Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

Kelin İlacı ve İlluzyonun Anatomisi

Bu yazı 29 Haziran 2026 Pazartesi  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 345 defa okundu.. Yorum Yok
Kelin İlacı ve İlluzyonun Anatomisi

Eski Çardak Belediye Başkanlarından Hami Özdil bir sosyal medya platformu üzerinden son iki ay içerisinde özellikle Türkiye’deki Çeçen diasporası özelinde devam eden tartışmalara farklı bir bakış açısı ile müdahil oldu ve konunun aslının kaybolmakta olan Çeçen dili olduğunu dile getirdiği samimi görüşlerini paylaştı. Görüşlerini paylaşırken faili ve failin cürümlerini açıkca anmasa da Rusya Federasyonu’nu sorunun merkezine koyduğu ama Rus eliyle kurulan işbirlikçi rejimin elinde imkan olsa sorunu çözebilecek bir yapıya sahip olduğuna dair bir durum tespiti yaptığı için, konu üzerinde yoğun bir mesai harcamış bir kardeşiniz olarak ben de birkaç kelam etmek ihtiyacı duyuyorum.

Sayın Özdil’in iyiniyetli ve kıymetli bu görüşü temelde ve esasta bazı eksiklikler ve yanlış bilgiler içermektedir. Konuyu ele alırken öncelikle bir durum tespiti yapmak ve terminolojiyi yerli yerinde kullanmak gerekir, malum yanlış atılan ilmek koca bir örgüyü bozabilir. Özdil’in dile getirdiği “Eğer Rusya Federasyonu dil konusunu tam yetki ile (Rus destekli – Rusya kontrolü ve denetimi altındaki) Çeçenya yöneticilerine bırakırsa çözümü zor olmayacaktır” tezi, ne yazık ki bugünün Çeçenyasındaki mevcut Rus destekli rejiminin doğasını yanlış okuyan, iyi niyetli bir yanılsamadan ibarettir. Oysa sosyolojik ve hukuki realite şudur: Bugün Çeçenya, iddia edildiği ya da yürütülen PR kampanyalarında sunulduğu gibi “ileri düzeyde özerk” bir cumhuriyet değil, doğrudan Kremlin’in kontrolü altında varlığını sürdüren bir sömürge aparatıdır.  Halihazırda bu görevi yerine getirmek üzere atanmış Kadırov yönetimi, bağımsız bir siyasi iradeye değil, Moskova’nın çizdiği sınırlara bağımlı bir totaliter yapıya sahiptir. Dolayısıyla, (Rus destekli) Çeçen yönetiminin elinde “kendi başına sürecek bir ilaç” yoktur; çünkü bu işbirlikçi rejimin varlık sebebi, ilacı üretecek olan toplumsal ve ulusal bilinci Ruslaştırma politikaları potasında eritmektir.

Şüphesiz bir toplumun entelektüel ve dilsel sürekliliği ancak okullar eliyle sağlanabilir. Oysa 2003’ten bu yana Çeçenya’da inşa edilen altyapı incelendiğinde, rasyonel ve pedagojik bir niyetin değil, teokratik bir toplumsal kontrol mekanizmasının kurulduğu açıkça görülmektedir. İkinci Rus-Çeçen Savaşı’nın başladığı 1999 yılı sonbaharında Çeçen Cumhuriyeti İçkerya topraklarında eğitim veren tam 450 okul bulunmaktaydı. Rus işgalinin ilk hedefleri arasında askeri binalar değil okullar ve kütüphaneler vardı. Akhmat-Hacı Kadırov’un Putin tarafından atandığı 2003 yılından bu yana devam eden yeniden inşa edilen Çeçenya tiyatrosunda kaç tane yeni okul inşa edildi biliyor musunuz? Söyleyeyim: Sadece 81 yeni okul. Peki bu kadar az sayıdaki okul inşaası imkansızlıktan dolayı mı? Elbette ki hayır! 1999 yılı sonbaharına kadar Çeçenya’daki cami sayısı yaklaşık 300 tane kadardı ve büyük bir kısmı da Rus ordusu tarafından işgalle birlikte ya tamamen yıkılmıştı ya da tahrip edilmişti. 2003 yılından bu yana inşa edilen cami sayısı ise 1450 tanedir. İçinde bulunduğumuz Haziran ayının bu son günlerinde Rus işgali altındaki Çeçenya topraklarında aynı anda devam eden cami inşaatı sayısı 90’dır. Elhamdulillah, ama bu asimetri, masum bir dindarlık göstergesi değildir elbette. Rus kontrolü altındaki Rus destekli rejim, dili ve seküler entelektüel hafızayı üretecek olan okulları arka plana iterek, nüfusu camiler eliyle kontrol altında tutmayı, dinsel ritüeller üzerinden toplumsal muhalefeti pasifize etmeyi amaçlamaktadır. Tek neden de bu değildir tahmin edeceğiniz üzere. Devasa cami inşaatları ve lüks gökdelen projeleri, federal bütçeden Çeçenya’ya aktarılan Rus fonlarının çalınması ve Akhmat-Hacı Kadırov Vakfı üzerinden işbirlikçi rejimin yarattığı elitler ve Kadırov klanı arasında paylaştırılması için paravan olarak kullanılmaktadır. Şeffaflıktan uzak ihale süreçleri, hayali taşeron firmalar ve inşaat maliyetlerinin fahiş gösterilmesi yoluyla milyarlarca rublelik bir sömürge rantı yaratılmaktadır. Eğitim yatırımları bu rant çarkının yapısal olarak dışındadır ve bu nedenle okul inşaatlarını Çeçenya’da pek göremezsiniz.

Çeçence eğitiminin tarihsel seyrini pedagojik metotlar ve dil alanında yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonuçları açısından incelediğimizde, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya dönemi ile bugünkü Rus destekli rejim arasında ontolojik bir uçurumun mevcut olduğu görülmektedir.

Sovyet döneminde Çeçence sadece köylerde konuşulan, okullarda ise haftada birkaç saat gösterilen “ikinci sınıf” bir dil konumundaydı. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya yönetimi ise bağımsızlığın ilan edildiği 1991 yılından itibaren siyasi bir vizyon olarak Sovyetler döneminde özellikle 1944 sürgünüyle birlikte yasaklarla baskılanan Çeçenceyi birinci plana koyan bir yaklaşımı kendisine prensip edindi. Dil, sömürge karşıtı direnişin ve ulusal egemenliğin asli unsuru olarak kabul edilerek bu çalışmalara bir de felsefi bir altyapı sağlandı. 1991 yılı sonunda Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Parlamentosu akademisyenler, yazarlar ve şairlerden oluşan bir çalışma grubu kurdu. Bu özel komisyonun titiz bir çalışması neticesinde hazırlanan modern Çeçen Latin Alfabesi, Çeçen Parlamentosu tarafından kabul edildi. Alfabenin kabulünün ardında da, eğitim sisteminde pedagojik bir devrim yapıldı. Rusya’dan bağımsız bir eğitim sistemi kurmak için Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Milli Eğitim Bakanlığı akademisyenleri topladı. Bu akademik komisyon Sovyet ideolojisinden arındırılmış, özgün milli bir müfredat hazırladı. Çeçen tarihini, Kafkasya dağlılarının kültürünü ve sözlü edebiyatını merkeze alan yeni ders kitapları yazıldı. Tarihte ilk kez, Çeçen topraklarında ilkokullarda tüm derslerin tamamen Çeçence okutulması kararlaştırıldı ve bu başarıyla da uygulandı. Çeçen çocuklar Çeçence okumaya ve yazmaya başladılar. Ortaokul ve liselerde ise matematik ve fen bilimleri gibi derslerde Rusça kitaplar kullanılmaya devam etse de, ders anlatım dilinin Çeçence olması teşvik edildi. Aynı dönemde bir çeviri seferberliği başlatıldı ve Rusça olan temel bilim kitapları Çeçence’ye tercüme edilmeye başlandı. Çeçen dili, edebiyatı ve tarihi derslerinin saatleri dramatik şekilde artırıldı. Bununla yetinilmedi, devlet dairelerinin tabelaları, resmi belgeler, pasaport taslakları ve İçkerya gazetesi gibi ulusal basındaki pek çok yayın modern Latin alfabesine geçirildi. Bu büyük dil ve eğitim reformu ne yazık ki 1994-1996 yılları arasındaki I. Rus-Çeçen Savaşı ve 1999 yılında başlayan yeni Rus işgali nedeniyle baltalandı. Cumhuriyet genelindeki okulların, matbaaların ve kütüphanelerin ezici bir çoğunluğu Rus bombardımanlarında yerle bir oldu ya da hasar gördü. Kitap basacak matbaa, ders işleyecek sınıf kalmadı. Savaş döneminde yüz binlerce Çeçen, komşu İnguşetya’ya veya dağlık bölgelerdeki köylerine gitmek zorunda kaldı. Çeçen öğretmenler, çadırlarda ve sığınaklarda, ellerinde hiçbir kitap olmadan, tahta parçaları üzerine çocuklara modern Çeçen Latin alfabesini ve dillerini öğretmeye devam ederek destansı bir direniş gösterdiler.

2003 yılında Akhmat-Hacı Kadırov ile başlayan ama ağırlıklı olarak 2007 yılı itibariyle hızlanan Çeçenya’da savaşın sona erdiği propagandasını güçlendirmek üzere ülkenin yeniden inşa edildiği güncel dönemde ise, fiziki ve maddi imkanlar olmasına rağmen hukuki ve siyasi olarak Çeçence’nin Rusça karşısında gerilediği, Çeçencenin eğitim ve öğretimi için çaba sarf edilmediği bir dönem oldu. Esasında, Rus destekli rejimin özerk bölge anayasasında Çeçence, Rusça’nın yanısıra anadil olarak belirtildiği için, Çeçence’nin eğitim ve öğretimi, dilin geliştirilmesi ve Çeçence eserlerin basılması için Rus yanlısı rejimin elinde bir imkan vardı. Ancak Rus yanlısı rejimin böyle bir kaygısı olmadığı için bu dönem de hakkıyla değerlendirilmedi ve işin şov kısmına yatırım yapıldı. Nitekim, 2007 yılında 25 Nisan günü “Çeçen Dili Günü” ilan edildi ama gerçekten dil eğitimi ve dil ile ilgili çalışmalar yapılması teşvik edilmektense, rejim üyelerinin geleneksel kıyafetleri giyerek dans ettiği, çeşitli eğlenceler düzenlediği bir başka PR çalışması yapıldı. Yine bu dönemde İçkerya’nın tüm izlerini silmek üzere okul kitapları yeniden tasarlandı. Çeçen dili, edebiyatı ve Çeçen tarihi üzerine ilk öğretimden lise son sınıfa kadar Rus yanlısı rejime ve Putin’e methiyeler düzen, Rusya’nın çıkarlarına uygun yeniden yazılmış tarihi bilgileri içeren yeni ders kitapları basıldı ve okullara dağıtıldı. Okullarda haftalık 4 – 5 saatlik sürelerde verilen Çeçence derslerinin akıbeti 2017 yılında son Rus Çarı Vladimir Putin’in yaptığı bir konuşmayla değişti. Söz gelimi bu konuşmada Putin, özerk bölgelerde yaşayan etnik Rusların yaşadıkları özerk cumhuriyetin bölgesel dillerini öğrenmeye zorlanmasının kabul edilemez olduğunu ve Rusçanın ülkenin tek “manevi çerçevesi” olduğunu savunmuştu. Bu durumdan kendilerine pay çıkaran Rusya Duması’ndaki Rus milliyetçi milletvekilleri de dil eğitimi üzerine yeni bir yasa teklifi hazırladı. Tasarının amacı, Rusya genelinde Rusçayı tek egemen dil kılmak ve özerk cumhuriyetlerin milliyetçi reflexlerini törpülemekti. Rus işgali altındaki Çeçenya topraklarında Rus destekli rejimin başındaki Kadırov önce bu yasa teklifine şiddetle karşı çıksa da, Kremlin yasa konusunda geri adım atmayacağını netleştirince, Kadırov ve sözumona Çeçenya’yı Moskova’da temsil eden milletvekilleri (başta Şamsail Saraliyev ve Adam Delimhanov olmak üzere) siyasi pozisyonlarını tamamen değiştirdiler. Rus işgali altındaki Çeçenya’dan Rusya Devlet Duması’na giren atanmış Çeçen milletvekilleri, yasa oylamaya sunulduğunda Kremlin’e sadakatlerini göstermek adına tasarıya “Kabul” oyu verdiler. Peki bu yasa ile ne oldu? Tıpkı Sovyet döneminde olduğu gibi, okulların ana eğitim dili Rusça olarak belirlendi. Rusça dışındaki “yerel dillerin” zorunlu eğitimi kaldırıldı ve seçmeli hale getirildi. Yani, Rus işgali altındaki Çeçen topraklarında Ruslar eliyle atanmış rejimin kontrolünde Çeçen halkının evlatları haftada sadece 45 dakikalık seçmeli bir derste Çeçence eğitimi alabilmektedir. Malum olduğu üzere Çeçen alfabesinde Kiril harflerinin yan yana gelmesiyle oluşan ve Rusçada olmayan çok sayıda zor çift ses vardır (örneğin: кх, къ, хь, хӀ, цӀ, чӀ). Bu 45 dakikalık sürenin önemli bir bölümü, çocukların bu sesleri doğru çıkarabilmesi ve yazarken karıştırmaması için harcanır. Sınıfta çok kısa bir hikaye, masal veya şiir okunur. Öğrencilerin birbirleriyle basit diyaloglar kurmasına yönelik günlük konuşma kalıpları papağanvari şekilde tekrarlandırılır. Yani birileri için Çeçence’nin kurtuluş reçetesi olarak görülen insanlar kendi koltuklarını ve Kremlin’den gelen finansal fonları korumak adına, Çeçen dilinin kurumsal olarak bitirilmesine yol açan bu federal yasaya karşı durmadılar. Çeçen halkına karşı ekranlarda “büyük lider, dinin, Çeçencenin ve kültürün koruyucusu” imajı çizerken, fiiliyatta kendilerinden beklendiği üzere Moskova’nın dil kırımı politikasının sadık birer uygulayıcısı oldular.

İşbirlikçi rejim topu ailelere atıp Çeçence’nin öğrenilmesi ve konuşulması gerektiğini söylese de, Rusya Federasyonu genelinde lise son sınıfta üniversiteye giriş için zorunlu olan EGE (Devlet Birleşik Sınavı) federal düzeyde sadece Rusça olarak tasarlandığından, mevcut sistem öğrencileri de pragmatik olarak azınlık dillerinden uzaklaşmaya zorlamaktadır. Zaten çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olmasını isteyen ailelerde çocuklarının tüm eğitim hayatını Rusça temelinde planlamaktadır. Yani, Çeçen halkı kendi vatanında kendi dilini konuşamamakta, öğrenememekte ve öğretememektedir. İlacı olmayan keller, Rusların eliyle Ruslar adına Rusların çıkarları için o koltuklarda oturanlardır aslında.

Günümüz Çeçenyasında Çeçence üzerine çalışmalar yapması gereken fakülteler, bilim kurulları, akademisyenler ve yazarlar-çizerler ise Sovyet döneminden kalma eserlerin yeniden baskılarını yapmakla meşgullerdir. Yeni dönem eserlerinin ekseriyatı Sovyet dönemindeki kuralcı, ezberci ve hiyerarşik eğitim materyallerinin renkli kuşe kağıda basılmış basit birer taklididir. İçerikte pedagojik bir devrim ya da dilin modern felsefesine dair hiçbir yenilik yoktur. Sayın Özdil’in uzun olduğundan bahisle değinmediği, Çeçen diasporalarında Çeçence kullanımı ve öğrenimine ilişkin problemlerin temelinde de Sovyet-Rus ideolojisi yatmaktadır. Rus işgali altındaki günümüz Çeçenyasında, Çeçen dili üzerine akademik çalışmalar yürütmesi gereken kişiler, sömürgeci pedagojinin bir dayatması neticesinde paradoksal bir şekilde tüm çalışmalarını sadece “Rusça bilenlere” Çeçence öğretmeyi hedefleyen hatalı bir metot üzerine kurmuşlardır ve bu metot son 100 yıldır da değişmemiştir. Dilbilgisi kuralları Rusça terminoloji üzerinden açıklanmakta; dünyadaki diğer dillerin pedagojik öğretim metotlarından, günümüz teknolojisinden tamamen uzak durulmaktadır. Rusça bilmeyen bir diasporal öznenin bu materyallerle dil öğrenmesi imkansızdır.

Sayın Hami Özdil’in de bahsettiği ilk açık mektup Çeçence kaleme alınmıştı, zira o mektup bana Çeçence ulaştı. Ama bu seyahatleri organize edenler, dahil olanlar, dahil olmasalar dahi bu isimleri destekleyenler eleştirilerini Türkçe dile getirdiği için de cevaplar hep Türkçe devam ediyor. Benim yazımın da sizlere Türkçe ulaşacak olmasının ana sebebi budur.

Hami Özdil, Kafkasya’ya yapılan seyahatleri ve sonrasındaki tartışmaları demokratik bir tahammülsüzlük bağlamında ele alırken, aktörlerin niyetini fazlasıyla idealize etmektedir. Özdil’in hüsnüniyeti, seyahati organize edenlerin pragmatizmini örtmeye yetmemektedir.  Bu seyahatlerin asıl derdi asla Çeçen dilinin ihyası olmamıştır. Yolculuk öncesindeki gizli ajandalar, seyahat öncesinde ve seyahat boyunca ticaret yapmalıyız sohbetleri, seyahat esnasındaki lüks ağırlamalar ve verilen mesajlar dikkatle incelendiğinde, bu işin başını çekenlerin temel motivasyonunun para, makam ve kişisel network elde etmek olduğu gün ışığı gibi ortadadır. Sömürgeci Rus yönetimi altındaki işbirlikçi Kadırov rejimi, diaspora figürlerini fonlayarak ve onlara sahte itibarlar (makamlar, ödüller) dağıtarak kendi uluslararası meşruiyet krizini aşmaya çalışmaktadır. Diasporadaki aktörlerin asıl vurguları dil pedagojisi üzerine değil, rejimin gücü, finansal kapasitesi ve kendilerine açılacak kapılar üzerinedir. Yapılan şey, dil ve kültür maskesi takılmış ucuz bir siyasi PR çalışmasından ibarettir.

Hami Özdil’in “kelin ilacı” metaforu da çok doğru bir teşhistir fakat adres yanlıştır. Kel olan ve ilacı bulunmayan yer, Rus sömürge idaresi altındaki Grozny yönetimidir. Dilin ve kültürün gerçek neşteri, sömürgecinin lütfunda aranamaz. Bugün başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir yanında Rus işgalinden ve zulmünden kaçan 500.000’e yakın Çeçen yaşamaktadır. Fransa, Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde, hiçbir devlet desteği olmaksızın, tamamen kendi öz kaynaklarıyla Çeçence kursları açan, dijital platformlar kuran, dergiler çıkaran ve çocuklarına anadillerini aktarmak için entelektüel bir direniş sergileyen yeni ve dinamik bir diaspora doğmuştur.  Eğer asıl amaç propaganda değil de gerçekten dili yaşatmak, öğrenmek ve geliştirmekse; Rus eliyle kurulmuş, haftada 45 dakikalık Çeçenceye dahi tahammül edemeyen totaliter bir sömürge yönetimine ve onun PR seyahatlerine ihtiyaç yoktur. Çeçen dili, sömürgecinin gölgesinde değil, Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan bu yeni, özgür ve sivil diasporanın entelektüel emeğiyle kendi küllerinden yeniden doğacaktır. Çeçence’nin kurtuluşu bu yeni diaspora eliyle olacaktır. Bu bağlamda, Rus işgalcilerin atadığı işbirlikçilerden medet ummaktansa Avrupa’daki genç ve dinamik yeni diaspora ile ilişkiler kurulmalı, var olan ilişkiler güçlendirilmeli, ortak projelere imza atılmalıdır. Türkiye özelinde ise kendi emek ve çabalarıyla dil için birşeyler yapmaya çalışan genç kardeşlerimiz desteklenmelidir.

Akhmed Magomadov



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.