Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

Kılıç Haber Verdi Diye Duruş Yıkılır mı?

Bu yazı 3 Eylül 2026 Perşembe  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 104 defa okundu.. Yorum Yok
Kılıç Haber Verdi Diye Duruş Yıkılır mı?

Diasporamız simalarından Yahyahan Güney, alışıldığı üzere doğrudan fikrini ortaya koymak yerine, metaforların ve süslü ifadelerin arkasına sığınarak kaleme aldığı son yazısını “İki Kaide” başlığıyla, artık konumu konusunda pek fazla soru işareti kalmayan Fatih Kafkas Çeçen Kültür Derneği’nin internet sitesinde yayımlamış.  Yazı önüme geldiğinde bir an için gözlerime inanamadım. “Bir Çeçen gerçekten bunları yazmış olabilir mi?” diye düşünmeden de edemedim. Zira metin, bana göre, köleliğe elbise giydirmeye çalışan bir anlayışın oldukça tipik bir örneği. Dolayısıyla bu kısa ama ilginç metne bir cevap verme ihtiyacı hissediyorum. 

Doktor Yahyahan Güney yazısında, Rus işgali altındaki anavatanımız Çeçenya’nın ve diasporalarının içinde bulunduğu sosyopolitik durumu, hikmetli bir dil ve klasik Arapça kaideler üzerinden değerlendirmeye çalışıyor. Üslup ilk bakışta sakin, ölçülü ve hatta teskin edici görünüyor. Fakat metnin altını biraz kazıyınca başka bir şey ortaya çıkıyor: Mevcut durumu kabullenmeye ve fiilen ortaya çıkmış olanı zamanla meşru bir gerçeklik gibi görmeye çağıran bir yaklaşım. Kanaatimce zaten asıl sorun da burada başlıyor. 

Yazının merkezine yerleştirilen Ebû Temmâm’ın kasidesinden alınan “Kılıcın haberini anla” kaidesi, kaba kuvvetin ortaya çıkardığı sonucu dikkate almamızı öğütlüyor. Elbette yazar metninin içerisine gücün her zaman haklı olmadığını da ekliyor. Ancak hemen ardından ortaya çıkan neticeyi temel ölçü haline getiriyor. Böyle olunca da ister istemez şu sonuç çıkıyor: Gücü elinde bulunduranın yarattığı fiili durum karşısında boyun eğmek, “hikmet” adına makul görülebilir.

Peki güce boyun eğmek gerçekten kabul edilebilir mi? Elbette hayır, özellikle söz konusu olan bizim toplumumuz ise. Zira Çeçen tarihine ve Çeçen halkının kollektif hafızasına baktığımızda, güçlü olanın ortaya koyduğu fiili durumun hiçbir zaman meşruiyet anlamına gelmediğini görüyoruz. İşgal, sadece uzun sürdüğü için meşru hale gelmez. Bir yönetim halk üzerinde hâkimiyet kurduğu için haklı sayılmaz. Bir baskı düzeni yıllarca devam ettiği için de normalleşmiş olmaz, olamaz.  Bizim ölçümüz “olan” değildir. Ölçümüz, olanın doğru ve adil olup olmadığıdır. 

Çeçenlerin asırlar boyunca ayakta kalmasını sağlayan şey yalnızca kuşandıkları kama veya özgürlük ya da adalet uğruna savaşma iradesi değildi. Bunun yanında bir ahlak, bir onur ve nokhçalla anlayışı vardı. Güç karşısında ne yapılacağını belirleyen de çoğu zaman bu anlayıştı. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan her fiili durumu, sırf güçlü taraf tarafından oluşturuldu diye kabullenmek, kendi tarihimizle ve toplumsal hafızamızla çelişir. 

Değinmek istediğim bir diğer husus ise yazıda öne çıkarılan “Bütünüyle terk etme” kaidesi.  İlk bakışta bu söz, şartlara göre hareket etmeyi, mümkün olanı korumayı ve maslahat gözetmeyi anlatıyor gibi görünebilir. Fakat mesele Çeçenya ve Çeçen diasporası olduğunda, bu yaklaşım çok daha dikkatli ele alınmalıdır. Çünkü “bütüne ulaşamıyorsan elindekini koru” düşüncesi, sınırı iyi çizilmediğinde, ilkelerden verilen tavizleri makul göstermenin aracına dönüşebilir.  Bugün Çeçenya’da veya diasporada insanların sessiz kalmasını, geri çekilmesini ya da mevcut şartlara uyum göstermesini doğrudan bir “hikmet” göstergesi olarak okumak doğru değildir.

İnsanların neden sustuğunu bilmeden sessizliği rıza olarak kabul edemezsiniz. Baskı altında yaşayan bir toplumun hayatta kalmaya çalışmasını da siyasi tercih diye yorumlayamazsınız.  Bazen sessizlik tercih değildir. Mecburiyettir.  Bazen geri adım atmak teslimiyet değildir. Hayatta kalma çabasıdır.  Bazen de insanlar düşündüklerini söylemezler; çünkü söylemenin bedelini bilirler.  Dolayısıyla ortaya çıkan tabloyu, herkesin bu “kaidelere” hikmetle uyduğu şeklinde yorumlamak kanaatimce gerçeği anlamaktan çok, gerçeği mevcut güç ilişkilerine göre açıklamaktır. 

Yahyahan Güney’in yazısındaki sakin ve tevazu sahibi üsluba itirazım yok. Fakat güzel ve hikmetli sözler, bir düşüncenin sonuçlarını değiştirmiyor. Bir fikrin ne söylediği kadar, nereye vardığı da önemlidir.  Çeçen halkının bugün karşı karşıya bulunduğu mesele de tam olarak budur.  Şartların ağır olması, doğru ile yanlışı birbirine karıştırmamızı gerektirmez. Güçsüz olmak, güçlü olanın haklı olduğunu kabul etmek değildir. Bir işgalin uzun sürmesi, işgali meşru kılmaz. Bir baskı düzeninin yerleşmiş olması, onu kabul edilebilir hale getirmez.  “Kılıç haber verdi” diye, kılıcın söylediğini doğru kabul etmek zorunda değiliz.  Netice ortaya çıkmış olabilir. Fakat her netice hakikat değildir.  Bugün yapılması gereken, olanı olduğu için kutsamak değil; olan ile olması gereken arasındaki farkı korumaktır. Çünkü o fark ortadan kalktığında geriye ne tarih kalır, ne ahlak, ne de duruş.  Çeçen olmak, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, gücün karşısında hakikati ölçü almaktan vazgeçmemektir.  Bence asıl kaide budur.

Hadi Erdoğan



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.