Mülteciliğin Koşulları

Bir kişinin mülteci olarak nitelendirilebilmesi için bulunması gereken koşulları incelediğimizde, bu koşulları iki ana başlık altında toplayabiliriz. Bir kişinin mülteci olması için gereken birinci unsur yabancı olması, ikinci unsur ise haklı bir nedenden ötürü baskı ve zulme uğramaktan korkmasıdır.

1. Yabancı Olma Koşulu

Bir kişinin mülteci olabilmesi için gereken unsurlardan bir tanesi yabancı olması, aliange durumu yani ülkesi dışında bulunmasıdır. Ülkesi dışında bulunmaktan yani yabancılıktan anlaşılması gereken, menşe ülkesi sınırları dışına çıkmış olmaktır.

Ülke dışında bulunma hali, haklı neden ortaya çıktıktan sonra olması gerekmekle birlikte, daha önce menşe ülkesi dışında bulunan bir kişinin ülke dışındaki mevcudiyeti haklı neden çıktığında devam ediyor ise bu kişi haklı nedenin ortaya çıktığı andan itibaren yabancılık koşuluna sahip demektir. Hatta ülkesinden ayrıldığı sırada mülteci olmayan, ancak yurtdışında iken mülteci statüsüne giren kişiler Mahallinde(Yerinde) Mülteci şeklinde tanımlanırlar.

Bir kişinin birden çok vatandaşlığı bulunması halinde yabancılık unsuru her iki ülke açısından da değerlendirilmelidir. Yani, birden fazla vatandaşlığı olan bir kişinin, vatandaşlığını taşıdığı ülkelerin her birinin korumasından yoksun olması gerekmektedir. Böyle bir durumda salt vatandaşlık koruma sağlamayacaktır, öncelikle himaye için talepte bulunulması ve himaye talebinin geri çevrilip çevrilmediği dikkate alınmalıdır. Eğer birden fazla vatandaşlığı olan kişinin himaye talepleri vatandaşlık bağının olduğu tüm ülkelerce reddedilmişse, o kişi artık mültecilik için gereken unsurlardan yabancılık unsuruna sahip hale gelmiştir.

Vatansız bir kişinin, sözleşmede belirtilen sebeplerle ikamet ettiği ülkeyi terk etmesi halinde, bu ülkeye dönmesi ve korumasından yararlanması mümkün değildir. Çünkü, vatansız kişinin ikamet ettiği ülkenin kendi vatandaşı olmayan bir kişiye karşı bu tip bir koruma yükümlülüğü yoktur. Vatansız kişilerle ilgili mültecilik durumunun tespitinde, 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nin 1.maddesinin A fıkrasının 2 numaralı bendinde belirtildiği üzere vatansız kişinin ikamet ettiği ülkenin dışında bulunması durumu dikkate alınır.

2. Korku, Baskı-Zulüm, Baskı ve Zulme Temel Teşkil Eden Nedenler, Diğer Nedenler

Bir kişinin mülteci olup olmadığının sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi için, 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nin 1.maddesinde mültecinin tanımı verilirken kullanılan haklı nedene dayanan korku, baskı-zulüm ve diğer nedenlerin açıklanması gerekmektedir.

2.1. Korku

“Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü” şeklinde bir sözlük anlamına sahip olan korku, 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme’ de bir kişinin mülteci olup olmadığının değerlendirilmesinde kriter olarak kabul edilmiştir. Tabii ki burada amaçlanan kişinin duygusal reaksiyonlarının incelenmesi değil, tehdit veya tehlike durumunun değerlendirilmeye tabi tutulmasıdır.

Sözleşmede yer alan “zulme uğramaktan haklı nedenle korkma” ifadesi ile kıtlık, doğal afet gibi çok sayıda insanı etkileyen olaylar sonucu ülkesini terk edenlerin mülteci statüsüne girmeleri engellenmiştir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından hazırlanan Mülteci Statüsünün Tayininde Uygulanacak Ölçüt ve Usuller Hakkında El Kitabı’ nda ise korku, geniş olarak yorumlanmıştır. El kitabında, kişinin karakterinin, geçmişinin, sosyal durumunun vb unsurların da göz önüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.

2.2. Baskı ve Zulüm

İngilizcesi “Persecution” olan kelime Türkçe’ ye zulüm olarak tercüme edilmiş olup, sözlük anlamı haksızlık, eziyet ve cefa’ dır.

1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nin hazırlandığı dönemde zulüm kavramının kapsamına girebilecek bütün olgu ve olayların sözleşmede tek tek sayılmasının pratik imkansızlığı sebebiyle, esnek bir kavram olarak düşünülen “zulüm” kavramı tercih edilmiştir.

Literatürde bugün dahi kelimenin tanımı ve kapsamı konusunda tam olarak bir mutabakat sağlanabilmiş değildir. Ancak genel olarak literatürde zulüm geniş bir içerikle yorumlanmaktadır ve insan onuruyla bağdaşmayacak tüm eylemler zulüm olarak nitelendirilmektedir.

Mülteci Statüsünün Tayininde Uygulanacak Ölçüt ve Usuller Hakkında El Kitabı’ nda da zulüm kavramı tanımlanmamış, ancak 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nin 33.maddesine atıf yapılarak ırk, din, milliyet, siyasal düşünceler ya da belirli sosyal gruplara mensubiyet nedeniyle yaşam ve özgürlüğün tehdit altında bulunması hali ile insan haklarının ciddi biçimde ihlal edildiği durumlar zulüm olarak nitelendirilmiştir.

Bazı ülkelerin uygulamaları ve mahkeme kararlarında; bizzat kendi ülke makamları tarafından veya bunların bilgisi dahilinde kendilerine ruhsal veya fiziksel açıdan zarar verecek devamlı ve sistemli bir eziyet, eza ve cefa uygulanan; dolayısıyla ülkesinden koruma talep edemeyen ve başka bir ülkeye kaçmak zorunda kalan kişilerin zulüm içerisinde olduklarının kabul edildiği görülmektedir.

2.3. Baskı ve Zulme Temel Teşkil Eden Nedenler

Baskı ve zulüm teşkil eden nedenler; 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nin 1.maddesinin A fıkrasının 2 numaralı bendinde; ırk, din, milliyet, belirli bir sosyal gruba mensubiyet ve siyasi düşünce şeklinde tek tek sayılmak suretiyle gösterilen kişisel ve siyasal nedenlerdir.

2.3.1. Irk

Irk ayrımcılığı zulmü kanıtlamada en önemli unsurlardan birisidir. Ancak takdir edilmelidir ki, bir kişinin belli bir ırka mensubiyeti, mülteci olması için tek başına yeterli bir faktör olarak değerlendirilemez. Kişinin belli bir ırka mensup olması sebebiyle zulme ya da baskıya maruz kalması halinde mültecilik statüsü kazanılmaktadır.

1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nde ırk kavramsal olarak ve içerik açısından tanımlanmamışsa da burada ifade edilen ırk kavramının yalnızca siyah, beyaz gibi klasik ve bilimsel kategori içerisinde yer almakta olan etnik grupları değil, fiziksel ve kültürel farklılıkları olan diğer grupları da kapsadığını ifade etmeliyiz. Fiziksel ve kültürel farklılıkları olan gruplara Yahudiler, Çerkesler gibi örnekler verebiliriz.

2.3.2. Milliyet-Uyrukluk

1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme metninde yer alan milliyet-uyrukluk kavramı, hukuki tabiyet, vatandaşlık şeklinde yorumlanmamalıdır. Tıpkı ırk kavramı gibi milliyet-uyrukluk kavramı da 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nde tanımlanmamışsa da literatürde bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.

Gerek Mülteci Statüsünün Tayininde Uygulanacak Ölçüt ve Usuller Hakkında El Kitabı’ nda, gerekse 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nde yer alan “milliyet-uyrukluk” kavramı, belirli bir etnik, kültürel grup yada dil grubuna mensup olma şeklinde yorumlanmakta, ayrıca kavramın “ırk” kavramı ile eş anlamlı olduğu vurgulanmaktadır.

2.3.3. Din

Din ve ibadet özgürlüğü temel insani haklardandır. Din ve dinsel ibadetlerin yerine getirilmesi kişisel bir tercih olup devletler, resmi görevliler ya da çeşitli kuruluşlar kişileri bu konularda zorlama hakkına sahip değildir.

Bir kişinin “din ve ibadet” unsurunu ileri sürerek mülteci olabilmesi için, bu talepte bulunan kişinin dini inancı ya da inançsızlığı ile baskı-zulüm arasında bir bağ bulunması ve talebin haklı bir nedene dayanması gerekmektedir.

2.3.4. Siyasi Düşünce

Bir kişinin siyasi düşüncesinden ötürü mülteci statüsüne kabul edilebilmesi için bir takım koşulların varlığı gerekmektedir. Siyasi düşüncesinden ötürü mültecilik için başvuruda bulunan bir kişinin siyasi iktidarın kabul ettiği resmi siyasi ideolojiden farklı bir görüşünün olması, bu durumun resmi makamlar tarafından biliniyor olması ve farklı görüşlerin hoş karşılanmaması, bu sebepten ötürü de kişinin zulme uğrama tehlikesi ile karşı karşıya kalması gerekmektedir.

2.3.5. Belirli Bir Sosyal Gruba Mensup Olma

Belirli bir sosyal grupta anlaşılması gereken, aynı kökenden olan, aynı yaşam biçimini sürdüren veya aynı sosyal statüye sahip olan kişiler birlikteliğidir.

Literatürde, “Belirli Bir Soysa Gruba Mensubiyet” genelde üç farlı kategoride değerlendirilir. Bu kategorilerden birincisi cins, renk ve akrabalık gibi doğuştan gelen ve değiştirilmesi olanaksız olanlardan oluşurken; ikinci kategoriyi kişinin kendi iradesi ile geçmişinde kazandığı, lakin istese dahi artık terk edemeyeceği özellikler; üçüncü kategoriyi ise iradi olarak belirlenen insan haysiyeti ile ilgili olanlar oluşturmaktadır.

“Belirli bir sosyal gruba mensup olma” kavramı aileyi, dernekler ve çeşitli gönüllü kuruluşları ve sınıfları da kapsamaktadır. Ancak kişinin mültecilik talebinde bulunabilmesi için belli bir sınıfa, aileye, derneğe vb. mensup olması yeterli değildir, bu sınıfa, aileye, derneğe vb. mensup olduğu için baskı ve zulüm korkusu içerisinde olması gerekmektedir.

2.4. Diğer Nedenler

1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ ne göre bir kişinin mülteci statüsü alabilmesi için kişisel ve siyasi nedenlerin varlığından bahsettik. Peki bu belirli nedenler dışında kişinin suç oluşturan eylemleri, askerlik hizmetleri gibi özel durumları mülteci statüsü elde etmesine imkan tanımakta mıdır? Bu konuyla ilintili olarak literatürdeki bilgileri ve uygulamadaki olayları incelediğimizde böylesi özel nedenlerin kabul edilebilmesi için haklı nedene dayalı baskı ve zulüm korkusunun ortaya çıkmış olması şartının arandığı görülmektedir.

2.4.1. Adi ve Siyasi Suçlarla İlişkili Nedenler

Mülteci Statüsünün Tayininde Uygulanacak Ölçüt ve Usuller Hakkında El Kitabı’ nda mülteci, “adalet kaçağı değil, adaletsizliğin kurbanı olan kişi” şeklinde betimlenmiştir. Bu sebepledir ki, adi suçtan hüküm giymiş bir kişinin mülteci statüsü elde edememesi gerekmektedir. Öte yandan, ağır cezayı gerektiren suçlar da kişiyi mülteci statüsü kapsamı dışında bırakır.

Siyasi bir suç nedeniyle hakkında kovuşturma yapılan bir kişinin durumu değerlendirilirken ise, bu kovuşturmanın sadece siyasi bir düşünceden mi başlatıldığı, yoksa yasalarda cezayı gerektiren siyasi amaçlara yönelik suç sayılan bir eylemden mi kaynaklandığının dikkate alınması gerekmektedir. Eğer kişi hakkında yapılan adli işlemler ülkenin genel hukuk düzenine uygun ise, başvuruda bulunan kişi mülteci statüsüne alınmayacaktır. Ancak, işlediği suç için yasada öngörülen cezadan farklı olarak aşırı ve keyfi şekilde bir cezalandırma söz konusu ise bu durum zulüm olarak nitelendirilecek ve kişinin zulme uğramaktan korktuğunun kabulü ile başvuru sahibi mülteci statüsünü elde edecektir.

Siyasi suçlara ilişkin bölümde anlatıldığı üzere, adi bir suçtan ötürü kişiye verilen ceza bir aşırılık teşkil ediyorsa, bu durumun zulüm olarak nitelenerek genel kurala istisna teşkil etmesi kaçınılmazdır.

2.4.2. Savaş veya Şiddete Dayalı Nedenler

1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nde savaş veya şiddet konusunda özel bir düzenleme yapılmamıştır. Savaş veya şiddet olaylarının ortaya çıkması halinde sözleşmenin 1.maddesinde gösterilen baskı ve zulüm korkusunun oluşması gerekmektedir.

2.4.3. Askeri Görevlere İlişkin Nedenler

Askerlik hizmetleri konusunda devletlerin münhasır yetkili olduğu kabul edilmekte, devletlerin yasalarında zorunlu askerlik hizmeti düzenlenmiş olsun olmasın askerlik hizmetinden kaçmak tüm ülkelerce suç olarak nitelendirilmektedir. Bu sebeple, askerlik hizmeti ile ilgili bir hüküm 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ nde yer almamıştır.

Uygulamada genel olarak, savaş korkusu ve askerlik görevinden hoşlanmadığını ileri sürerek iltica talebinde bulunan kişilerin bu taleplerinin kabul edilmediği ve bu kişilere salt bu nedenlerden ötürü verilen cezaların da baskı ve zulüm oluşturmadığının açıklandığı görülmektedir.