Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

İlişkiler, Hafıza ve Bağımsız Diaspora Üzerine

Bu yazı 29 Temmuz 2026 Çarşamba  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 37 defa okundu.. Yorum Yok
İlişkiler, Hafıza ve Bağımsız Diaspora Üzerine

Çardak eski belediye başkanlarından sayın Hami Özdil sosyal medya üzerinden son günlerde yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye’deki Çeçen diasporası özelindeki fikirlerini paylaşmaya devam ediyor. Sayın Özdil, “Anavatan-Diaspora İlişkilerinde Güven, Kurumsallaşma ve Bağımsızlık Üzerine” ve “Başlıksız” adını verdiği bu son metinlerinde uzun süredir camiamızın altını çizmesi gereken, tehir edildikçe de nitelik kaybına yol açan hayati bir hakikati açıkça gözler önüne sermektedir. Sayın Özdil’in rasyonel, dengeli ve kurumsal bir bakış açısıyla ortaya koyduğu bu tespitler; duygusal sloganların ve hamasetin gölgesinde kalan esas meselelerimizi konuşmak adına son derece kıymetlidir elbette. Ancak bu ortak zemin, toplumsal hafızamızın yakın tarihini de eksiksiz biçimde masaya yatırdığımız ölçüde sağlamlaşabilir. Bu bakımdan tartışmanın eksik kalan kısımlarını da tamamlamamız gerekir.

Bugün “diaspora adına” hareket ettiğini iddia eden bazı kişilerin veya derneklerin, açık ya da gizli şekilde tarafgir tutumlar sergilediği herkesçe bilinmektedir. Oysa hukuki ve ahlaki gerçeklik şudur: Hiçbir şahıs, dernek veya sivil toplum kuruluşu, tüm diasporanın yegane temsilcisi olamaz. Derneklerin ya da sivil toplum kuruluşlarının yetkisi; ancak kendi tüzükleri, organları ve yetkili kurullarının aldığı kararlarla, yani sadece kendilerine yetki veren üyeleriyle sınırlıdır. Birkaç yöneticinin veya yapının “bütün diasporayı temsil ediyoruz” edasıyla metinler kaleme alması, ziyaretler yapması, pazarlıklar yürütmesi ya da bir takım etkinlikler düzenlemesi sosyolojik ya da hukuksal bir karşılığı olmayan komik bir iddiadan ibarettir.

Ayrıca bu platformu aracı kılarak ortaya konulan düşünceler tek bir kişinin, dar bir çevrenin ya da belli bir cephenin dikte ettiği görüşler değildir. Bunlar, diasporanın kahir ekseriyetinin ortak vicdanını ve istişareler sonucu şekillenen ağırlıklı iradesini yansıtmaktadır. Nitekim, ben de konunun WhatsApp üzerindeki bir grupta tartışıldığını görerek kendi bakış açımdan bir katkı sunmak istedim.

Bu bakımdan kaleme alınan bu ve benzeri yazılar, resmi bir bürokratik vesayet beyanı değil; diaspora mensuplarının soydaşlarıyla kurduğu samimi bağın, tarihsel sorumluluğun ve kişisel iradenin dışa vurumudur. Anlık ve sığ tartışmalara hapsolmak yerine, bu tür kalıcı fikir yazıları üzerinden konuşmak; hem düşüncelerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlayacak, hem de yarınlara çok kıymetli bir tarihsel not bırakacaktır. Bu bağlamda, katkı sunacak tüm hemşehrilerimize benzer şekilde görüşlerini yazılı olarak paylaşmaları çağrısında da bulunmak istiyorum.

Güven, soyut bir duygu ya da iyi niyet beyanı değildir. Toplumsal ölçekte güven; kurumların şeffaflığı, kuralların belirginliği ve ilkesel bir duruşla inşa edilir. Anavatan ile diaspora arasındaki ilişkiyi konuşurken temel bir hakikati gözden kaçıramamız gerekir: Bugün anavatanda hüküm süren Rus destekli rejimle diyalog kurmak, yan yana gelmek veya iş birliği yapmak asla ve asla mümkün değildir. Bir şer mekanizması ile masaya oturmak, onunla temas etmek insanımızı ve kurumlarımızı o yapının seviyesine çekecek, dahası işlediği suçlara ve cezasızlık kültürüne ortak edecek bir harekettir. Yapılması gereken; sadece bu rejimin meşru olmadığını ifade etmekle sınırlı kalmak değildir. Bu tür uygulamalara net bir şekilde tepki koymak, işgalci Rusya’nın ve Rus destekli rejimin işlediği suçları kararlılıkla dile getirmektir. Diasporanın biriken haklı tepkisiyle bu yapıları, işledikleri insanlık suçları ve hukuksuzluklar yönünden kesintisiz bir baskı altında tutmak temel görevimizdir. Ancak bu duruş, anavatana yapılacak bireysel ziyaretlerin veya köklerle bağ kurmanın önüne bir engel değildir. Anavatan, her ne kadar kendi çiftlikleri gibi davransalar da bu rejimin tapulu malı değildir; o topraklar halkımızın öz mülküdür ve böyle de kalmaya devam edecektir.

1864 ve 1944 sürgünleri tarih sayfalarında kalmış birer anı değil, bugün diasporanın kimliğini şekillendiren canlı hafıza mekanizmalarıdır. Ancak hafızamız da bunlarla sınırlı değildir. Yakın tarihimizde yaşanan I. ve II. Rus-Çeçen Savaşları, halkımızın toplumsal yapısında derin izler bırakmıştır. 40 bini çocuk, 300 binden fazla insanın hayatını kaybetmesi sadece istatistiksel bir veri değildir; parçalanmış aileler, yetim kalmış nesiller ve travmayla büyüyen bir toplum demektir bu aynı zamanda. Bu yıkımların ardından 400 binden fazla insanın Avrupa’ya dağılmasıyla, inkar da edilse, kabullenmek istenilmese de yepyeni bir diaspora sosyolojisi doğmuştur. Bugün anavatanımızda Rus destekli rejim eliyle sürdürülen işkenceler, baskı ve hukuksuzluklar devam ederken, bu acıları yok sayarak kurulacak her türlü ilişki sakattır.

Diasporanın görevi, sadece geçmişi anmak, dil ya da dans kursları açmak olamaz. Diaspora; anavatanda baskı altında tutulan, sesini çıkaramayan insanların dış dünyadaki gür sesidir.  Bu yüzden diaspora, herhangi bir gayrimeşru yapının propaganda aracına dönüşmemelidir. Bağımsızlığını ve ahlaki üstünlüğünü kaybeden bir diaspora, anavatana da fayda sağlayamaz. Bir sivil toplum kuruluşu, bir platform ya da bir grup kararlarını dışarıdan gelen beklentilere göre değil, kendi üyelerinin iradesine göre aldığı ölçüde bağımsızlığını koruyabilir. Sayın Özdil’in ikinci yazısındaki yöntem eleştirisi tam da bu noktada karşılığını bulmaktadır. Gerçek diyalog ancak ilkelerin açıkça koyulduğu ve omurgalı bir duruşun sergilendiği zeminde olur.

Gelecek kuşaklar bizden süslü kelimeler değil; ayakları yere basan ilkeli kurumlar ya da sorumlu davranışlar bekliyor. Bizler bağımsız araştırma merkezleri, gençlerin nitelikli yetişmesini sağlayan burs programları, dillerini ve kültürlerini öğrenebilecekleri diasporik eğitim programları ile I. ve II. Rus-Çeçen Savaşı’nın hakikatlerini dünyaya aktaracak akademik yapılar kurmak zorundayız.

Son olarak, Sayın Hami Özdil’in mevcut şartlar altında Ağustos ayı sonunda Sivas ili Şarkışla ilçesinde düzenleneceği duyurulan ve Rus destekli rejimin Türkiye ayağınca organize edilen propaganda toplantısına katılmayacağına ilişkin kararını duyurması, esasında diasporanın ortak istişaresinden çıkan bu ilkeli duruşun doğal bir sonucudur. Bu duruş bir kopuş değildir; yöntemi ve içeriği belirsiz belirli bir kesim tarafından finanse edilen propaganda buluşmaları yerine, halkın tarihsel sorumluluğuna ve kurumsal bağımsızlığa sahip çıkan kararlı bir hatırlatmadır. Toplumumuzun kahir ekseriyeti de zaten aynı basireti sergileyecek olgunluktadır.

Ahmet oğlu Ali



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.