Waynakh Online

Top Menu

  • Arşiv Belgeleri
  • Çeçen Kültürü
  • Duyurular
  • Galeri
  • Mp3
  • Şarkı Sözleri
  • Video

Main Menu

  • Ana Sayfa
  • ÇEÇENLER
    • Çeçenler ve Çeçenya
    • ÜNLÜ ÇEÇENLER
  • ÇEÇENİSTAN
  • ÇEÇEN DİLİ
  • Haberler
  • Çeviriler – Makaleler
  • Röportajlar
  • Arşiv Belgeleri
  • Çeçen Kültürü
  • Duyurular
  • Galeri
  • Mp3
  • Şarkı Sözleri
  • Video

logo

Waynakh Online

  • Ana Sayfa
  • ÇEÇENLER
    • Çeçenler ve Çeçenya
    • ÜNLÜ ÇEÇENLER
  • ÇEÇENİSTAN
  • ÇEÇEN DİLİ
  • Haberler
  • Çeviriler – Makaleler
  • Röportajlar
  • Kadırov’un Yolu mu, Moskova’nın Güzergâhı mı?

  • Kadırov’un Spor Diplomasisi ve Hibrit İstihbarat Hücreleri Raporu

  • Albay Timirbulatov Esir Tutulduğu Hapishanede Hakk’a Yürüdü

  • Kan Üzerine Yükselen Gökdelenler

  • Bağımsızlık Gününde Kanlı Plan: Hedefte Çeçen Lider Vardı

  • Kılıç Haber Verdi Diye Duruş Yıkılır mı?

  • Hafıza Kiralanamaz: Çeçen Diasporasının Bağımsızlık Sınavı

  • Siyah Gömlekliler, Parmak Sallayanlar ve Vicdanımız

  • Kadir Mahir Damatlar’dan Tarihi İkaz: Yazıcıoğlu’nun Mirası Kadirov’a Yem Edilemez!

  • Özgür Kurt’tan Sadık Köpeğe: Bir Siyasi Tutum Değişikliğinin Ahlaki Muhasebesi

Haberler
Home›Haberler›Kadırov’un Yolu mu, Moskova’nın Güzergâhı mı?

Kadırov’un Yolu mu, Moskova’nın Güzergâhı mı?

By admin
14 Ekim 2026
41
0
Share:

Doktor Yahyahan Güney’in İstanbul merkezli bir derneğin internet sitesinde paylaştığı “Dilemma, İki Yol” yazısı dikkatimi çektiği için görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazıdan benim anladığım kadarıyla Yahyahan Güney meseleyi iki nihai seçeneğe indiriyor : Bir tarafta “Çeçen İçkerya Cumhuriyeti” var, diğer tarafta ise Akhmat-Hacı Kadırov ile başlayan, bugün Ramzan Kadırov eliyle sürdürülen ve destekçileri tarafından da “yol” olarak adlandırılan bir rejim ve bu rejimin faaliyetleri var. Yazara göre, bu tercihlerden ikincisi, yani “Akhmat-Hacı’nın Yolu”, milletin hayatını kurtaran gerçekçi bir tercihken; birinci tercih, yani “Çeçen-İçkerya” davası tarihi bir haklılık taşısa da bugün uygulanması imkansız bir hülyadır. Oysa yazar soruyu temelden yanlış kurgulayarak asıl hayati soruyu teğet geçiyor. Burada bağımsızlıkla barış arasında bir seçim yapmıyoruz. Seçilen şey, işgal altındaki bir ülkenin ve halkın durumunu kabullenip baskıyı kalkınma diliyle aklamak mı, yoksa devletini, onurunu ve kendi kaderini tayin hakkını savunmak mı olduğudur.

Eksik Başlangıç : İşgal nerede?

Yazıda benim en çok gözüme batan eksik, savaşın nasıl başladığının ve aslı failin hiç anlatılmaması. Çeçen İçkerya Cumhuriyeti 1991’de yasal olarak ilan edilmiş egemen ve meşru bir devlettir. 1992’de Gürcistan ve 2000 yılında ise Afganistan tarafından da resmen tanındı. 1997 yılında Rusya Federasyonu’yla imzalanan barış anlaşması ise, Moskova’nın da bu hukuki varlığı fiilen tanıdığı anlamına geliyor. Yani ortada bir hayal yok, işgal edilmiş bir bağımsız bir ülke var. Bu doğrultuda, Ukrayna Yüksek Radası’nın Ekim 2022’de Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’ni Rusya Federasyonu tarafından geçici olarak işgal edilmiş toprak olarak tanıması da bu gerçekliğin uluslararası arenadaki bir başka teyididir. Kısacası Çeçen İçkerya Cumhuriyeti, uluslararası hukukun ve diplomasi tarihinin içinde apaçık duran bir meşruiyet meselesidir.

Baltık ülkelerini de bu noktada hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Estonya, Letonya ve Litvanya onlarca yıl sürgündeki temsilciliklerle, hukuki süreklilik iddiasıyla ayakta kaldılar. Sovyetler Birliği 1991’de çöktüğünde ise bağımsızlıklarını yeniden kurdular. Mesela, Estonya’nın sürgün hükümeti 1950’lerden 1991’e kadar kesintisiz çalıştı, geçici işgal sona erip tam bağımsızlık yeniden elde edildiğinde ise yapılan seçimlerin ardından yetkisini seçilen hükümete devretti. Bu yüzden sürgünde bir hükümet eliyle faaliyet gösteren meşru bir devlete “gerçekçi değil” demek bana pek inandırıcı gelmiyor. Tarih Çeçen halkı için kapıyı açtığında hukuki sürekliliği olan bu sürgün hükümeti gerekeni yapacaktır, bu ana kadar ise faaliyetlerini sürdürmesi ve desteklenmesi gerekir.

Önce yıkan, sonra yeniden inşa ediyor

Yahyahan Güney, Kadırov yönetiminin başarılarını sayarken Grozni’nin yeniden yapılanmasını, camileri, yolları, okulları, kültürel etkinlikleri öne çıkarıyor. Bunların bir kısmı gerçekten ortada, inkar etmeye gerek yok. Ama şehrin neden yeniden yapılmaya muhtaç olduğunu yazıda bulamıyorsunuz. Çeçenya’nın şehirleri 1994 ve 1999 yıllarındaki savaşlarda, Rusya Federasyonu tarafından yapılan katliamlarla ve savaş suçlarıyla yerle bir edildi. Hal böyleyken, yıkımı yapan tarafın sonradan yıktıklarını yeniden inşa etmesini “kazanım” diye alkışlamak ne kadar doğru bilemiyorum. Evini yakan birinin gelip duvarları yeniden örmesine ve “iyilik yaptım” demesine benziyor bu iş. İmar tabii ki lazım. Ama bu durum yıkımın sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Kremlin ayrıca işgalin yönetimini emrindeki Çeçenlere devrederek sorumluluğunu da yerelleştirdi. Sonuçta bugün insanlar artık yalnızca Rus ordusu tarafından değil, Ruslara hizmet eden kendi insanları eliyle kaybediliyor, kaçırılıyor, işkence görüyor, öldürülüyor.

Ramzan Kadırov’un komutasındaki milis güçlerin başrol oynadığı işkenceler, keyfi gözaltılar, ortadan kaybetmeler, yargısız infazlar ve zorla sürgünler belgeli ve tanıklı gerçeklikler. Bu yüzden “Kadırov’un yolu” tanımının barış, istikrar ve yeniden diriliş ile yan yana konulması bana şaşırtıcı geliyor. O yolu Moskova çizdi: kadroyu onaylayan, rolü yazan, güzergahı belirleyen Kremlin. Kadırov bu düzenin yerel yüzü, camiler ve binalar ise vitrini. Vitrin güzel olabilir, ama duvarın ardında insanların nasıl bir hayat yaşadığı gerçeğini değişmiyor ve bu gerçeklik arka plana atılıp görmezden gelinecek birkaç istisnai durum değil.

“Barış” Ama Hangi Barış?

Yahyahan Güney, yazısında Kadırov yolunu savaşın bitmesi ve milletin korunması diye cilalıyor. Oysa bugün Çeçenya’da barış dediğimiz şey silahların susması değil, şiddetin işgal altında kurulan yapının işi haline gelmesi. İnsanlar yargısız infaza uğruyor, kaçırılıyor, ailelerine yönelen baskı ve tehditle hizaya getirilmeye çalışılıyor, bu rejimin ve Kremlin’in öngördüğünden farklı yaşayanlara karşı yürütülen kampanyalara maruz kalıyor.

Daha da önemlisi yazıya eklenen “savaşsızlık” iddiası ise zaten özellikle 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden ayakta duramıyor. Ramzan Kadırov ve “Kadırov’un Yolu” Çeçen sivilleri Rusya’nın Ukrayna’daki işgaline, o topraklardaki hukuksuz savaşına gönderiyor, gitmek istemeyenleri açıkça aşağılıyor; erkek değilsiniz, birer paçavrasınız, ailenize bakamıyorsunuz, evinizde rahat uyuyorsunuz diye suçluyor. İnsanların camilerde, askerlik şubelerinde, birliklerde toplanıp gönüllü olarak cepheye gitmesini istiyor. Bir de bu savaşı dini bir çerçeveye oturtuyor, adına “cihad” diyor, katılmayı “vatanperverliğin” yanında dini görev gibi sunuyor, hayatınızı kaybederseniz şehit olursunuz bundan büyük rütbe mi var diyor. Ama cihadın, erkekliğin, fedakarlığın lafını edip bunu halkın çocuklarına yüklediği anda bu söylem ahlaki zeminini kaybediyor. Peki Kadırov’un şimdiden onlarca madalya sahibi olmuş kendi çocukları, akrabaları ve bu kukla rejimin idari birimlerinde çalışanların evlatları niye cepheye gitmiyor? Onlar araba yarışlarında, yurt dışı gezilerinde, MMA organizasyonlarında, lüks tüketim görüntülerinde boy gösterirken sıradan Çeçen gençlerinin “cihad” ve “erkeklikle” sınanması, bu söylemin ne kadar samimi olduğunu ve “Kadırov’un gerçek yolunu” gösteriyor. 

Yine Çeçenya’dan WhatsApp ve Telegram üzerinden gönderilen videolar, ses kayıtları, mesajlaşmalar Rusya’nın savaşına gönüllü bulamayan “Kadırov’un Yolu”nun insanları cezai tehdit, gözaltı ve baskıyla savaş sözleşmesi imzattığını ve zorla cepheye gönderdiğini gösteriyor. Bölgeden yayın yapan Kremlin yanlısı haber kaynakları, Kadırov’un kendi sosyal medya hesapları, rejimin propaganda araçları her gün cepheye yeni kurbanların gönderildiğini boy boy afişe ediyor. Savaşın başından bu yana Çeçenya’dan Ukrayna’daki cephelere sürülen Çeçen sivillerin sayısı 40 bine dayanmışken, kendilerine “Akhmat Hacı’nın Yolu” diyen yönetimin çevresi rahat yaşıyorsa, buna milleti korumak denmez. Millet Kadırov ve ailesinin siyasi sermayesi için harcanıyor. Savaş dışarıya ihraç ediliyor, içeride ise sopa olarak kullanılıyor.

Eğitim ve Kültürde Canlanma

Yazar eğitimden, Çeçen dilinden ve kültürün canlanmasından bahsediyor paylaşımında. Ama müfredatını ve siyasi çerçevesini Moskova’nın belirlediği bir sistemde verilen eğitimde canlananın ne olduğunu söylemek zor. Olan şu aslında, merkezi devletin yani Moskova’nın kültürel hakimiyeti hüküm sürüyor. Durum aslında çok kötü. Bugün Çeçenya’daki okullarda Çeçence’nin yeri daraltılmış, dil ve edebiyata haftada tek ders saati, yani yaklaşık 45 dakikalık seçmeli bir ders ayrılmış durumda. Haftada 45 dakikayla bir dil geliştirilmez malum, bu olsa olsa devlet denetiminde dilin asimile edilmesidir. 

Çeçen diline, folklora, el sanatlarına göstermelik kimi destekler veriliyor olabilir elbette. Ancak dilin ve tarihin Rus devleti tarafından seçilmiş, sansürlenmiş bir versiyonu, kimliğin yaşayan hali olmaktan çıkıp denetimli bir gösteriye dönüşüyor. İnsanlar sorgulama, arşiv, hafıza ve kendi tarihini anlatma hakkından yoksun kaldığında kazanım gibi gösterilen kültür bir süse dönüşüyor. Bir halkın geleceği dans ve nakış atölyeleriyle kurulmaz. Okulda tarihini dürüstçe okuyabilmek, camide devletten korkmadan ibadet etmek, sokakta “yanlış” dediği için ortadan kaybolmamak gerekir. Bunun için de camilerde istihbarat toplanmaması, kimsenin inancı ya da yaşam biçimi yüzünden damgalanmaması, imamların ve müezzinlerin fiilen yerel istihbaratçı gibi çalışmaması gerekir. Aksi halde camiler mevcut durumuyla ibadethane olmaktan çıkıp korkunun ve denetimin uzantısı oluyor.

Ekonomi: Kalkınma mı, Klan Mülkiyeti mi?

Yazıda “sosyal ve ekonomik terakki” deniyor ama bu terakkinin kime ait olduğu sorulmuyor ya da okuyucuya hissettirilmiyor. Bugünün Çeçenyası’nda ekonomik hayatı serbest rekabet ve hukuk güvencesi mi belirliyor, yoksa siyasi sadakat, bir ailenin top yekün kontrolü ve klan ilişkileri mi? Bu soru yazıda hiç geçmiyor.

Kadırov ailesinin ve çevresinin şirketleri, el koydukları işler, Akhmat-Hacı adına kurulmuş vakfa yapılması gereken bağışlar ve maaşlardan bu vakıf için yapılan zorunlu kesintiler, göstermelik ihalelerdeki ayrıcalıklar, fırsatların siyasi yakınlığa göre dağıtılması bu düzenin görünmeyen ama en kritik yüzü. İş bulmanın, ihale almanın, güvende olmanın ve itibar görmenin liyakata değil yöneticilere olan yakınlığa ve kimi isimlere ödenecek rüşvetlere bağlı olduğu yerde ekonomik bir kalkınmadan söz etmek nasıl oluyor bilemiyorum.

Hadise çok olsa da bunlar arasından somut bir örnek vermek gerekirse, enerji içecekleri Ramzan Kadırov’un emri ile bir dönem yasaklandı ve marketlerden toplatıldı. Sonra Kadırov’un küçük oğlu Adam Kadırov’un bir marka kurmasıyla bu yasak rafa kalktığı gibi marka kısa sürede başta Ramzan Kadırov ve yakın çevresi ile propaganda için kullandığı sporcular dahil olmak üzere her platformda reklam edilen, teşvik edilen dolayısıyla piyasaya hakim bir ürüne dönüştürüldü. Yani birisinin dudaklarından dökülen bir cümle ile yasaklanan bir ürün, ertesi gün kukla rejim destekli bir ticari başarı oluyorsa, ortada serbest pazar yok demektir. Kural iktidarı ve gücü elinde tutanların ihtiyaçlarına ve zevklerine göre değişiyor demektir.

Öyleyse böyle bir yapıda ve ortamda ortaya çıkan yeni binalar halkın ortak serveti sayılmaz. İktidarı elinde tutanların görünürlüğünü artıran, sıradan halkı da maddi olarak bağımlı kılan araçlardır bunlar.

“Kukla Devlet” Rahatsızlığı

Doktor Yahyahan Güney, Çeçenya’daki Kremlin destekli yapıya “kukla devlet” diyerek küçümsememek gerektiğini söylüyor. Evet, haklı, burada son derece dikkatli olmak lazım. Bu insanların kurumlarını, okullarını, camilerini, gündelik hayatını yok sayamayız. Ama “kukla” tanımı bir hakaret olarak kullanılmıyor, siyaset biliminde ve uluslararası hukukta kullanılan bir tanım bu : resmen bağımsız görünen ama fiilen başka bir devletin kontrolünde olan yönetim. Fransa’daki Vichy rejimi de böyle anılıyor. Alman işgali altında kurulmuş, sınırlı bir özerkliğe sahipti ama fiilen Nazi Almanyası’na bağlıydı. Fransız resmi tarihi onu yasadışı ve ihanete dayalı bir rejim olarak görüyor. Vichy için bu tanım hem Fransa’da hem de uluslararası literatürde kullanılabiliyorsa, bugünün Çeçenyası için de aynı soruyu sorabiliriz: Bu yönetim bağımsız mı, kendi politikasını mı üretiyor, yoksa ipler Kremlin’in elinde mi?

Var olan kurumları görmezden gelmek yanlış görünebilir, ama kurumların kime hizmet ettiğini sormak zorundayız. Bir yönetim Moskova’nın çıkarlarına bağlıysa, muhalefeti cezalandırıyorsa, halkını başka bir savaşa gönderiyorsa ve hesap vermek yerine korku ve ölüm üretiyorsa, bunu adıyla söylemek bir inkar ya daha hakaret olmaz, dürüstlük olur.

Bağımsızlık “gerçekçi değil” mi?

Yahyahan Güney bağımsızlığın bugünkü şartlarda gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Kısmen haklı olabilir, bu kişisel bir görüştür, dünyayı ve gelişmeleri nasıl okuduğunuzla alakalıdır. Ama siyasette bir şeyin o an için imkansız gibi görünmesi, ahlaki meşruiyetini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bir dava bugün sonuç vermiyor gibi görünse bile, onu inkar etmek yerine hatırlamak, savunmak ve o dava yolunda mücadeleyi sürdürmek gelecekteki imkanların önünün kapanmaması için önemlidir.

Tarih bunu defalarca gösterdi. 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin bir gecede dağılacağını ABD dahil olmak üzere kimse öngörmüyordu, ama bu dağılışa tüm dünya şaşkınlıkla şahitlik etti. Bugün Ukrayna’daki sürdürdüğü savaş Rusya’ya askeri, ekonomik ve siyasi açıdan ağır bir yük bindiriyor. Küresel dengeler değişiyor, kırılganlık artıyor, siyasi çıkarlar ve konjonktürel kırılganlık, “hiçbir şey değişmez” diyenlerin hesabını zayıflatmakta. Rusya’nın durumu hiç de iyi değil ve tarih, güç dengelerinin bir gecede tersine dönebileceğini defalarca kanıtlamış durumda.

Bu yüzden sürgündeki Çeçen hükümetine ve İçkerya’nın yeniden tam bağımsızlık iddiasına “romantik hayal” demeyi doğru bulmuyorum. Bunlar hukuki sürekliliği, milli hafızayı, siyasi bir alternatifi ve işgale karşı silahsız sivil bir direnişi ayakta tutmanın en makul yolu.

Son Söz

Yahyahan Güney’in yazısındaki temel sorun, hukuksuz barbar Kadırov yolunu takdir edip bunu milletin önüne tek makul seçenek gibi sunmak, Çeçen-İçkerya taraftarlarını da “geçmişin fedakarlığına saplanmış” hayalperest insanlar olarak kurgulamasında. Oysa ortada böyle bir seçim yok. Yapılması gereken esas seçim; işgali kabullenip baskı düzenini kalkınma diliyle yıkamak ile, geçmişin acılarını hatırlayarak halkın onurunu, hukukunu ve kendi kaderini belirleme hakkını savunmak arasında.

Cami güzel, yol gerekli, imar değerli. Ama bunların hiçbiri kaybolan birinin hesabını vermiyor, cepheye zorla gönderilen bir kişinin gerçekliğini silmiyor, ailesinden koparılan insanın yasını da telafi etmiyor. Bir halk ve bu halkın diasporası için asıl soru “bina yapıldı mı?” olmamalı, “insanlar güvende mi?” olmalı. Buna cevap vermeden yapılan savunma, vitrine bakıp arkadaki pislikleri görmemekten başka bir şey değildir.

Mustafa Çeçenoğlu

Previous Article

Kadırov’un Spor Diplomasisi ve Hibrit İstihbarat Hücreleri ...

Share:

Related articles More from author

  • Haberler

    Beslan’ ın Sesi Örgütü Kapatıldı

    21 Aralık 2007
    By admin
  • Haberler

    İnguşetya Sakini Urus-Martan’da Kaçırıldı

    07 Nisan 2013
    By Vainakh
  • Haberler

    İşgalciler Sivil Yerleşim Alanlarını Hedef Alıyor

    29 Ocak 2008
    By admin
  • Haberler

    Sarkozy Putin’ in Avukatlığına Soyundu

    09 Ocak 2008
    By admin
  • Haberler

    İchkeria’ daki Son Meşru Seçimlerin 11. Yıldönümü

    27 Ocak 2008
    By admin
  • Haberler

    İMKAN-DER:”Çeçenler Serbest Bırakılsın!”

    16 Haziran 2009
    By Vainakh

Leave a reply

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

  • Haberler

    Çeçen Mültecilerden Tiyatro Gösterileri

  • Haberler

    Sitemizin Fransızca Versiyonu Yayında

  • Haberler

    İşgalcilere Yakıt Taşıyan Tren Patlatıldı

Waynakh Online

2000 yılından bu yana Çeçen tarihini, kültürünü ve güncel gelişmeleri paylaşan bağımsız internet sitesi ve dijital arşiv.


                        

Son Paylaşımlar

  • Kadırov’un Yolu mu, Moskova’nın Güzergâhı mı?
  • Kadırov’un Spor Diplomasisi ve Hibrit İstihbarat Hücreleri Raporu
  • Albay Timirbulatov Esir Tutulduğu Hapishanede Hakk’a Yürüdü
  • Kan Üzerine Yükselen Gökdelenler
  • Bağımsızlık Gününde Kanlı Plan: Hedefte Çeçen Lider Vardı
  • Kılıç Haber Verdi Diye Duruş Yıkılır mı?
  • Hafıza Kiralanamaz: Çeçen Diasporasının Bağımsızlık Sınavı
  • Siyah Gömlekliler, Parmak Sallayanlar ve Vicdanımız

Son Yorumlar

  • Kadir Mahir Damatlar’dan Tarihi İkaz: Yazıcıoğlu’nun Mirası Kadirov’a Yem Edilemez! için Şakir yılmaz
  • Emin Olunmayan Köprü, Vebale Götürür için Martan Galayev
  • Diaspora ve Anavatan Diyalektiği: Hafıza, Meşruiyet ve Sorumluluk için Derya
  • Diaspora ve Anavatan Diyalektiği: Hafıza, Meşruiyet ve Sorumluluk için Zelimhan
  • Gelayev’ in Şehadetinin 4. Yıldönümü için Zafer
  • Çeçen Gençlerden Çeçen Muhacirlere Yardım Çağrısı! için Josef Friedrich Wilhelm von Adenauland
2000-2026 © Waynakh Online | Powered by Chechen Media