Waynakh Online

Top Menu

  • Arşiv Belgeleri
  • Çeçen Kültürü
  • Duyurular
  • Galeri
  • Mp3
  • Şarkı Sözleri
  • Video

Main Menu

  • Ana Sayfa
  • ÇEÇENLER
    • Çeçenler ve Çeçenya
    • ÜNLÜ ÇEÇENLER
  • ÇEÇENİSTAN
  • ÇEÇEN DİLİ
  • Haberler
  • Çeviriler – Makaleler
  • Röportajlar
  • Arşiv Belgeleri
  • Çeçen Kültürü
  • Duyurular
  • Galeri
  • Mp3
  • Şarkı Sözleri
  • Video

logo

Waynakh Online

  • Ana Sayfa
  • ÇEÇENLER
    • Çeçenler ve Çeçenya
    • ÜNLÜ ÇEÇENLER
  • ÇEÇENİSTAN
  • ÇEÇEN DİLİ
  • Haberler
  • Çeviriler – Makaleler
  • Röportajlar
  • Kadırov’un Spor Diplomasisi ve Hibrit İstihbarat Hücreleri Raporu

  • Albay Timirbulatov Esir Tutulduğu Hapishanede Hakk’a Yürüdü

  • Kan Üzerine Yükselen Gökdelenler

  • Bağımsızlık Gününde Kanlı Plan: Hedefte Çeçen Lider Vardı

  • Kılıç Haber Verdi Diye Duruş Yıkılır mı?

  • Hafıza Kiralanamaz: Çeçen Diasporasının Bağımsızlık Sınavı

  • Siyah Gömlekliler, Parmak Sallayanlar ve Vicdanımız

  • Kadir Mahir Damatlar’dan Tarihi İkaz: Yazıcıoğlu’nun Mirası Kadirov’a Yem Edilemez!

  • Özgür Kurt’tan Sadık Köpeğe: Bir Siyasi Tutum Değişikliğinin Ahlaki Muhasebesi

  • Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mirası İstismar Edilemez

Çeviriler - Makaleler
Home›Çeviriler - Makaleler›Çocukların Gözlerindeki Hüzün

Çocukların Gözlerindeki Hüzün

By Vainakh
14 Ocak 2013
16
0
Share:

Herkesi bir anavatanı vardır. Anavatan, insanlar için yüksek değer taşıyan bir yer. Benim anavatanım “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya”. Burada, Grozny’de dünyaya geldim. Burada eğitim aldım. Burada bir öğretmen oldum. Kısa yaşamım boyunca, ne benim ne de ülkemin diğer insanlarının en kötü kabuslarında bile göremeyeceği şeylerle karşılaştım. Son 10-15 yıldır devam eden acıdan etkilenmeyen tek bir ailenin bile kalıp kalmadığını bilmiyorum. Yani, 1994 yılında Rus askeri işgali başladığından beri, yetkililere göre resmen sona eren ama uygulamada devam eden sözde “terörle mücadele operasyonu” pek çok masum insanın hayatını sildi süpürdü.

Sizinle paylaşmak istediğim hikaye bir aile hakkında… Ne var ki, bu ailenin yaşadıkları ya da benzerleri neredeyse tüm insanlarımızın başına geldi.

Zamanın birinde, bir dağ köyünde bir kadın yaşıyordu. Genç bir kadın. Sevdiği adamla evlenmişti. Daha henüz 17 yaşındaydı ama ilk çocuğuna hamileydi, SSCB İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği çalışanları gelip de kocasını götürdüklerinde. Kocasının tutuklanıp götürülmesinden altı ay kadar sonra bir erkek çocuk dünyaya getirdi. 1944 sürgününün korku ve tesirlerine katlandı, hayatta kaldı, çocuğunu yetiştirdi ve sürgünden geri dönebildi. Tüm yaşantısı boyunca oğlunun güçlü ve sağlıklı bir kişi olmasını inanarak diledi. Böylelikle oğlu gerçek bir erkek ve doğduğu yerdeki toprakların sahibi olacaktı. Ne var ki, Çeçen tarihindeki ulusal trajediler bir kez daha tekrar etti; 1944 Şubatı’nda yaşananları, tüm halkın sürgün edilmesini, sürgünde karşılaşılan tüm korkuları ve zorlukları, bu cesur kadının ailesi 20.yüzyılın sonunda yine tecrübe etti. Bu olanlar 1995 yılında yaşanıldı.

Korkunç bir gündü. 3 Ocak 1995 sabahıydı. O gün aile, Bamut Köyü’nden gelen mültecileri ağırlıyordu. Çok sayıda insan vardı. Başlarını sokacak bir çatı, dinlenebilecekleri sıcak bir yer, biraz yiyecek ve destek bulabilmek için gelmişti herkes. Ama tıpkı diğer dağ köyleri gibi evde ne gaz, ne elektrik, ne de su yoktu. Aile reisi sobayı nasıl ısıtacağını, yorgun ve soğuktan donmuş mültecileri ısıtacak odunları nereden bulacağını düşünüyordu. Hemen yakınlarında bir orman vardı ama gökyüzünde uçan Rus askeri helikopterleri nedeniyle ateş yakacak odun toplamak için bile oraya gitmek ölümcül bir tehlike taşıyordu. Ailenin 10 yaşındaki erkek çocuğu, babasından izin almadan kaptığı bir balta ile odun getirmek için ormana daldı. Evin aşağısındaki nehri geçti ve ormana girmeden kenardaki ağacı kesmeye başladı. Aniden bir Rus helikopteri göründü. Çocuğa doğru yönelen helikopter bir yandan da rastgele ateş etmeye başlamıştı. Camdan oğlunu gören anne, dışarı koşarak bağırmaya başladı: “Oğluma ateş ediyorlar!”. Anneyi en büyük kızı ve ardından da ortanca olanı izledi. Oğluna yardım etmek için koşan annenin elini tutan dördüncü ve en küçük çocuğu da vardı. Aile reisi onları durdurmaya yeltendiyse de, bunun yardımı olmadı. Ne karısı ne de kızları, helikopterin çıkardığı sesten ötürü onu duymadı. Rus askeri helikopteri ani bir manevra ile dönüş yaparak koşan anne ve kızlarına yöneldi. Tek bir yaylım ateşi ile hepsi yere düştü. Karlı zeminin üzeri kanlarla kaplandı. Önce anne yere düştü, ardından bir kızı, sonra ikincisi ve üçüncüsü… Mermilere tutulmuş anne ve kızlardan birisi yerden kalkamadı; baba ve diğer iki kız çocuğu ise evlerinin yakınına isabet alan roketten dolayı sakat kaldı. Bu kızların birisi 22, diğeri ise sadece 12 yaşındaydı. Annesiyle birlikte ölen kız daha 17’sine bile basmamıştı.

Bu trajedi, 1937 doğumlu Salman Alavdinoviç Sultanov’un, hani şu doğumundan önce babasız kalan çocuğun ailesinde yaşandı. Tüm hayatı boyunca çok çalıştı, çocuklarını büyütebilmek ve evine ekmek götürebilmek için çalıştı. Salman her zaman çocuklarına: “Ne olursa olsun, ne yaşanacaksa yaşansın, iyinin mutlaka kötüyü alt edeceğini hatırlayın” derdi. Ama ne yazık ki, savaşın kötülüğünden çocuklarını koruyamadı.

Ben bir öğretmenim. Her zaman bir çocuktan gelebilecek herhangi bir soruya yanıt verebileceğimi düşünürdüm. Ama neredeyse 6 yıldır, o gün bacağını kaybeden bir çocuğa verecek yanıt bulamıyorum, o korkunç günde annesini ve kız kardeşini kaybetmiş bir kız çocuğuna. 12 yaşındaki özürlü kız çocuğunun, “Bunlar niye benim başıma geldi?” sorusuna verecek cevabım yok.

Ona ya da öksüz veya sakat kalmış binlerce diğer çocuğa, bunlar neden oldu?.. Muhtemelen bir gün tarih bu soruya bir yanıt verecek, ama benim buna verebilecek bir yanıtım yok. Çünkü tüm argümanlarım, o çocuğun gözlerindeki hüznü gördüğüm anda yok oldu.

Yetişkinler bir şekilde acıyla, hüzünle, aile üyeleri ve akrabalarının kayıplarıyla yüzleşebiliyor ama çocukların bunu kabullenmesi yüzlerce kez daha zor. Neler olduğunu onlara açıklamak imkansız. Niçin bombalar ve roketler başlarının üzerine yağıyor, neden ebeveynleri, kardeşleri ya da yaşıtları ölüyor… Bir çocuğun acısını anlayabilmek için kendinizi onun yerine koymalısınız ve bu gerçekten çok güç.

Bir görev olarak addettiğimden, tüm öğretmen arkadaşlardan, savaşın korkunç yüzüyle karşılaşan çocuklarımızın nasıl olduklarını, bununla nasıl yaşadıklarını, zihinlerini neyin meşgul ettiğini ve nasıl bir acı yaşadıklarını öğrenmelerini istedim. Ve bir fikir ortaya çıktı. 2004 yılında, meslektaşlarımın da desteği ile “Yaralı Çocukluğum ile Savaşı Lanetliyorum” konusuyla bir çocuk kompozisyon yarışması gerçekleştirdim. Çocukların yazdıklarını gözyaşları ile okuduğumu söylersem, başka bir şey söylememe gerek yok sanırım… Hiçbir yetişkin bu çalışmaları acıma ve gözyaşı olmadan okuyamadı.

Örnek olarak bu çalışmalardan bazı alıntılar yapacağım.

Şatoy bölgesinde, 8.sınıftan bir öğrenci kompozisyonuna “Siyah Meydan” adını vermişti. Ailesiyle birlikte sonu gelmeyen topçu atışları ve hava saldırıları hakkında yazmıştı. Daha sonra ailesi onu Rusya’ya, sakin bir yer olan Astrakhan bölgesine götürmüştü. Bir gün okulda, öğretmenleri Büyük Dünya Savaşı hakkında kompozisyon yazmalarını istemişti. Bu savaş hakkında bildiklerini yazmalıydılar. Çocuk uzun bir süre düşündü. Çünkü sınıf arkadaşlarının aksine savaşı kendi gözleriyle görmüştü. Ama ne yazacağını ya da nasıl yazacağını bilmiyordu. Sonunda bir çözüm buldu. Çalışması bir çizimden ibaret olacaktı. Kırmızı bir hat ve bir benekle siyah bir meydan. Öğretmeni bu çalışmayı aldığında çocuğun durumunu, ruhunun çektiği acıyı anladı.

Bir beşinci sınıf öğrencisi ise yazdığı kompozisyonda sığınaktaki yaşam hakkında yazmıştı. Bu çocuk top atışları ve hava saldırılarını görmüş, yaşıtlarının ölümlerine şahitlik etmişti. Bu çocuk kolunu ve bacağını kaybetmiş şekilde diğer çocuklar birlikte yaşıyor ve okula devam ediyor. Kompozisyonuna şöyle başlıyor: “Savaşı yaralı çocukluğumla lanetliyorum! Nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Yıkıntılardan ve harabelerden mi başlamalıyım? Yoksa kırılan kalplerden mi? Allah’a canımı alması için yalvarıyorum…”. 10-12 yaşlarında bir çocuk Allah’a canını alması için yalvarıyorsa, acısının ne kadar büyük olduğunu, dünyada iyilik ve adalet üzerine ne kadar büyük bir inanç kaybı yaşadığını tasvir edin… Muhtemelen, biz yetişkinlere bu çocukların, savaşın çocuklarının içinde bulundukları ruh halinde kurtulabilmeleri için yardım edebilmemiz onlarca yıl alacaktır.

2.sınıf öğrencisi olan bir kızın yazdığı kompozisyona bakalım: “Çeçenya’daki savaş kadar yaşlıyım!”. Bu çocuk 9 yaşında ve kısa ömrü boyunca iki savaş gördü bile. Rus askerlerinin Çeçenya’yı ilk işgali sırasında doğdu ve ikinci işgal sırasında da yaşamaya devam ediyor. Ve çocuk kompozisyonunda şöyle soruyor: “Yetişkinler, savaşı durdurun. Bunları niçin yaşamak zorundayım?”.

Açkhoy-Martan bölgesinden bir başka öğrencinin yazdıklarına bakalım. Bu kız öğrenci şöyle yazmış: “Eğer yetişkinler yaşanılanların çocuklar için ne kadar zor ve acı verici olduğunu bilselerdi, muhtemelen böylesi bir patırtıyı kopartmazlardı”. Kompozisyonunda ayrıca, birinci Rus askeri işgali başladığında 5 yaşında olduğunu yazmış. Bombardımanlar sırasında annesinin kendilerini bodrum katında sakladığını, kendisinin annesinin beline sıkı sıkıya sarıldığını, eşarbının altına gizlendiği ve annesinin kendisine şöyle dediğini yazmış: “Kızım, Diana! Ağlama, korkma, bir düğünde ateş ediyorlar sadece”. Bu dönemde hiçbir şey anlamadığı için “Büyüklerin çocukları böylesine korkutan bir gelenekten neden vazgeçmediklerini düşünürmüş”. Ama ikinci Rus askeri işgali başladığında artık 10 yaşındaymış ve bazı şeyleri anlamaya başlamış. Artık patlamaların ve açılan ateşlerin bir düğün olmadığını anlıyormuş. Bu bir savaşmış. Ama bu kez, 3 yaşındaki küçük kız kardeşi Luiza’ya sarılıp onu sakinleştirmeye çalışıyormuş: “Ağlama Luiza, bu sadece bir düğün…”

Bu ve benzeri yaşanmışlar üzerine çok fazla konuşabiliriz ama bu çok acı verici. Öylesine acı verici ki tarifi yok. Kalbinden alınmadıkça muhtelemen birisinin acısını anlamak imkansız dersem kendimi tekrar etmiş olacağım. Yakın bir akrabayı kaybetmenin ne anlama geldiğini biliyorum; evinizi, doğduğunuz köyü kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorum. Annesi ya da kız kardeşi kaybolmuş birisinin nasıl hissettiğini biliyorum… Çünkü bir keresinde erkek kardeşim eve gelmedi. Onu ararken nasıl çaba harcadığımı ya da ne kadar şanslı olduğumu anlatmayacağım. İnsanlar Yüce Allah istediği müddetçe hayatta kalır diye sık sık tekrarladığımız düşünce çok doğru muhtemelen. Muhtemelen erkek kardeşime 45 yıldan daha uzun bir ömür biçilmişti… Bundandır ki, uzun ve zahmetli arayışlardan sonra onu eve geri getirmeyi başardık. Onu canlı bulduk ama sıhhatinin yerinde olduğunu söyleyemem…

Savaşla ilgili pek çok inanılmaz hikaye anlatılabilir ve bunların hiçbirisi uydurma değil, bunlar hemen her gün yaşandı. Assinovskaya yerleşim alanında annesi ile birlikte ölen öğrenci Fatima Dzeitova’ya hala hatırlıyorum. 2000 yılıydı. Bir hava saldırısı sonucunda patlayan bomba bir anne ile kızını öldürdü. Pek çok kişi o küçük kız çocuğuna imrendi! Herkes şöyle diyordu: “Babasını kaybetmiş bu çocuk annesini de kaybetseydi kendisini nasıl hissederdi? Şanslı ki annesiyle birlikte öldü!”. Ve bu çocuk sadece 12 yaşındaydı.

Bazı öğrencilerime nasıl yanıt vereceğimi bulamıyorum. Dürüst konuşmak gerekirse, sorularının yanıtını biliyorum ama onlara nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Mesele bir öğrenci, “Babam ne zaman geri dönecek?” diye bir soru yönelttiğinde ne diyebilirim ki? Bu soruyu komşumuzun oğlu, 29 Ekim 2002 gecesi babası Rus askerleri tarafından kaçırılınca bana sordu. O gün çocuk 3 yaşındaydı şimdi ise 10 yaşında. Şimdi okula gidiyor. Ve hala babasını bekliyor. Ne yazık ki babası henüz geri dönmedi… Çocukların ebeveynlerini kaybetmesi korkunç. Bu korkunç bir şey.

Bundan dolayı ki, bugün, ben ve muhtelemen sevdikleri insanları kaybeden diğer herkes yaşıyor olmaktan ötürü kaygılı. Çünkü hiç kimse aynı şeylerin kendi başlarına da gelip gelmeyeceğinden emin değil. Ve bu acı, bu kaygı her kadında yaşıyor, her bir Çeçen kadında.

Muhtemelen, çocuklarımıza güven aşılamamız, onların iyilik ve insancıllığa olan inançlarını geri kazandırmak, yaşadıkları olayların yarattığı korkunun ve şimdi her gün ebeveynlerinin gözlerinde okudukları korkunun silineceğine ve bir daha yaşanmayacağına onları inandırmak zaman alacak. Ve maalesef bu çok kısa bir süre içerisinde başarılabilecek bir şey değil. Öncelikle, çocuklarımızın ruhlarını tedavi etmeliyiz. Kim bilir, belki o zaman çocuklarımız yeniden gerçekten gülmeye ve mutlu olmaya başlayacak. Şimdi gülümsüyorlar ama gözlerinde bir hüzün var. Bu normal değil. Çocukların acılarını anlayabilmek için tüm kalbinizle onları dinlemeniz gerekir. Ve çocuklara yardım etmeniz!

Khulimat Zelimkhanova

©Waynakh Online

YASAL UYARI
Sitede yer alan materyallerin tüm hakları Waynakh Online’a aittir. Bu materyaller (haberden/makaleden/tercüme eserden sadece alıntı yapılsa dahi) ancak kaynak gösterilerek ve aktif link verilerek kullanılabilir.

Previous Article

Hamzat’a Dair Bir Şarkı

Next Article

Gazi Çeçen Avusturya’dan Sınırdışı Edilebilir

Share:

Related articles More from author

  • Çeviriler - Makaleler

    Sürgündeki Çeçen Cinayetinin Yargılamasına Viyana’da Başlanıyor

    17 Kasım 2010
    By Vainakh
  • Çeviriler - Makaleler

    Hoşçakal

    11 Temmuz 2010
    By Lecha
  • Çeviriler - Makaleler

    Baiev’in Kaleminden Sürgün

    22 Mayıs 2009
    By admin
  • Çeviriler - Makaleler

    Kadirov’un Namus Cinayetlerine Arka Çıkmasıyla Çeçen Kadınlar Can Korkusu İçinde

    30 Nisan 2012
    By Vainakh
  • Çeviriler - Makaleler

    Viyana’daki Cinayetin İzleri Müfettişleri Kadirov’a Götürüyor

    25 Haziran 2010
    By Vainakh
  • Çeviriler - Makaleler

    Muslim: “Maviler” Arasında Bir Kurt

    22 Haziran 2010
    By Vainakh

Leave a reply

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

  • Haberler

    Çeçenya Texas Üniversitesi’ nde Ders Oldu

  • Haberler

    İchkeria Yönetimi Tüm Müslümanların Ramazan Ayını Kutladı

  • Haberler

    Horsenoi Köyü Yakınlarında Büyük Çatışma

Arşivler

Kategoriler

Çeviriler & Makaleler

Çeviriler - Makaleler

Medet Medet!..

  • Türkiye’deki Çeçen Temsilciye Yönelik Suikast Rusya’yı İşaret Ediyor

    By Vainakh
    07 Haziran 2013

Röportajlar

Röportajlar

Akhmed Zakayev: “Medet Önlü Yeri Doldurulamayacak Bir Kayıp!”

  • Benoit Desjardins: “Bu film özgürlüğün marşı!..”

    By Vainakh
    05 Mart 2014

Logolarımız

      

Waynakh Online

2000 yılından bu yana Çeçen tarihini, kültürünü ve güncel gelişmeleri paylaşan bağımsız internet sitesi ve dijital arşiv.


                        

Son Paylaşımlar

  • Kadırov’un Spor Diplomasisi ve Hibrit İstihbarat Hücreleri Raporu
  • Albay Timirbulatov Esir Tutulduğu Hapishanede Hakk’a Yürüdü
  • Kan Üzerine Yükselen Gökdelenler
  • Bağımsızlık Gününde Kanlı Plan: Hedefte Çeçen Lider Vardı
  • Kılıç Haber Verdi Diye Duruş Yıkılır mı?
  • Hafıza Kiralanamaz: Çeçen Diasporasının Bağımsızlık Sınavı
  • Siyah Gömlekliler, Parmak Sallayanlar ve Vicdanımız
  • Kadir Mahir Damatlar’dan Tarihi İkaz: Yazıcıoğlu’nun Mirası Kadirov’a Yem Edilemez!

Son Yorumlar

  • Kadir Mahir Damatlar’dan Tarihi İkaz: Yazıcıoğlu’nun Mirası Kadirov’a Yem Edilemez! için Şakir yılmaz
  • Emin Olunmayan Köprü, Vebale Götürür için Martan Galayev
  • Diaspora ve Anavatan Diyalektiği: Hafıza, Meşruiyet ve Sorumluluk için Derya
  • Diaspora ve Anavatan Diyalektiği: Hafıza, Meşruiyet ve Sorumluluk için Zelimhan
  • Gelayev’ in Şehadetinin 4. Yıldönümü için Zafer
  • Çeçen Gençlerden Çeçen Muhacirlere Yardım Çağrısı! için Josef Friedrich Wilhelm von Adenauland
2000-2026 © Waynakh Online | Powered by Chechen Media