Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

Kimliksiz, Yoksul ve Yalnız

Bu yazı 22 Kasım 2010 Pazartesi  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 2.581 defa okundu.. Yorum Yok
Kimliksiz, Yoksul ve Yalnız

Fenerbahçe’de bulunan Çeçen Kampı’nda yaşayan aileler devletin onları unuttuğunu düşünüyor ve artık birilerinin onları fark etmesini bekliyor.

Onlar, kendi deyimleri ile “Gehenna”, yani Rusça’daki anlamıyla “Cehennemden gelenler”. Onlar; çoğu nitelikli mesleklere sahip, üniversite mezunu Çeçenler. Yaşlısı, genci, çocuğuyla 180 kişi. Şimdi ise, acımasız savaştan kaçarak 11 yıl önce sığındıkları Türkiye’de, bir tür tecrit kampında, kimliksiz çocuklarıyla yaşam mücadelesi veren, kendi kaderlerine terk edilmiş insanlar.

Kadıköy Fenerbahçe’de lüks evlerin, apartmanların hemen ardında yüksek duvarlarla çevrili bir alan. Büyük mavi kapısının üzerinde iri harflerle “Çeçen kampı” yazıyor. Yoldan geçen araçlar önce biraz yavaşlıyor, sonra aldırış etmeden geçip gidiyor. Çevrede ilk gözüme çarpan, incecik tahtalarla surlanmış barakaların ardında, denize karşı gerilmiş çamaşır iplerine dizili, hafifçe salınan çamaşırlar. Etrafa dağılmış alabildiğine çocuk, kan ter içinde oyuna dalmışlar. Küçük kafalarını bana çeviriyorlar teker teker. Dillerini anlamasam da bakışlarında o ortak korkuyu görüyorum; neden geldi acaba?

Zengin semtte sırıtan fakirlik

1999 yılında çıkan ikinci Çeçen-Rus savaşı nedeniyle birçok Çeçen aile çareyi Gürcistan ve Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelere iltica etmekte buldu ve yüzlerce Çeçen bu ülkelerden sığınma talebinde bulundu. Bu gelişmeler doğrultusunda, 2000 yılında yaklaşık bin 500 Çeçen sığınmacı Türkiye’ye giriş yaptı. Çeçenlerin büyük bölümü İstanbul’da Kadıköy Fenerbahçe, Beykoz, Ümraniye ve Yalova’da bulunan kamplara yerleştirildi ve o tarihten bu yana da bu kamplarda toplu olarak yaşıyorlar. Bu kamplardan en göze çarpanı ise, bulunduğu semtle oluşturduğu tezat ve ironi açısından; Fenerbahçe’deki Çeçen kampı. Lüks konutlarıyla, yüksek gelir ortalamasına sahip sakinleriyle İstanbul’un en müstesna semtlerinden olan Fenerbahçe’de tüm şehrin güzelliğine karşın onlarca Çeçen, burunlarının dibinde acımasız hayata karşı ayakta kalma mücadelesi veriyor. TCDD çalışanları için yazlık kamp olarak yaptırılan bu kamp, yan yana dizilmiş briket barakalardan oluşuyor. Bu barakalarda gıda mühendisi, ekonomist, ressam, tarihçi, dalgıç gibi mesleklere sahip, ancak gelinen bu noktada bir kimliği bile olmayan, bir bakıma hiç olan insanlar yaşamaya çalışıyor.

Barakalarda ortak kullanılan az sayıdaki banyo ve tuvalet beraberinde temizlik ve hijyen sorununu da getiriyor. Çocuklar kampın bahçesinde oynuyor, semtteki park, oyun bahçesi gibi ortak alanları genellikle kullanamıyor.

Çocuklar kimliksiz okuyor

Statülerinin belirsizliği nedeniyle çalışma izni alamayan Çeçenlerin ikâmet ettiği Fenerbahçe kampında kadınlar, günlük ev işlerine gidiyorlar. Çalışma izinlerinin olmayışı nedeniyle de aynı işi yapan kişilerden daha az ücretle çalıştırılıyorlar. Yani aynı işi yapan temizlikçiler günde ortalama 80 TL yevmiye kazanırken onlar 40 TL’ya çalıştırılıyor. Diğer çarpıcı bir sorunsa, Çeçen çocukların eğitim durumu. Herhangi bir yasal statüye sahip olmamaları, nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport gibi belgelerden yoksun olmaları okullara kabulü sırasında ciddi problemler yaratıyor. Çocukların büyük bölümü okullara ‘misafir’ öğrenci statüsünde kabul ediliyor. Çocuklar zaman zaman gittikleri okullarda diğer öğrenciler ve öğrenci velileri tarafından istenmiyor hatta okul idarecileri tarafından ayrımcı uygulamalarla karşılaşıyorlar. Oysa Türkiye’deki uygulamaya göre, kamptaki öğrencilerin kampa en yakın okula alınmaları gerekiyor. İstenmemelerinin önemli nedeni ise Çeçenlerin adlarının ‘terör’le çok fazla anılıyor olması…

Savaşın unutulmuş mültecileri

62 yaşında olan Hasan amca, uzun yıllar dalgıçlık yapmış, tam bir deniz kurdu. Savaşta iki oğlunu da kaybetmiş. Kendisi de esir düşmüş, işkencelerden geçmiş. Halen nasır tutmuş ellerinde o işkencelerin izlerini görebiliyorum. Hasan amca “hiçbir beklentim yok artık” diyor çocuklara bakarak; “Bizi burada terk ettiler, kulağı küpeli köpekler kadar olamadık. Sağlığım kötü. Umurumda mı? Değil. Ama çocuklar umurumda. İnsanlar geliyor gidiyor. Yardım ediyor ve bir daha kimse gelmiyor” diyor. Melike Abla, ekonomist. Çocuklarıyla birlikte bu kampta yaşamaya çalışıyor. Belirsizlik içinde yardım bekliyor. Çocukların gözleri hasta, kıyafetleri dayanıksız, orada ‘devlet’ yok uğramıyor bile…

Taraf – 18.11.2010



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.