Çeçenler Mülteci midir?

Uygulamada her bir bireyin mültecilik statüsü için yaptığı başvurunun tek başına değerlendirilmesine rağmen, tarihsel süreçte çeşitli topluluklara özel yaklaşımların olduğunu ve kimi grupların bu tip değerlendirmelere maruz kalmadan doğrudan mülteci olarak kabul edildiğini görüyoruz. Bu nedenle her ne kadar her bir Çeçen’ in başvurusu, başvuruda bulunan Çeçen’ in hikayesine ve içinde bulunduğu duruma göre değerlendirilecekse de biz burada anavatanını terk etmek zorunda kalan yüzbinlerce Çeçen’ in statüsünün ne olması gerektiğini genel hatlarıyla tespit etmeye çalışacağız.

Hem Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın 1994 yılında bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Rusya Federasyonu’nun bu ülkeyi işgali ile başlayan birinci savaş döneminde, hem de 1999 yılında Rusya Federasyonu’nun barış anlaşmasını hiçe sayarak İçkerya’yı yeniden işgali ile başlayan ve halen sürmekte olan ikinci savaş döneminde vatanlarını terk edip başka ülkelere sığınmak zorunda kalan Çeçenler’in uluslararası hukuk açısından statülerini inceleyebilmek için 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Protokol’ de yer alan unsurları Çeçenler açısından değerlendirelim.

Yabancılık Unsuru: Çeçenler menşe ülkeleri olan Çeçen Cumhuriyeti İçkerya sınırları dışına çıktıkları anda yabancılık unsuru gerçekleşecektir. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’ yı tanımayan devletler açısından ise bu unsur ancak Rusya Federasyonu sınırları dışındaki Çeçenler açısından gerçekleşmiştir.

Zulüm ve Haklı Nedene Dayanan Korku: Çeçenya’ da halen Rusya Federasyonu askeri güçlerinin işgal altında bulunmaktadır. Sürekli savaşın sona erdiği şeklindeki propagandaya rağmen savaş ve Rusya Federasyonu’nun insan hakları ihlalleri ve işlediği savaş suçları tüm hızıyla sürmektedir. İnsan hakları ihlallerini örneklendirmek gerekirse, yaşam hakkı ihlali, işkence, ayrımcılık ve tabii ki etnik temizlik belirtilmelidir. Bugün Çeçenya’ da Çeçen halkı sırf Çeçen olduğu için dahi öldürülebildiği gibi, siviller kendisi ya da akrabalarından birisi Rus işgal güçlerine karşı savaştığı ya da savaşmakta olan özgürlük savaşçılarına destek verdiği için yargısız infaza kurban gitmektedir. Aynı sebeplerden ötürü kaçırılmakta ya da işkenceye maruz kalmaktadır. Sırf Çeçen olmalarından ötürü uygulanan bu zulüm ve baskı durumu mültecinin tanımında gösterilen haklı nedenlerden olan; ırk, milliyet-uyrukluk, belli bir sosyal gruba mensubiyetleri sebebiyle meydana gelmektedir. Yani Çeçenlerin bir kısmı zulüm görmüşken, diğer bir kısmı da baskı ve zulüm korkusu altındadır.

Kısaca bahsettiğimiz koşulların varlığı altında Çeçenler geçici olarak ülkelerini terk etmişlerdir ve geri dönmekten endişe duymaktadırlar. Güvenli geri dönüş ise hala mümkün değildir. Geri dönmeyi başarabilenler için de güvenli bir ortam mevcut değildir. Bağımsız insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, geri dönüş yapan bazı Çeçenlerin Rus işgal güçlerince ya da işbirlikçi Çeçenlerce kaçırıldığı, bazılarının ise öldürüldüğü tespit edilmiştir.

Sonuç olarak, İçkerya toprakları Rusya Federasyonu tarafından işgal edilmiş ve işgal altındaki bu topraklarda Rusya Federasyonu’nca soykırım suçu işleniyorken; yoğun insan hakları ihlallerinin varlığına tahammül edemeyerek başka ülkelere sığınan Çeçenler, yüzkırkyedi ülkenin taraf olduğu 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Protokol’ de yer alan mültecilik kriterlerini taşımaktadırlar. Bu nedenle ülkesini terk ederek başka ülkelere sığınmak zorunda kalan Çeçenler, uluslararası hukuk açısından “mülteci”dir.