini deponun içindeki suya atıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorgulama için çağrıldıklarında, yukarıdan aşağıya bir halat sallanıyordu. Kendi başına halata tırmanamayanlar ise kelepçeleniyor ve yukarıya çekiliyordu. İşkence odasına götürülen insanların maruz kaldıkları işkenceden dolayı bağrışmaları ve attıkları çığlıklar sürekli duyuluyordu. Rus askerler bazen herkesi sıraya dizip onları ağır bir şekilde dövmek gibi &#8220;toplu hareketler&#8221; yapıyorlardı. Ama belki de bu hayvanların yaptıklarının en kötüsü, en acı vereni ve en aşağılayıcı olanı ise, kızları elleri önlerinde ayağa kalkmaya zorlayıp diğer mahkumların önünde onlara tecavüz etmeleriydi. Depoda alıkonulan erkekler bunları seyretmeye zorlanıyordu. Rosa bir keresinde, bazen 20-30 kişinin elinden eline dolaştırıldığını itiraf etti. Taisa hamile kalmıştı ve Kharon bile tecavüze uğramıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Akrabaları Ayub&#8217;u dördüncü gününde 28 Ocak tarihinde bu cehennemden kurtardı. Ayub için Rus askerlere tam 2 bin Amerikan doları ödediler. Serbest bırakılmadan önce, kızlar ve diğer tutuklular, Ayub&#8217;a, akrabalarına burada tutulduklarını ve kendilerini bu faşistlerin ellerinden kurtarmaları için herşeyi yapmalarını anlatmasını istedi. Aslında, Taisa, Ayub&#8217;a artık bir hayatı olmadığını, kendisi ve ailesi için kayıp olduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayub, 28 Ocak sabahı serbest bırakıldı. Sadece pasaportu ona geri verildi, parası (yaklaşık 7 bin ruble), arabası ve diğer belgeleri iade edilmedi. Ayub hücre arkadaşlarının isteklerini yerine getirdi. Önce Shali&#8217;ye giderek Rosa&#8217;nın akrabalarına haber verdi, ardında da diğer kurbanların yakınlarına uğradı. Rosa iki hafta sonra 4 bin Amerikan doları karşılığında serbest bırakıldı. Ayub&#8217;un aktardığına göre, genç kız önce Khankala&#8217;daki askeri üsse götürüldü ve ardından da oradan serbest bırakıldı. Taisa&#8217;da aynı miktardaki fidye karşılığında benzeri şekilde serbest bırakıldı. Ancak Ayub ilerleyen günlerde, Taisa&#8217;nın serbest kaldıktan kısa bir süre sonra vefat ettiğini öğrendi. Cenazesinin defnedilmesinden sonra da ailesi Belçika&#8217;ya gitmek üzere Çeçenya&#8217;yı terk etti. Ayub, depoda tutulan erkeklere ne olduğunu öğrenemedi ama onların da bu korkunç yerden çıkabilmiş olduklarını ümit ediyor. Elbette bu ancak akrabalarının istenilen fidyeleri ödeyebilmiş olması halinde mümkün olabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Rus işgal güçlerinin Çeçen Cumhuriyeti İçkerya topraklarında yürüttüğü &#8220;terörle mücadele operasyonları&#8221;nın ilk 2-3 yılında Rus askerlerce kaçırılan sivillerin fidye karşılığı serbest bırakılması oldukça yaygın görülen bir uygulamaydı. Rus askerler sadece canlıları değil, vahşi işkenceleri sırasında öldürdükleri sivillerin bedenlerini de fidye karşılığı akrabalarına iade ediyordu. Rus askerlerin ellerinden canlı ya da ölü bedenleri alabilmek için onları ikna etmek çok büyük bir başarı olarak nitelendiriliyordu. Sıklıkla da bu yargısız infazların kurbanlarına ait bedenler Rus askerlerince tenha yerlere bırakılıyor ya da yerleşim alanlarının dışarılarında bir yerlere gömülüyordu. Anlattıklarım müthiş korkunç şeyler olsa da, gerçek bu. Rus askerleri burada insanları öldürdü ve kaçırdı; kadınlara işkence etti; savunmasız yaşlı adamlara, kadınlara ve çocuklara vahşi muamelelerde bulundu; ve bunları yapanlar hiçbir şekilde cezalandırılmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümit ediyorum ki, erinden generaline tüm bu suçlular er ya da geç işledikleri suçların karşılığını ödeyecek. Artık ne silahsız ve barışçıl sivillere karşı işlenen suçların gizlenebildiği 19.yüzyıldayız ne de 20.yüzyılın ortalarında. Şimdi 21.yüzyılda yaşıyoruz. Örnek vermek gerekirse, 1944 yılında Çeçenya&#8217;nın Khaibakh yerleşim alanında 700 silahsız, barışçıl ve masum sivilin canlı canlı yakarak öldüren Albay Gvishiani yatağının etrafını saran sevgili yakınlarının yanında huzur içerisinde ölürken, bugün bu suçları işleyenler artık aynı sonu yaşayamayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Usam Baysayev</strong><br />
İnsan hakları savunucusu</p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=10080&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/01/21-yuzyil-korkunc-suclarin-uzerini-ortmek-hala-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçenya&#8217;dan Bir Hayat Hikayesi: Tamara</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2011/01/cecenyadan-bir-hayat-hikayesi-tamara/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2011/01/cecenyadan-bir-hayat-hikayesi-tamara/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 15:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Mainat Kurbanova]]></category>
		<category><![CDATA[Tamara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9924</guid>
		<description><![CDATA[Tamara, 1980’li yıllarda Çeçenya’da Rus dili ve edebiyatı öğretmenliği yapıyordu. 2000’li yıllardan bu yana ise bir yandan kayıp kocasını bulmaya çabalıyor, diğer yandan da son savaşların ardından Çeçenya’da yaygın biçimde görülmeye başlayan kanser hastalığı ile ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tamara, 1980’li yıllarda Çeçenya’da Rus dili ve edebiyatı öğretmenliği yapıyordu. 2000’li yıllardan bu yana ise bir yandan kayıp kocasını bulmaya çabalıyor, diğer yandan da son savaşların ardından Çeçenya’da yaygın biçimde görülmeye başlayan kanser hastalığı ile mücadele ediyor.<span id="more-9924"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tamara bize tarih, Rus dili ve edebiyatı öğretiyordu; O, Sovyet Sosyalist realizminin tüm klasiklerinin Pasternak’ın eserleriyle aynı seviyede olmadığını anlatan Blok ve Esenin’i bize tanıtan kişiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hala, göz yaşlarımız akarken bizim duygusallığımızdan bir parça utanarak okuduğu şiirleri hatırlıyorum. Seksenlerin sonuydu ve ergen ruhlarımız Mikhail Gorbachev tarafından açıklanan şeffaflık ve perestroika’ya (yeniden yapılanma anlamına gelen ve Gorbachev’in başını çektiği siyasi hareket) kapılmış durumdaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tamara, büyük Rus yazarlarını ve filozoflarını; Sakharov’u ve Solzenicyn’in gulagını (Sovyetler Birliği’nin ceza amaçlı çalışma kampları sistemini anlatan kitabı), Çeçen muhalif  Abdurakhman Avtorkhanov’un Stalin’i kınadığı &#8220;Teknolojinin Gücü&#8221; kitabını bizlere anlattı. Sovyetler Birliği ölüm sancıları içerisindeydi ama bizim açımızdan savaş hala filmlerde gördüğümüz ya da kitaplarda okuduğumuz bir şeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün Tamara bize Gogol’un 1835 yılında yayınlanan ünlü kısa hikayesinin baş karakteri Taras Bulba’nın kahramanca ölümünü tarif eden paragrafı okudu. Kazak’ın acı sonunun tasvir edildiği son bölümden sonra, tüm sınıfa hakim olan ürpertici sessizliği bozan bir ses duyuldu. Bu Aslan Dadaev’di (Elcin lakaplıydı ve birinci Rus-Çeçen savaşının başlarında hayatını kaybetti), &#8220;Tamara Abuevna, bu Taras Bulba bugün halen hayatta mı?&#8221; diye sormuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Neredeyse on beş yıl sonra, öğretmenimi ziyarete giderek ona destek olmam gerektiğini hissettiğim gibi bazı nedenlerden ötürü, bu garip anı da hala hatırlıyordum. 2003 yılında bir gece yarısı maskeli askerler Tamara’nın evine girmiş ve kocası Aslan’ı kaçırmıştı. Bu olay Rus yöneticiler tarafından organize edilen düzmece yeni bir Çeçen anayasası seçimlerinden hemen önce yaşanmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Rus Devlet Başkanı Putin, referandum arefesinde Çeçen halkına hitaben yaptığı konuşmasında, oylamaya katılım sağlanması halinde artık &#8220;kimliği belirsiz maskeli şahısların&#8221; insanları kaçırmak üzere Çeçenlerin evlerine girmeyeceğini söylüyordu. Anayasanın garantörü, &#8220;Artık gecenin bir yarısı kapınızın çalınmasından korkmayacaksınız&#8221; diyordu. Ama Başkanın sözleri Tamara’nın akıbetini değiştiremeyeceğinden anlamsızdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Rus askerler, Tamara’nın evine gecenin geç bir saatinde geldiler. Aynı Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in söylediği gibi gerçekten kapıyı çalmadılar. Sadece çitlerin üzerinden atladılar, kapıyı kırarak doğrudan yatak odasına daldılar. Bağırmasınlar diye ağızlarını bantladıktan sonra Tamara’yı ve üç çocuğunu radyatöre bağladılar. Ardından Tamara’nın kocası Aslan’ı alıp götürdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslan topallayarak yürüyen bir engelliydi ve silahlı direnişle hiçbir zaman bağlantısı olmamıştı. Aslan’ın kaçırılmasının nedeni yerel halkın korkutulmak istenmesi olabilirdi ya da evleri Rus askeri üssünün yakınında olduğu için &#8220;zachistky (temizlik operasyonu)&#8221; olarak bilinen baskınları için kolay bir hedefti.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslan’dan bir daha hiç haber alınamadı. Hiç kimse onu bulamadı, ne dirisini ne de ölüsünü.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün bile hala böylesi durumlarda kullanabileceğim kelimeleri bulamıyorum. Cenazeler daha kolay, en azından ne söyleyeceğinizi biliyorsunuz. Ama bu durumda ne söyleyebilirim ki, yeni bir taziye şekli mi icat etmem gerek? İyimserlikle dolu bir duygu paylaşımında mı bulunmalı?</p>
<p style="text-align: justify;">Üç çocuk büyüten Tamara geçtiğimiz günlerde hastalarının %70’ini Çeçen kadınların oluşturduğu Rostov’daki onkoloji (kanser bilimi) kliniğinin müdavimleri arasına katıldı. Meme kanseri Çeçen kadınlar arasında öylesine yaygın bir hal aldı ki artık insanlar ona da sıradan bir gripmiş gibi yaklaşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm Çeçenya’da bu hastalığa erken evrelerinde teşhis koyabilecek ne bir uzman doktor ne de bir tanı merkezi yok. Kanser olduğundan şüphelenilen hastalar, en yakındaki merkeze yani başkent Grozny’de 1.000 km uzakta bulunan Rostov’a gidiyorlar, genellikle de bu aşamada hastalıkları çok fazla ilerlemiş oluyor. Stres, olağanüstü koşullarda geçirilen uzun süre ve basit sağlık hizmetlerindeki noksanlıklar binlerce Çeçen kadına bunun bedelini ödetiyor. Hastalığı Tamara’yı öldürmedi ama tümörün başka organlara bulaşmasını önlemek için Tamara’nın göğüslerinden birisi geçtiğimiz aylarda cerrahi operasyonla alındı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bu dünyada en çok istediğim şey çocuklarımı alıp buradan gitmek. Ama kocamı bulup onu bir mezara gömene kadar bunu yapamıyorum&#8221; diyor Tamara.</p>
<p style="text-align: justify;">Tamara artık Rusça öğretmiyor. Tamara o geceden sonra bir daha asla o dili konuşmadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mainat Kurbanova </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ekim 2010 &#8211; <a href="http://www.balcanicaucaso.org/eng/Regions-and-countries/Chechnya/A-new-story-from-Chechnya-Tamara" target="_blank">The Osservatorio Balcani e Caucaso</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Mainat Kurbanova (Abdulaeva), ikinci Rus-Çeçen savaşının başından 2004 yılına kadar Grozny’den Novaya Gazeta için muhabirlik yaptı. Bombalar altında bile Çeçenya’nın başkentinde yaşadı; hayatı, üzüntüleri ve günlük yaşamın gerçeklerini sundu, sunduğu haberler Avrupa basınında da yer aldı. Ama o da sürgüne zorlandı ve 2004 yılından bu yana Almanya’da yaşıyor ve çalışıyor.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9924&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2011/01/cecenyadan-bir-hayat-hikayesi-tamara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutulan Çeçenya Gerçeği</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/unutulan-cecenya-gercegi/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/unutulan-cecenya-gercegi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Dec 2010 09:20:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Cecenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9860</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde çeşitli medya organlarında Çeçenya ile ilgili yer alan bilgiler ve haberler, kimi güçlerin sistemli biçimde tarihsel gerçekleri değiştirme ve tarihi yeniden yazma gayreti içerisine girdiklerini gösteriyor. İster kendisini gazeteci olarak tanıtanların hesaplarına akan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Son günlerde çeşitli medya organlarında Çeçenya ile ilgili yer alan bilgiler ve haberler, kimi güçlerin sistemli biçimde tarihsel gerçekleri değiştirme ve tarihi yeniden yazma gayreti içerisine girdiklerini gösteriyor. <span id="more-9860"></span>İster kendisini gazeteci olarak tanıtanların hesaplarına akan kanlı paraların gücü olarak görün bunu, ister kendi kasamı doldurayım da oradaki halkın yaşadıkları beni bağlamaz diyen işadamlarının umursamazlığı; ister bir siyasi manevra olarak adlandırın, ister bilgisizlik; adını nasıl zikretseniz de bugün bir ulusun şanlı geçmişi üzerinde kimi şüphelerin yaratılmasına ve o halkın geleceğiyle ilgili kurnaz planların uygulanmaya konulmasına çalışıldığına şahit oluyoruz. Böylesi bir ortamda Çeçenya gerçeği hakkında bilgi paylaşımında bulunmak son derece elzemdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çeçen Cumhuriyeti İçkerya</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de sıklıkla ideolojik nedenlerle &#8220;Çeçenistan&#8221; olarak zikredilen bölge, uluslararası kamuoyunda &#8220;Çeçenya&#8221; olarak adlandırılan &#8220;Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8221;dır. Dağılma süreci içerisine giren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 3 Nisan 1990&#8242;da kabul ettiği bir yasa ile otonom cumhuriyetlere bağımsızlık yolunu açmış ve otonom cumhuriyetler de birer birer SSCB yapısından ayrılmaya başlamıştı. Bu gelişmeleri dikkatle takip eden Çeçen halkının talepleri doğrultusunda 1990 yılında toplanan Çeçen Halk Kongresi &#8220;Çeçen halkının bağımsızlık ve egemenliğini&#8221; ilan etmiş, aldığı bir dizi kararın ışığında 1991 yılında seçimlere gidilmiş, ilk Devlet Başkanı Dzhoxar Dudaev&#8217;i seçmiş ve akabinde de 1 Kasım 1991 tarihinde yani Rusya Federasyonu&#8217;nun kurulmasından beş ay kadar önce &#8220;Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8221;nın bağımsızlığı uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde ilan edilmişti. Bu tarihi karar ile beş yüz yıldır devam eden Rus mezalimi ve işgaline son verilmiş, asırlardır süregelen &#8220;bağımsızlık&#8221; hayali gerçeğe dönüşmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya kaynaklı tezler ışığında Batı medyasında sıklıkla Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın &#8220;tanınmamış&#8221; bir ülke olarak zikredildiği dikkat çekmektedir. Oya uluslararası hukuk açısından bir devletin varlığı için bulunması gereken unsurlar arasında &#8220;başka devletler tarafından tanınmış olmak&#8221; bir gereklilik değildir. Son dönemlerde Kosova&#8217;nın bağımsızlığının tanınması sürecinde de açık bir şekilde gözlemlendiği üzere, &#8220;tanıma&#8221; basit siyasi bir tavır olmaktan öteye geçmemekte ve devletlerin varlığına halel getirmemektedir. Ayrıca iddiaların aksine İçkerya tanınmamış bir ülke olarak kalmamış, bağımsız bir devlet olan Gürcistan tarafından 13 Mart 1992&#8242;de tanınmıştır; daha sonraki süreçte Afganistan&#8217;da Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;yı tanıyan ülkelerden birisi olmuştur. Öte yandan İçkerya asla Rusya Federasyonu&#8217;nun bir parçası haline de gelmemiştir. Zira &#8220;federasyonların&#8221; kurulabilmesi için &#8220;federe devletlerin&#8221; birlikteliğe ilişkin bir sözleşmeyi imzalaması gerekmekte ve daha sonra oluşturulan &#8220;anayasanın&#8221; da halk tarafından oylanarak kabul edilmesi gerekmektedir. Oysa, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya, on dokuz devletin katıldığı 31 Mart 1992 tarihli Rusya Federasyonu Birlik Anlaşması&#8217;na imza atmamış ve 13 Aralık 1993 tarihinde gerçekleştirilen &#8220;Anayasa ve Parlamento&#8221; oylamasına da katılmamıştır. Açıkça görüleceği üzere, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya, uluslararası hukuka uygun olarak Çeçen halkının self-determinasyon hakkını kullanması doğrultusunda bağımsızlığını ve egemenliğini ilan etmiş meşru bir devlettir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rusya&#8217;nın Çeçenya&#8217;yı İşgali (I.Rus-Çeçen Savaşı)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine, Rusya Federasyonu içerisindeki yapılar bu küçük devlete bir ders verilmesi gerektiğinden bahisle Rusya&#8217;nın ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin&#8217;i ikna turlarına başladı. Danışmanlarının ve askeri cenahın başını çektiği bu grup Çeçenya&#8217;nın 48 saat içerisinde dize getirilebileceğini, burada alınabilecek bir zaferin Rusya&#8217;nın gücünü yitirmediğini göstereceğini ve olası diğer bağımsızlık taleplerine de set çekeceğini dile getiriyordu. Oysa askeri uzmanların peşinde olduğu husus Rus ordusundaki milyarlarca dolarlık yolsuzluğu kapatabilmek için bir savaşın çıkmasına duydukları ihtiyaçtı. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devlet Başkanı Dzhoxar Dudaev&#8217;in ve heyetinin tüm  iyi niyetli çabalarına karşın savaş tellalları istediklerini elde etti ve 11 Aralık 1994&#8242;te Rus tankları İçkerya topraklarını işgal etti. Kanlı ve barbar Rus işgali, Rus generallerin iddia ettiği gibi 48 saat içerisinde tamamlanmadı. Fiilen 754 gün devam eden Rus işgali, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin zaferiyle sonlandı ve Rus tarafı barış masasına oturmak zorunda kaldı. Barış anlaşması sadece savaşa son vermedi, ayrıca denk iki devlet olarak imzalanan barış anlaşması ile Rusya, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın bağımsızlığını de facto olarak tanımış oldu. Öte yandan Rus işgali Çeçenya&#8217;nın tüm alt ve üst yapısını yok etti; işgal güçlerinin sınır tanımayan saldırılarında 120 bin masum sivil hayatını kaybetti, on binlerce sivil yaralandı ve sakat kaldı, işgal süresince insanlar yerlerinden yurtlarından oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçici Barış Dönemi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tüm dünyayı hayrete düşürecek biçimde Rusya&#8217;yı mağlup ederek topraklarından çıkaran Çeçenler, Aslan Maskhadov ve Alexander Lebedev&#8217;in imza koyduğu tarihi belge ile savaşa son verip yaralarını sarmaya başladı. Lakin, bu süreç yıkıcı bir savaştan çıkan Çeçen halkı için son derece zor geçti. Yenilgiyi hazmedemeyen Rusya&#8217;nın Çeçenya&#8217;yı geri alma planları ustalıkla uygulamaya konuldu. Rusya, Çeçenya içerisinde kaos ortamı yaratmaya yönelik her türlü girişimde bulundu. Rusların yanı sıra Çeçenya&#8217;nın zengin petrol ve maden yataklarına göz koymuş kimi küresel aktörlerin de bölgeye el atmasıyla Çeçenya hiç istemediği bir yöne doğru savrulmaya başladı. Ülkeyi küllerinden diriltmeye çalışan Çeçen yönetimi, Rusya&#8217;nın Azerbaycan&#8217;dan gelip Çeçenya üzerinden geçen petrol boru hattının kirasını vermemesiyle ekonomik açıdan iyice dar boğaza sürüklendi. Ülkedeki yoksulluğu ve yokluğu iyi kullanan Rus gizli servisleri savaş gazilerinden kimi grupları bölgede insanları kaçırması ve akabinde fidye alması yönünde ikna etti. Özellikle şimdilerde İngiltere&#8217;de siyasi sığınmacı olarak bulunan Rus oligark Boris Berezovsky&#8217;nin organize ettiği adam kaçırma olaylarında, kaçırılan yabancılar için Berezovsky fidyeyi bizzat ödüyor ya da arada aracı rolü oynayarak kendi payını alıyordu. Bu oyunda maşa olduğunu fark edemeyen Çeçenlerden oluşan bu küçük grup Çeçenya&#8217;nın Batı&#8217;daki imajını zedeliyordu. Aynı süreçte Rus devlet yönetimi elini güçlendirmek için kendi halkını dahi gözünü kırpmadan ölüme yolluyordu. Moskova&#8217;da ve çevre kentlerdeki <a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/09/kimse-buna-komplo-diyemez/" target="_blank">apartmanlarda patlatılan bombalarda, düşürülen uçaklarda</a> hiçbir delil olmaksızın Rus yönetimi Çeçenleri sorumlu ilan ediyordu. Oysa gerçek İngiltere&#8217;de zehirlenilerek öldürülen eski KGB ajanı Alexander Litvinenko tarafından daha sonra ortaya çıkarılacak ve Rus gizli servisinin bu olaylardaki rolü gözler önüne serilecekti. Rus ajanı olduğu konusunda şüphe götürmez deliller olan Arap Khattab, sözde dini eğitim vermek amacıyla geldiği Çeçenya&#8217;da kurduğu medresede yokluk içerisindeki Çeçen gençleri ödediği büyük paralarla medresesine çekiyor ve burada &#8220;cihat&#8221;tan dem vurarak genç beyinleri zehirliyor, bu gençler Çeçen adetlerine dahi karşı çıkar hale gelmeye başlıyordu. Khattab, savaş sırasında yıldızı parlayan Şamil Basayev&#8217;i de kendi yanına çekmeyi başarıyor ve onu FSB ile birlikte tezgahlanan Dağıstan olaylarının tam ortasına atıyordu. Dağıstan&#8217;da toplanan bir kurultay tarafından &#8220;Çeçenya-Dağıstan İmamı&#8221; ilan edilen Şamil Basayev, Dağıstan&#8217;dan gelen yardım talepleri karşısında &#8220;etiketinin sorumluluğunun altına giriyor&#8221; ve beraberindeki adamlarla Dağıstan&#8217;a giriyordu. İşte Rusya&#8217;nın Çeçenya üzerine düzenleyeceği ikinci saldırı için gereken son adım da FSB&#8217;nin planına uygun biçimde atılmış oluyordu. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devlet Başkanı Aslan Maskhadov&#8217;un saldırıların Çeçen hükümeti ile hiçbir bağının olmadığını ve sorumluların yakalanarak yargılanacağını temin etmesi hiçbir şeyi değiştirmiyor, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya toprakları ikinci kez Rusya tarafından işgal ediliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İkinci Rus İşgali (II.Rus-Çeçen Savaşı)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rusya Federasyonu yukarıda bahsi geçen nedenlerin ardına sığınıp 1 Ekim 1999 tarihinde yeniden Çeçen topraklarına girdi. Oysa savaşın gizli nedenleri açıktı; Çeçenlere bir ders vermek, Çeçen petrolü üzerindeki kontrolü yeniden ele geçirmek ve Kızıl ordunun yitirdiği prestijini geri kazandırmak. İlkine nazaran daha kanlı ve daha sınır tanımaz olan Rus işgali çocuk-yaşlı, kadın-erkek, hasta-sağlam ayırt etmeden Çeçen sivilleri yok etme planı üzerine kurgulanmıştı. Dünyanın bir numaralı savaş suçlusu olarak adlandırabileceğimiz Vladimir Putin&#8217;in emrindeki Rus askerleri için hiçbir kural yoktu. Öyle ki kimi köyler topluca katledildi, yerleşim alanları günlerce aralıksız bombardımana tutuldu, düzenlenen temizlik operasyonlarında masum siviller ortadan kayboldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazının yazıldığı an itibariyle &#8220;3973 gün 12 saat 29 dakikadır&#8221; devam ediyor Rus işgali. İşgalin faturası ağır, Rus işgal güçleri 30 bini çocuk olmak üzere 150 bin masum sivili katletti, on binlercesini yaraladı veya sakat bıraktı, binlerce kadına tecavüz etti, binlerce sivil ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu, beş bin Çeçen kadın kötülükleriyle nam salmış Rus hapishanelerine kapatıldı, on binlerce masum işkence gördü, tüm Çeçen halkı aşağılandı ve küçük düşürüldü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terörist Eylemler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rusya&#8217;nın Çeçenya&#8217;daki işgali ve insan hakları ihlalleri kadar, kimi Çeçen gruplara mal edilen terörist eylemler de dünyanın gündeminden düşmedi. Çeçenler özellikle Moskova&#8217;daki tiyatro baskınından ve Beslan&#8217;daki bir okulda yaşanan rehine krizinden ötürü ağır eleştirilere maruz kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Moskova&#8217;daki tiyatro baskınında yer alan Çeçen kadınlar &#8220;kara dullar&#8221; tanımlamasıyla gündeme taşındı. Oysa kocaları, çocukları ya da akrabaları Rus askeri güçlerin insanlık dışı muamelelerine maruz kalan bir grup Çeçen kadın, FSB tarafından uygulanan psikolojik bir oyunla kandırılmıştı. Mağdur Çeçen kadınlar da diğer hemcinsleri bu acıyı yaşamasın ve  Çeçenya&#8217;da akıtılan kan son bulsun fikrine inanarak duygusal bir tavır ile silahlandılar ve götürüldükleri tiyatroda &#8220;Rus askerleri Çeçenya&#8217;dan çekilsin&#8221; talebini dile getirdiler. Rusya ise insan hayatına saygı duymadığı için içeriye saldığı kimyasal bir gaz ile saldırganları ve rehinleri öldürdü. Putin&#8217;in öldürttüğü araştırmacı Rus gazeteci Anna Politkovskaya, Putin&#8217;in Rusyası isimli kitabında bu eylem sırasında ve sonrasında yaşanılanlara dikkat çekerek, eylemin bir FSB planı olduğunu gözler önüne seriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen savaşçılar özellikle Beslan olayıyla dünya kamuoyundan büyük bir tepki çekti. Oysa Çeçen Devlet Başkanı Aslan Maskhadov, kendi can güvenliğini hiçe sayıp herhangi bir şart ileri sürmeden, kendileriyle bir bağlantısı olmayan bu eylemin yapıldığı okula gitmeyi ve eylemcilerle görüşmeyi talep etmişti. Ancak Rusya, Çeçenleri terörist olarak lanse etme planlarının ters tepeceğini ve Aslan Maskhadov&#8217;un bir kahraman olacağını fark edince hemen operasyona başladı ve içerideki çocukları katletti. İnguşetya Devlet Başkanı Ruslan Aushev, okula girip bazı rehinelerle dışarı çıktığında eylemcilerin &#8220;Çeçen&#8221; olmadığına dikkat çekmişti. Nitekim bağımsız bir komisyon tarafından hazırlanılan rapor okula ilk ateşin Rus güçler tarafından açıldığını ortaya koyuyor. Kısa bir süre önce David Setter&#8217;in Forbes dergisinde yayınlanan &#8220;<a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/10/beslani-hatirlamak-insanliga-karsi-bir-suc/" target="_blank">Beslan&#8217;ı Hatırlamak: İnsanlığa Karşı Bir Suç</a>&#8221; başlıklı makalesi de Beslan&#8217;da tam olarak neler yaşandığını net bir biçimde aktarıyor. Bu makalede eylemcilerden bazılarının FSB ajanı olduğu ve kimisinin ise Rusya&#8217;daki suçlular olduğuna dikkat çekiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç ay önce Moskova&#8217;da gerçekleştirilen metro bombalamalarında da yine Çeçenler suçlandı ve hatta eskinin Çeçen Devlet Başkanı şimdinin &#8220;Kafkasya Emirliği&#8221; hareketi lideri Dokka Umarov şaibeli bir video kaydı ile saldırıları üstlendi. Saldırganlar Çeçen olarak lanse edilmesine rağmen, Dağıstanlı çıktı. Hatta Beslan saldırılarında kızını kaybeden bir baba, saldırgan kadınlardan birisinin kendi kızı olduğunu iddia ettiyse de açıklamasının üzerinden çok fazla zaman geçmeden geri adım attı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de de Çeçenler &#8220;Avrasya Feribotu&#8221;nun kaçırılması ve &#8220;The Marmara Oteli&#8221;ndeki baskın ile suçlandı. Ancak her iki saldırıyı da incelediğimizde saldırıların planlanması ve uygulanması aşamalarında Çeçenlerin hiçbir bağlantıları olmadığı, eylemlerin bir grup Abhaz diasporası mensubu tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Bu grubun esas gayesinin Çeçenya hassasiyeti mi yoksa başka güçlerin çıkar çatışması mı olduğu halen tartışıla gelen konulardan birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esas olarak üzerinde vurgulanması gereken nokta, meşru Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümetinin ve silahlı kuvvetlerinin bu tür terörist saldırılarla doğrudan ya da dolaylı bir şekilde herhangi bir bağlantısının olmamasıdır. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Silahlı Kuvvetleri, ilk Devlet Başkanı Dudaev döneminden bu yana sivillere yönelik şiddet uygulamayı reddetmiş ve herhangi bir terörist eyleme katılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rusya&#8217;nın Çeçenya&#8217;daki Meşruiyet Oyunları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rusya Federasyonu, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın meşruluğunu ortadan kaldırmak üzere Çeçen halkının bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana çeşitli girişimlerde bulunmayı sürdürüyor. Seçimlerle işbaşına gelen Dzhoxar Dudaev&#8217;e karşı Rusya tarafından Doku Zavgayev&#8217;in atanması ile başlayan süreçte, alternatif kukla yönetimin koltuğuna oturtturulan isimler değişiyor, ancak bugün küçük Kadirov&#8217;un yer aldığı bu görev hala Rusya&#8217;nın bölgedeki planının en önemli yapı taşı.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya, 1999 yılında Çeçenya&#8217;yı yeniden işgal etmesinin ardından, askeri güçleri Çeçenya&#8217;da hakimiyeti ele geçirince Temmuz 2000&#8242;de Akhmad Kadirov&#8217;u kurduğu kukla hükümetin başına atadı. Ardından işgal altındaki Çeçenya&#8217;da silahlar gölgesinde tertiplenen düzmece bir seçimde Akhmad Kadirov&#8217;un &#8220;Rusya Federasyonu&#8217;na bağlı özerk Çeçen Cumhuriyeti&#8221;nin Cumhurbaşkanı olarak seçildiği ilan edildi. Baba Kadirov&#8217;un Çeçen petrolü üzerinde Çeçen halkının daha fazla hakimiyeti olması gerektiği yönündeki konuşmaları Kremlin&#8217;indeki efendilerini endişeye sevk etti ve 2004 yılında FSB tarafından düzenlenen bir suikast ile bombalanarak öldürüldü. Patlamadan sonra bugün Rus yanlısı yönetimin başındaki isim haline gelen oğul Kadirov&#8217;un &#8220;babamı Ruslar öldürdü&#8221; şeklinde bağrışları tarihe not edilmelidir. Hemen ardından düzenlenen ikinci düzmece seçimlerde Alu Alkhanov yeni Cumhurbaşkanı ilan edildi. Alkhanov&#8217;un Rus politikalarını uygulamadaki yetersizliği Rusya&#8217;yı yeni arayışlara sürükledi. Putin, kendisi gibi bir zalimin kokusunu aldı ve babasının intikamını almak üzere dolduruşa getirilen Ramzan Kadirov 30 yaşına bastığında, babasından kendisine miras kalan baş kuklalık görevine talip oldu. Alu Alkhanov şaşırtıcı bir şekilde <a href="http://www.waynakh.com/tr/2007/02/alkhanov-moskova-ya-kacti/" target="_blank">can güvenliğinden endişe ettiğini açıklayarak 2007 yılında Moskova&#8217;ya kaçtı</a>. Putin de Ramzan Kadirov&#8217;u Çeçenya&#8217;da kurduğu kendisine sadık <a href="http://www.waynakh.com/tr/2007/02/isbirlikcilerin-yeni-devlet-baskani-kadirov/" target="_blank">kukla yönetimin başına atadı</a>. Nitekim Ramzan Kadirov kendisine Kremlin tarafından biçilen rolü layıkıyla yerine getirmek üzere akla hayale gelmeyecek zalimce uygulamalarıyla ve her fırsatta Putin&#8217;e olan bağlılığını ilan etmekle günlerini geçiriyor. Elbette Kadirov&#8217;un da zamanı doldu ve artık bugünlerde herkes yerine atanacak yeni kukla ismi merak ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya Federasyonu&#8217;nun işgali altında bulunan Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;da alternatif bir yönetim oluşturmak dahil olmak üzere silahlar gölgesinde yapılan düzmece seçimlerin ya da kukla yapılar nezaretinde alınan kararların hiçbir hukuksal zemini ve geçerliliği bulunmamaktadır. Meşru Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümeti, AGİT ile uluslararası gözlemcilerin yer aldığı ve Aslan Maskhadov&#8217;un Devlet Başkanı seçildiği 1997 yılındaki seçimlerde Çeçen halkının görev verdiği <a href="http://www.waynakh.com/tr/parlamento-ve-milletvekilleri/" target="_blank">İçkerya Parlamentosu&#8217;ndan meydana gelmektedir</a>. Yeni bir seçim ancak Çeçenya&#8217;daki Rus işgali sona erip, son Rus askeri de ülkeyi terk ettiğinde uluslararası gözlemciler nezdinde yapılabilecektir ve bu ana kadar da seçilmiş son parlamento üyelerinin meşruiyeti devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kafkasya Emirliği Tartışmaları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın IV.Devlet Başkanı Abdul Khalim Sadulayev&#8217;in şehit edilmesinden sonra anayasa gereği bu makama geçen Dokka Umarov&#8217;un 26 Kasım 2007 tarihinde <a href="http://www.waynakh.com/tr/2007/10/umarov-kafkasya-emirligi-ni-ilan-etmis/" target="_blank">&#8220;Kafkasya Emirliği&#8221;ni ilan ettiğini açıklamasıyla</a>, Umarov, İçkerya &#8220;Devlet Başkanlığı&#8221; görevinden hukuken el çekmiş oldu. Ancak devlet başkanı olması, onun Çeçen halkının talebi ve rızası ile kurulan Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devletini feshedebileceği anlamına gelmediğinden İçkerya&#8217;nın hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmadı. Umarov, kendisine biat eden Kafkasya&#8217;nın değişik bölgelerinden gruplar ile kurulduğunu ilan ettiği hukuksal dayanaktan yoksun &#8220;sanal&#8221; oluşumla faaliyetlerine devam etti. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne mensup kimi savaşçıların da Umarov ile birlikte hareket ettiği biliniyor, ancak özellikle son günlerde kamuoyuna yansıyan video görüntülerinde Umarov ile birlikte kalan Çeçen savaşçıların da yeniden özlerine döndüğünü ve Çeçen cephesinin İçkerya&#8217;nın bağımsızlığı yolunda savaşmaya devam edeceği ortaya çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın Meşru Lideri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kimi medya kuruluşlarında, Emirliği&#8217;nin ilanından sonra Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın meşru lideri olarak Akhmad Zakayev gösterilmeye başlandıysa da esasında Zakayev&#8217;in ne Çeçen halkını ne de devletini temsil etme yetki ve kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira Akhmad Zakayev 1997 yılında yapılan son meşru seçimlerde Çeçen halkı tarafından seçilmiş parlamento üyeleri arasında yer almamaktadır. Yurtdışında olması münasebetiyle &#8220;Dışişleri Bakanı&#8221; olarak görevlendirilmiş, ancak Umarov&#8217;un &#8220;Kafkasya Emirliği&#8221;ni ilan etmesinden hemen sonra &#8220;Dışişleri Bakanlığı&#8221; görevinden <a href="http://www.waynakh.com/tr/2007/11/zakaev-istifa-dilekcesini-parlamentoya-sundu/" target="_blank">istifa ettiğini açıklamıştır</a>. Bu beyanı ile Zakayev&#8217;in Çeçen Cumhuriyeti İçkerya ile herhangi bir hukuksal bağı kalmamıştır. Ancak emirliğin ilanı ile doğan yönetim zafiyetinden yararlanmak isteyen Akhmad Zakayev, çevresine topladığı iki üç milletvekili ile bir darbe girişiminde bulunmuş ve kendisini &#8220;Başbakan&#8221; olarak ilan etmiştir. Akhmad Zakayev ve ekibinin planları, Çeçenya&#8217;daki kukla rejimin temsilcileriyle yapılan görüşmeler esnasında Zakayev ile darbe girişiminde onu destekleyen arkadaşları arasındaki ortaya çıkan menfaat çatışması üzerine bozulmuş ve bu milletvekilleri <a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/08/saralyapov-zakaev%e2%80%99i-suclayarak-gorevinden-aldi/" target="_blank">Zakayev&#8217;i ihanetle suçlayarak kendi kurdukları hukuksal dayanaktan yoksun hükümetin başkanlığı görevinden aldıklarını açıklamıştır</a>. Popülariteyi seven Zakayev ise kimsenin kendisini görevinden alamayacağı iddiasını yinelemiş, sponsorları  olan, II.Rus-Çeçen Savaşı&#8217;nın mimarlarından Rus oligark Boris Berezovsky ile <a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/08/skandal-zakaevin-israil-destekli-lobisi/" target="_blank">İskandinav ülkelerinin içki dağıtıcısı İvar Amundsen&#8217;in</a> güdümündeki çeşitli medya organlarında da &#8220;Başbakan&#8221; olduğu şeklinde haberlere yer verilmeye devam edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dokka Umarov, &#8220;Kafkasya Emirliği&#8221;ni ilan ettiğinde kendisi görevinden &#8220;el çekmişse&#8221; de, daha önce atadığı kabine üyeleri ile temsilcileri yeni bir yönetim tesis edilene kadar hukuken görevlerini sürdürmeye devam edecektir. Bu bağlamda, Umarov&#8217;un kabinesinden Emirlik fikrini savunan isimlerde görevini kaybetmiş olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti halen aralarında I.Devlet Başkanı Dzhoxar Dudaev&#8217;in eşi Alla Dudaeva ile Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Akhyad İdigov&#8217;un da yer aldığı geçici bir komite tarafından temsil edilmektedir. &#8220;<a href="http://www.waynakh.com/tr/2009/08/dudaeva-idigov-zakaev-olulerimizin-anisina-ihanet-ediyor/" target="_blank">Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Hükümeti Geçici İcra Komitesi</a>&#8221; adı altında görevini sürdüren yapılanmanın yarısı sürgünde, diğer yarısı ise işgal altındaki Çeçenya&#8217;da bulunmaktadır. Komitenin sürekli bir başkanı olmayıp, her bir üye sırasıyla komitenin toplantılarına başkanlık etmekte ve bir sonraki toplantıya kadar dönem başkanı olmaktadır. Özellikle çeşitli nedenlerden ötürü Türkiye diasporası bu geçici hükümet komitesinden habersizse de dünyanın dört bir yanında oluşan yeni Çeçen diasporasının binlerce mensubu  Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Hükümeti Geçici İcra Komitesi&#8217;ne bağlılıklarını bildirmekle kalmıyor ayrıca bu harekete verdikleri desteği de sürdürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçen halkını ve Çeçen devletini temsil etmeye haiz tek yetkili yapı, Çeçenya bağımsızlığını tekrar elde edene ve özgür seçimler yapılana kadar &#8220;Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Hükümeti Geçici İcra Komitesi&#8221;dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Savaş bitti mi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İşgalci Rusya, 16 Eylül 2009 tarihinde Çeçenya&#8217;daki &#8220;terörle mücadele operasyonlarına&#8221; son verdiğini duyurduysa da bu açıklamanın kabul edilebilir herhangi bir yanı yoktur. Öncelikle gözlerden kaçırılmaması gereken nokta, Rusya&#8217;nın işgalci bir devlet olduğu ve Çeçenya&#8217;nın işgal altında bulunduğu gerçeğidir. Bu nedenle Rusya, Çeçenya topraklarında iddia ettiği gibi bir terörle mücadele operasyonu yürütemez ki bunu sonlandırsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek çok yabancı kaynak II.Rus-Çeçen Savaşı&#8217;nın Putin&#8217;in açıklamaları doğrultusunda 2000 yılında bittiğini iddia ediyorsa da, Rusya&#8217;nın bahse konu bu açıklamasını dünya medyası savaşın bittiği şeklinde yorumladı. Peki Çeçenya&#8217;daki işgal ve savaş gerçekten sona erdi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün halen Çeçenya topraklarında sayıları yüz binlerle ifade edilen Rus silahlı gücü varlığını korumaktadır. Yani İçkerya&#8217;daki Rus işgali halen devam etmektedir. Öte yandan her ne kadar Rus güçler eskisi gibi operasyonlar düzenlemiyorsa da, Putin&#8217;in dahiyane fikriyle &#8220;Çeçenleştirilen&#8221; çatışma ortamında, Rus güçlerin işlediği insan hakları ihlalleri şimdi Çeçenya&#8217;da kurulan kukla rejimin silahlı çetelerinin icraatları arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgede her gün masum siviller Rusya destekli Kadirov&#8217;a bağlı silahlı çeteler tarafından kaçırılmaktadır. Bu silahlı çeteler, sivilleri ya yıllar önce Rusya&#8217;ya karşı silahlı direnişte bulunmakla itham etmekte ya da Çeçen savaşçılara yardım etmekle suçlamaktadır. En acısı ise, kukla rejimin ele geçirilen her bir Çeçen savaşçı için hediye vermesi veya para ödemesidir ki, bunlara sahip olmak isteyen Kadirov&#8217;un silahlı çeteleri dağlarda savaşmayı göze alamadığından sivilleri kaçırmakta, günlerce ya da aylarca onlara gizli cezaevlerinde işkence yaptıktan sonra saçı sakalı uzamış insanları öldürmekte ve onları savaşçı ilan etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünün Çeçenyası&#8217;nda Çeçen savaşçıların akrabaları sürekli baskı ve tacize maruz kalmakta, evleri yakılıp yıkılmakta, uzak akrabaları dahi işkence görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya&#8217;nın dört bir yanında yer alan gizli cezaevlerinde akıl almaz işkenceler yapılmakta, masum siviller yedikleri dayak ve gördükleri işkenceler neticesinde gerçek dışı suçlamaları kabul etmeye zorlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya&#8217;da yaygın biçimde yargısız infaz olayları olduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kremlin&#8217;in Çeçenya&#8217;daki eli ayağı olan Kadirov, ilk günlerindeki zevk sefa düşkünü etiketini ortadan kaldırmak üzere büründüğü dindar kimlik ile insanların din özgürlüğüne müdahalede bulunmaktadır. Çeçen kızların başörtüsüz sokakta dolaşmaları ya da giydikleri kıyafetleri usturuplu olup olmadığı Kadirov&#8217;un vatansever eşkıyalarınca kontrol edilmekte, tarife uymayanlar baskı ve tehditlere maruz kalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgedeki insan hakları ihlallerini dünyaya duyurabilecek tek mekanizmanın mensupları yani bağımsız gazeteciler ile insan hakları savunucuları, gerçekleri dile getirdikleri için tehdit edilmekte, kaçırılmakta, işkence görmekte ya da öldürülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya&#8217;da oluşturulan korku ve baskı atmosferi nedeniyle halk sindirilmiş, en küçük işleri için bile rüşvet ödemek zorunda bırakılmış bir haldedir. Lakin bu düzene karşı seslerini yükseltmek kendi sonları olacağından durumu kabullenmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer yukarıda kısaca değindiğimiz hususlar bir savaşı tarif etmiyorsa, evet Çeçenya&#8217;da savaş bitti. Ancak gerçek şu ki, bugün Çeçenya&#8217;da dünyanın görmek istemediği kanlı ve acımasız gizli bir savaş devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basında Çeçenler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Savaşın ilk günlerinde dünya basınında, Rusya&#8217;ya başkaldıran cesur vatanseverler olarak tasvir edilen Çeçenler, zamanla Rusya&#8217;nın medya üzerindeki kontrolüyle uluslararası teröristler olarak anılmaya başlandı. Nitekim son dönemlerde Çeçenlerin Irak&#8217;ta, Afganistan&#8217;da, Pakistan&#8217;da ya da başka dünyanın başka bölgelerindeki terörist grupların içerisinde yer aldığı ve çıkan çatışmalarda öldürüldüğü şeklindeki hayal ürünü haberler de bunun bir göstergesidir. Bugüne kadar yayınlanan onca habere rağmen, tek bir Çeçen&#8217;in kimliğinin tespit edilememiş olması, şaşırtıcı biçimde medya kuruluşlarını bu tarz haberleri iddia etmekten geri bırakmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı son dönemlerde Türkiye&#8217;de de türeyen ve kendisine gazeteci diyen, kan değil parayla beslenen vampirler grubu ısrarla Çeçenya&#8217;da hayatın normale döndüğünü iddia ederek Rusya&#8217;nın işgali altındaki topraklarda kurduğu kukla yönetimin meşruluğunu kabullendirmeye çalışıyor. Bu tip gazetecilerin her dönem var olduğu bilinmektedir; gazeteciler, meslektaşları arasında Hitler&#8217;in ya da Stalin&#8217;in icraatlarını övenleri de; Amerika&#8217;nın Irak&#8217;ı işgal etmesini haklı çıkarmak üzere hayal ürünü makaleler yazanları da görmüştür. Bu açıdan Çeçenya konusunda da insanların zihinlerini bulandırmayı hedefleyen yazıların ve görsel materyallerin varlığı kimseyi şaşırtmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan Çeçen halkının çektiği acılara, Rusya&#8217;nın bölgedeki hak ihlallerine şahit olan onlarca onurlu gazetecinin Rusya&#8217;nın kara listesine girerek yaşamını kaybetmesi, geride kalanların ise kimi meslektaşlarının haysiyetsizliğine nispet yaparcasına gerçekleri yazmaya devam etmesi değinilmesi gereken bir noktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Batı&#8217;nın Çeçenya Konusundaki Yaklaşımı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Batı bölgedeki ekonomik ve siyasi çıkarları gereği, Çeçenleri her zaman kullanabilecekleri bir koz olarak gördü ve Rusya&#8217;nın işlediği insan hakları ihlallerine göz yumdu. Batılı devletler Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın bağımsızlığını tanımayarak takındıkları iki yüzlü tavrı, Rusya&#8217;nın işgaline ve insan hakları ihlallerine verdikleri yapmacık tepkilerle sürdürdüler. Çeçen yetkililerle yaptıkları görüşmelerde Çeçenya&#8217;nın bağımsızlığını desteklediklerini, Rusya&#8217;nın Çeçenya&#8217;da soykırım başta olmak üzere pek çok savaş suçu işlediğini dile getiren Batılı yöneticiler, güzel sözleriyle Çeçenlere umut verirken diğer yandan da Rusya ile gaz, petrol ve ticari anlaşmaları imzalamaktan geri durmadı. Haziran ayında Strasbourg&#8217;da toplanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi&#8217;nin yayınladığı ve ilk kez Rusya tarafından kabul edilen sonuç bildirgesi de bunun tipik bir örneği, kararda özetle Çeçenleri öldürürken insan haklarına riayet edin deniliyor, insanları öldürmek insan hakkı ihlali değilmiş gibi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkiye Özelinde Çeçenya</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye savaşın çıktığı ilk dönemlerde bir devlet politikası olarak Çeçenleri güçlü biçimde desteklerken, zamanla Rusya ile artan ekonomik ilişkilerin neticesinde Çeçenlere tamamen sırtını döndü. Öyle ki devlet politikası gereği kimsenin tanımadığı Çeçenler bir anda &#8220;kahraman&#8221; ilan edilmişken, Çeçenler daha ne olduğunu fark edemeden Türkiye&#8217;de &#8220;aşırı dinci teröristler&#8221; olmuşlardı bile. Son dönemlerde ise Çeçenya&#8217;daki kukla yönetimin Türkiye&#8217;de faaliyet göstermesine izin verilmesi, T.C.nin en büyük handikabı oldu. Elbette Türk yöneticiler hatalarını bir süre sonra anlayacaktır ama şimdilik Rusya&#8217;yı memnun etme niyetinde hedeflerine ulaştıkları için kendilerini başarılı görüyor olmalılar. Devletin tavrı sadece Çeçenya&#8217;ya yönelik olmadı, Türk hükümeti bir koz olarak elinde tutma ihtiyacı hissettiği Çeçen sığınmacıları da uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını yerine getirmeden bir köşede unuttu. Bugün sayıları 1500 civarında olan Çeçen sığınmacılar sağlık güvenceleri ya da çalışma izinleri olmadan yaşam mücadelesi veriyor. Her ne kadar geçici süreli ikamet izinleri verilse de Türkiye&#8217;yi terk ederek Avrupa ülkelerine gitmek isteyen Çeçenlere çıkarılan &#8220;yasadışı ikamet&#8221; cezası, onları Türkiye&#8217;deki sefalete hapsediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya sorunu, Türkiye&#8217;nin devlet politikası gereği hemen milliyetçi ve dinci kesimler tarafından sahiplenildi. Alışılageldiği üzere bu grupların etkinliği içi boş söylemlerden ötesine geçemedi. Asıl ilginci ise Türkiye&#8217;deki sol cenahın Çeçen konusunu milliyetçiler ve dincilere terk etmesiydi. Öyle ya onların sahiplendiği bir konuya nasıl ilgi gösterebilirlerdi? Sol gruplar ne Çeçenleri ne de Çeçenya&#8217;da yaşanılanları anlamaya çalışmadılar. İçlerinden çıkan birkaç kendini bilmez ise Çeçenya&#8217;ya kendi ideolojilerini ihraç etmeye ve onlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendi çaplarında anlatmaya çalıştı ve Çeçenleri terörist olarak nitelendirdi. Dünya geneline bakıldığında, Çeçen sorunu genel olarak sol görüşlere sahip kişi ve oluşumlar tarafından destekleniyorken, Türkiye&#8217;de bunun tam tersinin olduğunu görmek Türkiye&#8217;nin çarpıklığına bir işaret olsa gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de sayıları 3 ile 5 milyon arasında değiştiği ifade edilen Kafkas diasporası da Çeçen meselesinde sınıfta kaldı. Rusya ile iyi ticari ilişkiler peşinde olan zenginler zümresi, Çeçenleri Kafkasya&#8217;daki istikrarı ve iş yatırımlarını bozmakla itham etti. Bir grup, Çeçen halkının verdiği mücadeleyi kendi mücadelesi gibi algıladı, elinden gelen desteği sundu. Hatta içlerinde öyle isimler vardı ki yaptıklarıyla pek çok Çeçen&#8217;i utandırdı. Ama Rusya&#8217;nın Abhazya ve Güney Osetya&#8217;yı kendi topraklarına katıp &#8220;bağımsızlık ihdas&#8221; ettiğini açıklamasıyla Türkiye&#8217;deki Kafkas diasporasında akan suyun rengi değişti. Bir anda &#8220;siyasi çıkarlarımız&#8221; ve &#8220;geleceğimiz&#8221; söylemleri altında Çeçen halkının mücadelesi hor görülmeye başlandı. Hatta daha da ileri gidenler oldu. Çeçenya&#8217;daki Rus kuklalarıyla işbirliği yapanlar veya kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığıyla &#8220;Çeçenya&#8221;yı Rusya&#8217;nın bir parçası ilan edip Rusların atadığı isimleri de Çeçen halkının temsilcileri gibi zikretme gafletine düşenler oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de sayısı diğer Kafkasyalılara nazaran az olan Çeçen diasporası da bugünlerde karışık aslında. Paranın kokusunu alan simsarlar kendilerini Putin&#8217;in kiralık katili Kadirov&#8217;a yamamak için çırpınıyorlar. Daha önce İçkerya için methiyeler düzen, hayatını kaybeden siviller için göz yaşı döken, Çeçen savaşçıların mücadelelerini anlatıp &#8220;para toplayan&#8221; aç gözlü tilkiler şimdi de Çeçenya&#8217;nın yeniden imar edildiğini ve hayatın normale döndüğünü anlatmakla meşguller. Bir de Çeçenya&#8217;yı bağımsızlığın ilanıyla birlikte para kazanılacak yeni bir saha olarak gören, orada yatırım yapan ve yaptıkları yatırımların Rusya&#8217;nın işgaliyle havaya uçtuğunu görüp Dudaev&#8217;e düşman olan &#8220;tuzu kuru mutlu bir azınlık&#8221; var ki, onlar da yeni gelişmelerle yine Çeçenya&#8217;dan gelecek paranın hesabıyla meşguller. Bu iki satılık küçük grubun aksine, Çeçen diasporasının neredeyse tamamı hala bağımsız &#8220;Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8221; ideasını savunuyor ve bu uğurda desteğini sürdürüyor. Türkiye&#8217;ye adım attıkları 1800&#8242;lü yılların sonlarından bu yana &#8220;bağımsızlık&#8221; ve &#8220;özgürlük&#8221; fikrinden vazgeçmeyen vatanperverlerin para ya da makam uğruna sahip oldukları değerlerden vazgeçebileceğini düşünmek ise ancak hayalperestlerin işi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenler bugün herkesin kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı bir koz. Bunu tüm kesimler inkar etse de Çeçenler devletlerin politik ilişkilerinde öne sürülüyor, zengin olmanın kestirme yolu Çeçenler için yardım toplamaktan ya da Çeçenya&#8217;da kurulan kukla yönetim adına çalışmaktan geçiyor; kimi faaliyetleri haklı çıkarmak için terörist olarak dünyaya lanse ediliyor Çeçenler!</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa yaşama mücadelesi veriyor mülteciler dünyanın dört bir yanında, her an Rusya&#8217;ya iade edilme korkusu altında. Oysa özgürlük için savaşıyor Çeçenler, uydurulan kimi kisvelerin aksine. Çeçenler artık sadece özgürlükleri ve Çeçenya için değil aynı zamanda hümanizm ideasını da kurtarmak için savaşıyorlar, dünyanın yapılan soykırımı ısrarla görmezden gelmesi nedeniyle, tüm görmezden gelmelere yanıt verebilmek adına!</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm dünyada Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak işgali protesto edilip barış sesleri yükselirken, Rusya’nın son 11 yılı kesintisiz olmak üzere 16 yıldır süregelen Çeçenya işgali konusunda ise böyle gür sesler çıkmadığını gördük. Bush’u ıslıklayanlar ve değişim için Obama&#8217;ya sarılanlar, dünyanın en acımasız katliamını yürüten Putin’i unutmayı tercih ettiler. Bu, şu gerçeği bir kez daha ortaya koydu, aslında Irak için yapılan mitingler orada yaşanılan vahşeti durdurmak için değil, tamamen Amerika karşıtlığıyla ilintiliydi. Hal böyle olunca da Putin’in Rusya’sı, eski büyük Rusya’ya olan saygıdan ötürü aydınların olaya duyarsızlığını da beraberinde taşıdı ve taşımaya da devam ediyor!</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes Çeçenya’da yaşanılanları biliyor, herkes Rusya’nın uluslararası hukuk kurallarını, demokrasiyi ve ahlaki değerleri yok saydığını biliyor; ve herkes şunu da çok iyi biliyor ki buna karşı koymak herkes için büyük riskler, politik kaygılar taşıyor. Küçücük bir ülke için de bu riskin altına girmek çıkarlarına ters düşüyor. Ama bu duruma kayıtsız kalan tüm dünya da bu suçun ortağı oluyor. Eğer bir gün uluslararası hukuk kuralları gerçekten uygulanabilir ve gerçek suçlular mahkeme huzuruna çıkarılabilirse, olanları görmezden gelenler de kurulacak mahkemede yargılanmalıdır. Uluslararası toplum bu vicdani sorumluluktan kurtulmak için bir an önce Çeçen Cumhuriyeti İçkerya&#8217;nın bağımsız bir devlet olduğunu dile getirmeli, Rus işgalini kınayarak Rus askeri güçlerinin Çeçenya topraklarını terk etmesi için gerekli her türlü siyasi ve ekonomik yaptırımı uygulamalıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">27.08.2010</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Av.Burak Öztaş</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Bu makale Türkiye diasporasında aylık yayınlanan Jıneps gazetesinin Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık 2010 sayılarında bir yazı dizisi olarak yayınlanmıştır. </em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9860&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/unutulan-cecenya-gercegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Bir Rus Askerin İtirafı</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/eski-bir-rus-askerin-itirafi/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/eski-bir-rus-askerin-itirafi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 21:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Aslambek Apaev]]></category>
		<category><![CDATA[Berezka]]></category>
		<category><![CDATA[Cecenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenya]]></category>
		<category><![CDATA[Grozny]]></category>
		<category><![CDATA[kontraktniki]]></category>
		<category><![CDATA[zachitstky]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9782</guid>
		<description><![CDATA[Çeçenya’daki birinci ve ikinci savaşlar sırasında bizzat kendim pek çok ölüm olayına şahit oldum. Ölü insanları gördüm, onlarca yaralanmış veya sakat kalmış çocuk ve yetişkin gördüm. Sadece ızdırap, kan ve gözyaşı vardı.

O dönemde olduğu gibi, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çeçenya’daki birinci ve ikinci savaşlar sırasında bizzat kendim pek çok ölüm olayına şahit oldum. Ölü insanları gördüm, onlarca yaralanmış veya sakat kalmış çocuk ve yetişkin gördüm. Sadece ızdırap, kan ve gözyaşı vardı.<span id="more-9782"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O dönemde olduğu gibi, şimdi de halen Rus güçler tarafından sivillere karşı yapılan mezalimle ilgili çok sayıda hikaye duyuyorum. Ve gerçekten, bu suçların neredeyse büyük bir bölümü &#8220;sözleşmeliler (kontraktniki)&#8221; olarak adlandırılan ve bir sözleşme gereği askerlik yapan kişilerce işlendi. 18-20 yaşında gençler değildi bunlar, yeterince yaşını başını almış adamlardı. Çeçenler bunları genellikle paralı asker olarak tanımlıyor. Ve benim görüşüme göre de bu tanımlama onları en iyi ifade eden kavram. Çünkü onların savaşa katılmasının ardında yatan tek neden para kazanmak istemeleri, para için insanları öldürmeleri. Kendi mutluluklarını inşa etmek için dağlardakilere ızdırap ve kan götürüyorlar. Anladığım kadarıyla Rus ordusunda mecburi görevini yapmak zorunda olan normal askerler de bu sözleşmeli askerlerden nefret ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yaz, Moskova’da düzenlenen bir konferansa katıldığımda 1999-2000 yıllarında Çeçenya’da görevlendirilmiş eski bir Rus askerler tanıştım. Trende aynı kompartımanda seyahat ettik, tanıştık, konuştuk ve birlikte yemek yedik. Biraz sarhoştu ve bir şekilde sohbetimiz esnasında beni derinden etkileyen yaşanmış bir hikayeyi anlattı. Bunun hakkında konuşmasını ondan istememe rağmen, birden anlatıverdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Vladimir olarak isimlendireceğim bu eski Rus askere göre 2000 yılı kışında, Ocak ayının son günlerinde bağlı bulunduğu birlik Grozny’deki Staropromyslovsky yolu üzerinde konuşlu bulunan &#8220;Berezka&#8221; yerleşim yerinde bir &#8220;temizlik (zachitstky)&#8221; operasyonu gerçekleştirdi. Normal askerlerin arasında çok sayıda da paralı asker vardı. Her zaman sarhoş geziyorlardı. Olayın yaşandığı dönemde şehirde şiddetli çatışmalar halen devam ettiği için az sayıda sivil vardı. Evler ve diğer eşyalar terk edilmişti, insanlar kendi canlarını kurtarmak için herşeylerini arkalarında bırakıp gitmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilmemiş ve tam olarak hasar görmemiş evlerden birisinde askerler 7 kişilik bir aile ile karşılaştılar. Yetişkin bir adam ile kadın, bir genç adam ve iki küçük erkek çocuk hemen askerler tarafından vurularak öldürüldü. Aileden geriye sadece 13-14 yaşlarındaki evin tek kızı bırakıldı. Tıpkı diğer evler gibi bu evde önce yağmalandı ve daha sonra ateşe verildi. Askerler kızı aldılar ve geldikleri APC’lerden (zırhlı personel taşıyıcı) birisinin içerisine atarak onu Staropromyslovsky bölgesindeki Zagryazhskaya köyünde konuşlu bulunan üslerine götürdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Vladimir’in bana anlattığına göre bu küçük kız yaklaşık bir hafta boyunca birliğin subayları tarafından tecavüze uğradı. Bu tiksindirici faaliyet her gece ve bazen de gün içerisinde devam etti. Kız bir sürü aşağılanmaya maruz kaldı ve daha sonra ise komutanlar onu paralı askerlerin insafına terk etti. Kız dövüldü ve hergün saatlerce tecavüze uğradı. Ve sadece tek bir kişi değil, onlarca kişiden oluşan bir grup bunu yaptı. Küçük kız bilincini yitirdiğinde onu ayıltmak için üzerine soğuk su döküyorlardı. Birkaç gün devam eden fiziksel şiddet ve tecavüzün ardından kız artık yarı ölü gibiydi. Kız her an ölebilirdi, bu nedenle paralı askerlerden birisi tarafından söylendiği gibi onu son kez yararlı bir iş için kullanmaya karar verdiler. Vladimir’in tasvirine göre, kız yarı ölüydü, çırılçıplak soyunduruldu ve götürüldüğü bodrum katındaki bir odada küçük ellerinden asıldı, öyle ki ayakları bile güçlükle yere değiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Askerler aynı bodrum katında bir de genç bir erkek esiri tutuyorlardı. Günler boyunca genç Çeçen’e işkenceler yaptılar ve onu dövdüler, sürekli silahları nereye gizlediğini ve savaşçılar nerede olduğunu söylemesini istiyorlardı. Ama genç adam vahşi işkenceye rağmen inatla sessizliğini koruyordu. Paralı askerler sıcak bir demir ile vücudunu yaktılar, bıçaklarla vücudunu kestiler ve parçaladılar, demir sopalarla ve ağır askeri botlarıyla onu dövdüler; ama genç erkek ısrarla onların istediklerini söylemiyor ve hiçbir şey bilmediğini söylüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Vladimir ne bu bacak kadar küçük kızın ne de kaçırılmış erkek gencin tutuldukları bodrum katından canlı olarak dışarıya çıkma şansları olmadığını biliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Paralı askerler Vladimir’e esir genci küçük kızın tutulduğu odaya götürmelerini emretti. Vladimir, esir genci götürürken ne yaparsa yapsın onu serbest bırakmayacaklarını bilmesi gerektiğini fısıldadı. Güçlükle ayakta durabilen genç adam işkence edilmiş küçük kızın önüne getirildi. Paralı askerler bir kez daha ondan gizlenen silahların nerede olduğunu söylemesini istediler, konuşmazsa kızı öldürmekle tehdit ettiler. Genç adam sessiz kalmaya devam etti. Paralı askerlerden birisi ellerinden asılmış kızın yanına gitti ve göğsünü bir bıçakla kesti. Küçük kız çektiği acı nedeniyle vahşice bağırmaya başladı, yarı ölü olarak tanımlayabileceğimiz genç adam bu korkunç manzaraya bakmamak için arkasını döndü ama paralı askerler onu bakmaya zorladılar, bunun onun hatası olduğunu söyleyerek. Genç adam askerlerden durmalarını isteyerek, tesadüfen yerel sakinlerden birisinin silahını atık borusuna sakladığını gördüğü söyleyerek yerini tarif etti. Askerler, &#8220;güzel, şimdi ne sana ne de ona ihtiyacımız kalmadı&#8221; diyerek başladıkları işi bitirmeye koyuldular. Önce bir balta ile kızın bacaklarını ikiye ayırdılar, ellerini kestiler, kızın kanlı gövdesi yere yığıldığında ise kafasını gövdesinden ayırdılar. Etrafa dağılan vücut parçalarını getirdikleri büyük bir paketin içerisine doldurdular ve genç adam ile birlikte dışarıya çıkardılar. Onları boş bir araziye götürdüler, genç adamı TNT (patlayıcı) ile bir posta kutusuna bağladılar ve küçük kızdan arta kalanları da oraya yerleştirdikten sonra ikisini birden havaya uçurdular. Tüm bunlar yaşanırken esir genç adam halen hayattaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları anlatırken Vladimir gözyaşları içerisinde kaldı. &#8220;Paralı askerler insanların yaşına, cinsiyetine ya da uyruğuna bakmadan ve merhamet göstermeden süreki insanları öldürdü ve onları küçük düşürdü. Normal askerler bile sıklıkla paralı askerlerin alaylarından nasibini aldı&#8221; dedi bana. Voronezh’de trenden indi. Daha sonra onu bird aha görmedim. Telefon numaralarımızı birbirimize vermiş olmamıza rağmen asla birbirimizi aramadık. Neden mi? Çünkü duyduğum bu hikaye muhtemelen bugüne kadar duyduklarımın en kötüsüydü. Bir kez daha tekrarlamak istiyorum, pek çok şeye bizzat şahit olmama ve bugüne kadar onlarcasını dinlemiş olmama rağmen.</p>
<p style="text-align: justify;">Malesef ne o küçük kızın ne de genç adamın isimlerini bilmiyorum. Muhtemelen akrabaları hala bir umutla birgün evlerine geri dönebileceklerini düşünrek onları aramayı sürdürüyor. Eminim onların böylesine acı dolu ve korkunç ölümler yaşadığını hayal bile etmiyorlardır. Mezarları bile yok o ikisinin. Patlamadan sonra binlerce parçaya ayrılıp etrafa savruldular. Ve bu Çeçenya’ya bizleri &#8220;uluslararası teröristlerden&#8221; özgürleştirmeye gelen Rus askerler tarafından yapıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yerlerde şöyle bir şey okumuştum: &#8220;Kim öldürdüyse, öldürülecek; ölümlerin emrini verenler, onlar da öldürülecek…&#8221;. Askeri üniformalar içerisinde silahsız insanlara, kadınlara, çocuklara ve yaşlı insanlara vahşilikler yapan bu canavarların eylemlerinden dolayı hak ettikleri şekilde cezalandırmalarını öylesine çok arzuluyorum ki. Ve biliyorum, bu dünyada olmasa bile, Allah’ın huzurunda yaptıklarının hesabını verecekler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aslambek Apaev</strong><br />
&#8220;Ülkesinde Yerinden Edilenleri Koruma Komitesi&#8221; adlı STK’nın Başkanı<br />
Moskova-Helsinki Grubu’nun Uzmanı</p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9782&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/eski-bir-rus-askerin-itirafi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçen Mahkumlar Yardım İstiyor</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/cecen-mahkumlar-yardim-istiyor/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/cecen-mahkumlar-yardim-istiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 22:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Omsk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9710</guid>
		<description><![CDATA[Rusya’nın Omsk-2 Cezaevi’nde tutulmakta bulunan işgal altındaki Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’dan ve İnguşetya’dan mahkumların akrabaları İfade Özgürlüğü (Svoboda Slova) adlı internet sitesine ulaştırdıkları materyaller ile yardım çağrısında bulundu.

Mahkumlar kadar akrabaları da bu mesajı iletmekten korkuyor. Can ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Rusya’nın Omsk-2 Cezaevi’nde tutulmakta bulunan işgal altındaki Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’dan ve İnguşetya’dan mahkumların akrabaları <a href="http://ipvnews.org/nurnberg_article09112010.php" target="_blank">İfade Özgürlüğü (Svoboda Slova)</a> adlı internet sitesine ulaştırdıkları materyaller ile yardım çağrısında bulundu.<span id="more-9710"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mahkumlar kadar akrabaları da bu mesajı iletmekten korkuyor. Can güvenliklerinden endişe ettikleri için de resmi Rus makamları nezdinde yasal yollara başvuramıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahsi geçen işkenceler ve aşağılamalarla ilgili bilgilerin hepsi bizzat mahkumlar tarafından verildi. İnternet sitesi mahkumların mesajının ses kayıtlarına da sahip. Gördükleri işkenceyi dış dünyaya duyurma çabalarından sonra mahkumlarla bir daha bağlantı kurulamadı. Nerede tutuldukları ya da hayatta olup olmadıkları halen bilinmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Mağdurların Başvurusu:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">2 numaralı Omsk ceza kolonosi (PC-2) ve Omsk bölgesindeki diğer kolonilerde bulunan biz mahkumlar yardım çağrısında bulunuyoruz! Çeçenya ve İnguşetya’dan olup burada tutulan mahkumların bugün burada yaşadıkları şeyler: koloni yönetimi ve muhafızları tarafından insan aklının almayacağı günlük işkenceye görmek, dayak yemek ve aşağılanmaya maruz kalmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıradan işkenceler görmüyoruz, bizlere yaptıklarını anlatmak bile insan gücünün sınırlarının ötesinde. Günlük yaşamın bir parçası olarak kemiklerimiz ve kaburgalarımız kırılana kadar dövülmemizin ve işkence görmemizin yanı sıra, suda veya gaz maskesinde nefes alamayarak boğulmamıza neden olan çeşitli işkenceler ile elektrik şokları burada mevcut. Vücutlarımız kesiliyor, tornavidayla diz kapaklarımız deliniyor, tırnaklarımız çekiliyor; çırılçıplak soyunduruluyoruz ve köpekler üzerimize salınıyor, haç çıkarmaya zorlanarak dini inançlarımız aşağılanıyor. Kısacası bu sapık zihniyetli canavarlar bizlere burada işkence yapıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle sahip olduğumuz haklar hakkında seslerini yükselten erkekler diğer mahkumları manevi açıdan çökertmek amacıyla seçiliyor ve onlara tecavüz ediliyor. Buna devam edemiyoruz, gördüğümüz işkencelerden ve maruz kaldığımız aşağılanmalardan bir şekilde kurtulmak için çoğumuz damarlarını kesti ya da karnını deşti. İşkence sırasında meydana gelen yaralanmalar ve mahkumların ölümleri, koloni yönetimi tarafından intihar ya da intihar girişimleri olarak resmiyete dökülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yediği dayaklardan ötürü bir mahkumun posası çıkmışsa, ölümü halinde hapishane yönetiminin olası sorumluluğunu engellemek ve hapishanedeki ölüm vakası sayısını yükseltmemek için bir başka koloniye naklediliyor. Bildiğimiz kadarıyla gördüğümüz işkenceler ve maruz kaldığımız aşağılanmalar ya koloni yönetiminden gizli yapılıyor ya da bilgileri olmasına rağmen yönetim bu duruma müdahale etmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada yaşanılanları herhangi bir resmi makama ya da medya organlarına iletme imkanından mahrumuz. Burada acı çeken topluluğa yardım çağrısı olan bu umutsuz çığlığımızın bir mucize yaratabileceğine inanmak istiyoruz. Mesajımızın yayılmasından sonra hayatlarımızın tehlikede olacağının bilincindeyiz. Ancak buradaki insanlık dışı istihzalara ve işkencelere daha fazla dayanacak gücümüz kalmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize yardım edin!</p>
<p style="text-align: justify;">Mesajımızı Rusya Federasyonu Başsavcılığı’na, Rusya Ceza İnfaz Federal Servisi’ne ve Çeçen Cumhuriyeti ile İnguşetya Cumhuriyeti yönetimlerine yapılmış resmi başvurular olarak değerlendirmenizi talep ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, insan hakları organizasyonları Memorial, Uluslararası Af Örgütü’nden ve bizim kaderimize kayıtsız kalmayacak diğer tüm organizasyonlardan bu mesajımızı yetkililere ve kamuoyuna ulaştırmanızı bekliyoruz. Bu kanunsuzluğu durdurun!</p>
<p style="text-align: justify;">Başvurumuzun altında isimlerimizi açıkça belirtmiyoruz, zira isimlerimizi zikretmemiz bizim ölüm fermanımızı imzalamamız manasına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başvurumuza yanıt olarak yetkililerden ya da kamuoyundan yukarıda bahsettiğimiz suçları araştırmak üzere bir komisyon kurulması kararı çıkarsa, soruşturmaya yardımcı olmak adına kendi hayatlarımızı riske atarak isimlerimizi açıklamaya hazırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kasım 2010</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çeçenya ve İnguşetya doğumlu 2 numaralı Omsk ceza kolonosi (PC-2) mahkumları</strong></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9710&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/12/cecen-mahkumlar-yardim-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürgündeki Çeçen Cinayetinin Yargılamasına Viyana&#8217;da Başlanıyor</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/11/surgundeki-cecen-cinayeti/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/11/surgundeki-cecen-cinayeti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Nov 2010 23:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekkehard Maass]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Berg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9602</guid>
		<description><![CDATA[Sürgünde öldürülen Çeçen mülteciyle ilgili şaşırtıcı bağlantıları ortaya koyan yargılama süreci Salı günü Viyana&#8217;da başlıyor. Avusturya savcıları, tüm Avrupa&#8217;da acımasız ajanlardan oluşan bir ağı olduğu iddia edilen [kukla] Çeçen lider Ramzan Kadirov&#8217;un cinayetin azmettiricisi olabileceğini ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sürgünde öldürülen Çeçen mülteciyle ilgili şaşırtıcı bağlantıları ortaya koyan yargılama süreci Salı günü Viyana&#8217;da başlıyor. Avusturya savcıları, tüm Avrupa&#8217;da acımasız ajanlardan oluşan bir ağı olduğu iddia edilen [kukla] Çeçen lider Ramzan Kadirov&#8217;un cinayetin azmettiricisi olabileceğini düşünüyor.<span id="more-9602"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Berlin&#8217;de bir oda, odada koyu renkli koyu ahşap bir masa ve duvarında yağlı boya tablolar var. Bir semaverin içerisinde su ısıtılıyor. Yüzlerinde ciddi ifadeler olan adamlar içeriye giriyor, birbirleriyle kucaklaşıyor ve çay içmek üzere masanın etrafına oturuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu apartman dairesi çevirmen Ekkehard Maass&#8217;ın yaşadığı yer. 51 yaşındaki bu adam eski Doğu Almanya&#8217;daki muhaliflerden birisiydi, şimdi ise Alman-Kafkas Derneği&#8217;ni idare ediyor. Burası Kafkasya&#8217;daki şiddeten kaçarak Batı&#8217;ya sığınan Çeçen sürgünzedelerin bir buluşma noktası.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürgünzedeler çay içmek için bugünlerde biraraya geldiklerinde sıklıkla iki kişinin adını anıyorlar: Ramzan Kadirov ve Umar İsrailov. İsrailov bir Çeçen mülteciydi, 13 Ocak 2009 tarihinde Viyana&#8217;da öldürüldü. Kaplanlarla ya da elinde tuttuğu altın kaplama tabancasıyla poz vermeyi seven [Rus işgali altındaki] Çeçenya&#8217;nın korku duyulan [kukla] başkanı 34 yaşındaki Kadirov ise cinayetin ardındaki isim olmakla itham ediliyor. Çeçen mülteciler gibi Avusturya savcıları da bunun para karşılığında işlenmiş bir cinayet olduğunda hemfikir. İsrailov, Kadirov&#8217;u işkence yapmakla suçlayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nde onun hakkında bir dava açmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinayet zanlılarının yargılanmasına bu Salı günü Viyana&#8217;da başlanıyor. Şaşırtıcı bu cinayeti yine odakları üzerine toplayan bir yargılama süreci izliyor, savcılar dava boyunca cinayetin detaylarına, Viyana&#8217;daki terörizm uzmanlarının raporları doğrultusunda Kadirov tarafından Avrupa&#8217;da oluşturulduğuna inandıkları &#8220;askeri bir istihbaratın&#8221; varlığına dikkat çekecek. Henüz kendisine yönelik bir suçlama yapılmamış olsa da Kadirov&#8217;da inceleniyor. Kadirov ise kendisine yönelik tüm suçlamaları reddediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Korku İçerisinde Yaşam</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Alman müfettişler de [kukla] Çeçen liderin faaliyetlerini izleyenler arasında. Yaklaşık 6.000 Çeçen mültecinin yaşadığı Almanya&#8217;da ajanlarının olduğu tespit edildi. Çeçen mültecilerin yaklaşık 500 kadarının aşırılıkçı gruplarla bağlantısı bulunuyor. Alman istihbarat subayları böylesi karışık bir ortamda net bir fotoğraf çıkarmakta zorlanıyor. Özgürlük savaşçıları, teröristler ve sırada suçlular arasında ayrım yapmak oldukça güç. Ayrıca bazı Çeçen sığınmacıların mültecilik statülerini Alman istihbaratıyla yaptıkları işbirliğine borçlu oldukları biliniyor ve hatlar bilgi aktaranlar ile fitneciler arasında bazen bulanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak buna rağmen kesin olan bir şey var: Çeçen sığınmacılar Kadirov&#8217;un vicdansız korumalarından korkarak yaşıyor. Çeçen mülteciler sıklıkla Alman makamlarına Kadirov&#8217;un Berlin&#8217;deki faaliyetleri hakkında bilgi veriyor. Görünüşe göre, [kukla] Çeçen lider Kadirov, mültecilerin eve geri dönderilmeleri konusunda kararlı, gerek duyulursa da güç kullanmaktan çekinmeyecekler. İddia edildiğine göre Kadirov&#8217;un bu amacına yönelik kullandığı çeşitli simsarları ve ajanları var.</p>
<p style="text-align: justify;">Ödüllü Çeçen şair Apti Bisultanov, Kadirov&#8217;un Berlin&#8217;deki adamlarının istenmeyen ziyaretlerini gerçekleştirdikleri mültecilerden birisi. Görünüşe göre, Çeçen hükümetinin iki eski üyesi, Umar ve Magomed Khanbiyev kardeşler, Kadirov&#8217;un Berlin&#8217;deki ajanları arasında. Görgü tanıklarından birisi Umar Khanbiyev ile Berlin&#8217;de yaptığı bir görüşmeyi Viyana makamlarına aktardı. Anlaşıldığı kadarıyla Çeçen ajan bu görgü tanığına Çeçenleri eve geri döndermek için büyük bir planın uygulamaya konulduğunu ve bunun arkasındaki ismin de Kadirov olduğunu anlatıyor. Ajana göre Kadirov&#8217;un Avrupa&#8217;da faaliyet gösteren altı ajan ekibi var. Bunlardan bazılarının Rusya&#8217;dan alınmış vizeleri vardı ve Berlin&#8217;de bir otelde kalıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadirov&#8217;un ajanları Berlin&#8217;deki Çeçen mültecileri geri dönüşe ikna etmek için onlara Çeçenya&#8217;da iş vaadinde bulunuyor. Ayrıca geri dönmedikleri takdirde Çeçen sürgünzedelerin anavatanlarındaki akrabalarına şiddet uyguluyacakları şeklinde de tehditte bulunuyorlar. Bisultanov&#8217;un olayında Kadirov&#8217;un ajanları ve Ruslar birlikte çalıştılar. Rusya bir yandan Bisultanov&#8217;un iadesini talep ederken, diğer yandan da onun sığınma başvurusunun reddedilmesi için uğraş verdi; ama her iki girişimleri de başarısızlıkla sonuçlandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Araba Olay Mahallinin Yakınında Bulundu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi Viyana&#8217;da yargılanan isimlerden birisi olan de daha önce Berlin&#8217;de görüldü: bu kişi 1968 yılında Çeçen başkenti Grozny&#8217;de doğan Ramzan Edilov, şimdiki adıyla Otto Kaltenbrunner&#8217;di. Almanya ve Avusturya&#8217;daki hemşehrileri, Otto Kaltenbrunner&#8217;i cana yakın bir aile reisi ve aynı zamanda Kadirov&#8217;un da muhalifi bir isim olarak görüyordu. Ama gerçek, Avusturya polisinin İsrailov cinayetinin ardından suç mahalli yakınlarında ona ait olan yeşil renkli Volvo marka arabayı bulmasıyla ortaya çıktı. Kaltenbrunner&#8217;in Viyana&#8217;daki yargılama sürecinde odaktaki isim olmasının nedeni de bu. Müfettişler Kaltenbrunner&#8217;in Kadirov&#8217;un hizmetkarlarından birisi olduğunu düşünüyor ama hapisteki Kaltenbrunner bu iddiaları reddediyor. Fakat Kaltenbrunner gerçekten Kadirov&#8217;un muhaliflerinden birisiyse neden 2008 yılında Grozny&#8217;e giderek [kukla] Çeçen liderle görüştü? Müfettişler ikilinin görüşmesini gösteren fotoğraf dosyalarına sahip.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki Otto Kaltenbrunner&#8217;i Almanya&#8217;ya getiren neydi? Resmi kayıtlara göre, Kaltenbrunner, Viyana&#8217;daki Çeçen Kültür Merkezi&#8217;nin başkanıydı ve bu sıfatıyla bir ziyaret gerçekleştirdi. Bununla birlikte, müfettişler, Kaltenbrunner&#8217;in Almanya&#8217;ya yaptığı ziyaretin Almanya&#8217;daki Çeçen mülteciler hakkında bilgi edinmeye yönelik bir girişim olduğunu düşünüyor. Her iki durumda da derneğin faaliyetlerinin kesinlikle kültürel olmadığı ortada. Bundan birkaç yıl önceki bir protesto gösterisinde Alman polisi BMW marka bir arabanın bagajında çeşitli silahlar bulmuştu. Gariptir ki bulunan bu araba da aynı kültür merkezinin adına kayıtlıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı açılardan Çeçenya&#8217;daki çatışma ortamı çoktan Almanya&#8217;ya ulaşmış durumda. İç istihbarat servisi yetkilileri bazı Çeçen mültecilerin Almanya&#8217;da para topladıklarını ve topladıkları bu paraları da kuryeler vasıtasıyla Çeçen isyancılara ulaştırdığını düşünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Aranızda Kötü Bir Adam Vardı&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Maass&#8217;ın apartman dairesindeki buluşmada konu genel olarak Kadirov&#8217;un sindirme girişimleri üzerinde odaklanıyor. Çeçen ajanların telefonda yaptıkları tehditler hakkında konuşuyorlar. Viyana&#8217;daki müfettişler de ajanlara aşina aslında. Polis, Kadirov&#8217;un adının tekrar ve tekrar geçtiği, inceden inceye tehditler içeren pek çok telefon kaydını dinledi şimdiye kadar. Aşağıdaki konuşmalarda telefonda yapılan bir görüşmeden alıntılandı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ajan:</strong><em> &#8220;Aranızda kötü bir adam vardı ve yok edildi&#8221;</em><br />
<strong>Mülteci:</strong> <em>&#8220;Öldürüldü mü? Bilmiyordum&#8221;</em><br />
<strong>Ajan:</strong> <em>&#8220;Seni tanıyorum. Birkaç kişinin yarın seni görmeye gelip almasını ister misin? Kendi rızanla bize gel. Kendin gelmezsen biz zorla bunu yaparız&#8221;.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Servet Sahibi Şüpheli</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Viyana&#8217;da yaşayan bir Çeçen mülteci Mayıs 2009&#8242;da benzeri telefonlar alınca yetkililere durumu izah etti. Terörizm uzmanları konuyla ilgili bir zanlı bile tespit etti: büyük arabaları ve villasıyla Berlin&#8217;de tanınan servet sahibi bir Rus vatandaşı. Berlin&#8217;deki üssünden bir cinayet mi planlıyordu? Telefon kayıtları ve soruşturma sonuçlarına rağmen Berlin&#8217;deki şüpheliye yönelik hiçbir adım atılmadı. Viyana&#8217;daki olayda da yetkililerin açık bulgulara rağmen &#8220;hareketsiz kaldığını&#8221; hatırlayalım. Berlin&#8217;deki polis müfettişleri konu hakkında bilgilendirilmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">16.11.2010<br />
<strong>Stefan Berg – <a href="http://www.spiegel.de/international/europe/0,1518,729330,00.html" target="_blank">Der Spiegel</a></strong></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9602&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/11/surgundeki-cecen-cinayeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçenya&#8217;da Savaş: Bir Katilin Günlüğü</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/11/cecenyada-savas-bir-katilin-gunlugu/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/11/cecenyada-savas-bir-katilin-gunlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Nov 2010 15:59:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Franchetti]]></category>
		<category><![CDATA[Spetsnaz]]></category>
		<category><![CDATA[Spetznatz]]></category>
		<category><![CDATA[The Sunday Times]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9453</guid>
		<description><![CDATA[On yıl önce Çeçenya&#8217;daki 20 aylık görev süresinde bir Rus subay tarafından kaleme alınmış bu gerçekler, Çeçenya&#8217;daki yargısız infazların, işkencelerin, intikamların ve çaresizliklerin tüyler ürperten bir kaydıdır.
Çeçenya&#8217;daki savaş dünyanın en acımasız çatışmalarından birisiydi. Ruslar, sivilleri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>On yıl önce Çeçenya&#8217;daki 20 aylık görev süresinde bir Rus subay tarafından kaleme alınmış bu gerçekler, Çeçenya&#8217;daki yargısız infazların, işkencelerin, intikamların ve çaresizliklerin tüyler ürperten bir kaydıdır.</strong><span id="more-9453"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Çeçenya&#8217;daki savaş dünyanın en acımasız çatışmalarından birisiydi. Ruslar, sivilleri kaçırdı ve işkenceler yaptı; militan olduğundan şüphelendiklerini yargısız infazlarla ortadan kaldırarak hem kendi yasalarını hem de uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiler. Birincisi 1994 yılında başlayan iki kanlı Rus işgalinde neredeyse tamamı sivillerden oluşan 200 binden fazla Çeçen hayatını yitirdi, 5 binden fazla Çeçen de ortadan kayboldu.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Savaşlar gözlerden uzak tutuldu. Çeçenya&#8217;ya girişler ciddi biçimde kısıtlanmıştı, özellikle Rus tarafında en tartışmalı, en tehlikeli ve en gizli işler Rus seçkin özel kuvvetleri <strong>Spetsnaz</strong> tarafından gerçekleştirildi.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Burada okuyacaklarınız, Vladimir Putin tarafından 1999 yılının sonlarında başlatılan ve resmen geçtiğimiz yıl sona erdiği açıklanan İkinci Rus-Çeçen Savaşı&#8217;nda 20 ay boyunca görev yapmış kıdemli bir Spetsnaz subayının kaleme aldığı kişisel günlüğünden çeşitli bölümlerdir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Böylesi bir döküman daha önce yayınlanmamıştı. Bunlar savaşa dahil olmuş bir adamın ve birliğinin birinci ağzından çıkan gerçeklerdir. Savaşa tarihsel bir bakış olduğu iddiasını taşımamaktadır. Bu sadece onun hikayesidir. Şok edici bir müfreze ve duygusal yoğunluklarla çizdiği bu dehşet dolu dünya, zalimane işkencelerden, umutsuzluklardan ve çekilen acılardan ibarettir; bu öyle bir dünyadır ki, yazarı orada akıl sağlığını ve insanlığını korumak için mücadelesini sürdürmektedir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yazar bunları yaklaşık 10 yıllık bir dönem öncesinde bazen günü gününe, bazen de birkaç ayda bir kaleme aldı. Aşağıda okuyacaklarınız ikinci Rus-Çeçen Savaşı&#8217;nın en yoğun geçtiği 2000 ile 2004 yılları arasında yaşanmıştır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir intikam saldırısına maruz kalmaması için, yazarın kimliği, olayların ve yerlerin isimleri ile tarihleri gizlenmiştir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yakında Çeçenya&#8217;ya uçuyorum. Kötü şeylerin olacağını hissediyor ve korkuyorum. Bizlere birliğimizin ilk kayıpları verdiği söylendi. Kıtamıza saldıran Çeçenler, zırhlı personel taşıyıcılarında (APC) baskı altında oturan bizim çocukları ateşe verdiler. Kıtanın komutanı başından vurularak öldürüldü. Böylelikle birliğimiz için Çeçenya&#8217;nın ikinci savaşı başlamış oldu. Bizi orada nelerin beklediğini bildiğimden kendimi buna hazırladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşmanla karşılıklı ilk ateş teatimi yaşadım. Binaların çatılarının üzerine gizlenmiş isyancılar aniden ağır makineli silahlarıyla üzerimize ateş yağdırdı. Kendimi yere attığımda kurşunlar başımın yanından vızır vızır geçti. Ben yerde sürünürken bizim oğlanlar da beni korumak üzere karşı ateş açtı. Herşeyi içgüdüsel olarak yaptık. Yaşamak istedim. Ağır ateş gücüyle karşı saldırıda bulunduk ve oradan geri çekilmeyi başardık. Korku vericiydi. Korku bir tür kendini koruma içgüdüsü; hayatta kalmanıza yardım eder, sizin tarafınızdaki erkekler kadar önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yerleşim yerinin yanında pozisyon aldık ve karda tahta plakların üzerinde dışarıda uyuduk. Hava sıcaklığı sıfırın altındaydı ve etraf rüzgarlıydı. Alışmaya başlıyorsunuz ve her yerde bir şekilde hayatta kalabiliyorsunuz; bu eğitim ve karakterinize kadar gidiyor. Gece çatışmalar olduğundan uyuyamadan dönüp durduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir yerleşim yerindeyiz. Halka öfke ve nefret dolu gözleriyle bizlere dik dik bakıyordu. İsyancıların bir gün önce pozisyon aldığı yerel hastaneye doğru yöneldik. Orada bir çatışma yaşanmıştı. Yol vücut parçaları ve kanla kaplıydı. Yolda yerliler bize isyancıların ayrılırken arkalarında bıraktıkları bir esir olduğunu söyledi. Kaçmasını engellemek için ellerini ve bacaklarını kırmışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Askerlerimiz hastaneyi ele geçirmişti. Bodrum katındaki yaklaşık 30 kişilik yaralı isyancı grubunun başında nöbet tutmamız söylenmişti. Aşağıya indiğimde yaralılardan birisi bana öylesine nefret dolu bakıyordu ki kendimi silahın tetiğini çekmem gerekiyormuş gibi hissettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Geri dışarı çıktığımda, yaralılardan birisini serbest bırakmam için iki kadın bana yalvardı. Niye bilmiyorum ama o yaralının onlarla gitmesine izin verdim. Oysa onu hemen oracıkta ortadan kaldırabilirdim. Ama kadınlara üzüldüm. Aslında yerel sakinlerin gösterdiği yaralı askerimiz de beni etkilemişti. Kadın bana teşekkür etmeyi kesmiyordu ve elime bir miktar nakit para tutuşturdu. Parayı aldım, lakin vicdanıma ağır geldi. Ölen genç erkeklerimize karşı kendimi suçlu hissettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir süre sonra, Adalet Bakanlığı askerleri yaralı esir askerleri götürmek üzere geldi. Hiç hoş bir manzara değildi. Onları dışarıya sürüklediler, çırılçıplak soydular ve bir kamyonun kasasına tıkabasa doldurdular. Bazıları kendileri yürüdü, bir kısmı ise dövüldü ve zorla dışarıya sürüklendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Her iki ayağını da kaybetmiş bir Çeçen bacaklarında geriye kalan parçaların üzerinde tökezleyerek kendi başına dışarıya çıktı. Ama birkaç adımdan sonra bayıldı ve yere yuvarlandı. Askerler onu dövdü, çırılçıplak soydu ve kamyonun kasasına fırlattı. Mahkumlar için üzülmedim. Sadece nahoş bir manzaraydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kar, toprak ve çamur. Bir yerleşim yerinin etrafını sardık, bir tarlayı kazarak pozisyon aldık. Soğuktan donuyorduk ama geceyi tek kişilik siperlerde geçirdik. Sabah köye doğru harekete geçtik, silahlarımız hazırdı ve dikkatlice yolumuz üzerindeki tüm evleri temizleyerek ilerliyorduk. Kısa bir süre sonra şiddetli bir silahlı çatışmaya yakalandık, mermiler her yerde uçuşuyordu. Keşif kolumuz imha edildi. Çeçenler saldırıya geçti. Oldukça ağır bir ateş altında kaldık ama 1941&#8242;deki Almanlar gibi onları kurşun yağmuruna tuttuk.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-9457" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/11/spetznatz5_84236a-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" />Keskin nişancılarımızdan birisi, yakın bir yoldaş, bize doğru koştu. Birkaç isyancıyı öldürdüğünü ve bir miktar cephane ele geçirdiğini söyleyerek kendi pozisyonuna geri koştu. İsyancılar bir miktar geri çekildiler, güdümsüz patlayıcı roketatarlar (RPG) ve ağır makineli silahlarla bize ateş açmaya başladılar. Ansızın keskin nişancı dostum sürünerek geri geldi. Başından ve göğsünden yaralanmıştı. Bacaklarından vurulmuş ama hala ateş açan bir başka askerin ardından ayrılmıştı. Arkadaşım kollarıma düştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurşun geçirmez ceketini söktüm ve adamlarımızdan ikisine onu bizim oğlanların mevzilendiği yakındaki bir eve taşımalarını emrettim. Evlerin arasında koşarken makineli tüfek mermileri de onların peşindeydi. Birisi bacağından, bir diğeri de elinden yaralandı. Taşıdıkları arkadaşımı her yere çarptılar. Onu yerde bırakan iki yaralı sürünerek yanıma geldi. Ben de bir diğer askerle birlikte yanan bir evin ardından karşı ateş açmaya devam ettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz yaralıları dışarı çıkarmaya çalışırken adamlarımız bizim için destek ateşi açtı. Ama hala keskin nişancı arkadaşımız için geri dönmemiz gerekiyordu. Koşarak geri döndük, onu yakaladık ve bir çitin üzerinden geçirdik. Biz kendimizi güvene alırken, bizim için koruma ateşi açan adamlarımızdan birisi boynundan vuruldu ve etrafa kanları saçılırken yere düştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm yaralıları bir APC ile tahliye ettikten sonra, hızla çarpışmaya geri döndük. Sonradan öğrendiğimize göre arkadaşım başaramadı. Ertesi gün bizim oğlanların öldüğü yerleşim alanına geri döndük, dımdızlak ortada kaldığımız evi inceledik. Yerler kanla kaplı, boş fişekler ve yırtık çelik yeleklerle doluydu. Evin bodrum katında birkaç yaralı paralı isyancı vardı, hepsi Rustu ve para için bizimle savaşıyordu. Geride evlerinde aileleri ve çocukları olduğunu söyleyerek, çığlıklar tıp bağrışıyor ve onları öldürmememiz için yalvarıyorlardı. Ne fark ederdi ki? Tam tersine, bu bok çukuruna biz de bir yetimhaneden gelmiş olabilirdik. Hepsini ortadan kaldırdık. O gün yedi adamını kaybetmiş bir başka birliğin yanında siperde uyuduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Gece, yerleşim alanının dışında. Biraz votka çıkardım ve kurumak için yaktığımız kamp ateşinin etrafında oturduk. Sessizce içtik ve ölümü hatırladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer birliktekiler, kaybetmektense savaşmayı tercih eden adamlarından birisinin ikiz kardeşinin önünde öldürüldüğünü anlattı. Gerçek şu ki Çeçenya&#8217;da savaşan bu cesur adamların hiçbir değeri yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir keresinde, Kursk nükleer denizaltısında ölen mürettebatın ailelerine cömert tazminatlar ödenirken, Çeçenya&#8217;da ölenlerin ailelerinin neden hala beklediğiyle ilgili bir soruya ahmak bir Rus generalin verdiği cevap karşısında şaşkına dönmüştüm. Rus general, &#8220;Çünkü Kursk ölümleri beklenmedikti, oysa Çeçenya&#8217;daki askerlerin öleceği önceden biliniyordu&#8221; demişti. Öyleyse bizler karambole giden hayvan yemleriyiz. Bu ordunun üst kademelerinde onun gibi çok sayıda kendini beceren adam var.</p>
<p style="text-align: justify;">Gece yerleşim alanını terk ettik. Tüm arazi ateşe verildi. Bir başka köy yerle bir edildi. Gördüklerim karşısında içimde hiç bir şey hissetmedim. İsyancılar 168 adam kaybetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Karanlık çökerken öylesine üşüdüm ki, donmuş ellerimi ceplerimden güçlükle çıkarıyordum. Gençlerden birisi bizleri ısıtmak için matarasındaki katıksız alkolü çıkardı. Alkolü sulandırmamız gerekiyordu, bu yüzden iki adamı su getirmeleri için gönderdim. Ansızın 30 metre kadar mesafeden 15 kadar isyancıyla karşı karşıya geldiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes donmuştu. Çabucak gençleri uyardım. Bizim gibi düşman da yere çöktü, herkes ilk ateşi kimin açacağını bekliyordu. Zaman durdu. Bizimkilerden birisi ağır kalibreli makineli tüfeğinden bir yaylım ateşi açtı ve cehennem kopup geldi. Çatışma bir saat sürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir APC ve bir tanktan isyancıları vurduk. Ağır kayıplar verdiler. Karanlıkta tankımız yolunu şaşırdı ve ben ona doğru koşarken ateş aldı. Patlama beni yere fırlattı, bilincimi yitirdim. Oğlanlar beni sürükleyerek oradan çıkardılar. Bilincimin yerine gelmesi yirmi dakika kadar sürdü. Çeçenler tankı bir RPG ile vurmuştu. Ertesi sabah karşılaştığımız sahne kötüydü. Her yerde kan izleri vardı, isyancıların ölülerini ve yaralılarını sürüklediklerini gösteriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ganimetlerimizi toplamaya başladık, otomatik silahlar, RPGler, cephane ve çelik yelekler. Birden makineli tüfek ateşi başladı, onu el bombası patlamaları takip etti. Bizim oğlanlar bir grup yaralı isyancının etrafını sarmıştı. Ele geçirilmemek için kendini havaya uçuran iki yaralı güçlü kuvvetli Çeçenle birlikte saklanıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Birliğimizin üssünde pek çok yatak boşaldı, bu yataklarda mumlar ve fotoğraflar vardı artık. Kendimi korkunç hissediyordum. Biz hayatta kalırken bizim oğlanlar öldü. Ölüm dişlerini gıcırdattı ve istediğinde yakalayacak. Zaman zaman, kaçınılmaz olarak bir gün benim sıramın geleceğini de düşünmeye başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yerleşim alanında çapraz ateşte kaldık. Komutanımız hızlı hareket etmemizi söyledi ama yine de vurulduk. Evlerin bir sıra arkasını kendimize siper alarak ilerlerken hemen ötemizde bir çatışma yaşandığını duyabiliyorduk. Aniden gözlerim bazı gölgeleri yakaladı, birisi bir pencerenin önünde diğeri ise bir bodrumun girişindeydi. Bodruma bir el bombası fırlattım ve pencereye de makineli silahla ateş açtım. Sonucu kontrol etmek için yaklaştığımızda, iki ceset bulduk, bir yaşlı adam ile bir kadın. Kötü şans.</p>
<p style="text-align: justify;">Komutanlarımızdan birisinin telsizine isyancılardan birisinin sesi geldi: &#8220;Allahuakbar! (Allah her şeye kadirdir!)&#8221; dedi ve şöyle devam etti: &#8220;Bu savaşta kimin doğru tarafta olduğunu biliyor!&#8221;. Artık komutanın öldürüldüğünü biliyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Günlerdir büyük bir isyancı grubunun etrafını sardık ve bir yerleşim alanı içinde sıkıştırdık. Birkaç kez denemelerine rağmen hatlarımızı kırıp geçmeyi başaramadılar. Bizim oğlanlar çatışmada ölen isyancıların vücutlarından kulaklarını ve burunlarını kesti. Yaşadıklarının bir sonucu olarak akıl sağlıklarını kaybediyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-9461" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/11/spetznatz9_84249a-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" />Kirli ve yorgun ama mutlu, çünkü altı aylık görevin sonuna geliyorduk, üsse geri döndük. Eve geri dönüş düşüncesi intikal sırasında biriken acıları hafifletti. Üç atışlık votkayla gelen rahatlama ve toparlanmaya başlamak. Karımı ve çocuklarımı görmeye can atıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah erken saatte bir tuğgeneral bana ve bir başka subaya yürüttüğümüz gizli operasyon nedeniyle madalya verdi. Sürpriz oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Göğüslerimize tutturulmuş madalyalarla evlerimize doğru uzun bir yolculuğa çıktık. Ben ve arkadaşım trende madalyaları kutlamak için bir bardak votkanın içerisine attık. Üçüncü kadehimizi ölülerimizin anısına kaldırdık. Bu görev bize çok ağır bir zayiat verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ay için evdeyim. Yaşananlardan dolayı çok fazla içmeye başlamıştım. Eşim ve ben sık sık kavga ettik. O zamanlarda hamile olmasına rağmen, rütbemi kaybetmek istiyordum. Bir sonraki görev süremde bana neler olabileceğini bilmiyordum. Oğlanlardan birisi benimle kaldı. İçtik ve uçtuk. İçimde bir şeyler yandı ve ben her şeye karşı soğuk ve umursamaz olmaya başladım. Evde gittikçe daha az zaman geçirmeye başladım. Eşim de daha ve daha fazla üzüldü. Tartıştık ve o çok fazla ağladı, onu bundan sonra sakinleştiremedim. Zor bir zamandı; ikilemler, duygular, tartışmalar ve tedirginliklerle doluydu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni intikal için ayrılmadan bir gün önce bizim oğlanlardan birisiyle birlikte içmeye gittim ve sabah erken saatlere kadar içtik. Eve sabah saat 7&#8242;de, savaşa geri dönmeden 1,5 saat önce düştüm. Kapıyı açar açmaz karım suratımı tokatladı. Tüm gece beni beklemiş. Sessizce çantamı toparladım ve elvada bile demeden trene gitmek üzere evden ayrıldım.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğlanlar trende içmeye devam ettiler. Ben ise yatağıma uzandım ve bana neler olduğunu anlamaya çalıştım. İçimde acı ve üzüntü hissettim. Ama zamanı geriye alıp işleri yoluna koyamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah&#8217;ın cezası kan dolu Çeçenya&#8217;ya geri döndük. Önce trenle ve daha sonra bir APC&#8217;nin arkasında seyahat ettik. Kış, kar ve dondurucu soğuk. Bizi bir spor salonunda zeminde uyku tulumlarımız içerisinde misafir ettiler. 50 gr saf alkol, 200 gr bira ve 50 gr turşundan kendimize bir kokteyl hazırladık. Bizi iyi ısıttı. Bizim oğlanlardan bazılarının başına vurdu ki aralarında bir kavga çıktı. Ertesi sabah kalkmak zor oldu ama yatışmış olarak bahçede toplandık ve oğlanlardan birisi ağır makineli tüfekle havaya ateş etti. Kışlada konumlu askerler böylesi bir maskaralığa hayretler içerisinde baktı. Ama bu gerçek bir Spetsnaz davranışıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşı istihbarat bir grup kadın intihar bombacısının kokusunu aldı. Güvenli evlerine bir operasyon düzenledik ve üç kadını yakaladık. Kadınlardan birisi 40lı yaşlarındaydı, diğer ikisi gençti hatta birisi 15&#8242;inde bile yoktu. Uyuşturucunun etkisi altındalardı ve bizlere gülümseyerek baktılar. Üsse geri götürülerek sorgulandılar. Şahidkaları (kadın intihar bombacıları) bulan yaşlı kadın önce konuşmadı. Ama hırpalanıp elektrik şoku verildiğinde bu tutumunu değiştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorgulamaları bittiğinde infaz edildiler ve kanıtlardan kurtulmak için de bedenleri havaya uçuruldu. Yani sonunda can attıkları şeye kavuştular.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok sayıda adamımızı kaybettik. İlk dört ay içerisinde bizim oğlanlardan 30&#8242;u öldü ve 80 kadarı da yaralandı. En zoru ölenlerin annelerinin gözlerinin içerisine bakmaktı. &#8220;Oğlum ölmüşken sen niye hala hayattasın?&#8221; sorusuna cevap vermek imkansızdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah saat 4.00 hareket ettik. Yoğun bir yağmur var. 15&#8242;inden daha büyük olmayan isyancıların habercisi genç bir Çeçen&#8217;i almaya gidiyoruz. Ona işkence ettik. Başının yanından ateş ederek ona sahte bir infaz olayı tertipledim.</p>
<p style="text-align: justify;">Hemen yoldaş isyancılarını açıkladı. Bildiği herşeyi bize anlattı, eğitim kamplarının ve silah depolarının yerlerini gösterdi, birkaç isyancının isimlerini verdi. Ele geçirdiğimiz ikinci bir Çeçenle birlikte süratle üsse geri döndük. Ona işkence ettiğimizde, o da baklaları döküldü ve birkaç güvenli isyancı evini gösterdi. İstihbarat doğrultusunda derhal bir dizi bombalamanın ardındaki üç Çeçen kardeşin kaldığı eve hareket ettik. Yaklaştığımızı farkettiler ve meyve bahçeleri boyunca koşmaya başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Adamlarımız eve saldırırken, oğlanlardan birisi gecenin karanlığına doğru kaçan Çeçenlere ateş açtı. Kardeşlerden birisi vurularak öldü ve bir diğerini yakaladık. Üçüncü ise kaçmayı başardı. Kimse bizi görmeden ölenin cesedini alıp süratle üsse gittik, kalabalık bir protestocu grup orada toplanmıştı bile.</p>
<p style="text-align: justify;">Üste, bilgiler tutuklanan Çeçenlerden kaba metotlarla dövülerek alındı. Ölü isyancından kurtulmak için onun patlatarak dünya üzerinden kaldırılmasına karar verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Elde ettiğimiz tüm bilgileri askeri istihbarata aktardık ve sabah saat 2.00 sularında uykuya daldık. Bizim oğlanlardan birisiyle oturup içtim ve bir süreliğine de olsa rahatladım ama bu uzun sürmedi. Saat 4.30&#8242;da kalkmamız emredildi, görgü tanıklarını engellemek için ölü Çeçen&#8217;i un ufak etmeliydik. Onu bir selefonla kapladık ve bir dağ yamacına götürerek çamur ve pislikle dolu bir çukura attık. Yüzüne ve bacaklarının arasına bir kilogram kadar TNT yerleştirdim ve 30 metre kadar uzaklaştım. Kabloyu ateşledim. Bunu büyük bir patlama takip etti. Cesedin kokusu havaya yayıldı ama hiçbir kan izi yoktu. Herhangi bir duygu hissetmedim. İşte insanlar böyle kayboluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğunlukla bizim oğlanlar için üzülüyordum. Şüpheleriniz olmaya başladığında, kendinize tüm bunların boşuna olup olmadığını soruyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımız bizi unutmayacak ama bu bizi değerli kılmıyor. Bugün Çeçenya&#8217;da herkes bize karşı &#8211; hukuk, Rusya, (bazı olaylarda cezai soruşturmalar açan) savcılarımız. Kağıt üzerinde savaşın sona erdiği yazıyor ama bizim oğlanlar ölmeye devam ediyor. Eve gitmek kolaylaşmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci çocuğumun doğduğu gün öylesine bunalmıştım ki, oğlanlarla birlikte bunu kutlamaya çıktık ve zaman kavramını yitirdim. Üç gün sonra doğum servisindeydim. Karım çok üzgündü. Benden bazı ilaçları almamı istedi ve ben başka bir gün için gözden kayboldum. Ama nihayet eve geldiklerinde, yeni doğan çocuğumuzu kucağıma aldım, mutluydum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapalı çatışma ve güçlü patlama alanı. Bir APC geliştirilmiş infilak aletinin (IED) üzerinden geçmişti. Beş çocuk öldü, dördü yaralandı. Helikopter pisti üzerina yatırılmış ölülere bakmaya gittik sessizce. Savaş daha şiddetli bir hal almıştı. Düşmanla karşılaşmaya alışmıştık ve kiminle savaştığımızı biliyorduk. Şimdi ölümün bizi bulmasını bekliyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalleşlik her yerde. Ve bu kirli savaşta, elbette sıradan askerlerin kanları dökülüyor, savaşı başlatan politikacıların değil. Hatta savaş bölgesi ücretlerimizde [savaş zamanı askerlere ödenen prim] bile dolandırıcılık yapıyorlar. Şimdilik bu aptal emirleri uygulamak ve görev gereği bir tur daha yapmak için geri geliyoruz. Herkesin kendince sebepleri var.</p>
<p style="text-align: justify;">İki FSB subayı [Türkiye'deki MİT subayı gibi] ve Spetsnaz&#8217;ın Alpha terörle mücadele biriminden iki adam öldürüldü. Önemli bir olay. Birliğimiz onların öldürüldükleri köye iki gün boyunca ev ev temizlik operasyon yapmak üzere gönderildi. Gece, birkaç Çeçen&#8217;i adalet bakanlığına bağlı oğlanların esirlerin ağızlarındaki baklayı çıkartmak için çok çalıştıkları gözaltı merkezine getirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">FSB subaylarının cesetleri iki gün sonra bulundu. Vücutlarında kesikler vardı, muhtemelen işkence görmüşlerdi. Üsse geri döndüğümüzde, kısa bir süre önce üzerinden geçtiğimiz köprünün ağır patlayıcılarla donatıldığını ama ateşleme distribitörüün bozulduğunu söylediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün küçük kızımın doğum günü. Onunla olmak istesem de çok uzaktayım. Ona bir papağan için söz verdim ama bunun için ben eve dönene kadar beklemesi gerekiyor. Onu müthiş özlüyorum. Onun da babacığının eve dönmesini beklediğini biliyorum. Bir keresinde benim için nasıl dua ettiğini gördüm. Beni çok derinden etkiledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaş kafamı karıştırmaya başladı. Zaman zaman saçma ve anlamsız görünüyor, tam bir karmaşa. Akşam madalyama baktım. Elbette tatmin edici. Ve size kredi verdiklerinde daha da hoş. Kötü uyudum. Topçular bütün gece dağları dövdü.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-9474" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/11/spetznatz3_84239a-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" />Bir temizlik operasyonunda (mop-up). Gönderildiğimiz ilk evde süratle iki kişiyi tutukladık. Kadınları büyük olay yaptı ve bir kalabalığı caddeye topladı; ama biz göz açıp kapayana kadar oradan çıktık ve ikisini yakındaki bir gözaltı merkezine teslim ettik. Bir başka eve baskın düzenledik, birisi genç diğeri yaşlı iki Çeçeni daha gözaltına aldık. Gözaltı merkezinden uzakta değildi, başlarına çuval geçirdik ve onları APC&#8217;nin içerisine fırlattık. Oğlanlar onları cehennem zebanileri gibi dövdü ve daha sonra istihbarata teslim ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Ailemi düşünüyorum. Eve gitmek ve hepsini kucaklamak istiyorum, onlarla birlikte vakit geçirmek istiyorum, özellikle karımla. Fakat şimdilik hepsi sadece bir hayal. Son zamanlarda tüm bu bokları aklımdan uzaklaştırmak için kendi işlerimi ve sıradan ev işlerini daha ve daha fazla kendim yapmaya başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir askerin iki subayı ve bir polisi vurup kaçtığı üsse gönderildik. Yıkanmak için bir nehirde durduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz askeri ararken başka bir takım onu bizden önce buldu. Vurularak öldürüldü. Aşağılık herif! Ne düşünüyordu ki?</p>
<p style="text-align: justify;">Yoldayız. Bizim APC&#8217;nin sürücüsü oğlan yolumuz üzerindeki tüm Çeçenlerin arabalarına çarptı. En azından yolda hukuku bir kenara bıraktık, bizden herkesin korkmasını sağladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir keresinde çocuğum hediye olarak kendisine bir maymun getirmemi istemişti. Önce güldüm ama sonra düşündüm de neden olmasın? İkmalimiz sona doğru yaklaşırken, bir Çeçen az bir ücret karşılığında bana küçük bir maymun buldu. Sakinleştirmek için ağzından ağır ağrı kesiciler verdik ve bizim trene cephanenin yüklü olduğu vagona koyduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Eve dönerken yol üzerindeki bir kontrol noktasında bir general bizim kompartımanın evraklarını kontrol ederken maymun çılgınca bağırmaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Buna ne oluyor?&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Açtığımızda önce çenesi düştü ve sonra histeri nöbetine tutuldu. Birkaç bin kilometre sonra nihayet evdeydik. Hayvanı güç bela bir arabanın içerisine tıkmayı başardım ve çocuğuma teslim ettim. Herkes afallamıştı. Ama görev tamamlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir temizlik operasyonu için bindiğimiz APC ile yola çıktık. Bir köydeki bir ev olan hedefimizi süratle ablukaya aldık, operasyona başlamaya hazır olduğumuz anda arkamızda ateş açıldı. Tuzağa düştük. Oğlanlardan birisi vuruldu. Kalbinin yanında açılan büyük delikle kötü bir durumdaydı. Aceleyle onu APC&#8217;ye bindirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Kumandanımız oyuna gelmişti. Kan davasını çözmek için birkaç AK47 verileceği söz verilen bir Çeçen, komutanımıza bilgiyi veren kişiydi. Evde hiçbir isyancı yoktu ve bizi operasyona getirmesi için gönderilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Evin yanında adamlarımızdan bir başkasını ölü bulduk. Biz ateş açıldığında, beni kenara itmiş ve ileri atılmıştı. İşte o zaman başından ve belkemiğinden vuruldu. Benim hayatımı kurtardı. Telsiz konuşmasında yaralı arkadaşımızın da öldüğünü öğrendik. Altıncı hissim beni yanıltmamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Üsse geri döndüğümüzde ölen oğlanlar ceset torbalarının içerisinde helikopter pistinde yatıyordu. Bir tanesini açtım, arkadaşımın elini tuttum ve &#8220;özür dilerim&#8221; dedim. Komutanımız oğlanlara elvada demeye bile zahmet etmedi. Körkütük sarhoştu. Oğlanları asla umursamadı, onları sadece kariyerinin peşinde koşmak için kullandı. Çuvalladığımız operasyondan dolayı beni bile suçlamaya kalktı. Dangalak. Er ya da geç günahlarının bedelini ödeyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Tutuklanan bir Çeçen&#8217;in çatışma sırasında ardında bıraktığı ağır makineli silahı bulup geri getirmek üzere gönderildik. Bulamadık. Tepem attı, ona tekme tokat giriştim. Dizlerinin üzerine düştü ve ağlayarak silahı nereye attığını hatırlayamadığını söyledi. Bir halatla onu APC&#8217;ye bağladık ve etrafta sürükledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Sık sık gelecek hakkında düşünüyorum. Ne kadar daha çok acı bizi bekliyor? Buna daha ne kadar dayanabiliriz? Ne için? Belki de kendi yaşantımı düşünmeliyim, onlara yaşattığım tüm acılar için bir abide hakeden ailem, çocuklarım ve eşim için yaşamaya başlamalıyım. 31 yaşındayım. Belki de artık dinlenme zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Huzur ve sükunet, biraz ev samimiyeti ve konforu istiyorum. Bunu elde edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yıl daha geçti. Zorlu bir yıl. En yakın dört kardeşimi kollarımda kaybettim. Benim yanımda olan insanlar. Şimdi onlar temelli olarak gittiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Birliğimizin yeni bir kumandanı var. Geçinemiyoruz. Sana ateş eden düşmanla savaşmanın, senin rütbendeki bir düşmanla savaşmaktan genellikle daha kolay olduğunu öğrendim. Hayatımın 14 yılını Spetznaz&#8217;a verdim, çok sayıda ve çok yakın yoldaşımı kaybettim; peki ne için? Derinlerde acı ve haksızlığa uğradığım inancındayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek çok güzel anım sadece birlik için gerçekten yaşamlarını ortaya koyan delikanlılarla. Geri dönüp bazı işleri yoluna koyamıyor olmanız büyük bir hicap. Şimdi tüm yapabileceğim aynı hataları yapmaktan kendimi sakınmak ve normal bir hayat için elimden geleni ardıma koymamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Spetsnaz&#8217;daki hizmetim sona erdi. Bu birlik bana çok şey kattığı gibi ben de çok fazla şeyi de alıp götürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde hayatım ve yaptıklarımla ilgili çok düşünüyorum. Yaşlandıkça böyle şeyleri daha fazla düşünüyorsunuz. Bu sayfaları arkamda bıraktım. Benim hayatım onların içerisinde. Sadece tek bir şeye pişmanlık duyuyorum, bir çatışma sırasında daha farklı hareket etseydim, bugün o gençlerden bazıları hala hayatta olabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>*Rus Spetsnaz subayı tarafından kaleme alınmış bu günlük, </strong><strong>Mark Franchetti tarafından İngilizce&#8217;ye tercüme edilmiş ve 31.10.2010</strong> tarihinde <a href="http://www.thesundaytimes.co.uk/sto/Magazine/Features/article425814.ece" target="_blank"><strong>The Sunday Times</strong></a> gazetesinde yayınlanmıştır. Yazının Türkçe tercümesi ise <strong>Waynakh Online</strong> tarafından yapılmıştır.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9453&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/11/cecenyada-savas-bir-katilin-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kafkasya&#8217;da Sansür: Kavkaz Center&#8217;a Hostingi Sağlayan İsim Mikael Storsjo</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/10/kafkasya-da-sansur-kavkaz-center-a-hostingi-saglayan-isim-mikael-storsjo/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/10/kafkasya-da-sansur-kavkaz-center-a-hostingi-saglayan-isim-mikael-storsjo/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2010 23:13:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Agnetta Storsjo]]></category>
		<category><![CDATA[Fatima Tlisova]]></category>
		<category><![CDATA[Mikael Storsjö]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9399</guid>
		<description><![CDATA[Mikael Storsjo, Finlandiya&#8217;da yaşayan İsveçli tanınmış bir gazeteci, Kuzey Kafkasya&#8217;dan sığınmacılar ve mültecilerin haklarını koruyan insan hakları organizasyonu Fin-Çeçen Derneği&#8217;nin kurucusu.

Aynı zamanda, tüm Rusya&#8217;dan sivil ve insan hakları aktivistleri için konferanslar organize eden Fin-Rus Vatandaşları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mikael Storsjo, Finlandiya&#8217;da yaşayan İsveçli tanınmış bir gazeteci, Kuzey Kafkasya&#8217;dan sığınmacılar ve mültecilerin haklarını koruyan insan hakları organizasyonu Fin-Çeçen Derneği&#8217;nin kurucusu.<span id="more-9399"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda, tüm Rusya&#8217;dan sivil ve insan hakları aktivistleri için konferanslar organize eden <a href="http://www.finrosforum.fi/" target="_blank">Fin-Rus Vatandaşları Forumu</a>&#8216;nun çalışmalarına da katılan bir isim.</p>
<p style="text-align: justify;">Storsjo&#8217;nun evi ve ofisi sıklıkla Kafkasya bölgesinden insanlarla dolup taşıyor. Bunların bazıları Storsjo ve eşi Agnetta&#8217;nın sahip çıktığı mülteciler. Çiftin sık sık düzenlediği Kafkas stili partileriyle düzinelerce konuk küçük evlerine gürültülü sohbetlerini ve Çeçenya&#8217;daki bir köyün tipik yemeklerinin kokusunu getiriyor. Kadınlar, Çeçenya&#8217;daki en ünlü yemek olan et ve hamur ile hazırlanılan galnışı pişiriyor. Mutfağa girmeyen erkekler, yemek odasında üzerine meyveler ve diğer aperatiflerin yığıldığı büyük masanın etrafında toplanmış politik meselelerden konuşuyor. Bazıları birinci Rus-Çeçen savaşından bu yana 10 yıldan daha uzun bir süredir sürgünde  yaşıyor. Diğerleri ise daha yeni gelmişler. Hiçbirisi evlerine dönemiyor. Nedeni ise kendilerinin (ya da akrabalarının) özgür bir Çeçenya için Ruslara karşı savaşmış olması. Bunların unutulmayacağını ya da affedilmeyeceğini biliyorlar. Bu toplantıların sıradışı özelliği: insanlar asla kahkaha atmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenlerle ilişkisi Storsjo&#8217;ye bazı problemleri de beraberinde getirmiş. Finlandiya polisi 2009 yılında yasadışı göçmenlerin ülkeye girmelerini sağladığı iddiasıyla Mikael Storsjo&#8217;ye karşı bir ceza davası açmış. Storsjo, davanın düşeceğinden emin olduğunu çünkü Fin yasalarının vatandaşlarına gayri insani koşullarda yaşayanlara yardım etmesine izin verdiğini söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Mikael, &#8220;Buraya getirdiğim insanlar kesinlikle gayri insani koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı ve eğer kaçmalarına yardım etmemiş olsaydım pek çoğu şu anda hayatta olmayabilirdi&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Storsjo, &#8220;Daha bir çocukken büyük Rus yazar Leo Tolstoy&#8217;un &#8216;Hacı Murad&#8217; isimli romanını okudum. Kafkasya&#8217;nın özgür insanlarının hikayesi beni derinden etkiledi ve o zamandan beri oradaki duruma ilgi duyuyor, insanları ve adetlerini öğrenmeye çabalıyorum&#8221; diye devam ediyor sözlerine.</p>
<p style="text-align: justify;">Storsjo&#8217;nün ilgisini çeken en önemli konulardan birisi de internet özgürlüğü. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde kurulmuş uluslararası ağı kardeş organizasyonu olan &#8220;<a href="http://www.effi.org/" target="_blank">Finlandiya Elektronik Cephesi</a>&#8220;nin Başkan Yardımcısı aynı zamanda. Bu grup sayesinde Kuzey Kafkasya&#8217;dan haberleri yayınlayan internet sitelerinin en münakaşacısı olan <a href="http://www.kavkazcenter.com" target="_blank">Kavkaz Center</a> için internet hostingi ve destek sağlayabiliyor. Site kendisini &#8216;bağımsız İslami haber ajansı&#8217; olarak tarif ediyor. Bu site genel olarak Çeçenya ve Kafkasya&#8217;daki olayları bildiriyor. Kavkaz Center&#8217;ın yayınları ile sitede yer verilen görüşler ve düşünceler genellikle Rus hükümetini ciddi biçimde eleştiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kavkaz Center, okuyucularına isyancıların cephesinden haberler sunuyor. Ayrıca mücahit liderlerinden yapılan video açıklamalarına da sitede yer veriliyor. Bu açıklamaların büyük bir kısmı Rusya&#8217;ya karşı cihat (kutsal savaş) çağrısı içeriyor. Sitenin arşivleri Rus federal güçler tarafından işlendiği iddia edilen suçlara ait dehşet verici video ve fotoğraf görüntüleriyle dolu.</p>
<p style="text-align: justify;">Moskova, Kavkaz Center&#8217;ı terörist propogandası yapan bir internet sitesi olarak görüyor. Rus yetkililerin ve güvenlik güçlerinin siteyi kapatmaya yönelik pek çok girişimi oldu. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı, Kavkaz Center alan adının kayıtlı olduğu 11 yabancı ülkenin hükümetlerine protesto notaları gönderdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kavkaz Center&#8217;ın tartışmaya açık ve provakatif doğasına rağmen, Storsjo internetin özgür kalması gerektiğini, özellikle şiddetin hükümetin sıradan bir aracı haline gelen sorunlu bölgelerde bu özgürlüğün şart olduğunu ifade ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Mikael Storsjo, &#8220;Rus hükümetinin bu internet sitesinin hoşlanmıyor olması, doğru bir şey yaptığımız anlamına geliyor. Biz bağımsız bir medya kuruluşuyuz ve kendi halkına karşı toplu katliamlar gerçekleştiren bir rejimin yayınlarımızdan hoşnut olmasını beklemiyoruz&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Storsjo, Kuzey Kafkasya ayrılıkçılarını desteklediği için Rus gizli servisi FSB tarafından bir düşman olarak görüldüğünü ve hedefe konulduğunu düşünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Storsjo, &#8220;Her adımımı takip ettiklerini biliyorum. Emredildiğinde beni ortadan kaldırmaya tereddüt etmeyecekler. Dikkatli olmaya çalışıyorum ama bu Kavkaz Center veya Fin-Çeçen Derneği&#8217;nden vazgeçeceğim anlamına gelmiyor. Yaptığım şeye inanıyorum&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Mikael Storsjo&#8217;ye göre tartışmalı görüşler için bir platform sağlamak basın özgürlüğünü desteklemek demek. Anaakım medyasının büyük bir bölümü ticari kaygılar ya da hükümetler tarafından kontrol altındayken, internetin sansürden uzak tutulması gerekiyor, böylelikle gerçek hayatın zamanında sunumu için bir platform olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">28 Ekim 2010 – <a href="http://pulitzercenter.org/blog/untold-stories/censorship-caucasus-mikael-storsjo-hosts-kavakaz-center" target="_blank">Pulitzer Center</a><br />
<strong>Fatima Tlisova </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Bu makale Fatima Tlisova’nın Kuzey Kafkasya’da gazetecilere yönelik sansürü konu edinen “<a href="http://pulitzercenter.org/projects/eastern-europe/caucasus-russia--journalism-censorship-harassment" target="_blank">Kafkasya’da Gazetecilik ve Sansür: Anlatılmayan Hikayeleri Ele Almak</a>” isimli projesi kapsamında yayınlanmıştır.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9399&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/10/kafkasya-da-sansur-kavkaz-center-a-hostingi-saglayan-isim-mikael-storsjo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zurab Markhiev: İnguşetya’daki Gizli Gazeteci</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/10/zurab-markhiev-ingusetya%e2%80%99daki-gizli-gazeteci/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/10/zurab-markhiev-ingusetya%e2%80%99daki-gizli-gazeteci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Oct 2010 10:44:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Amin Polonkoev]]></category>
		<category><![CDATA[Fatima Tlisova]]></category>
		<category><![CDATA[Zurab Markhiev]]></category>
		<category><![CDATA[Zurab Tsechoev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=9325</guid>
		<description><![CDATA[Zurab Markhiev, 1999 yılında İkinci Rus-Çeçen Savaşı başladığında Grozny’de ikamet etmekteydi. Pek çokları gibi o da komşu İnguşetya’ya kaçarak bir süre mülteci kampında yaşadı ve sıklıkla yabancı gazetecilere Çeçenya’da bir rehber olarak yardımda bulundu. Grozny’de ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Zurab Markhiev, 1999 yılında İkinci Rus-Çeçen Savaşı başladığında Grozny’de ikamet etmekteydi. Pek çokları gibi o da komşu İnguşetya’ya kaçarak bir süre mülteci kampında yaşadı ve sıklıkla yabancı gazetecilere Çeçenya’da bir rehber olarak yardımda bulundu. Grozny’de büyüyen birisi olarak kentin her köşesini avucunun içi gibi biliyordu. İşte böyle bir dönemde Markhiev gazetecilik yapmaya karar verdi.<span id="more-9325"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2006 yılında onu İnguşetya’da bir muhabir olarak Regnum Haber Ajansı için işe aldım. &#8220;Amin Polonkoev&#8221; takma adı altında çalışıyordu. Haberleri gerçeklere dayalı, detaylı ve tam zamanındaydı. İnguşetya hükümeti de &#8220;Polonkoev&#8221;in çalışmalarından ötürü rahatsızlık duymaya başladı. İnguşetya Devlet Başkanı’nın sözcüsü gerçek kimliğini açıklamamı talep ettiyse de ben bunu açıklamayı reddettim. Ama bir aydan daha kısa bir süre içerisinde istihbarat servisleri Markhiev’in gerçek kimliğini tespit etti. Rusya Federasyonu Güvenlik Servisi’nin (FSB) dört subayı onu Nazran’da kaçırdı. Akrabalarının ve benim elimizden gelenin en iyisini yapmamıza rağmen ortaya koyabildiğimiz tek şey onun maskeli adamlar tarafından kaçırılmış olduğuydu.</p>
<p style="text-align: justify;">Markhiev 18 saat sonra serbest bırakıldı. Anlattığına göre, ölüm ya da işbirliği seçeneklerinden birisini tercih etmeye zorlandı. İmzaladığı bir sözleşme ile FSB ile işbirliği yapmayı ve sessiz kalmayı kabul etti. Haftada bir kez FSB danışmanı ile buluşmaya ve ancak onun tarafından onaylanan haberleri bildirmesi konusunda görevlendirilmişti. Markhiev yaklaşık bir üç yıl daha &#8220;Amin Polonkoev&#8221; olarak çalışmayı başardı, elbette FSB tarafından onaylanmış haberleri bildirerek; ancak diğer taraftan farklı takma isimlerle gerçek duruma ilişkin sansürsüz haberleri de duyuruyordu. Markhiev sayesinde Rusya devleti, askerleri ve güvenlik güçleri tarafından işlenmiş onlarca suç ortaya çıktı. Ama oynadığı bu oyun son derece tehlikeliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">2008 yılı yazında Markhiev’in arkadaşı, tanınmış insan hakları savunucusu Zurab Tsechoev, FSB tarafından kaçırıldı. Markhiev’in konuyla ilgili yazdığı haberi uluslararası arenada yoğun bir tepki doğurdu ve arkadaşı serbest bırakıldı. Ancak gözaltında iken gördüğü işkenceler nedeniyle Nazran’da bir hastanede yoğun bakımda tedavi altına alındı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tsechoev bilincini toparlar toparlamaz Markhiev ile görüşmek istedi. Tsechoev, FSB’nin Markhiev’in isyancıları desteklediği şeklinde yazılı bir beyan vermesi için kendisine işkence yaptıklarını anlattı. Tsechoev, Markhiev’e ortadan kaldırılacaklar listesinde olduğunu ve bu nedenle derhal ülkeden ayrılması gerektiğini söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Markhiev şimdi Avrupa’da bir mülteci kampında yaptığı sığınma başvurusunun neticelenmesini bekliyor. Kaldığı yerin koşullarının görüntülenmesini istemediği için Markhiev’le kamptan uzakta bir arkadaşının evinde buluştuk. Elbette güvenlik kaygısı da bir başka nedendi: Hala onu avlamak isteyenler olduğu için ben de onun kaldığı yerin tespit edilmesine yarayabilecek görüntüleri almak istemedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Geriye dönüp sürgündeki ve İnguşetya’daki yaşamına baktığında, Markhiev, o günlerin hayatının en güzel anları olduğunu söylüyor: &#8220;Eğer Kafkasya’da bir gazeteciyseniz, aynı zamanda insan hakları savunucusu da oluyorsunuz. Bilgi gizlendiğinde ve medya erişimi kapalı olduğunda, bir suçu işlemek daha kolaydır. Eğer bugün yüzlerce insan öldürülmüşse, ben bu suçu yazdığımda yarın belki 10 kişi öldürülecek.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Sürgünde yaşıyor olmasına rağmen, Markhiev, İnguşetya ile olan bağlantılarını kesmemiş. Halen Prag merkezli bir haber ajansı için takma isimlerle haberler ve analizler yazıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Eylül 2010 &#8211; <a href="http://pulitzercenter.org/blog/untold-stories/zurab-markhiev-ingushetia-pseudonyms-undercover-journalist" target="_blank">Pulitzer Center</a><br />
<strong>Fatima Tlisova </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Bu makale Fatima Tlisova’nın Kuzey Kafkasya’da gazetecilere yönelik sansürü konu edinen &#8220;<a href="http://pulitzercenter.org/projects/eastern-europe/caucasus-russia--journalism-censorship-harassment" target="_blank">Kafkasya’da Gazetecilik ve Sansür: Anlatılmayan Hikayeleri Ele Almak</a>&#8221; isimli projesi kapsamında yayınlanmıştır.</em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=9325&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/10/zurab-markhiev-ingusetya%e2%80%99daki-gizli-gazeteci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dürüstlüğün Bedeli: Rus Gazeteci Elena Maglevannaya’nın Hikayesi</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/09/durustlugun-bedeli-rus-gazeteci-elena-maglevannaya%e2%80%99nin-hikayesi/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/09/durustlugun-bedeli-rus-gazeteci-elena-maglevannaya%e2%80%99nin-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 08:56:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Elena Maglevannaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=8962</guid>
		<description><![CDATA[Yazıları nedeniyle iftira atmakla itham edilen Elena Maglevannaya, bir mahkeme tarafından suçlu bulundu, mahkeme Elena’yı bir tekzip metni yayınlamaya ve 6.500 $ para cezası ödemeye mahkum etti. Maglevannaya hayatı boyunca bu kadar büyük miktarda bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yazıları nedeniyle iftira atmakla itham edilen Elena Maglevannaya, bir mahkeme tarafından suçlu bulundu, mahkeme Elena’yı bir tekzip metni yayınlamaya ve 6.500 $ para cezası ödemeye mahkum etti. Maglevannaya hayatı boyunca bu kadar büyük miktarda bir parayı bir arada görmedi. Profesyonel bir müdafi, memleketi Güney Rusya’daki Volgograd kentinde yayınlanan <em>Svobodnoe Slovo</em> isimli yerel gazete için bağımsız gazeteci olarak çalıştı. Çalışmalarından ötürü gazeteden aldığı ücret 30 $’ı nadiren geçiyordu. Ama onu en çok üzen şey parasının olmaması değildi.<span id="more-8962"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Maglevannaya, Helsinki’de bir arkadaşının evinde bir mutfak masasının önünde otururken hikayesini anlatmaya başlıyor. &#8220;Elbette, bir tekzip metnini imzalamayı ve yayınlamayı reddettim. Bunu nasıl yapabilirdim ki… yazdığım her şey doğruydu. Metnin kendisi çok ilginçti. Aslında benim yerime onlar tarafından yazılmıştı. Benden sadece metnin altına imza atmamı istiyorlardı.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Maglevannaya hakkındaki iftira davası, onun 14 yıldır devam eden Çeçenya’daki şiddetli ayrılıkçı mücadele sırasında tutuklanan Çeçenlerin Rus hapishanelerinde maruz kaldığı insanlık dışı muamelelerle ilgili araştırmasını yayınlaması üzerine 2009 yılında açıldı. Maglevannaya’nın araştırmasına göre 20.000’den fazla Çeçen şu anda Rusya’da hapishanelerde tutuluyor. Konuyla ilgili ardı ardına devam eden yazılarında, Elena, Rus hapishanelerindeki Çeçenlere yönelik devam eden işkence, dayak ve aşağılamaların resmini çiziyordu; durum resimlerle ve hükümlüler ile avukatlarının yazılı beyanlarıyla ortaya konuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk makalesi gazetede yayınlandıktan sonra, Volgograd’daki LIU-15 sürgün yeri yönetimi Maglevannaya’yı iftira atmak ile itham ederek bir dava açtı. Mahkeme savunmanın sunduğu tüm delilleri ve tanıkları görmezden gelerek Elena’yı suçlu buldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Maglevannaya aleyhinde iftira atmak iddiasıyla bir dava açıldığının duyulmasının akabinde, <em>Svobodnoe Slovo,</em> Elena’dan başka haberler almayı reddetti. Öte yandan, Maglevannaya ise sessiz kalmadı. Kendisi için <a href="http://lena-maglev.livejournal.com/" target="_blank">kişisel bir internet günlüğü</a> oluşturan Elena, çalışmalarını ve mahkumların işkence gördüğünü kanıtlayan fotoğrafları buradan yayınladı.</p>
<p style="text-align: justify;">İşçi sınıfından sıradan insanlar olan Maglevannaya’nın anne-babası, şehir yönetimi ve tüm hapishane sisteminin kızlarına karşı çıktığını öğrendiklerinde dehşete kapıldı. Elena’dan derhal affedilmesi için yalvarmasını ve bir tekzip metnini imzalamasını istediler. Maglevannaya kendisini adadığı adalet yolunda yalnız bırakıldı. Aile ve toplumsal baskı Elena’nın hakkından gelmeye kafi gelmedi. Yeni Nazi aktiviteleri ile bilinen Rus Ulusal Birliği (RUB)  isimli organizasyonun üyeleri, Elena’yı Çeçenleri savunarak Rus halkına ihanet etmekle suçladı ve ona saldırdı. 2009 yılında RUB üyesi iki şahıs Moskova’da tutuklandı ve Çeçen sivillere yönelik şiddet üzerinde çalışan insan hakları avukat Stanislav Markelov ile gazeteci Anastasia Baburova’yı öldürdüklerini itiraf etti. RUB üyesi olduğuna inanılan önde gelen bir Rus doktor, Maglevannaya’ya akıl hastanesine kapatılması gerektiğini söyledi. Bir akıl hastanesine kapatılmak Rus tarihinde daha önce de yapıldığı görülen bir uygulama. Lena, yeni Nazi hareketinden ciddi tehditler aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancılaştırılan ve korkutulan Maglevannaya, Rusya’dan kaçarak Finlandiya’da sığınma talep etti. Sığınma talebi halen inceleniyor ve şu anda bir mülteci kampında yaşıyor. Hapishane araştırmasında yeni olaylarla ilgili her gün aldığı yüzlerce e-posta ile kişisel internet günlüğünü yayınlamaya devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">31.08.2010 – <a href="http://pulitzercenter.org/blog/untold-stories/chechnya-russia-journalist-prisons-torture-censorship-elena-maglevannaya" target="_blank">Pulitzer Center</a><br />
<strong>Fatima Tlisova </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Bu makale Fatima Tlisova’nın Kuzey Kafkasya’da gazetecilere yönelik sansürü konu edinen &#8220;<a href="http://pulitzercenter.org/projects/eastern-europe/caucasus-russia--journalism-censorship-harassment" target="_blank">Kafkasya’da Gazetecilik ve Sansür: Anlatılmayan Hikayeleri Ele Almak</a>&#8221; isimli projesi kapsamında yayınlanmıştır. </em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=8962&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/09/durustlugun-bedeli-rus-gazeteci-elena-maglevannaya%e2%80%99nin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeçenya: Natalya Estemirova Cinayeti</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/09/cecenya-natalya-estemirova-cinayeti/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/09/cecenya-natalya-estemirova-cinayeti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 08:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Fatima Tlisova]]></category>
		<category><![CDATA[Milana Bakhieva]]></category>
		<category><![CDATA[Natalya Estemirova]]></category>
		<category><![CDATA[Natalya Khusainovna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=8954</guid>
		<description><![CDATA[Natalya Estemirova’yı bir meslektaş, arkadaş, gazeteci ve insan hakları savunucusu olarak tanımış kişilerle konuştuğunuzda duyacağınız ilk özelliği inanılmaz derecede cesur olduğuydu.

Pek çokları ilk adının biraz değiştirilmiş şeklini kullanarak ona Natasha diyordu. Narin ve sessiz bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Natalya Estemirova’yı bir meslektaş, arkadaş, gazeteci ve insan hakları savunucusu olarak tanımış kişilerle konuştuğunuzda duyacağınız ilk özelliği inanılmaz derecede cesur olduğuydu.<span id="more-8954"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Pek çokları ilk adının biraz değiştirilmiş şeklini kullanarak ona Natasha diyordu. Narin ve sessiz bir kişiydi, oldukça kadınsıydı. Asla sesini yükseltmezdi. Şiddet ve suçlar hakkında konuşurken bile sesindeki huzur ve yumuşaklık aynen dururdu. Yabancılarla dostane ilişkileri çok rahat kurar, kendisi konuşmak yerine başkalarının ne söylediğini dinlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları onu tarih öğretmenliği yaptığı dönemlerde kullandığı ismi Natalya Khusainovna ile çağırırdı. Bu projedeki bir başka gazeteci ve aynı zamanda Natalya’nın eski öğrencilerinden birisi olan Zurab Markhiev, bana onun 90’lı yılların başlarında Çeçenya’nın başkenti Grozny’deki 7 numaralı okulun diğer öğretmenlerinden farklı olduğunu anlattı: &#8220;Ders kitaplarımıza uygun olarak bizlere Marksizim ve Leninizmi öğretmesi gerekiyordu. O ise bunun yerine bizlere küresel politikayı öğretir, Kafkasya’nın ve sömürgeciliğe karşı direnişin gerçek tarihini anlatırdı&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeçenya’da kimileri de vardı ki bu kırılgan bayanı bir düşman olarak algılıyordu. Çeçenya’nın genç [kukla] lideri Ramzan Kadirov (halk tarafından asla seçilmedi, Vladimir Putin tarafından atandı) onu alenen &#8220;ahlaktan yoksun bir kadın&#8221; olarak tanımladı, çünkü Natalya, Kadirov’un Çeçen halkına verdiği emirleri ve onlara biçtiği rollere itaat etmeme cesaretini göstermişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-8957" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/09/natalya-estemirova-grozny-2006-14-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Rus medyasının önemli bir bölümü pasif bir şekilde Kadirov’un Çeçenya’da barış ve ekonominin yeniden tesis edildiği, modernizasyon ve pozitif değişim iddialarını yayınladı. Natasha ise bizlere tamamen farklı bir hikaye aktardı. Natalya, [kukla] Kadirov’un kişisel bir düşmanının başını orta çağa özgü biçimde kestiğini ve Kadirov’un kurbanın başının köyünün merkezinde bir kazığa takarak kendisine karşı geleceklere Kadirov’un yapabileceklerini göstermek adına korkunç bir ders verdiğini bildiren tek kişiydi. O, ayrıca, insanların işkence gördüğü ve öldürüldüğü [kukla] başkanın gizli hapishanelerini de haber yapan kişiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Natalya, Memorial’in Çeçenya’daki ofisinin başıydı ve insan haklarını gözlemliyordu. Çeçenya’daki olayları takip etmek internette güvenilir bir bilgiyi araştırmak kadar basit değil. Takip etmekten, gözlemlemekten kasıt, bir evden diğer eve yürümek, bir köyden başka bir köye gitmek ve pek çok konuşmaya korkan kurbanlarla görüşmektir. Bunu yapabilmek [kukla] yöneticilerle pazarlık yapmayı ve tartışmayı gerektirir; gece veya gündüz, yaz veya kış her an acil telefonlar alabilirsiniz. Kim, ne zaman, nasıl kaçırıldı; kaçıranların kullandıkları aracın rengi, modeli ve plakası neydi; ve pek çok olayda kaçıranların bağlı olduğu yerel ya da federal gizli servis birimi hangisiydi gibi en tehlikeli detayları belgelemeniz gerekmektedir. Bu detaylar, kaçırılma olayının bildirilmesinde ve Natasha’nın yardımıyla hazırlanan yüzlerce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki başvuruda sonucu belirleyecek önemi arz etmekteydi. Natasha’nın gözlemleri kendi hayatı için bir tehlike doğurdu, zira bunların ortaya çıkardığı detaylar “eskadrony smerti” (ölüm mangaları) olarak adlandırılan yapıların tespit edilmesine yardım etti ki bu özel servisler daha önce hiç ifşa edilmemişti. Natasha’nın haberleri, en az dört muhabirini kimliği belirsiz suçluların ellerinde kaybeden muhalif Rus gazetesi Novaya Gazeta’da yayınlandı. Kurbanlar arasında Vladimir Putin rejiminin sert eleştirmeni, ünlü gazeteci ve Natalya’nın yakın arkadaşı Anna Politkovskaya’da vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Natasha ve Anna, İkinci Rus-Çeçen Savaşı’nın başlamasından sonra erkek muhabirlerin güvenlik nedenlerinden ötürü gitmeye korktuğu tüm dağ köylerinden uzunca bir süre birlikte haber yazdı, hatta bu dağ köyleri herhangi bir taşımacılık sistemine sahip olmadığından iki cesur kadın kimi zaman onlarca km yolu yürüyerek aştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8958" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/09/jma01251uk_jenny-matthews1-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" />Anna ve Natasha arasında pek çok konuda uzun duygusal tartışmalar olmuş. Örneğin güvenlik önlemleri konusunda, Natasha gitmeleri gereken yerlerde başı açık olmamanın kaçırılma ya da saldırıya uğrama riskini azaltacağını anlatmasına rağmen, Anna kati olarak bir başörtüsü takmayı ve uzun etek giymeyi reddetmiş. Etik ve gazetecilikle ilgili konuların yanı sıra farazi mevzular hakkında da uzun tartışmaları olmuş. Anna için gazeteciliğin en önemli amacı, haberleri zamanında bildirmek ve elde ettiğin bilgileri kendi yargılarını katmadan tam olarak saf bir biçimde sunmaktı. Oysa Natalya için ise, gazetecilik daha çok savunmakla ilintiliydi. Natalya’ya göre bir haberin yayınlanması bir kişinin hayatını tehlikeye atacaksa o haberi yayınlamamak daha doğru bir seçim olacaktı ve kaynaklarının sorumluluğu gazeteciliğin ana amaçlarından birisiydi. Asla aynı fikirde olmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Anna, 7 Ekim 2006 tarihinde (Vladimir Putin’in doğum gününde) Moskova’da vurularak öldürüldü. Cansız bedeni bulunduğunda kafasında ve göğsünde kurşun delikleri vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Natasha, üç yıl sonra, 15 Temmuz 2009 tarihinde Grozny’de evinden ofisine gittiği yol üzerindeki otobüs durağında kaçırıldı. Natasha o gün başkalarının kaçırıldığı anda davrandığını düşündüğü şekilde hareket etti: kendi adını ve kaçırıldığını bağırarak, olayı görenlerden durumu Memorial’a bildirmelerini diledi. Natalya, sabah trafiğinin en yoğun olduğu saatte insanlarla dolu bir caddeden alınıp götürüldü. Hiç kimse ona yardım etmedi, hiç kimse kaçırma olayını bildirmedi. İnsanlar da korkmuştu. Kimse bir görgü tanığı olarak bilinmek istemedi. Natasha’nın kafasında ve göğsünde kurşun delikleri olan cansız bedeni aynı gün öğleden sonra komşu İnguşetya’da bulundu. Natasha’nın 16 yaşındaki kızı, “Annemin kaçırıldığı anda ne düşündüğünü çok iyi biliyorum. Onun yanında olmadığım için mutluydu” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya, Birleşmiş Milletler’e Natalya Estemirova cinayetiyle ilgili bir soruşturma komitesi kurmasına izin vermedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Natasha’nın katledilmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, Rus yetkililer cinayetin çözüldüğünü duyurdu. 2009 yılı sonbaharında öldürülen bir isyancının Natasha’nın katili olduğunu iddia ettiler. Güvenlik güçlerinin elindeki tek kanıt, sözümona öldürülen isyancının eşyaları arasında Natasha’nın bir fotoğrafına rastlanmıştı. Bu bilgiye birkaç gün sonra <a href="http://www.waynakh.com/tr/2010/08/estemirova-cinayetini-fransadaki-bir-cecenin-uzerine-yikmak-istediler/" target="_blank">isyancıya ait eşyalardan birisinin cinayette kullanılan tabanca olduğu iddiası da eklendi</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Novaya Gazeta, gazetecilerinin güvenliğini sağlamak için Kuzey Kafkasya ile ilgili haberlerini azaltmaya karar verdi. Memorial, güvenlik nedenlerinden ötürü Çeçenya’daki ofislerinin muhtemelen kapanacağını duyurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Natasha’nın yakın arkadaşı ve Memorial’den meslektaşı olan Milana Bakhieva, Amerika Birleşik Devletleri’nde 6 ay boyunca özel bir koruma programı altında kaldı. Milana, Temmuz 2010’un sonlarında Çeçenya’daki durumu gözlemlemek üzere anavatanına geri döndü.</p>
<p style="text-align: justify;">30.08.2010 – <a href="http://pulitzercenter.org/blog/untold-stories/chechnya-assassination-journalist-natalia-estemirova" target="_blank">Pulitzer Center</a><br />
<strong>Fatima Tlisova </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>*Bu makale Fatima Tlisova’nın Kuzey Kafkasya’da gazetecilere yönelik sansürü konu edinen “<a href="http://pulitzercenter.org/projects/eastern-europe/caucasus-russia--journalism-censorship-harassment" target="_blank">Kafkasya’da Gazetecilik ve Sansür: Anlatılmayan Hikayeleri Ele Almak</a>” isimli projesi kapsamında yayınlanan ilk çalışmasıdır. </em></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=8954&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/09/cecenya-natalya-estemirova-cinayeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Natalya Estemirova: Bir Yılı Geçti</title>
		<link>http://www.waynakh.com/tr/2010/07/natalya-estemirova-bir-yili-gecti/</link>
		<comments>http://www.waynakh.com/tr/2010/07/natalya-estemirova-bir-yili-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 09:41:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vainakh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviriler - Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Tanya Lokshina]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.waynakh.com/tr/?p=8723</guid>
		<description><![CDATA[Natalya Estemirova 15 Temmuz 2009&#8242;da Grozny&#8217;deki apartman dairesinin önünde bir arabanın içerisine tıkıldı, oradan uzaklaştıklarında ise vurularak öldürüldü. Üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen Human Rights Watch&#8217;un Rusya araştırmacısı Tanya Lokshina hala onun için yas ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Natalya Estemirova 15 Temmuz 2009&#8242;da Grozny&#8217;deki apartman dairesinin önünde bir arabanın içerisine tıkıldı, oradan uzaklaştıklarında ise vurularak öldürüldü. Üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen Human Rights Watch&#8217;un Rusya araştırmacısı Tanya Lokshina hala onun için yas tutuyor. Ölümüyle koşullara ayak uydurmanın ne kadar zor olduğu üzerinde derin düşüncelere dalıyor.<span id="more-8723"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>İşte o makale:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Moskova şu anda dayanılmaz derecede sıcak. Tıpkı o zaman Grozny&#8217;de sıcak olduğu gibi. Sanki beyninizi eritecekmiş gibi hissediyorsunuz. Çalışmak veya kımıldamak imkansız, şehirden kaçabilmek ve birileriyle daçalarında kalabilmek mükemmel olurdu. Hatta herşeyi bir kenara bırakmak, aceleyle denize gitmek, tüm günü suyun içerisinde geçirmek, soğuk bir şarap içmek ve hiçbir şey hakkında düşünmemek daha iyi olurdu&#8230; Fakat hiçbir yere gidemiyorum. Şimdi değil. Natasha&#8217;nın ölümünden bu yana bir yıl oldu. Şimdi yazma, fotoğrafları basarak tasnif etme, Natasha&#8217;nın ölüm yıldönümü anısına onu anmak için toplanmak üzere insanları davet etme zamanı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-8725" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/07/Estemirova.jpg" alt="" width="225" height="225" />Koca bir yılın geçmiş olduğuna inanamıyorum. Hala sanki uzaklarda bir yere gitmiş, herhangi bir an telefon çalacakmış ve onun her zamanki gibi ivediliği ifade eden kelimelerini duyacak gibiyim: &#8220;Sanki&#8230; Acil&#8230; Korkunç&#8230; Birşeyler yapılmalı&#8230;&#8221;. Bir başka iş seyahatimden döndüğümde, bazen kendimi dairemin kapısını açtığımda Natalya&#8217;yı işbaşında bulacakmışım gibi düşünürken buluyorum. Ben bir yerlere gittiğimde, Natasha sıklıkla benim daireme gelirdi. Kendi anahtarı vardı. Hatta şimdi bile buzluğumdaki parlak bir pakette onun geçen yıl getirdiği bazı hamur tatlıları ile bir tür sebze karışımı duruyor. Bir şekilde onları buzdolabımdan atamıyorum, numarasını cep telefonumun rehberinden silemiyorum. Yiyecekleri atmanın, numarayı silmenin ve Natalyasız yaşamayı öğrenmenin zamanı çoktan gelmiş olmasına rağmen. Fakat bu hiç kolay değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Natasha Estemirova her zaman oradaydı ya da öyle görünüyordu. Daha Grozny şubesi açılmadan önce &#8220;Memorial&#8221; için çalışıyordu. Tehlikeli sahaların en kötülerine gitti, gelen bilgileri kontrol etti, evine döndü ve sonra yine gitti. O vakit hepimiz onun evinde kaldık. Bazen üç ya da dört kişi hep birden ortaya çıkardı. Çok sayıdaki konuğa kalabilecekleri odaları ayarlamak için, Natasha ve kızı mutfaktaki küçük divana kıvrılıp uyurdu. Bir noktada tüm konuklar savaştan uzaktaki evlerine giderdi, ama Natasha hep oradaydı, bizim için hepimizin yerine. Hiç kimsenin şüphesi yoktu: Natasha ihtiyacınız olan şeyi öğrenecek, size söyleyecek, gerekli olan yapacak ve geri dönmek için birbaşka şans bulmak üzere sizi bekleyecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun bir Çeçen olduğunu ve elbette orada, evinde kalacağını söyleyenler olabilir. Ama siz yabancılar, elbette siz ayrılabilirdiniz. Natasha&#8217;nın annesi Rus&#8217;tu ve Natasha Urallar&#8217;daki Sverdlovsk bölgesinde büyüdü. Çeçenya&#8217;ya ancak babası oraya taşındığında gitti, fakat artık tam bir yetişkindi ve Çeçence konuşmayı da hiç öğrenmemişti. Onun için bir prensip olarak &#8220;kan ve (ana)vatan&#8221; gibi etnik kategoriler asla varolmadı. Yekaterinburg, Moskova ya da Petersburg&#8217;da yaşayabilirdi. Ama insanların acı çektiği ve onun da birilerine yardım edebileceği bir yerden bedenen kendisi ayıramadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8727" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/07/natalya_-_estemirova-300x271.jpg" alt="" width="300" height="271" />Ama Natasha gerçekten normal bir yaşamın hasretini çekmekteydi. Rus klasikleri arasında büyümüş bir tarihçiydi. Feci bir şekilde onları okuyacak az zamanı olmasına rağmen kitapları severdi. Ayrıca tiyatroyu da severdi: eğer bir şekilde kendisini Moskova&#8217;da bulursa, kendisini bir tiyatro yapımından bir başkasına atardı. Harika müziklerin, filmlerin, sergilerin olduğu bu büyük kentin çeşitli kültürel yaşamını ziyaret edecek yeterli zamanı asla bulamadı. Grozny&#8217;de tüm bu şeyleri acı verici şekilde özlüyordu. Ayrıca gece toplantılarını, gürültülü misafirlikleri, süper zeki sohbetleri, konforlu kafeleri yani bizim için hayatlarımızın ayrılmaz birer parçası olan şeyleri anlayamayacağımız kadar çok özlüyordu. Natasha hayatında bu olağan şeylerden çok azına sahipti ve küçük bir kız gibi mutlu olduğunu söyleyerek kendi duygularını bastırırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun boyluydu ve balerin gibi duruşuyla çok zarif bir yürüyüşü vardı. Alacak parası olmamasına ve Grozny&#8217;de seçim göz kamaştırıcılıktan uzak olmasına rağmen güzel elbiselere bayılırdı. Birinci Rus-Çeçen Savaşı&#8217;ndan kısa bir süre önce doğan kızını delicesine sevmekteydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Korkunç bir düşünce. Natasha her zaman geç saatlere kadar iş yerinde çalışırdı. Kızını kalması için akrabalarına ya da çok ta uzak olmayan Hazar Denizi&#8217;ne bile gönderirdi, ancak hiçbir zaman kızıyla birlikte bir yaz tatili yapamayı başaramadı. &#8220;Yapılacak çok fazla şey var, öylesine çok insan var ki onları nasıl terkedebilirim?&#8230;&#8221; diyordu. Öldürülmeden bir yıl önce kızı Lana&#8217;yı Urallara gönderdi. Uzun bir süredir Grozny&#8217;nin bir çocuk için çok tehlikeli bir yer olduğunu biliyordu: adamakıllı eğitim yoktu, normal bir yaşam yoktu. Sıklıkla bu konularda konuşurdu, ama küçük bir kızla bunların bir parçası olmak istemiyordu. 2008 yılının ilkbaharında [kukla] Çeçen Devlet Başkanı Ramzan Kadirov basında kendisini eleştirdiği için Natalya&#8217;ya bağırıp kızıyla ilgili tehdit edici sorular sorduğunda Natalya bir şeyler yapması gerektiğini anladı. Kendisini saf dışı bırakmak için her an kızını kullanabilirlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-full wp-image-8728" src="http://www.waynakh.com/tr/wp-content/uploads/2010/07/natalya.jpg" alt="" width="250" height="188" />Yaz tatilinde Natasha bizim yalvarmalarımıza kulak verdi ve Lana&#8217;yı İngiltere&#8217;ye götürdü. İki ay boyunca Oxford&#8217;ta bir hostelde yaşadılar. Temmuz ayının ortalarında çalışmak üzere Londra&#8217;ya gittim ve Natasha&#8217;da bir akşam Londra&#8217;ya gelebildi, böylelikle birlikte akşam yemeği yeme ve sohbet etme imkanı bulduk. Restorantta oturduğum can kenarından Natalya&#8217;nın sokakta yürüyüşünü izledim. İçindeki keyfin parıldamasıyla kelimenin tam anlamıyla etrafına ışık saçıyordu. Büyük bir şehirde güzel bir kadın. Boynunda gösterişli bir eşarp, düz bir etek ve topuklu sandaletleri vardı. Birbirimizi uzun zamandır tanıyorduk ama ilk kez işkence, adam kaçırma, infaz, hukuksuzluk ve savaş &#8230; konularına değinmeden bir sohbet gerçekleştirdik. Natasha Oxford&#8217;taki muhteşem yaşantılarıyla ilgili hikayeler anlattı, oradaki harikulade parklardan, Lana&#8217;yla birlikte bölgeyi nasıl keşfettiklerinden ve başkente yaptıkları ziyaretlerde galerileri nasıl dolaştıklarından bahsetti. Her sabah koşuyor, yoga yapıyor ve İngilizce öğreniyordu. Onu daha önce hiç böylesine mutlu gördüğümü hatırlamıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama yaz sona erdiğinde eve geri döndü. Kızı Lana&#8217;yı kızkardeşinin yanına Yekaterinburg&#8217;a götürdü, orada Lana için bir okul ayarlamıştı. Ağustos&#8217;un ortalarında Natasha Grozny&#8217;e geri döndü. İngiltere&#8217;den ayrılmadan önce onu aradım ve kendimi tutamayarak telefonda haykırdım: &#8220;Sen delisin! Oxford&#8217;ta harika zaman geçiriyordun. 10 yaş daha genç görünüyorsun. Şimdi geri dönme. Tatilin sonuna kadar kızınla birlikte kal. Yarı yıl tatiline kadar kızından ayrı kalacaksın! Kız için çok kötü bir şans ve sen de kendi kendini yiyeceksin. Ne yapıyorsun?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Natasha tekleyerek bahaneler ileri sürüyordu: &#8220;Ama beni anladığından eminim, uzun süredir Çeçenya&#8217;da değildim ve yapacak çok fazla iş var&#8230; Hepsini düşünmeye başladım, beni arıyorlar, sesli mesajlar bırakıyorlar&#8230; İnsanlar ofise gelip beni soruyor. Ve ben orada değilim. Gerçekten gitmem gerekiyor. Yapabileceğim başka bir şey yok&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve gerçekten yapamadı. İşlerin nasıl olması ve kendisinin neler yapması gerektiğiyle ilgili had safhada güçlü fikirleri vardı. Biz elbette onu durdurmaya, Çeçenya&#8217;dan ayrılmaya, hatta bir parça olsun kendisi için yaşamaya ikna etmeye çabaladık; ama gerçekten dürüst olmam gerekirse, bunun için yeterince uğraşmadık. Çünkü bizim onun orada, Grozny&#8217;de olmasına ihtiyacımız vardı; çünkü kimse ondan daha iyi çalışamazdı, başka kiminle birlikte kalacak, başka kim bize tavsiyeler verecek, bir haftalık ziyaretimizde yapılamayacak bir şeyi bitirmesini başka kimden isteyecektik?</p>
<p style="text-align: justify;">15 Temmuz 2009&#8242;da Natasha Estemirova hepimizin sıklıkla kaldığı ve bizim kendi yerimiz gibi gördüğümüz Grozny&#8217;deki evinin yanından kaçırıldı. Bir arabanın içerisine tıkıldı ve İnguşetya&#8217;ya götürüldü, orada vurularak öldürüldü. Olaydan birkaç ay önce 51 yaşına girmişti. Natasha cinayetinde adalet yerini bulmadı. Ve bizler de hala onsuz yaşamayı öğrenemedik.</p>
<p style="text-align: justify;">21.07.2010 &#8211; <a href="http://www.opendemocracy.net/od-russia/tanya-lokshina/natasha-estemirova-one-year-on" target="_blank">Open Democracy</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tanya Lokshina</strong></p>
<img src="http://www.waynakh.com/tr/?ak_action=api_record_view&id=8723&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.waynakh.com/tr/2010/07/natalya-estemirova-bir-yili-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

