Duygusallık Somut Gerçekleri Örtmeye Yeter mi?
Doksanlı ve ikibinli yıllardan tanıdığım Cuma Bayazıt’ın “Bir Rapora Dair” başlığıyla yazdığı yazı WhatsApp üzerinden bana gönderilince o yılların heyecanıyla neler yazdığını görmek için linki tıkladım. Önce onun yazısını, peşinden de ihbar dilekçesi diye yaftaladığı raporu okudum. Peki ama insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Peki raporda yer alan somut iddialara ne diyeceğiz Cuma beyefendi?
Alelacele yazılmış denilen rapor bir hayli kapsamlı, öyle ki tarihler, isimler ve belgelerle ortaya konulan ciddi iddialar var. Buna karşılık verilen cevapların büyük bölümü ise duygusal ifadelerden, suçlamalardan ve “fitne çıkarılıyor” söyleminden ibaret. Oysa tartışılması gereken kişilerin memleket sevgisi ya da akrabalık bağları değil, raporda anlatılan somut olaylardır bana göre.
Elbette herkes memleketini ziyaret edebilir, akrabalarıyla görüşebilir, kültürünü yaşatabilir. Akraba ziyareti, anavatan sevgisi, sıla-i rahim gibi kavramlar ve bu kavramların içerisinin doldurulması elbette son derece değerli. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak tarafsız bir gözle baktığımda bazı noktalar var ki, bunları sıradan bir hemşehri buluşması veya kültürel faaliyet olarak açıklamak kolay görünmüyor. Madem her şey bu kadar masum ve malum raporu yazanlar Çeçen düşmanı, o zaman Sayın Bayazıt’ın benim ya da benim gibi pek çok kişinin zihninde oluşan sorulara net bir açıklama getirmesi gerek.
Örneğin raporda, tüm masrafları Rus yanlısı rejim tarafından karşılanarak Türkiye’den götürülen bir grubun Çeçenya’daki paramiliter yapılarla temas kurduğu ve bu yapılardan nişan veya madalya aldığı belirtiliyor. Ahmet Hacı Kadırov Özel Polisi ile verilen pozlar ve alınan madalyalar ne anlama geliyor? Sıradan bir akraba ziyaretinde insanın karşısına böyle bir tablo çıkmaz. O halde bunun açık ve makul bir açıklaması yapılmalı.
Bir başka soru da Sivas’taki organizasyonla ilgili. İddialara göre bu etkinliğin nasıl yapılacağı konusunda Grozny’deki Basın Bakanlığı tarafından yönlendirmeler yapılmış ve doğrudan talimatlar verilmiş. Eğer gerçekten böyle bir durum varsa, sözümona Türkiye’deki bazı derneklerin ya da kişilerin reklamını ve organizasyonunu yaptığı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki böylesi bir etkinliğin başka bir ülkenin bakanlığı tarafından yönlendirilmesinin “kültürel dayanışma” sınırları içinde görülüp görülemeyeceği konusunda ne demek gerekir? Üstelik bu organizasyonu “tarihi bir buluşma” diye cilalamak ve konudan bihaber insanları bu garip organizasyona katılmaya teşvik etmek ne oluyor?
Daha da önemlisi, 10 ile 20 yaş arasındaki gençlerin “dil ve kültür kampı” adı altında yine tüm masrafları Çeçenya’daki Rus yanlısı rejim tarafından karşılanarak Grozny’ye götürülmesi meselesi. Çocukların ve gençlerin başka bir ülkeye götürülmesi, hele ki bu anavatanları ise elbette bir suç değildir. Fakat bu faaliyetlerin hangi amaçla yapıldığı, kimler tarafından organize edildiği ve gençlerin orada ne tür temaslara maruz kaldığı açıkça ortaya konulmalıdır. Bu sorulara “sadece kültür kampıydı” demek tek başına yeterli bir cevap değildir.
Raporda ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun bazı maddelerine ilişkin ciddi değerlendirmeler bulunuyor. Böyle iddialar varsa yapılması gereken, bunları görmezden gelmek veya “bize iftira atılıyor” demek değil; iddiaların her birine somut bilgi ve belgeyle cevap vermektir.
Sonuçta mesele Kadırov’u sevip sevmemek ya da Çeçenya’ya karşı olup olmamak değildir. Mesele, raporda ortaya konulan olayların gerçekten yaşanıp yaşanmadığı ve yaşandıysa bunların ne anlama geldiğidir. Eğer ortada yanlış veya çarpıtılmış bilgiler varsa, bunları tek tek ortaya koymak mümkündür. Hangi tarih yanlış, hangi belge sahte, hangi iddia gerçeği yansıtmıyor; bunlar açıkça anlatılabilir.
Ama bütün bu soruların karşısına yalnızca “Kadırov düşmanlığı yapılıyor”, “dil, kültür, birlik, beraberlik” veya “akraba ziyareti yapıyoruz” şeklinde cevaplar koymak, asıl tartışılması gereken noktaları ortadan kaldırmıyor.
Kısacası; raporda isim isim, tarih tarih bir sürü somut olay sıralanmış. Cuma Bayazıt ise bu somut verilerin hiçbirine girmeden, topu taca atıp “Kadırov düşmanlığı yapıyorlar”, zaten bunlar “Çeçen düşmanlığı yapıyorlar” diyerek olayı ajitasyona bağlamış. Lafı döndürüp dolaştırmanın bir gereği yok, bu sorulara delilli, mantıklı cevaplar vermek şart. Türkiye bir hukuk devletidir; hiç kimse “akraba ziyareti yapıyoruz”, “166 yıllık özlem bitiyor”, “bir araya geliyoruz, birlik oluyoruz” gibi boş söyleminlerin arkasına saklanıp yabancı bir rejimin ajanı gibi hareket edemez, etmemelidir, etmeyi aklının ucundan dahi geçirmemelidir.
Benim tanıdığım ve hatırladığım Cuma Bayazıt, o çok hareketli yıllarda gazeteleri sıkı sıkıya takip eder, ilginç bulduğu haberleri ve köşe yazılarını keserek biriktirirdi. Bununla da kalmaz, elindeki gazete küpürlerini tekrar tekrar okur, gerçeği değil çarpıtmaları ya da dezenformasyonu yazanlara ağır cevaplar kaleme alır gönderirdi. Bu mektuplarını da yanlış hatırlamıyorsam, “Gerçeği, sadece gerçeği görmeniz dileğiyle! Hiç olmazsa gerçeğe saygı dileğiyle!” gibi cümlelerle bitirirdi. Şimdi ben de belki unuttuğu ya da unutmak istediği o günleri anımsaması için onun hala elimde bulunan mektuplarından birisinde yaptığı kapanış ile yazımı sonlandırmak istiyorum :
“Çok net bir şekilde Rusya güzellemesi yapıyorsunuz!
Üstelik bunu gerçeğe aykırı olduğu halde yapıyorsunuz!
Bugün Rusya’nın halen süren Çeçenistan’daki uygumalarını görüp bilen biri bu yazdıklarınızı nasıl yazabilir?
Gerçek nasıl böyle çarpıtılabilir?
Ne için?
Vicdan dileğiyle…”
Adem
Tweet








Bir yanıt bırakın!