Ayna-i Merziyye

Ruhul-beyan da bu ayet-i celilenin tefsirinde, Şeyh Abdü’l-Vahid İbn-i Zeyd Kuddise Sırruhu’nun şöyle anlatıldığından bahsedilmektedir.

Gazaya çıkmak için hazırlandığımız bir günde arkadaşlar ile bir mecliste toplanmıştık. Aşır okunulsun dedik. İçimizden birisi: “Allah yolunda savaşıp düşmanları öldüren müminlerin canlarını ve mallarını, Allah, cennet, kendilerinin olmak karşılığında satın almıştır.” Mealindeki ayet-i celileyi okudu. Aşır bittikten sonra on beş yaşlarında babasından kendisine çok mal kalmış yetim bir genç ayağa kalktı ve: “Ey Abdü’l-Vahid İbn-i Zeyd, Allah-u Teala müminlerin canları ve mallarını cennet kendilerinin olması karşılığında satın almıştır öyle mi? dedi.” “Ben: evet! Sevgili yavrum dedim. Bunun üzerine genç: Seni şahit tutuyorum ben nefsimi ve malımı cennet karşılığında Allah-u Teala’ya satıyorum sizinle gazaya geleceğim dedi.

Ben oğlum sen daha çocuksun korkarım savaşın şiddetine sabredemez aciz kalırsın dedim. Genç Ey Abdü’l-Vahid İbn-i Zeyd, ben bir kez söz verdim canımı ve malımı Allah’a sattım dedi. Bizler gencin bu teslimiyeti karşısında nefislerimizi kusurlu gördük ve Bir Çocuk akıl ediyorda bizler onun kadar düşünemiyoruz dedik. Genç hakikaten söz verdiği gibi yaptı. Bütün mallarını sattı. Sadece kendisine bir at bir silah ve yetecek kadar az bir nafaka ayırdı. Bir de baktık savaşa çıkılacağı gün toplantı yerine herkesten evvel o gelmiş bizi bekliyor.

Herkes toplandı savaş mahalline gitmek üzere yola koyulduk. Genç de bizimle idi. Gündüz oruç tutuyor gece namaz kılıyor bize hizmet ediyor hayvanlarımıza bakıyor geceleyin bize bekçilik ediyordu. Yine böyle bir günde genç Ayna-i Merziyye‘yi istiyorum diye bağırmaya başladı. Arkadaşlar herhalde bu genç vesveselendi aklını yitirdi dediler. Ben yanına gittim Ey sevgili oğlum Ayna-i Merziyye dediğin kimdir? dedim.

Genç anlatmaya başladı. Burada oturuyordum bana bir geçkinlik geldi o anda gördüm ki sanki yanıma birisi geldi ve bana Ayna-i Merziyye ‘ye git dedi. Beni bir gülistana götürdü ki hayatımda hiç görmediğim çiçekler yemyeşil ağaçlar ve bir de tertemiz bir ırmak vardı. ‘ Irmağın kenarında vasfedemiyeceğim kadar güzel süslerle süslenmiş hanımlar vardı. Beni gördüklerinde birbirlerine müjde verip Ayna-i Merziyye‘nin efendisi geldi dediler. Bunun üzerine Ayna-i Merziyye aranızda mı dedim. Onlar hayır o burada değil biz onun hizmetçileriyiz sen önüne doğru yürümeye devam et dediler. Bende devam ettim bir de baktım bembeyaz süt akan bir nehir etrafında yine güzel hanımlar vardı. Süt ırmağın etrafında bulunan hanımlar beni görünce evvelkiler gibi Ayna-i Merziyye’nin efendisi geldi diyerek birbirlerine müjde verdiler ben de Ayna-i Merziyye aranız da mı dedim onlar hayır o burada değil biz onun hizmetçileriyiz sen yoluna devam et dediler.

Yürümeye devam ettim bir de baktım şaraptan bir ırmak evvelkiler gibi bunun etrafındaki hanımlar da beni görünce sevindiler ben yine Ayna-i Merziyye’yi sordum. Onlar da içlerinde Ayna-i Merziyye’nin olmadığını kendilerinin onun hizmetçisi olduklarını ona kavuşabilmem için yoluma devam etmemi söyledir.

Ben de devam ettim bir de baktım saf süzme baldan bir ırmağın önündeyim. Irmağın yanında beyaz inciden yapılmış bir çadır çadırın kapısında da vasfedemiyeceğim süslerle bezenmiş bir hanım var beni görünce çadırın içinde.

Ey Ayna-i Merziyye işte efendin geldi diye seslenerek müjde verdi. Çadıra yaklaştım içeriye girdim ki yakut ve incilerle süslenilmiş altın bir köşkte Ayna-i Merziyye oturuyor. Güzelliğinden tazeliğinden titriyordu sanki onu görünce aşık oldum yaklaştım ona dokunmak istedim. Müsaade etmedi. Henüz dünya eseri var sende inşallah akşama bizde iftar edersin dedi ve ben uyandım kendime geldim.

Ey Abdül vahid ona kavuşmak istiyorum sabredemiyeceğim dedi bir de baktık ki bir bölük düşman askeri bize saldırmak üzere geliyorlar . Savaş başladı genç dokuz düşman askerini öldürdükten sonra onuncusunda kendisi şehid oldu. Yanına gittim baktım vücudundan kanlar akıyor o ise gülümsüyor. Ayna-i Merziyye kavuştuğu belliydi.