İlk Çağlardan Günümüze Kadar, Doğu ve Kuzey Doğu Anadoluda’ki Çeçence Yer Adları

Şimdiye kadar başka uluslar ve araştırmacılar başka bir ulusa ait kelimelere, kendilerininmiş gibi sahip çıkmışlardır. Bu kusur, kelimelerin asıl sahiplerince incelenmemesinden ve yazıya geçirilmemesinden kaynaklanmaktadır. Kelimelerin fonetikleri ve morfolojileri bilinmedikçe sahiplenenler haklı gibi yazıla gelmiştir. Urartuca ile Çeçence arasındaki akrabalık ve kök birliği artık inkâr götüremeyecek kadar açıklık kazanmıştır. Hatta Urartulardaki tanrılar tanrısı Haldi’nin şimdiki Çeçence ile olan alâkası ispat edilip açıklık kazanmıştır. Şimdi biz burada, dikkat çekici bazı kelimelere ve yer adlarına açıklık getireceğiz. Reddedenler bu kelimelerin anlamlarını, açıklamalarını ve delillerini ortaya koymak zorundadır. Uyarı: ie , ve uo sesleri diftongdur: iye, uvo gibi.

ĀL >< ĀLA >< ĒLA. Modern Çeçencedeki ēla, İnguşçada äla, Tuşça ve Çhiebarluocada ise ala şeklinde telaffuz olunan Urartuca da aluçie diye yazılmış bulunan bu kelimelerin Türkçe karşılığı “Prens, feodal, bey”, Rusçada ise “knyaz” demektir. Çeçencenin sonundaki bütün a ünlüleri belli belirsiz biçimde telaffuz edilir. Yani ēl şeklinde telaffuz edildiği zaman bunun da aynı kelime olduğu bilinmeli ve anlaşılmalıdır. Tekil yalın haldeki bu kelimenin Genitiv, Dativ, Ergativ ve Lokativ halleri şöyledir.

Yalın Nominativ: ēla;Genitiv: ēla-n;
Dativ: ēla-na; Ergativ; ēla-n-uo;
I. Direktiv: ēl-ie v; çkl. ēl-iy b. (Prens, prensin, prense, Ergativ hal Türkçede yok, prense; çkl. prensler.) Dikkat edilirse tekil hallerdeki erillik bildiren gramatikal sınıflandırıcı v, çokluk yalın haldeki erillik bildiren gramatikal sınıflandırıcı da b’dir. Gramatikal sınıflandırıcılar bazan kelimenin başına da gelebilir: Bk. Albani. Klasik Çeçenceden günümüze kadar “prenses” ve “kraliçe”nin karşılığı da Stū’dur.

Yalın Nominativ: Stū; Genitiv: Stū-n-an;
Dativ: Stū-n-na, Ergatif: Stū-n-uo;
I. Direktiv: Stū-ga, y; çkl. Stū-n-aş, b. (Prenses, prensesin, prensese, Ergativ hal Türkçede yok; prensese, y; çkl. prensesler.) Keza, tekil hallerdeki dişillik bildiren gramatikal sınıflandırıcı y, çokluk yalın haldeki dişillik bildiren gramatikal sınıflandırıcı da b’dir.

ALVAN>< ALBAN. Albani diye bildiğimiz kelimenin de Alvan’dan dönüştüğü ve Vaynăx (Vaynah) diline ait olduğu kuşkuya yer vermez. Bu konuda bize yukarıda açıkladığımız āl >< āla >< ēla ile daha aşağıda açıklayacağımız van (bk. b.) kelimesi ve cinsiyet bildiricileri yardımcı olacaktır. Buna göre Alvani kelimesinin etimolojisi tam yerli yerine oturmaktadır: al vani : al(a) “Prens”, v- “erillik bildiren ön takı”, van “olan”(bk. b.) demektir. Tabiatiyle al + van “Prenslik, prenslik olan, feodallik, beylik” karşılığında tam yerine oturmaktadır. Alban de doğrudan doğruya Çeçenceye uymaktadır. “Tekil erilliği karşılayan cinsiyet ön takısı” v > b olunca b, çoğulu ifade eden cinsiyet ön takısı olmaktadır. al + ban “Prenslikleri olan, prenslikler, feodallikler.” Her halükârda tarihin Alban devletinin en aktif üyelerinden birisi Çeçen feodallikleri olarak görünmektedir. Bunların birer kelime oyunu veya ses benzeşmesi şeklinde düşünülmesi durumunda aksinin de ispatı gerekir. ĀRA. Bu kelimeyi Çeçence-Rusça sözlükten aktaralım. Birinci ve ikinci sırada (āra¹ ve āra² ) gibi iki kelime bulunmaktadır. āra¹ Mastar. Şimdiki zamanı: ōru; görülen geçmiş zaman: ērira; öğrenilen geçmiş zaman: ērina.(Harman sürmek; harmanı sürüyor; harmanı sürdü; harmanı sürmüş) āra² Zarf. Dışarı, dışarısı; kır step, yazı,.

ĀRAMİ < ĀRAMİE. Çeç. Āra-m-ie: Ara “Dışarısı, yazı, step, ova” karşılığındadır. (Bk. āra² ve ārie). -m- pekiştirme edatı. -ie “Yer bildirme eki”. Ünlülerin fonetiği bilindikten sonra (bk. Ararat) kelimenin tam karşılığı “Dışarıya ait olan” demektir. –m- pekiştirme edatı Çeçencede hâlâ bütün canlılığını korur. Meselâ: Déra ca ella asa-m! (Elbette demedim!)

ARARAT. Türkiye’nin doğusundaki Ağrı dağının tarihsel adı. “İbrani kaynaklarında, Nuh’un Tufan hikâyesinde Ararat olarak geçen isim, Qumrun metinlerinde ise Urarat biçiminde olup Asur dilinde Urartu demektir.” Ermeniler bu dağ adının kendilerine ait olduğunu iddia ederler. Dünya da bunu böyle kabul etmiştir. Ancak, ünlüler, Çeçen ünlü fonetiğine göre okunursa kelimenin karşılığı açık biçimde ortaya çıkar. İlk -Ā- bir buçuk ses uzunluğunda ve kapalı olarak, veya Arapçadaki -a- fonetiğine göre, ikinci -a- yine kapalı olarak kısa, üçüncü -a- ise kapalı ve belli belirsiz okunursa Āra-ra-ţ şeklinde olur. Çeçenler, sondaki – ţ sesini kısaltırlar ve bu ses, Arapçadaki -tı- (ﻄ) sesi karşılığındadır. Yani ţe, iken – ţ ekline döner. Bu durumda Āra-ra ţe olan keline > Āra-ra ţ olur. Āra Dışarısı, yazı, step, ova” karşılığındadır. -ra “-dan, -den, -tan, -ten” Ablatif ekidir. – ţe > – ţ ise “üst, üste, üste doğru” lamındadır. O halde Āra-ra ţ kelimesinin tam karşılığı “Dışarıdan beriye doğru üst(ümüz)e gelen veya “dışardan üstümüze (doğru gelen)” emektir. Urartu demek olan Āraraţ kelimesi bir yer ve dağ adı olarak tertemiz Çeçencedir ve Çeçenlerin de tarihteki adıdır. Kaldı ki rartologların araştırmaları da Urartu-Kafkas, özellikle de Urartu-Çeçen birliğine doğru bilimsel kanaat serd etmektedir.

ĀRİE. Yalın hal: ārie; Genitiv:
ārienan; Dativ: ārienna; Ergativ:
ārienuo; Yer zarfı: ārienie, y; çkl.
ārienaş, y. (1-Yer, mevki, mevzi, mahal, mahal;
alan; saha; 2) Yazı, kır, step, dışarısı.)

ARİN-BERD >< ĀRİEN-BERD >< ĀRİEN-BİERD. Bu maddeyi açıklamamız için şu cümleyi aktarmamız lâzım.”Aras nehrinin kuzeyinde, beşinci yılında Erebuni (Arin-Bert) ve 11. yılında Argistihinili (Armavir) gibi büyük çaptaki şehirleri kurduğu anlaşılmaktadır.” Arin-Bert diye anılan bu kent adı da tertemiz Çeçencedir. Berd veya bierd, Çeçencede hâlen āra ve ārie gibi canlılığını koruyan kelimelerden birisidir. Yazdıklarımızı kanıtlamak bakımından yine Matsiyev’in sözlüğüne müracaat edelim. berd [bierdan, bierdana, berduo, berdie, b; çkl. bierdaş, d] Uçurum, yar; yamaç. (Köşeli parantez içindekiler Genitif, Dativ, Ergativ hallerle yer bildiren zarftır.Tekil cinsiyeti b, çoğul cinsiyeti ise d ile olmaktadır.). Keza, Urartuca berd “kale, müstahkem yer” anlamındadır. Erebuni adı verilen Urartu şehri de bu Arin-berd’de, yani “Stepteki müstahkem yer”de inşa edilmiştir. Daha sonra aralarında Vaynaxların da bulunduğu Albani Devleti kurulmuştur. Orada da Çarı-berd denilen müstahkem bir kale varmış.

BİEN > BİENUO. “Urartular ise kendilerine Bianini’li demişlerdir. Urartuca Biane veya Viane’den bugünkü Van (bk. b) isminin çıkmış olduğu anlaşılmaktadır.” Şimdiki Çeçenler arasında Bienuo adında büyük bir boy yaşamaktadır. Ayrıca şimdiki Çeçenya’nın güney doğusunda, Nozhay-Yurt (Nocay-Yurt) rayonuna bağlı bir köy ve klan olarak da bulunmaktadır. –uo’nun mensubiyet eki olduğu hatırlanacak olursa kendilerine Biane adını veren Urartuların Çeçenlerin devlet kurmuş bir kolu veya aslı olduğunu kabul etmemek için hiçbir sebep yoktur. Hatta daha önceki Hurrilerle onlardan da önceki Mitannilerin bile şimdiki Çeçenlerin ataları oldukları, bilimsel araştırmalar ilerledikçe anlaşılacaktır. Bütün bunların dışında bien kelimesinin modern Çeçencede “yuva” demek olduğunu da hatırlatalım. Bir başka hatırlatma amacıyla şu bilgileri de sunalım:

Çeçenlerin günümüzde tespit edilmiş dokuz kabilesi vardır. Bu kabileler şunlardır:
1. Noxçmäxkaxuoy (İçkeriler);
2. Çhiebarluoy;
3. Şuotuoy;
4. Äqqiy (Auxlar = Auhlar);
5. Mälxiy;
6. Şaruoy;
7. Çhäntiy;
8. Erştxuoy >< Orstxuoy (Erştholar >< Orstholar, Karabulaklar);
9. Therluoy.

Mohmad Mamakayev’in 7, 8, 9. uncu sırada kabile olarak kaydettiklerini Kati Zayndin Çokayev boy sayar ve kabile olarak şunları kabul eder: Mjaystxuoy (M’aysthuoy), Galuoy, Ārara Noxçuoy. Daha sonra Kati Zayndin Çokayev bir makalesinde Erştxuo >< Orstxuo (Erştho >< Orstho, Karabulak)ları da kabile olarak gösterir Bu farklı görüşlere göre kabile ve boyların yerli yerine oturtulması bu alanda çalışan etnografların çözecekleri bir meseledir. İşte tarihte adı geçen Bienler günümüz Çeçenyasında Noxçmäxkaxuoy (Nohçmähkahuoy) kabilesinin bir boyu olarak gözükmektedir. Bu kabileye ait olan tayplar (boy) alfabetik sırayla şunlardır: Bielagatuolar, Bienuolar, Biltuolar, Chontaruolar (Ts’ontaruolar), Çermuolar, Çiertuolar, Dişnuolar (Bu satırların yazarı da bu boya mensuptur) Eghaşbatuolar, Elistanzhuolar (Elistancuolar), Enaqalluolar, Enganuolar, Ersanuolar, Gendarganuolar, Ghordaluolar, İhirxuolar, Jalaruolar (‘Alaruolar), Margaluolar, Saduolar, Siesanxuolar, Xoraçuolar, Xurçaluolar, Yalxuolar (merhum Dudayev’in mensup olduğu boy), Zandaqhuolar.

İNGUŞ. Vaynăhların ikinci büyük kolu İnguş koludur. Çeçenler, Tuşlar ve kendileri kendilerine Ghalgha derler. Çeçencede, yukarıda belirtildiği gibi -ş, -aş, -y çokluk yapan eklerdir. Ghalghay veya Ghalghaş “İnguşlar” demektir. Ghalgha kelimesi “şehir, kasaba; kale, kule, kulede oturan” ve “kalkan” gibi anlamları içerir.

Vaynah kavminin bu kolu tarihte Cori (Tsori), Dzurdzuk, Zhieraxuo (Cieraho), Nazrani, Makalon etnonimleri ile anılmaktadır. Gürcüler Gligva, Gligvi, Ruslar İnguşi, Asetinler ise Makalon derler. Asetinlerin İnguşlara Makalon demelerinin tarihî geçmişi de vardır. Alanlara, yani şimdiki Osetinlere komşu olarak yaşayan Maxalon adlı bir halkın varlığından bahsedilmektedir .Asetinlerin bugünkü İnguşlara verdiği Makalonlar adının kelime olarak Çeçence olduğunu biliyoruz. Zira makkal günümüzde “akbaba” demektir.
Ghalghaların yabancılar tarafından söylenen ve yaygın olan adları İnguştur. Bu ad Kabardeylere komşu olarak Tarskoy vadilerinde yaşayan halka Ruslar tarafından verilmiştir denilir. Uzmanlara göre kelimenin aslı Anguş’tur. An “ufuk”, guş “görünen”, t “yer bildirme eki”. Bu durumda anguşt “bir yerden görünen ufuk” anlamını taşır.

KARS. Günümüz Türkiyesinin doğusunda bir il adıdır. Ama Türkçe bu kelimedeki K sesini kalın ka olarak telaffuz etmektedir. Fonetik bakımından doğru olanı ise K’nın İstanbul ağzıyla telaffuzudur. –a- sesi de kapalı okunmalıdır. O takdirde modern Çeçencedeki karşılığı şöyledir: kars [ karsan, karsana, karsuo, karsie, y; çkl. karsaş, y] 1) Toynak fırçası (at için); 2) Urgan (At kılından); 3) Kıl demeti, kıl yığını.

KOVKAS >< KAVKAS. Kafkas kelimesinin aslı Kov-Kas’tır. Kov Çeçencede “kapı, ocak, bark, avlu” anlamına gelmektedir. Tabiatiyle “Kasların ocağı, Kasların yurdu”, demek olmaktadır. Kafkas (aslı Kov-Kas’tır)’taki Kaf-KAS’da da görüldüğü üzere bu Kas, etnografik ve toponomik olarak –pi ekini almaktadır. –pi eki Tarih Öncesinde bütün Kafkasyalıların ortak kullandıkları bir ektir ve Türkçe’deki –lar, -ler ekinin karşılığıdır. Aynı ek, Vaynaxların bir kolu olan ve Gürcüstan’ın Axmatski rayonunda yaşayan Batsçada (yani Tuşça) hâlen, canlı olarak kullanılmaktadır. O halde KAS-Pİ= KASLAR demektedir. Kaspi Denizi de doğal olarak Kasların denizi olmaktadır. Hazar kelimesi ise, Kafkasyalılar için yabancı bir kelimedir.

MUŞ. Günümüz Türkiyesinin doğusunda bir il adıdır. Bu kelime de muhtemelen Çeçence bir yer adı olsa gerek.. Muş¹ [müşan, müşana, müşuo, müşie, b; çkl. maşşaş, d] Halat. Muş² [müşan, müşna, müşnuo, müşnie, d; çkl. müşnaş, d] Bot. Karaağaç.

NĂH > NĂX: Çeçenler, İnguşlar ve Tuşlar birer etnonim olarak bu kelimeyi “halk, insanlar, adamlar, öbek, topluluk, cemaat, yad,” karşılığında kullanırlar. Yeri geldikçe, kullanılan cümleye göre “ ulus, kavim, el, elâlem” anlamlarını da taşır. Çeçen, İnguş ve Tuş dilleri Năx ağacının kollarıdır..

NAHÇİVAN >< NĂXÇİVAN. Katıksız ve saf Çeçence bir kelime olup şimdi bir yer adı olarak canlılığını korumaktadır. Noxçuo, Noxçi (tkl.); Noxçuoy, Noxçiy (çkl.) ile Van maddeleri incelendiğinde birleşik bir kelime olduğu açıkça anlaşılacaktır.

NOXÇUO, NOXÇİ (tkl.); NOXÇUOY, NOXÇİY (çkl.): Çeçen etnografı Laudayev Umalt tarafından “peynir üreticisi” karşılığında olan nexç’ten türemiş olduğu yazılıdır . Bir diğer görüş de Naşxa boy adının içindeki –şx-’nin –xç-’ye dönüşerek Naxç, daha sonra Noxç olduğu şeklindedir . Gerçekten Çeçencede nexç > niexç “peynir” demektir. Bu kelime İnguşçada naxça, Tuşçada naxç’tır. Her iki görüş yapı ve etimolojik bakımından doğrudur. Yukarıdaki (a) fıkrasında bulunan anlama bakılınca naxçuo kelimesindeki –ç- sesinin benzeri bir başka kelimede daha bulunduğuna şahit oluyoruz. Bu kelime de mäxç’tir. Kelime anlamca iki kardeşin torunları arasındaki akrabalığın adıdır. Bu iki kelimede görülen -çuo’nun karakteristik bir mensubiyet eki olma ihtimalini düşünmekteyim. Söz konusu ek hakkında Çeraşvili’nin 1960 yılında yayımlanan “K penezisi elementa ça, çu, çuo v naxskix yazıkax (Vaynah dillerinde -ça, -çu, -çuo eklerinin anlamları hakkında)” adlı çalışması bulunmaktadır. İnceleyemediğim için maalesef makale hakkında yorum yapamayacağım.

Noxçi kelimesinin kökeni hakkında üç görüş daha vardır. Naxça’daki -ça parçası için görüşlerden birincisi:
Hâlen Avarca ve Lezgicedeki “adam” karşılığı olan “çi” ile aynıdır görüşü. Noxçi’de kullanılan -çi şeklinin Türkçe olduğu görüşü.

Noxçõ’daki -çõ ekinin aslı -çuo’dur. Çeçencedeki çüo’dur görüşü. Çüo “iç, içi” demektir. Bugün Noxçiyçüo “Çeçen içi,” anlamında ve ülke adı olarak “Çeçenya” karşılığında kullanılır . Năx’taki –a-‘nın –o-‘ya dönüşmesi Çeçencede her zaman ve her an mümkün olan bir ses hadisesidir. Hatta Nuoxçuo demek Çeçencenin telaffuz biçimine daha da uygundur. Hurrilerin bir kabilesinin adı olan Nuhaşşe kelimesinin Nuoxşaşa ve sonra da Nuoxçaşa “Nax’ın kendilerinden birisi veya Çeçenlerin kendilerinden birisi” olmaması için hiçbir aksi görüş ortaya atılamaz. Nuoxçaşa kelimesi doğal olarak diftongsuz Nuxça veya Noxça biçiminde telaffuz edilir. Şa da aslında müstakil bir kelimedir ve “muhatabın kendisi” anlamındadır. Ayrı olmakla birlikte kaynaşmak sûretiyle kalıplaşma eğilimine dönmüştür. Tipik ve en güzel örneği de çok kullanılan kelimelerde görülür:

Dâlaşâ < Dâla + şâ “Tanrı’nın kendisi, Tanrı’nın zâtı”. Bugün bütün canlılığını koruyarak gelen diğer bir kelime de Noxçaşa’dır ki Nox-ç-a-şa şeklinde parçalanabilir: Noxç “Nah halkı”, -aş “lar, ler”, -a “Ergativ eki”dir. Yani “Çeçenlerin kendisi” demektir. Bu gerçekler karşısında Noxçuo’daki -ç-’nin anlamını yukarıdaki üç görüşle ilgisi olmadığı ortaya çıkar. O zaman bu -ç- sesinin Nuoxaş’dan neşet ederek “Năx halkının kendileri veya Năx halklarının kendisi” karşılığında kullanılabileceğinde tereddüt etmemek gerekir. Bunun açıklamasını hâlen canlı olarak söylenen kelime ve cümlelerde arayabiliriz.: Naxa şâ iştta oyla yo “İnsanlar kendileri öyle düşünüyor veya Halkın kendisi öyle düşünüyor” Noxçaşa iştta oyla yo “Çeçenler veya Çeçen halkı öyle düşünüyor.”
Tabiatiyle Nuoxaşşa’ nın karşılıklarına bakarsak sonuç âşikâr olarak ortaya çıkar. Nuox “Halk, Nah halkı”, -a “ergatif eki”, -ş “lar, ler”, şa “kendisi, kendileri” = “Năx halkının kendisi” demek olduğu anlaşılır. –ş->-ç- veya –ç->-ş- dönüşmesi de uzak ihtimal olmasa gerekir. Bunun. açıklamasını, konumuzu fazla uzatacağından geçiyoruz.

Noxçi, Noxçõ > Noxçuo kelimeleri Çeçenlerin Çeçence adıdır. Năxçi adı ilk defa, bildiğimiz kadarı ile milâdî VII. Yüzyıl’da yaşayan Ermeni tarih ve coğrafyacısı Moisey Kagankatvatsı’nın İstoria Argvan veya Armyanskoy Geografi, S.P. 1861 adlı eserinde geçmektedir: Naxçmyätta şeklinde. Aynı eserede Kustı kelimesi de geçmektedir. Her ikisi canlı olarak günümüze kadar gelmiştir. Birincisi Nohçi muott (< Noxçmuott) “Çeçen dili” demektir. İkincisi ise, Gürcülerin Çeçenlere verdiği adla Kist’tir. Noxçuo kavminin ve kelimesinin yabancı uluslar ve halklar arasında yaygın ve şöhretli olan adı ve karşılığı Çeçen’dir. Komşuları Çerkesler, yani Adıgelerle Kabarteyler Şeşen, Laklar, yani Gazikumuklar Miçixiç, Avarlar, yani Ma’urallar Burt’içi ve Burtinav, Tatarlar, yani Ghiezaluolar Masaget, Osetinler (veya Alanlar), yani Hiriyler İnguşlara Makalon, Çeçenlere Tsatsan, Gürcüler Çaçani, Kisti veya Kist’uri, Ruslar Çeçentsı (çkl.) diye anar ve adlandırırlar.

Çeçen adına XIII. Yüzyıl’da Tatarlar ve Moğollar döneminde Seçana, Tsatsani (Cacani), Çeçena şeklinde de karşılaşılmaktadır. Bu durumda XVII. Yüzyıl’da, I. Petro’nun ve ordusunun İran seferinde, şimdiki Grozni rayonunda bulunan Çieçan auluna ulaştığında, bu aula izafeten Noxçuo halkına Çeçen adı verildiği yanlış değilse bile, aynı adın XIII. Yüzyıl’dan kaynaklanarak o güne ulaştığını ve Rusların vasıtasıyla yaygınlık kazandığını söylemek her halde hata olmaz. Çeçen kelimesinin Noxçuolara yabancı uluslar tarafından verilmiş bir ad olabileceğini vaktiyle belirtmiştik . Rusça, Çuvaşça, Çağatayca, Kazanca, Kırgızca sözlüklerdeki karşılıklarını da aktarmıştık.

TUŞ. Tuş halkı Vaynăx ulusunun üçüncü koludur. Çeçenlerle İnguşlar, Tuşlara Bac (Bats) adını verir. Bu Batslara Gürcüler Ts’ov veya Tuşin derler. Ruslar Mizzhegi (Mizcegi), Çeçenler Choy (Ts’oy) veya Bacuoy (Batsuoy), komşuları olan Kistler Vabo, (çkl. şekli: Vaboy veya Väppiy) adını verirler. Dil biliminde Bats (Bac, Tuş) tekil şeklinin çoğul şekli şöyle geçer: Batsav, Batsba, Batsbi (Bacav, Bacba, Bacbi), yani Batslar veya Tuşlar. Dil bilimci Prof. Dr. Y. D. Deşeriyev Batsba kelimesinin “otlar, otlaklar, otlakçılar” demek olduğunu söyler. Gerçekten günümüzde buc (buts) “yeşil ot, ot” demektir. Kati Zayndin Çokayev , yine “kuru ot” demek olan ve Orta Çağlarda Terek geçitlerinde ve çevresinde Canaruoy (Tsanaruoy) diye bir boyun yaşadığı dağ Çeçenlerince bilinmektedir, açıklamasını getirir.

Burada açıklanması gereken bir başka husus daha vardır. Tuş adının eski pagan inancında, yani çok tanrılı bâtıl inançlar döneminde “tanrı, ilah” karşılığında kullanılmış olduğu bilinmektedir. Vaynăx kavminin üçüncü kolu olan bu Tuşlara veya Batslara İlk Çağlarda tanrı adı olan Chu (Ts’u) eklenerek Chu-Bacuoy (Ts’u-Bâtsoy) denilmiştir. Keza İlk Çağlarda Chu-Dēla (Ts’u-Dēla) “put tanrı” demek olan ve pagan dönemlerinden kalan bu dinsel, inançsal terim zamanla etnonime dönüşerek halk adı olmuştur. Chu (Ts’u) kelimesi de bugün, doğrudan doğruya “put” karşılığındadır.

TUŞPA. “Haldi’nin büyüklüğü sayesinde Sardur, Kudretli Kral, Büyük Kral, Biaini’li Ülkesi Kralı Tuşpa kentinin efendisidir.” Urartu metinlerinde geçen Tuşpa kelimesinin de analizini yapalım. Çeçencenin arkaik zamanlarına ait olduğu kesinlik kazanacaktır. Tuş kelimesini bir önceki maddede gördük. Şimdi Tuş-pa’daki –pa’yı inceleyelim. Bunu iki cihetten incelemeye tâbi tutacağız. Tuş pa veya Tuş ba. Çeçence, her ikisi için de bize yardım edecektir. İkisi de geçerlidir. İlki için bilimsel sonucumuz %100, ikincisi için ise %99’dur. Hâlen devam eden Çeçen-Rus savaşı münasebetiyle ölü veya sağ olduğunu bilemediğimiz istorik (tarihçi) Salman Lâlayev’i de hürmetle yad etmek bakımından onun vaktiyle bize Çeçence olarak açıkladığı bilgiyi biz bugün Türkçeye çevirerek aynıyla buraya aktaralım: -pa ile ilgili olarak açıklama. “Nereye gidiyorsun?” veya “Nereye gideceksin?” sorusuna eski Çeçenler şöyle cevap verirdi: Dē ghi pa ţe (Де гІи па тІе). Da veya Dē “baba, ata”; gha “yaprak veya soy sop”; pa “ülke”; ţe “yön, taraf”, anlamındadır. İşte Dē ghi pa ţe (Де гІи па тІе)’nin anlamı da, “Atalarımın soyunun ülkesine gidiyorum.” demektir. Biz bugün ata vatanımıza “Şay day maxk” diyoruz.. Hint-Avrupa dillerinde bu söz, yani Deghipaţe (ДегІипатІе) şekli, bir kelime ile söylenir:

Degipate-Egipet-Egipet, gibi. İnguşça bu kelimeye Deghifaţe (ДегІифатІе) veya Egifat (Эгифат) denir.

Bunların birbirleriyle ilişkisini anlamak için örnek bir kelime daha vereleim: Āra pa ţe (Apa па тІе). Ārie‘den maksat içerinin hemen dışı kast edilir.(Bk. Āra, Ārie). Tabiatiyle Āra pa ţe (Apa па тІе) “öte yandaki ülke” anlamını taşır. İnguşçadaki telaffuzu ise Āra fa ţe (Apa фа тІе) şeklindedir.

O halde, bu açıklamaya göre, Tuş pa > Tuş-pa “Tuş ülkesi” demektir. Arı duru, Çeçenlere ait bir kelimedir ve eski pagan inancında, yani çok tanrılı bâtıl inançlar dönemindeki Çeçenlerin atalarına ait bir kent ve yer adı olarak kullanılmıştır. . Bu satırların yazarı çocukluğundan ilk gençliğine geçiş yıllarında Çardak’ta (Göksun’un beldesi), Hamampınarı civarında gezinirken bir hanım (kim olduğunu bilmemekte), orta yaşlarda olan Basar Abbas adlı zata, Çeçenlerdeki nezaket gereği:
-Hay khant xho miça vüodu? (A oğlan, sen nereye gidiyorsun?) dedi.
O da:
- Pxhamţ vüodu-q!
Merhum Basar Abbas, Camalların Abbas diye maruftu.

Babasından kalan minik mezra Çardak’ın güneyinde, Parpi dağının kuzey eteğinde idi. Ve o oraya gidiyordu. Bu satırların yazarı bu kelimeyi ilk olarak ondan duydu. Ve bir daha kimseden böyle bir kelime duymadı.

Çeçencenin etimolojisi ve morfolojisi yönünden Pxhamţa > Pxhamţ veya Pamţa > Pamţ şeklinde telaffuz olunmuş olan bu kelime “köy, mezra” veya “yerleşim birimi” anlamında kullanılmıştır. Pxha- mţa veya Pa- mţa “Pa (mezra, köy, kasaba, her ne ise) üzerine; Pa üzerine doğru gitmek”. -ba ile ilgili olarak açıklama.Çeçencede pek çok kelime cinsiyet olmaksızın kullanılmaz. Cinsiyet bildiren ön ekler veya gramatikal sınıflandırıcılar esas olarak dört tanedir: b, v, d, y. Bunlardan d nötrü; v, erilliği; y, dişilliği; b ise eril-dişil-nötr ötesini ve çoğulu bildirir. Mesela anaç olanı du (bu, vu, yu)’dur. İsim ve isim soylu kelimelerin cinsiyetini bildirirken, fiillerde de cinsiyet bildirmek için kelime başında kullanılır Bunun Türkçe karşılıkları şunlar olabilir:

“1) var; 2) -dır, -dir, -dur, -dür, -tır,- tir, -tur, -tür; 3) Öyle, öyledir.” Bu du (bu, vu, yu), sözlü ifade ve ağızlarda: da (ba, va, ya) şeklinde de kullanılmaktadır. Fakat bu du (bu, vu, yu)’nun olumsuzu dac (bac, vac, yac) “değil, yok” şeklinde kullanılmaktadır. Fiillerin başında kullanılırken hareketi yapanın cinsiyeti de belirmiş olur. Bunu Van’ı açıklarken daha belirgin olarak göreceğiz. Hatta, kendilerini rahmetle anmak bakımından To’rer Ramzan ile Haci adlı iki amcazade arasındaki diyalogdan da birkaç satır pasaj aktarmak istiyorum. İlki dilbaz, latifeci, son derece şaka sever biriydi. Hatta her sözün gerisinde taşı gediğine lâtifeyle koyardı. Haci ise sessiz ve kalabalıkta suskun olurdu. Ama Haci, Ramazan’ın sanki onama makamıydı. Birlikte eş dost ziyaretine gittiklerinde konuşan

To’rer Ramzan olur ve sonra da dönüp ona sorardı:
- İştta dac i Xhazhiy? {Öyle değil mi (dir) Haci?}
- Da der! (Öyle elbette!)
Veya:
- İştta bac i Xhazhiy? {Öyle değil mi (dir) Haci?}-
Tabiî sözü edilenin cinsiyeti ne ise…
- Ba der! (Öyle elbette!)

Buna göre Tuş-ba > Tuşba kelimesinin anlamı, ba ‘nın aynı zamanda çoğul bildirdiği de nazara alınınca, hiç de gerçek dışı olmayan karşılığı “Tuşlardır” olur.

VAN. Yararlandığımız Matsiyev’in sözlüğünde dan kelimesiyle karşılaşırız. Tabiî bu kelimenin dört cinsiyet bildireni van, ban, yan’dır. Günümüz yazı dilinde aynıyla kullanılan bu kelimenin sonundaki –n, nazal –ñ olarak kullanılmakta, sözlü ifadede ise işlekliğini gün geçtikçe kaybetmektedir. Konunun doğru anlaşılması bakımından cinsiyet kabul eden bu kelimeyi, daha geniş açıklayacağımız van’ı sonraya bırakarak, görüldükleri şekliyle birer cümlede kullanalım:

dan: Bāzarara tay dān yollu (Pazardan iplik getirecek). [Cinsiyeti d olan ipliği dişil birisi, yani küçük kız, genç kız, kadın veya yaşlı bir hanım getirecekir.]

ban : Khant buolx bañ ghiertaş vu (Oğlan iş yapmaya çalışıyor). Oğlanın cinsiyeti vu ile, buolx (iş)’ın cinsiyeti bañ ile belirlenmiştir.

yan: Sañ duottagh vard yan vaxana (Arkadaşım araba tamirine gitmiş.)
Şimdi VAN’a geçelim. Kelime Türkçedeki telaffuzuyla okunduğunda bu bir Çeçen için hiçbir anlam ifade etmez. Ünlü –a- açık değil, kapalı okunduğunda ise anlam kazanır. Aynı kapalılıkta -ā- gibi, bir buçuk ses uzunluğunda okunduğu zaman da, daha farklı bir anlam taşıdığı anlaşılır. Geçmiş zamanlardan beri bu kelimede –n’nin nazal (-ñ) olduğu da mâlûmdur. Matsiyev’in sözlüğünden aktaralım. (Sözlükte dan formunun kullanıldığını, van formunun ise erillik formu olduğunu özellikle hatırlatalım. Ayrıca sözlükte ilk dan kelimesinin sağ üst köşesinde bir yıldız bulunur. Bu, kelimenin b, d, v, y cinsiyetli olduğunu açıklar.)

Van* [vo (şimdiki zaman), vina (-mişli geç. zam.), ver veya viyr vu (gelecek zaman)] 1) Yapmak; 2) Üretmeye çalışmak; 3) Doğmak, doğurmak.

Vān¹ [vōghu (şimdiki zaman), vina (-mişli geç. zam.), ver veya viyr du (gelecek zaman)] Gelmek.

Vān² [vaxha (şimdiki zaman), veara (-dili geç. zam.), veana (-mişli geç. zam.), vaxhar vu (gelecek zaman)] Getirmek.

Vān³ [vov (şimdiki zaman), vayra (-dili geç. zam.), vayna (-mişli geç. zam.),vovr vu (gelecek zaman)] Kaybolmak, yitirmek, yitmek.

Vān4 [(şimdiki zamanı yok), vayra (-dili geç. zam.), vayna (-mişli geç. zam.)] Görmek, rastlamak.

Bu karşılıklardan açıklamak istediğimiz VAN’a dönecek olursak bizi ilgilendireni Van* daki üçüncü anlam olan “doğmak, doğurmak.”; Vān¹ deki “gelmek”tir.

Yani VĀN kelimesi, günümüzde Doğu Anadolu’da Urartulardan günümüze kadar armağan olarak gelen kentimizin adıdır. Bir kent ve yer adı olan Van kelimesi hâlâ Çeçenler tarafından işlek olarak kullanılan saf Çeçence bir kelimedir.

VAYNĂX (VAYNĂH) : Vay + năx’tan oluşmuş birleşik bir isimdir. Kelime, Çeçenlerin, İnguşların ve Tuşların kendi kendilerine verdikleri bir kavim adıdır. Yani bir ulus olan bu üç kolun umumî adıdır. Vay, “kendi, kendisi, kendimiz, biz” anlamına gelen dönüşlülük zamiridir. Năx ise yukarıda açıkladığımız anlamları içerir. Demek ki Vaynăx, Çeçen, İnguş ve Tuşlar kastedilmek üzere “bizim halkımız, bizim ulusumuz, halkımız, kendi halkımız” demektir. Türk, Rus, Arap, Grek, Çin, Japon v.s. kelimeleri nasıl o ulusların kendi ulus adları ise, Vaynăx da Çeçen, İnguş ve Tuş ulusunun genel adıdır.

Tarık Cemal KUTLU


Sitene Sahip Çık!