Mültecilerin Hakları ve Korunması

Mültecilerin Hakları

Uluslararası hukukun genel bir prensibi olarak yürürlükte olan her anlaşma, bu anlaşmanın tarafları için bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılığın sonucu olarak ta sözleşmelerin hükümlerini iyiniyetle uygulamakla yükümlüdürler. Bu nedenle mültecilerin hem 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Protokol’ den, hem de diğer uluslararası belgelerden doğan bir takım hakları vardır.

Ana başlıklar halinde mültecilerin sahip olduğu haklar şunlardır:

– “Herkes, zulüm karşısında başka ülkelerde sığınma talebinde bulunma ve sığınma olanağından yararlanma hakkına sahiptir.” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

– Mültecilerin sahip olduğu haklar içerisinde üzerinde en çok durulanı ve diğer uluslararası belgelerde de vurgulananı: “Geri Gönderilmeme Hakkı (Non-Refoulement)” dır. 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nin 32.maddesinde yer alan geri göndermeme ilkesi, mültecilerin devletler tarafından, hayat ve özgürlüklerinin tehdit edilebileceği ülke veya topraklara herhangi bir şekilde geri gönderilmelerini yasaklayan temel mülteci hukuku ilkesidir. Bu ilke, İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamelelere Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 3.maddesinde; Tüm Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nin 8.maddesinde ve Yargısız, Keyfi ve Yerinde İnfazın Engellenmesi ve Araştırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler İlkeleri’nin 5.maddesinde olduğu gibi pek çok belgede açıkça yer almaktadır. Bu nedenle, devletler 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ ne taraf olsunlar ya da olmasınlar, bu ilkeye uygun hareket etmek zorundadırlar.

– Mülteciler keyfi tutuklanmaya ve gözaltına alınmaya maruz bırakılmama hakkına sahiptir.

-Mültecilerin yaşama, özgürlük ve kişi güvenliği hakları vardır.

– Mültecilerin din özgürlüğü hakkı vardır. Yani, mülteciler herhangi bir dini seçmeye zorlanamazlar ve dini ibadetlerini özgürce yerine getirmekten alıkonulamazlar.

– Mülteciler sözleşmeye taraf devletlerin sınırlarındaki mahkemelere özgürce erişim hakkına sahiptirler.

– Mülteciler çalışma hakkına sahiptir. Mültecileri ülkesinde barındıran ve sözleşmeye taraf olan devletler mültecilerin çalışmalarına mani olamayacakları gibi adil koşullar altında çalışmaları için gerekli yasal düzenlemeleri de yapmakla mükelleftirler.

– Mülteciler barınma hakkına sahiptir. Taraf devletler ülkelerinde mültecilerin barınmaları için gerekli şartları sağlamalıdır.

– Mülteciler eğitim hakkına sahiptir. Ülkeler eğitim çağındaki mültecilerin okullarda eğitim ve öğretim görmeleri engelleyemezler.

– Mülteciler kamu yardımı alma hakkına sahiptir. Mültecilerin eğitim, sağlık, barınma vb konularda ücretsiz hizmet almaları gerekir.

– Mültecilerin sınırlar dahilinde hareket özgürlüğü vardır. Mültecilerin seyahat hakları ellerinden alınamaz. Diledikleri gibi ülke sınırları içerisinde yer değiştirebilirler.

– Mültecilerin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı vardır.

– Mültecilerin toplumun kültürel yaşamına katılım hakkı vardır.

Mültecilerin sahip olduğu haklar ana hatları ile bunlardır. Ancak, her hakkın mutlak kullanımı olmadığı gibi bu hakların kullanımı da belli şartların varlığı halinde kısıtlanabilir ya da kaldırılabilir.

Bu genel hakların yanında durumları itibari ile özellik gösteren mülteci kadınların, çocukların ve yaşlıların sahip olduğu bazı haklar vardır. Devletler bu gruplardaki mülteciler için özel koruma önlemleri almalıdırlar. Hatta bu grupların özel koruma hükümlerinden yararlanabilecekleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Cenevre Sözleşmeleri ve iki ek protokolü, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gibi pek çok belgedeki hüküm ile tespit edilmiştir.

Mülteciler bir takım haklara sahip oldukları gibi bazı yükümlülükleri de vardır. Mülteciler bulundukları sığınma ülkesinin yasalarına, yönetmeliklerine ve kamu düzenini korumak için yetkililerce alınmış önlemlere uymak zorundadırlar.

Mültecilerin Korunması

Hükümetlerin vatandaşlarını koruyamamaları veya korumak istememeleri durumunda, bireyler kişisel haklarının ciddi biçimde ihlali sebebiyle başka bir ülkede güvenlik aramak üzere yurtlarını terk ederek başka bir ülkede mülteci statüsü elde ederler. İşte, Mültecilerin temel haklarının kendi devletleri tarafından korunmaması sebebiyle, uluslararası toplum temel haklara saygı duyulmasını temin etme sorumluluğunu üzerine almaktadır. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nde de mültecilerin hakları detaylı olarak tanımlanmıştır. Bu hakların sağlanması amacıyla kullanılan “Uluslararası Koruma” ifadesi ile mültecilerin güvenlik altına alınmasını sağlayan faaliyetlerin bütünü anlatılmaktadır.

Mültecilerin Korunmasından Kim Sorumludur?

Mültecilerin korunması öncelikle devletlerin sorumluluğu alındadır. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ ne taraf olan devletler, sözleşmede belirtilen hükümler uyarınca mültecileri korumakla hukuken yükümlüdür. Devletler bu hükümleri, ırk, din ve menşei ülke ayrımı gözetmeksizin uygulamak ve temel koruma ilkelerine uymak zorundadırlar.

Mültecilerin korunması konusunda devletlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler tarafından kurulan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK – UNHCR) de görevlidir. Görev alanı, mültecilere uluslararası koruma sağlamak ve sorunlarına kalıcı çözümler bulmaktır. BMMYK, Birleşmiş Milletler bünyesinde mültecilerin korunması alanında çalışan tek örgüt olmasına rağmen sıklıkla Birleşmiş Milletler’ in diğer kuruluşları ve çeşitli örgütlerle işbirliği yapmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) işbirliği yapılan kuruluşlara örnek olarak gösterilebilir.

Mültecilerin korunması konusunda akla ilk olarak devletler ve Birleşmiş Milletlerin gelmesine rağmen, insani yardım faaliyetlerinin temelinde insan haklarının bulunması ve insani yardımların bu hakların savunulmasına katkıda bulunduğu göz önüne alınırsa, bağımsız statüleri ve çeşitli uzmanlık alanlarıyla sivil toplum kuruluşlarını da mültecilerin korunmasından sorumlu olarak niteleyebiliriz. Elbette bu sorumluluk tamamen vicdani bir sorumluluk olacaktır, yoksa yasal ya da sözleşmesel bir sorumluluklarından söz etmek mümkün değildir.