Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

Rıza Değil, Baskı ve Korku!

Bu yazı 21 Ağustos 2026 Cuma  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 163 defa okundu.. Yorum Yok
Rıza Değil, Baskı ve Korku!

Cuma ağabeyin bir internet sitesinde çıkan açıklamasını okuyunca, insan ister istemez derin bir iç çekiyor. Çünkü mevzu, kendisinin sunduğu kadar basit veya “Çeçenler ne istiyorsa ben oradayım” kolaycılığıyla özetlenecek bir mesele değil.

Söz konusu metinde ‘Durum çok basit’ deniliyor. Oysa ne yazık ki meselenin özü tam da bu basitlik iddiasının içinde kayboluyor. Kimse size neden savaş çığırtkanlığı yapmıyorsunuz ya da neden bugün halkı ayaklanmaya çağırmıyorsunuz diye sormuyor. Zaten kimse de böyle bir şey yapmıyor, böyle bir amaç için uğraşmıyor. Çeçen halkı savaşın, acının ve yıkımın ne demek olduğunu dünyadaki her topluluktan daha iyi biliyor. Bugün hiç kimse bu halkın üzerine yeniden bombalar yağsın, yeni bir kıyım yaşansın istemiyor. Bu açık ve net. Dolayısıyla, sanki birileri savaş istiyormuş gibi bu içi boş argüman üzerinden fikir inşa etmeye çalışmak hedef saptırmaktır.

Buradaki ve diğer yazılarınızdaki temel çelişki ve size yöneltilen haklı eleştirilerin kaynağı da bağımsızlık isteyip istememeniz veya bir dönemin geride kalıp kalmaması değil. Mesele, sizin ya da herhangi bir kişinin bağımsızlık yanlısı olup olmaması hiç değil; çünkü Çeçen bağımsızlık mücadelesi kişilerin hevesleriyle başlayıp biten bir şey değildir. Şahıslar gelip geçmektedir, ancak bu duruş ve tutum halkın ruhuna işlemiştir, siz görmek istemeseniz de asırlardır bu böyle süregelir. Kimsenin kendisine tarihsel bir rol biçmesine ya da hakikati çarpıtmasına gerek yoktur.

Asıl sorun bugün Çeçenya’da yaşanan tarifsiz ağır baskıyı, korku iklimini ve hukuksuzluğu “halkın rızası ya da tercihi” sanmanız veyahut öyle göstermeyi tercih etmenizdir.

İnsanlar korkuyor, susuyor ve hayatta kalmaya çalışıyor. İşkenceye maruz kalan, evinden kaçırılan, kaybedilen, vatanından sürülen insanların sessiz kalması neden bir rejime verilmiş rıza olsun? Silahların gölgesinde yaşayan insanların susmasını nasıl rıza diye okuyabiliriz? Bu hangi akla ve vicdana sığar? Tarihe bakın; Stalin döneminde de insanlar sustu, ses çıkaramadı, çıkaramadı diye o karanlık yıllar Çeçenlerin “kendi seçimi” miydi?

Gereksiz yere kan akmasına yol açacak davranışlardan kaçınılmasını diliyorum” diyen sayın Cuma Bayazıt herhalde bu rejimin kendi öz halkına kan kusturmasını ise haklı görüyor.

Bugün Çeçen halkı yorgundur, çaresizdir, şartların elvermediğinin farkındadır. Ama bu diktatörlüğün de tıpkı öncekiler gibi gelip geçici bir fetret devri olduğunu çok iyi bilmektedir. Nitekim dün ortalıkta “şöyle keserim, böyle biçerim” diye esip gürleyen, pozlar kesen Ramzan Kadırov’un bugün ne halde olduğu ortada; adeta yaşayan bir mumya gibi gezmekte, ne konuştuğu bile anlaşılmamaktadır. Allah büyüktür, adalet geç de olsa tecelli eder. Ancak baskı altında bir köşeye çekilmek ve hayatta kalmaya çalışmak ile bir rejimi benimsemek arasındaki o büyük farkı görmezden gelmek, halkımızın yaşadığı bu büyük trajediye göz kapatmaktır.

Çeçen gelenek ve göreneklerinde, zalime boyun eğmek olmadığı gibi, zalimin sofrasına oturup ona meşruiyet kazandırmak da yoktur. Halkının haysiyetini ayaklar altına alan bir rejimle “kurumsal ilişki kuralım” demek, hangi Çeçen adetiyle, hangi ahlakla, hangi vicdanla bağdaşır?

Diasporadaki insanların anavatanıyla, akrabasıyla, toprağıyla, dostuyla bağ kurmasına kimse karşı çıkmaz. İnsanlar kendi imkanları dahilinde gider, gelir, özlemini giderir ve kendi çabasıyla bağını korur. Ancak bir rejimin propagandasına alet olmak, o rejime methiyeler düzmek, meşruiyet devşirmeye çalışmak ve bütün bunların adına da “halkın isteğine saygı duyuyorum” demek kabul edilebilir bir şey değildir. Rejimle iş tutmak başka bir şey, vatanla bağ kurabilmek başka bir şeydir.

Kimsenin size bir rol biçtiği ya da sizden kahramanlık beklentisi yok. Siz konuşsanız da konuşmasanız da, internette ya da dost meclislerinizde ne anlattığınızın ya da nerede ne söylediğinizin tarihin akışı karşısında bir hükmü yok. Fakat bunca yıl sizinle aynı davada  buluşmuş, aynı havayı solumuş, omuz omuza durmuş insanları üzen şey; yaşını başını almış birinin, celladıyla yaşamak zorunda bırakılan bir halkın çaresizliğini “tercih” gibi sunarak bu rejime el uzatmasıdır.

İçinde bulunduğunuz pozisyonu meşrulaştırmak için sorulan soruları taca atmak yerine, biraz edep ve vicdanla düşünmek gerekir. Sizden beklenen süslü sözlerle kelime oyunları yapmanız değil; en azından zalimle mazlumu bir tutmamanız, bu halkın haysiyetine ve asırlardır süregelen mücadelesine gölge düşürecek söylemlerden uzak durmanızdır.

Abdullah



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.