Çeçenler ve Çeçenya

Çeçenler ve Çeçenya başlı başına bir araştırma konusu teşkil etmektedir. Ancak, Çeçen mültecileri konu edindiğimiz çalışmamızda Çeçenler ve Çeçen tarihi hakkında bir bilgiye sahip olmadan bugünkü süreci ve yaşanılanları sağlıklı bir şekilde değerlendirmemiz mümkün değildir. Bu nedenle Çeçen mülteciler konusuna giriş yapmadan önce Çeçenler, Çeçenya ve Çeçen tarihi hakkında kısa bilgilendirici bilgilere yer verilmiştir.

Çeçenler Kuzey Kafkasya’nın yerli (otokhton) halklarından olup Kuzey-Doğu Kafkasya’ da bulunan Çeçenya’da yaşarlar. M.Ö. 3000li yıllara ait kalıntılar Çeçen halkının bölgenin otokhton halkı olduğunu destekler niteliktedir. Kendilerini Nohçi olarak adlandıran Çeçenler, İnguş ve Tuşlarla birlikte Waynakh halkını oluştururlar.

Çeçenya, kuzeyinde ve doğusunda Dağıstan, batısında İnguş Cumhuriyeti ve Kuzey Osetya, güneyinde ise Gürcistan ile çevrili olan, Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki küçücük bir ülkedir, Asya ile Avrupa arasındaki geçiş yolu üzerinde yer alan. Büyük Kafkas Dağları’ nın kuzey kanadında yer aldığından oldukça dağlık ama alabildiğine yeşil bir ülkedir.

Çeçenya coğrafi konumu sebebiyle tarih boyunca çeşitli devletlerce işgal edilmiş, bu küçük ülkenin gururlu insanları hep savaşmak zorunda kalmıştır. 8.yy’ da Arap-Hazar savaşları sırasında Emevi orduları Çeçenya’ ya saldırmış, Çeçenler 10.-12.yy’ larda Gürcü Krallığı’ nın saldırılarına maruz kalmış, 13.-14. yy’ larda ise Moğolların saldırılarıyla karşı karşıya kalmışlardır. 1556 yılında Rusya’ nın Astrahan’ ı işgal etmesiyle birlikte Rus-Çeçen savaşları da başlamıştır. Uzun yıllar Şeyh Mansur, İmam Hadis, Taymin Biybolat, İmam Gazi Muhammed, İmam Hamzat, İmam Şamil gibi liderlerle Çeçenler ve diğer Kafkas halkları Rusların kolonizasyon çabaları karşında mücadele etmiştir. Sonuç olarak Ruslar karşısında mağlup olan Kafkas halklarının büyük bir bölümü dünyanın çeşitli bölgelerine sürgüne gönderilmiştir. Yurtlarında kalanlara karşı da tam bir kolonizasyon politikası izlenmiş halkın ekonomik ve kültürel gelişimi engellenmiştir. Çeçenler ve diğer Kafkas halkları, Monarşizm ve Bolşevizm iktidarları döneminde özerk devletlerle Rus yönetimi içerisinde yer almışlardır.

II.Dünya Savaşı’ nda sıklıkla Almanların Yahudilere uyguladığı etnik temizlikten bahsedilmesine rağmen, Stalin’ in Katyn’ de Polonya halkına, Kafkasya’ da ise Çeçen halkına uyguladığı soykırımlar gündeme taşınmamaktadır. 1944 yılında yaklaşık 500 bin kişiden oluşan Çeçen halkı, Karaçay ve Balkar halkları ile birlikte 23 Şubat günü, Alman ordularına yardım ettikleri gerekçesiyle trenlere bindirilerek Kazakistan’ a ve Sibirya’ ya sürgüne gönderilmişler, bu halkların tarih sayfasından silinmesi için ise ansiklopediler, kitaplar yok edilmiş, haritalar değiştirilmiştir. Bu sürgünde yalnızca iki bin kadar Çeçen dağlara kaçarak kurtulabilmiştir. Yıllarca sürgünde yaşayan Çeçenlerin geri dönüşlerine ise ancak 1953 yılında Stalin karşıtı politika izleyen Kruşçev döneminde 1955’ ten sonra izin verilmiştir. 500 bin kişi olarak sürgüne gönderilen Çeçenler yollarda ve sürgünde verdikleri kayıplarla ancak 250 bin kişi olarak geri dönebilmişler, döndüklerinde ise topraklarının ve evlerinin başka halklara verildiği gerçeğiyle karşılaşmışlardır. Çeçenler, geri döndükten sonra da hiçbir zaman normal vatandaş muamelesi görmemişler, sürekli ikinci sınıf olarak değerlendirilmiş, kültürlerini ve dinlerini yaşamaları engellenmeye çalışılmış, eğitim hizmetleri konusunda ve iş bulmada ayrımcılıkla karşılaşmışlardır.

Uzun yıllar devam eden bu çileli yaşamda 1990 yılında Çeçenlerin ellerine tarihsel bir fırsat geçmiştir. SSCB’ nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte 23-28 Kasım 1990 tarihleri arasında toplanan Çeçen Ulusal Kongresi başkanlığına emekli Hava Kuvvetleri Generali Cohar Dudaev’ i seçti. Kongre de kendisine “bağımsızlık, federasyon ve Kafkas Halkları Konfederasyonu” olmak üzere üç aşamalı bir yol takvimi belirledi. Nitekim, Çeçen-İnguş ÖSSC Yüksek Meclisi 27 Kasım 1990’da egemenliğini ilan etti. Bu arada Rusya Federasyonu Parlemento Başkanı Boris Yeltsin, Rusya Federasyonu içindeki özerk cumhuriyetlerin egemenlik yolundaki çabalarını destekliyordu. Örneğin, Tataristan konusunda bir açıklama yapan Yeltsin, “Ne kadar istiyorsanız o kadar egemen olabilirsiniz” diyerek egemenlik haklarının sınırı sadece o halkın kendisinin belirleyebileceğini açıklıyordu. Ekim 1991′ de yapılan seçimlerde Cohar Dudaev devlet başkanlığına seçildi. 1 Kasım 1991′ de yeni Meclis Çeçenya’ nın bağımsızlığını ilan etti. Bu gelişmeler üzerine Yeltsin, 8 Kasım 1991′ de Çeçenya’ da olağanüstü hal ilan etti. Ertesi gün de başkent Grozny’ ye askeri birlikler gönderdi. Ancak, Dudaev Rus emperyalizmine karşı Kafkasya halklarına genel seferberlik çağrısı yaptı ve insanları savaşa hazırlıklı olmaları konusunda uyardı. Çeçen ulusal ordusu 5 bin askeri personel ve 60 bin gönüllüden oluşuyordu; demiryollarını ve havaalanı kontrol altına alan güçler gönderilen askeri birlikleri tutuklayarak Rusya’ ya geri gönderdi. Bu tarihten sonra Dudaev’ in önderliğindeki Çeçen halkının sürekli barış çağrısı yapmasına ve sorunun karşılıklı görüşmelerle çözüme kavuşturulmasını talep etmesine rağmen 1991’ de Rusya tarafından başlatılan mali ve askeri ambargo, Çeçenya’ daki düzeni bozmaya yönelik gizli servis hareketleri devam etti. Çeçenlerin 12 Aralık 1993 tarihindeki Rusya Federasyonu anlaşmasının imzalanması ve anayasanın oylanmasına katılmayı reddetmesi ise bardağı taşıran son damla oldu. Rus Devlet Başkanı Boris Yeltsin’ in emri ile Rus silahlı güçleri 11 Aralık 1994’ te iki saat içerisinde yönetimi ele geçirecekleri açıklaması ile Çeçen halkına karşı geniş kapsamlı bir soykırım hareketine başladı.

1994 yılında başlayan savaş ile Çeçenya’ da tabiri yerinde ise taş üstünde taş bırakılmadı. Siviller öldürüldü, insanlar kaçırıldı, işkenceler yapıldı. Ancak hezimete uğrayan Rusya, 31 Ağustos 1996 tarihinde barış anlaşması imzalayarak Çeçenya’ dan geri çekildi. İki saat süreceği söylenen operasyon iki yıl sürmüştü. Bu savaşın bir milyonluk Çeçen halkı için bilançosu çok ağırdı: 250 bin ölü, 40 bin sakat, binlerce mülteci, tüm alt yapı ve üst yapı tesisleri yıkılmış bir ülke.

Rusya’ nın geri çekilme kararı ile uluslararası kamuoyunca alay konusu olan Rus ordusunun intikam alması gerektiği düşünüldüğünden bu konuda gerekli çalışmalar yapılmaya başlandı. Rusya’ da bombalar patlatıldı ve suç Çeçenlerin üzerine atıldı. Son olarak komşu Dağıstan’ da işkence yapan Rus askerleri karşısında yardım talep eden kardeşlerine destek vermeye giden bir grup Çeçen bahane edilerek Çeçenya’ ya 2 Ekim 1996’ da yeniden saldırıya geçti. Bu saldırı ile başlayan işgal süreci halen devam etmekte olup, insan hakları örgütlerine göre 1994’ teki ilk savaş dönemi de dahil olmak üzere bugün Çeçenya’ da 350 bin ölü, ki bunların 50 bininin çocuk olduğunu vurgulamak gerekir, 80 bin sakat, on binlerce ortadan kaybolmuş insan, binlerce tecavüze uğramış kadın, yakılmış-yıkılmış bir ülke, 250 bin kadar mülteci, ülkeyi yönettiği iddia edilen bir diktatörün Rusya tarafından görevlendirilmesi ve onun kendi halkına karşı işlediği insanlık dışı suçlar halen sürmektedir. Çeçenya’ da savaşın, işgalin, soykırımın ve insanların kaçırılmasının devam ettiğini gözler önüne seren Memorial, International Helsinki Federation of Human Rights gibi insan hakları örgütlerinin raporları incelenebilir. Ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamentosu Milletvekili ve Özel Raportörü Dick Marti’ nin hazırladığı bir rapora istinaen, 27 Haziran 2007’ de parlamento oturumunda yaptığı konuşması Çeçenya’ daki mevcut durumu değerlendirebilmek adına önemlidir. Dick Marti konuşmasında özetle, Çeçenya’ da savaşın devam ettiğini vurgulamış, gizli hapishanelerin ve filtrasyon kamplarının varlığından söz etmiş buraları bir Auschwitz bir Treblinka kampı olarak nitelemiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ nde 200’ ün üzerinde Çeçen’ in başvurusu bulunup, bugüne kadar sonuçlanan davaların hepsinde Rusya Federasyonu suçlu bulunmuştur. Tüm bu gerçeklere rağmen dünya devletleri ise ekonomik ve siyasi çıkarları gereği bu duruma sessiz kalmaya devam etmektedir.