Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Arşiv Belgeleri

TBMM Ordu Milletvekili Şadi Pehlivanoğlu’nun Çeçenya Üzerine Sözleri (1992)

Bu yazı 2 Aralık 2012 Pazar  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 2.184 defa okundu.. Yorum Yok
TBMM Ordu Milletvekili Şadi Pehlivanoğlu’nun Çeçenya Üzerine Sözleri (1992)

Türkiye Büyük Millet Meclisi 19.Dönem’de (6 Kasım 1991 – 24 Aralık 1995) görev yapmış Anavatan Partisi Ordu milletvekili Şadi Pehlivanoğlu’nun Kafkasya bölgesindeki gelişmelerle ilgili olarak gerçekleştirilen genel görüşmede Çeçenya ve Türkiye’nin Kafkasya dış politikası üzerine sözleri.

ANAP GRUBU ADINA ŞADI PEHLİVANOĞLU (Ordu) — Türkiye Büyük Millet Meclisinin muhterem milletvekilleri; Kafkasya ile ilgili genel görüşmede, Anavatan Partisi Grubu adına fikirlerimi arz etmek üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Bu vesileyle, gerek Grubum gerekse şahsım âdına Yüksek Meclisi hürmetle selamlarım.

Muhterem arkadaşlar, Danışma Kurulunda bu genel görüşmenin günü belirlenirken, “mesele çok mühimdir; alakalı Hariciye Bakam burada olsun. Türkiye’de olsun, Mecliste olsun; bizzat kendileri, sorularımıza, Yüksek Meclisin fikirlerine cevap versin ve aydınlatsın”, diye bugün tensip edilmişti; ama, bakıyorum ki, Hariciye Bakanı burada değil… Herhalde çok mühim işleri var!.. İnşallah o mühim işlerinin mühim neticelerini görmek bize nasip olur.

Muhterem arkadaşlar, devletlerin asgarî yarım asrı kapsayan millî politikaları; bu meyanda, millî dış politikaları mevcut olmalıdır. Devletiri millî dış politika hedefleri, siyasî parti iktidarlarına göre değişmez; çünkü, bu hedefler, o milletin uzun vadeli menfaatlarına uygundur.

Yetmiş senedir Türkiye Cumhuriyetinin belirli bir millî dış politikası mevcut değildir. Yetmiş senedir, hiçbir siyasî iktidar, dış politikada bir kast sınıfı haline gelmiş olan Türk Hariciyesini aşamaz. Hükümetler, ancak ona tabî olur. Milletlerarası platformlarda, devletimizin hak ve menfaatları mevzubahis olduğu zaman, görürüz ki, bizi destekleyen bir tek dostumuz dahi mevcut değil. Biz herkesin dostu; fakat, bizim hiçbir dostumuz mevcut değil… Bu nasıl dış politika muvaffakiyeti ve stratejisi, bir türlü anlayamıyorum… Anlayan varsa,-herhalde- benden sonra kalkar konuşur.

Lideri olacağız diye övündüğümüz diğer Türk cumhuriyetleri ise başka bir Türk devletini (KKTC) tanımaktan istinkâf, ettiler. Yetmiş senedir bir tek dost devleti dahi temin edemeyen bu hariciye politikasına ve onu temsil edenlere hesap soracak bir tek iktidar ortaya çıkmadı.

Bosna-Hersek ve Azerbaycan meseleleri Yüksek Meclisinize gelince, huzurunuzda hamasî nutuk yarışmasına giren Hariciye Bakanının bir senedir, bu meselelerde, milletlerarası platformda devletimizin politik varlığını ispatlayan bir tek öncü hareketine şahit olmadık. Çekilen nutuklar burada kaldı. Burada söylenen sözlerin, taahhütlerin takipçisi olmadık, hepsini unuttuk gitti. İnanıyorum ki, Kafkasya meselesinde de, aynı heyecan verici beyanlarla bizi uyutup gidecektir.

Muhterem miîletekilleri, son Rus İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Kafkasya kaynamaya başladı. Kafkasya’da cereyan eden hadiselere -siyasî ve ekonomik her konuya- Türkiye’nin bigâne kalması mevzubahis değildir. Hükümetin, bu hadiseleri tespit etmesi, takip etmesi ve millî menfaatlarımıza uygun olarak yönlendirmeye çalışması icap eder.

Kuzey Kafkasya, Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki yerdir. Nüfusu beş milyon civarındadır. Abhazya, Âdidey, Karaçay-Çerkez, Babardey-Baklar, Dağıstan, Çeçenistan, Kıyışapsi, Kuzey-Güney Osetya halkının yüzde 80’i Müsîümandır. Bu insanlar, Sovyet İmparatorluğu hegemonyasından kurtulduktan sonra, huzur içinde, insan haysiyetine uygun olarak yaşamak istemektedirler; mesele bundan ibarettir.

Kuzey Kafkasya’daki problemi bir Hıristiyan-Müslüman çatışması haline gitermek isteyenler, meseleji saptırmakta, bölgede yeni bir Beyrut yaratmak istemektedirler. Bu hususa dikkat edilmesi lazım. Mesele, etnik bir hareket değildir. Bölgede, ayrıca, Rus, Ermeni, Yahudi ve Rum unsurları da vardır. Bütün bu unsurlar arasında ayrılıkçı bir hareket mevcut değildir.

Coğrafî bakımdan da, nüfus bakımından da, Kafkasya’da, Azerbaycan’dan sonraki en büyük topluluk, Dağıstan’dır. Nüfusun yüzde 70’i Türk ve Müslüman, yüzde 10’u Ermeni ve Yahudi, yüzde 20’si Rus’tur. Bu etnik gruplar arasında tam bir uyum vardır. Bunlar, Rusya ile -kavgasız şekilde- savunma anlaşması yaparak kendi cumhuriyetlerini kurmak istiyorlar.

Çeçenler, Dağıstan’ın komşusu olup 500 bin civarında nüfusa sahiptirler. Ayrıca şimalî Kafkasya’da’da gene bir miktar Çeçen var. Anlaşmalı veya silahlı mücadeleyle -her ne suretle olursa olsun- cumhuriyetlerini kurmak istiyorlar. Ekonomik gücü ve aktivitesi en kuvvetli olan grup, bu gruptur. Dağıstanlar ve Çeçenler, ekonomik bakımdan bugün tamamen Rusya’ya bağımlıdırlar. Petrol ve doğal gazlan vardır; ama, rafineri tesisleri Sovyetler Birliği’nde. Daha önce Azerbaycan’daki tesislerden istifade etmişler. Halen bütün bölgede -yalnız Dağıstan’da değil, bütün bölgede- yiyecek sıkıntısı had safhada; ekmek ve şeker ihtiyaçları var; tarımları zayıf; hayvancılık ileri; fakat pazardan mahrum. Bütün Kafkas Bölgesi halkı Türkiye’ye çok bağlı ve bölgedeki Türkler ve Hıristiyan olmayan unsurlar, yani Müslümanlar, kökenlerinin Türkiye Türkleriyle bir olduğu kanaatinde. Bu bakımdan, Türkiye’nin, bölgede psikolojik avantajı vardır; ilgi duyması lazım. Acilen, yeterli yiyecek maddesi yollamak lazım. Ayrıca, şeker, un ve konfeksiyon ürünleri, mal mukabili ihraç edilebilir -duyduğuma göre, Kızılay, yakında bir gemi yükü muhtelif ihtiyaçları bu bölgeye sevk edecektir. Kızılayın bu faaliyetine, huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum- misal verirsek, halen Dağıstan’da koyun etinin kilosu 1 dolardır; fakat Türkiye’de, bildiğiniz gibi, koyun eti 6 dolar civarındadır. Ayrıca, Türkiye’den, kendi ekonomik kalkınmalarını temin etmek için teknik heyetler istemektedirler.

Dışişleri Bakanlığından, Türk dünyası ve Kafkasya ile ilgili ciddî bir organizasyon mevcut değildir. Dışişleri Bakanlığı, bu bölgelere ait ciddî doküman ve bilgilere sahip olmadığı gibi, hadiseleri günü gününe takip eden ve değerlendiren bir imkâna da sahip değildir.

Başta Karabağ olmak üzere, Kafkasya’da dökülen bu kanlar, insanoğlunun çektiği bu çile durmalıdır. Türkiye, bölgedeki sıcak savaşın durması, işgal edilen yerlerin iadesi ve AGİK Şartına uygun hareket edilmesi için elinden gelen bütün gayreti göstermeli, Abhazya ile Gürcistan arasındaki anlaşmazlığın kansız halledilmesi için aracılık yapmalıdır. Türk Devletinin tarihî misyonu, bu hakemliğe müsaittir. Ne yazık ki, Türk Hariciyesi, Azerî-Ermeni ihtilafındaki aracılığı bile, İranlılara kaptırmıştır. Bölgede yaşayan insanlar aç ve perişandır. Onlara insanî yardım bir an evvel yapılmalıdır.

Muhterem Başkana teklif ediyorum; uygun görülürse, Yüksek Meclisinizden bir heyetle Kafkasya’ya gidip, bu bölgede tetkikler yaptıktan sonra, Yüksek Meclise bilgi arzının münasip olacağı kanaatindeyim.

Türk Hariciyesinin bu mevzuudaki bütün beyanlarını dikkatlice incelersek, görürüz ki, bunlar millî devlet politikasından uzak, bilgisizliğin ve sorumsuzluğun birer ifadesinden ibarettir.

Bu mevzuda, şimdiye kadar, Hikmet Çetin Beyin, Yüksek Meclisin huzurunda ifade ettiği bütün beyanlar tatbikatta makes bulmayan, Yüksek Meclisin o andaki hissiyatına göre söylenmiş hamasî cümlelerden başka bir değeri olmayan beyanlar olmuştur. Azerbaycan topraklarını zapt etmek ve oradaki Türkleri katletmek suretiyle büyük Ermenistan’ı kurmak isteyenlere buğday yardımı yapmak suretiyle merhamet ve insanlık duygularını bütün dünyaya sergilemek yarışına girenler; o dünyaya, o merhametlerini sergiledikleri dünyaya, Türkiye’yi bölmek için ayrılıkçı teröristlere yardım eden Batılı silah tacirlerine Kafkasya’da yapılan zulümleri, Azerbaycan’da. Bosna Hersek’te insanoğlunun imha edilmesini, insanî duyguları, insan haklarını ve merhamet duygularını bir nebze hatırlatsalar, acaba doğru olmaz mı?

Esasen, 20 nci Asrın başında Türk dünyasında vuku bulan hadiseler karşısında devletimize doğacak olan bütün fırsatlar bu millî politikadan yoksun Hariciye Bakanlığının davranışlarıyla toptan heba olmak istidadındadır. Bu mevzuda, Türk Hariciyesinin, sistem, organizasyon ve millî politika bakımından zayıf olan bu durumuna ilaveten, bu Yüksek Meclisin zabıtlarına geçmesi için -özellikle altını çizerek- şu hususu beyan etmek istiyorum : Türk Devletinin, bu zamanda doğan fırsatlar karşısında, Hikmet Çetin gibi bîr Hariciye Bakanına sahip olması, milletimiz ve devletimiz için bir kayıptır, bir talihsizliktir, bu tespitimin haklılığının, şimdiye kadar ve bundan sonra da tevali edecek olan neticelerle sübut bulacağına inanmaktayım.

Kafkasya, Türk cumhuriyetleri, Müslüman devletler ve diğerleriyle, millî çıkarlarımıza uygun, şahsiyetli bir millî politikaya kavuşmak için, Yüce’Allah’a dua etmekteyim. Yüksek Meclisi bu vesileyle tekrar saygıyla selamlar, hürmetlerimi sunarım. (ANAP ve
RP sıralarından alkışlar)

TBMM Tutanak Dergisi- 13.10.1992 – Birleşim:14 – Cilt:19 – Sayfa: 16-21

©Waynakh Online

YASAL UYARI
Sitede yer alan materyallerin tüm hakları Waynakh Online’a aittir. Bu materyaller (haberden/makaleden/tercüme eserden sadece alıntı yapılsa dahi) ancak kaynak gösterilerek ve aktif link verilerek kullanılabilir.



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.