Reddiye ve Karşı Metot Önerisi
Bismillâhirrahmânirrrahîm!
‘Rabbisrah lî sadrî ve yessir lî emrî vahlul ukdeten min lisânî yefkahû kavlî.’
Ve salâtu ve selâmu alâ Rasulinâ Muhammed.
Muhterem Yahyahan Güney bey kardeşimizin “Diasporal Metot Çerçeve Önerisi” serlevhalı yazısını derin bir hürmet ve büyük bir tefekkürle mütalaa ettim. Kaleme aldığı tespitler vesilesiyle kendilerine kalben teşekkür eder, açtıkları bu hayırlı kapıdan mülhem birkaç hususu ben de usûl cihetinden arz etmek isterim. Zira, kendisi niyet olarak usûle dair bir zemin inşa etmeye çalışsa da; vardığı neticeler ve kurmaya çalıştığı teori, Kuzey Kafkasya’nın ve diasporalarımızın tarihî, siyasî ve ahlâkî gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Usûlün esasa mukaddem olduğu doğrudur. Ancak yanlış ve meşru olmayan bir esas üzerine doğru bir usûl bina edilemez. Anavatanımız diye anlandırdığımız coğrafya bugün kendi iradesiyle değil, doğrudan Moskof’un iradesi ve gayrimeşru kukla bir rejim eliyle yönetilmektedir. Dolayısıyla, Rus işgali altında bulunan Çeçenya’daki mevcut yapıyla “kurumsal bağ“, “açık ağ modeli” veya “koordinasyon” adı altında ilişki geliştirmeye çalışmak, usûl ihdası değil; işgal rejimini doğrudan veya dolaylı olarak meşrulaştırma tehlikesini barındırır.
Bu vesileyle, meseleye dair esaslı itirazlarımızı ve olması gerektiğine inandığımız gerçekçi metodu birkaç paragraf üzerinden beyan etmek isterim.
Anavatanımızdaki Rus kontrolü altındaki mevcut idare, bağımsız bir içtimaî yapı veya meşru bir muhatap değildir. Moskova’nın hiyerarşik düzenine göbeğinden bağlı bir rejimle “sivil toplum“, “iş insanları” veya “akademisyenler” üzerinden dahi olsa kurumsal bir kanal açmak, diasporanın ahlâkî duruşunu zedeler. Anavatan ile kurulacak ilişkinin yegâne ve meşru zemini; bireysel, ailevî ve akrabalık bağlarıdır. Akrabalık hukuku, sıla-i rahim ve insani yardımlaşma şahsi düzeyde yürütülmeli; bu insani bağlar hiçbir şekilde rejimle veya rejimin uzantısı olan yapılarla kurumsallaştırılmamalıdır. Rus destekli rejimin sunduğu “dil kursu“, “geziler” veya “kültür hamleleri“, toplumsal hafızayı silme ve diasporayı devşirme gayesinden bağımsız okunamaz.
Yazıda göz ardı edilen en hayati husus, bugün diasporanın gerçek gövdesini oluşturan Avrupa’daki yeni muhacir kardeşlerimizdir. Bizler homojen bir yapı değiliz belki; ancak hepimizi birleştiren tek bir tarihî hakikat vardır: Hepimiz Moskof’un zulmüyle sürgün edilmiş insanlarız. Yakın tarihimizde yaşanan son savaşlar ve kurulan işbirlikçi rejimin hukuk tanımaz icraatleri neticesiyle öz vatanından ayrılmak zorunda kalan, Avrupa’nın dört bir yanına dağılan yüz binlerce kardeşimizle aramızdaki bağ, anavatandaki kukla rejimle kurulacak her türlü kurgusal ilişkiden çok daha hayati ve meşrudur. Kader birliğimiz anavatanı işgal edenler ve onlarla işbirliği yapanlarla değil; vatanından sürülen, özgürlük mücadelesinin bedelini ödeyen bu yeni diasporayladır. Türkiye’deki Çeçen diasporasının ana hedefi; işgal altındaki topraklarla meşruiyet arayışına girmek değil, Avrupa ve dünya genelindeki Çeçen diasporalarıyla entegre olmak, oradaki gençlikle bağları kuvvetlendirmek ve ortak bir muhacerat bilinci inşa etmektir.
Bahsi mevzu yazıda “Diaspora bir muhalefet kurumu değildir” denmektedir. Evet, diaspora ucuz bir siyasi polemik merkezi olmamalıdır; ancak işgale, zulme ve vesayete karşı ahlâkî bir duruşun, adalet arayışının da kalesidir. Hakikati haykırmayan, vatanın işgal altında olduğunu bizzat unutturan bir “kültürel korumacılık” yaklaşımı, asimilasyonun başka bir türevidir. Bizim sivil toplum tecrübemiz, işgalciyle veya onun yerli işbirlikçileriyle el sıkışmak için değil; hafızayı, direniş ahlakını ve kimliğimizi saf haliyle geleceğe taşımak için kullanılmalıdır.
Bizim ihtiyacımız olan şey, işgal altındaki anavatanımızın idari yapısıyla “uyum” aramak değil; sürgündeki bütün unsurlarımızla kurumsallaşmaktır. Türkiye’deki tecrübe ile Avrupa’daki dinamizm bir araya getirilmeli; Moskof’un sürdüğü ama ruhunu teslim alamadığı özgür Çeçen halkının bağımsız müesseseleri inşa edilmelidir.
Unutmayalım, akrabalık bağlarımızı korur, anavatandaki mazlum halkımıza duamızı ve şahsi desteğimizi hiçbir zaman eksik etmeyiz. Ancak işgalci unsurların kurduğu bir rejimin gölgesinde kurulacak hiçbir “usûl”, bizim katımızda dün meşru değildi, bugün de değildir ve gelecekte de meşrulaşmayacaktır. Bizim kaderimiz de, usûlümüz de, istikbalimiz de Moskof’a ve onun hile ve desiselerine boyun eğmeyenlerin yoludur.
Cenab-ı Hak ayaklarımızı hak katında sabit kılsın, bizleri sürgün diyarlarında vatan şuurunu kaybetmeyenlerden eylesin inşaAllah.
Kardeşiniz Muhammed
Tweet








Bir yanıt bırakın!