Dün Direniş, Bugün Meşruiyet: Fikir Değişikliği mi, Çelişki mi?
Cuma Bayazıt’ın son yazısına ilişkin asıl tartışılması gereken mesele, kullandığı ağır ifadelerden çok, bugün savunduğu yaklaşım ile geçmişte ortaya koyduğu siyasi ve tarihsel değerlendirmeler arasındaki derin çelişkidir. Çünkü mesele Çeçenya’ya seyahat yapılıp yapılmamasından ibaret değildir. Mesele, Rusya’nın Çeçenya üzerindeki hâkimiyeti ve bu hâkimiyet altında oluşturulan siyasal düzenin diaspora tarafından nasıl karşılanacağıdır.
Cuma Bayazıt’ın 1. ve 2. Rus-Çeçen Savaşı yıllarındaki yazıları incelendiğinde, Rusya’nın Çeçenya’daki politikalarına yönelik son derece sert bir yaklaşım görülmektedir. Bu yazılarında Rus saldırılarını, sürgün politikalarını, Çeçen halkının zorla yerinden edilmesini ve Rusya’nın yerel işbirlikçileri kullanmasını ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Tam da bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo haklı olarak şu soruyu gündeme getiriyor:
Rusya’nın Çeçenistan üzerindeki hâkimiyetini ve onun tarihsel sonuçlarını bu kadar ağır ifadelerle değerlendiren bir siyasi hafıza, bugün aynı hâkimiyetin oluşturduğu mevcut yönetimin diaspora üzerindeki meşruiyet arayışına neden bu kadar olumlu yaklaşmaktadır?
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir insanın siyasi düşüncesini zaman içerisinde değiştirmesi elbette mümkündür. Ancak düşünce değişikliğinin gerekçesi açıklanmalıdır.
Eğer dün “Rus istilası” olarak tanımlanan siyasal süreç bugün “anavatanla buluşma” adı altında değerlendirilip mevcut yönetimle yakınlaşma savunuluyorsa, aradaki tarihsel ve siyasi muhasebenin yapılması gerekir. Çünkü bugün Çeçenya’da bulunan yönetim, bağımsız Çeçen Cumhuriyeti’nin Dudayev ve Maskhadov dönemindeki anayasal-siyasal çizgisinin devamı olarak ortaya çıkmış değildir. Bu nedenle diasporanın mevcut yönetimle kültürel veya insani ilişkiler kurması başka bir şey, bu ilişkilerin siyasi meşruiyet üretme işlevine dönüşmesi başka bir şeydir.
Asıl soru da burada ortaya çıkmaktadır:
Bir diaspora kuruluşu veya diaspora mensubu, kendi anavatanındaki insanlarla kültürel bağ kurabilir mi? Elbette kurabilir. Dil öğrenmek, akrabaları ziyaret etmek, tarihî coğrafyayı görmek, gençlerin Çeçence öğrenmesini sağlamak ve diaspora ile anavatan arasındaki kültürel bağları güçlendirmek kendi başına eleştirilecek faaliyetler değildir. Fakat bu faaliyetlerin finansmanı, organizasyonu ve siyasi çerçevesi Rusya’nın güdümündeki yönetim tarafından sağlanıyor; ziyaretçilere siyasi rüşvet olarak ücretsiz seyahat, konaklama imkânları sunuluyor ve bunun sonucunda diaspora mensuplarının o yönetimin uluslararası veya diaspora nezdindeki görünürlüğüne ve meşruiyetine katkı sağlaması bekleniyorsa, o zaman mesele artık yalnızca “turistik gezi” veya “kültürel faaliyet” olmaktan çıkar. Burada siyasi iletişim ve meşruiyet boyutunun sorgulanması gerekir.
Nitekim 2026 yılında yapılan bu seyahatler konusunda yapılan eleştirilerin temel iddiası da budur: Finansmanı ve lojistiği Çeçenya’daki mevcut yönetim tarafından karşılanan ziyaretlerin, kültürel temasın ötesinde bir PR ve meşruiyet faaliyetine dönüşüp dönüşmediği. Diasporanın cevap beklediği soru budur. İşte Cuma Bayazıt’ın bugünkü yaklaşımının geçmişiyle çeliştiği nokta tam olarak buradadır.
Geçmişte Rusya’nın Çeçenya’daki hâkimiyetini, sürgün ve savaş politikalarını, yerel işbirlikçileri ve Rusya’nın bölge üzerindeki müdahalesini eleştiren bir anlayışın, bugün aynı tarihsel çatışmanın sonucunda ortaya çıkan mevcut siyasi yapıyla diaspora arasında güçlü ilişkiler kurulmasını savunacak derecede savrulması ciddi bir açıklama gerektirmektedir.
Yine Cuma Bayazıt’ın daha önce yayımlanan bir yazısında, görüş ayrılıklarına rağmen Çeçenya yönetimiyle “her koşulda iletişimi ve iyi ilişkileri sürdürmek” gerektiğini savunmaktadır. Burada sorulması gereken soru şudur: “Her koşulda iyi ilişkiler” anlayışının sınırı nedir?
Anavatanla kültürel ilişkiler kurmak başka, sömürge olmayı kabul eden, kendi halkına zulmeden, bir yönetimin diaspora üzerindeki siyasi etkisini kabul etmek başkadır. Bir halkın anavatanını ziyaret etmek başka, o anavatandaki yönetimin propaganda ve meşruiyet ihtiyacına aracılık etmek başkadır. Çeçence öğrenmek başka, Çeçence eğitim faaliyetlerinin siyasi bir vitrin olarak kullanılmasına izin vermek başkadır. Ve en önemlisi: Çeçenya’yı ve Çeçen halkını sevmek başka, Çeçenya’daki gayrı meşru yönetimi desteklemek başkadır. Bu ayrımın özellikle yapılması gerekir.
Bugün mesele Cuma Bayazıt’ın “Kadirov’u sevip sevmediği” de değildir. Çok daha temel bir mesele söz konusudur: Dudayev ve Maskhadov dönemindeki bağımsızlıkçı Çeçen siyasi mirasından bugünkü Rusya Federasyonu’na bağlı Çeçenya yönetimiyle pragmatik ilişki anlayışına nasıl geldiğidir? Eğer bu bir fikir değişikliği ise, bunun açıkça söylenmesi gerekir. “Dünün yanlışlarını bugün daha iyi anladım; artık bağımsızlıkçı çizginin yerine sömürge yönetimi ile ilişkiyi savunuyorum” diyebilir. Bu, siyasi olarak tartışılabilir ama anlaşılabilir bir pozisyondur. Fakat dün Rusya’nın Çeçenya’daki politikalarını ağır biçimde eleştirirken bugün aynı siyasi düzenin diaspora ile ilişki kurma girişimlerine yönelik eleştirileri “Çeçen düşmanlığı” olarak nitelemek, tartışmayı fikirlerden kişilere kaydırmaktadır. Dahası, bugün bu seyahatleri eleştirenleri “Çeçen düşmanı” ilan etmek, Çeçenya’daki mevcut yönetim ile Çeçen halkını birbirinden ayırma zorunluluğunu da ortadan kaldırmaz.
Kadirov yönetimini eleştirmek Çeçen halkına düşmanlık değildir. Tam tersine, Çeçen halkının tarihini, yaşadığı savaşları, sürgünleri, kayıpları ve bağımsızlık mücadelesini savunmak ile mevcut yönetimin politikalarını eleştirmek birbirinden ayrılmalıdır. Cuma Bayazıt’ın kendi geçmiş yazılarındaki Rusya ve Çeçenya değerlendirmeleri de zaten bu ayrımın önemini göstermektedir. Bu nedenle bugün kendisine yöneltilmesi gereken soru basittir: Rusya’nın Çeçenistan üzerindeki egemenliğinin doğurduğu siyasi gerçekliği dün bu kadar sert biçimde eleştiren siz, bugün bu egemenlik altında ortaya çıkan yönetimin diaspora üzerindeki meşruiyet ve görünürlük faaliyetlerine hangi ilkesel gerekçeyle destek veriyorsunuz? Eğer cevabınız “Çeçen halkıyla bağlarımızı koparmamalıyız” ise buna kimsenin itirazı yoktur. Fakat o zaman ikinci soru kaçınılmazdır: Çeçen halkıyla bağ kurmak için neden mevcut yönetimin siyasi rüşvet olarak kullandığı ücretsiz seyahat, konaklama veya benzeri imkânlarına ihtiyaç duyulmaktadır?Bunlar düşmanlık soruları değildir. Bunlar, geçmişi Rusya’nın Çeçenya politikalarına karşı eleştirmekle şekillenmiş bir kişinin bugün geldiği noktayı sorgulayan sorulardır.
Sonuç olarak mesele bir kişinin fikir değiştirme hakkı değildir. Herkes fikrini değiştirebilir. Mesele, fikir değişikliğinin hangi ilkesel gerekçeyle gerçekleştiğinin açıklanmasıdır. Dün bağımsızlık mücadelesinin yanında duran bir siyasi hafızadan bugün mevcut Rusya yanlısı yönetimle yakınlaşmayı savunan pragmatik bir çizgiye geçilmişse, bunun adı konulmalıdır. Çünkü hafıza, sadece geçmişte Rusya’nın yaptıklarını hatırlamak değildir. Hafıza, bugün o geçmişin sonucunda ortaya çıkan siyasi yapıya karşı hangi ölçütleri uyguladığınızı da hatırlamaktır. Bu nedenle tartışmayı “Kadirov taraftarı–Kadirov düşmanı” veya “Çeçen–Çeçen düşmanı” ikiliğine sıkıştırmak yerine şu temel soruya dönmek gerekir:
Çeçen diasporasının anavatanla ilişkisi, Çeçen halkının tarihsel ve kültürel varlığını güçlendiren bağımsız bir ilişki mi olacaktır; yoksa Rusya’nın Çeçenya üzerindeki siyasal düzenine diaspora üzerinden meşruiyet kazandıran bir araca mı dönüşecektir? Cevabı verilmesi gereken asıl soru budur.
Umar
Tweet








Bir yanıt bırakın!