Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

Peçe Düştü, Hakikat Kaldı

Bu yazı 3 Ağustos 2026 Pazartesi  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 75 defa okundu.. Yorum Yok
Peçe Düştü, Hakikat Kaldı

Diasporamız simalarından Yahyahan Güney eğer yanılmıyorsam kendisini tarafsız olarak konumlandırıyordu ve kimi fikirlerini de imkan bulduğu mecralar üzerinden paylaşıyordu. Bu yazılar, bugüne kadar Çeçen diasporasına yön verme arzusuyla dini kavramları ve edep söylemlerini bir peçe gibi kullanan ve kendisini de makul bir zeminde göstermeye çalışarak kaleme alınıyordu. Ancak grubumuzda da paylaşılan “Vakıayı İnkar Fikri İhya Etmez” başlığıyla sunduğu son metinle gerçek niyetini ve siyasi duruşunu artık saklayamaz hale gelmiştir bence.

Yahyahan Güney’in iddiasına göre; “Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti adı altında faaliyet gösteren yapı için kullanılan –kukla rejim” ifadesi bir hakaret, aşağılama ya da altı boş bir siyasi slogandan ibaretir. Oysa fikirlerini daha önce bu grupta ya da çeşitli platformlarda paylaşan kardeşlerimizce kullanılan bu kavramın bir aşağılama ya da siyasi bir slogan niyetiyle tercih edildiği fikrine katılmak pek mümkün değildir. Zira hukukun pek çok alanı bu kavrama yer verir ve oldukça somut bir şekilde bu hukuki statüyü tanımlar. Söz gelimi, uluslararası hukukta bir idarenin ya da yapının “kukla rejim” olarak adlandırılması için; varlığını, güvenlik mekanizmalarını ve karar alma süreçlerini tamamen dış bir işgalci güce borçlu olması yeterlidir. Literatürde bu kavramın sıklıkla kullanıldığına şahit oluruz. Örneğin; II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nın Fransa’da kurdurduğu Vichy Hükümeti veya Japonya’nın Çin topraklarında kurduğu Mançukuo devleti tarihsel ve hukuki olarak “kukla rejim” kavramının en bilinen örnekleridir. Bizim açımızdan ise, Rusya Federasyonu’nun askeri müdahalesi ve işgali neticesinde tesis edilen, bütçesinden güvenlik bürokrasisine kadar tamamen Moskova’ya bağımlı olan mevcut yapıya verilebilecek tanımın hukuki karşılığı da tam olarak budur. Dolayısıyla bu terimi kullanmak edep sınırlarını aşmak değil, hukuki bir tabloyu doğru teşhis etmektir. Bu terimin kullanılması aynı zamanda işgalcilerin ya da gücü elinde bulunduranların kullanılmasını istediği terimleri değil, gerçeği korkmadan, eğmeden bükmeden ifade edebilmektir.

Mesele sadece teknik bir “kukla rejim” tanımından ibaret de değildir. Bu rejimle iş tutabileceğini düşünen pek çok insanımız ya da iş çevresi, bu yapının nasıl bir karakter taşıdığını bireysel girişimler, temaslar ve yaptıkları işler sırasında bizzat tecrübe etmiştir.  Söz konusu rejimin tepesindekiler lüks ve sefahat içinde yaşarken, geniş halk kitlelerinin nasıl bir yokluğa ve çaresizliğe mecbur bırakıldığını yakından görmüşlerdir. Bölgede ticaret yapmak isteyen girişimcilerden nasıl gayriresmî komisyonlar istendiğini ve alındığını, sistemin nasıl haraç ve yozlaşma çarkıyla döndüğünü bizzat müşahede etmişlerdir. Karşımızdaki yapı sadece iradesi dışarıya bağımlı bir “kukla rejim” değil; aynı zamanda halkını sömüren, hukuk tanımayan ve yozlaşmış bir çetedir. Bu yapının başındakilerinin ve sadık elemanlarının işlediği yargısız infazları, tatbik ettiği işkenceleri ve her türden edepsizliklerinden ise geniş geniş bahsetmeye luzüm dahi görmüyorum. Tüm bu acı tecrübelere ve olgulara rağmen, bugün aynı yapıyı “meşru bir idare” gibi sunmaya çalışmak, kör bir gözün bile gördüğü hakikate sırt çevirmektir.

Yazıda ileri sürülen “fiili durumun varlığı meşruiyet doğurur” tezi, yine uluslararası hukukun en temel kaidelerinden biri olan “Ex injuria jus non oritur” (Hukuksuzluktan hukuk doğmaz) ilkesine tamamen aykırıdır. Bir işgal gücünün silah zoruyla kurduğu idari mekanizmalar fiili bir durum yaratabilir; ancak bu fiili durum asla hukuki bir geçerlilik ve meşruiyet kazandırmaz. Tıpkı bir gaspçının bir mülkü zorla elinde tutmasının ona o mülkün tapusunu vermeyeceği gibi, Rus işgali de, bu işgal güçlerince kurulan Rus yanlısı yönetime hukuki meşruiyet sağlamaz. Çeçenya’nın tek hukuki ve meşru temsilcisi Çeçen halkının hür iradesiyle, uluslararası gözlemciler huzurunda gerçekleştirildiği seçimler neticesinde kurulan Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’dir. Bu meşruiyete dair pek çok işaret varken, Rusya Federasyonu ile 1997 yılında imzalanan barış antlaşması da bu hukuki varlığın bizzat muhatabı tarafından tanındığının somut bir belgesidir. Bir halkın kendi kaderini tayin hakkı yok sayılarak bir işgal neticesinde kurulan mevcut idareyi “meşru” ilan etmek, hukukun en temel ilkelerini hiçe saymaktır. Zaten bahsi mevzu konu, bir fikir ya da kişisel istekle alakalı değil, hukuki bir konudur ve ancak hukukçular bu tanımları yapabilecek teknik bilgiye sahiptir.

Yazar, “Rusya da tarihî derinliği olan, anayasal kurumlara, idarî mekanizmalara ve yerleşik devlet geleneklerine sahip bir devlettir… Çeçenistan Özerk Yönetimi vardır. Rusya Federasyonu içerisindedir. Hakikattir. Cârîdir. Bir oldu bitti değil, onlarca yıldır birçok ürün ve hizmetiyle ortadadır…’ demektedir. Yazarın bu sözleri ile Rusya Federasyonu’nun Çeçenya’da gerçekleştirdiği soykırımı ve işlediği savaş suçlarını işaret ettiğini düşünmek istiyorum. Zira onlarca yıldır ortada olan birçok ürün ve hizmetten benim anladığım kan, göz yaşı, yargısız infaz, işkence, hayasız hareketler, dilin kayboluşu, dinin yozlaşması, belirli bir kesime ihdas edilen sınırsız lüks ve şatafat, hastalıklar, yokluk, yoksulluk  gibi yazdıkça sona ermeyecek her türden olumsuzluk.

Yazarın, yazısında son birkaç aydır hepimizin ilgi ile takip ettiği eleştirel makaleleri hedef alarak “fikir yerine tahkirin, muhakeme yerine yaftalamanın” konduğunu iddia etmiş ve “Hakikatin hakarete ihtiyacı yoktur” cümlesinin arkasına sığınmıştır. Bu iddia üzerine bahsi mevzu makalelere yeniden göz gezdirme ihtiyacı hissettim. Ama bu fikri paylaşımları objektif bir gözle incelediğimde açıkça şu kanaate vardım ki; metinlerde tek bir hakaret, şahsi aşağılama veya seviyesiz bir ifade dahi yer almamaktadır. Kimi metinlerde yer yer ağır eleştiriler yapıldıysa da, genel olarak son derece düzeyli bir yaklaşımla “A’ya A, B’ye B” denmiş; hukuki ve sosyal gerçekler olduğu gibi ifade edilmiş. Netice itibariyle bir yapıyı uluslararası hukuk kriterlerine dayanarak “işgalci” veya “kukla” olarak nitelemek hakaret değil, hukuki durum tespiti yapmaktır. Bu noktada kanaatimce yazar, kendisine muhatap aldığı fikri yazılarda ortaya konulan somut argümanları çürütemediği için bu tespitleri “hakaret” olarak etiketleme yolunu seçmiştir. Böylece cevabını veremediği hukuki esasları (işgal, meşruiyet sorunu, halkın iradesi) ve fiili gerçeklikleri tartışma dışı bırakmaya çalışmakta; meseleyi bir “üslup tartışmasına” çekerek hedef şaşırtmaktadır.

Yine yazarın, Sivas ili Şarkışla ilçesinde Ağustos ayı sonunda yapılması planlanan bir toplantıyı ve “Çeçenya’ya yönelik ücretsiz programları” masum birer kültürel bağ gibi sunması son derece tehlikeli bir yaklaşımdır. Ben bu etkinliğe katılmıyorum, akrabalarım ya da tanıdıklarımdan da katılan kimse olmayacak. Diasporamızın, işgal altındaki atavatanında işgalci gücün atadığı yönetimle ilişkilerini “normalleştirmesi”, o rejime zımni/dolaylı bir tanınma kazandırma riski taşır. İşgalci gücün finansmanı ile gençlik programları ve kültürel bağlar adı altında yürütülen bu türden faaliyetler, genç nesillerin zihninde işgal rejimine meşruiyet kazandırma amacına hizmet etmektedir. Bu durum bir “köprü kurma” değil, diasporadaki gençliği tarihsel ve hukuki hafızasından koparma projesidir.

Yazarın, eleştirilerini bu fikri paylaşımlarda takma isimler kullanıldığından bahisle bu yazıları yazan kişileri hedef alarak “sözüne güvenen kimliğini gizlemez” şeklindeki yaklaşımı da sosyo-politik gerçeklikten tamamen uzaktır. Oysa benim okuduğum yazıların tamamında metinlerin altında birer imza bulunmakta. Bu isimlerin gerçek mi yoksa müstear isim mi olduğunu bir okuyucu olarak benim tespit etmem mümkün değil. Ancak fikir tarihinde ve insan hakları mücadelesinde, otoriter ve baskıcı rejimlere karşı güvenlik gerekçesiyle müstear isim kullanılması gayet doğal ve meşru bir yöntemdir. Asıl doğru olmayan; hayati güvenlik açısından ciddi risk altındaki insanları açık kimlik vermeye zorlayarak hedef konumuna getirmektir. Ya da tartışmaları fikir penceresinden çıkarıp meseleyi şahsileştirme ve tartışmaları içeriğinden bağımsız kişisel saldırılara dönüştürme riski taşımaktadır. Bana göre, eğer bir müstear isim kullanılmış ise, eleştirilerini anonim olarak dile getiren kişilerin kimliklerini gizleme sebebi bir özgüvensizlik değildir; mevcut yapının ve arkasındaki gücün muhaliflere, onların ailelerine ve akrabalarına yönelik uyguladığı ağır baskı ve insan hakları ihlalleridir. Bu meseleye bu pencereden bakmak, metnin altındaki isimden ziyade metnin içeriğine odaklanmak ve bu metinlerdeki fikirler üzerine tartışabilmek gereklidir.

Yazarın yazısının son bölümünde yer alan “Tekfir değil tefekkür, slogan değil burhan, öfke değil hikmet” şeklindeki ifadeler, fikri bir derinlik sunmaktan ziyade haklı hukuki eleştirileri ve sosyal gerçeklikleri gölgede bırakmak için kullanılan bir retorikten ibaret kalmaktadır.  Usul ve üslup elbette önemlidir; ancak usul tartışmaları, işgalin ve hukuksuzluğun üzerini örtecek bir “susturma aracına” dönüştürülemez. Hakikati yalın haliyle dile getirmek öfke değil, hukuki, ahlaki ve tarihi bir sorumluluktur.

Kanaatimce yazarın temsil ettiği anlayış; dini ve ahlaki terminolojiyi bir ambalaj olarak kullanarak, Çeçenya’daki fiili işgal rejimini diasporaya kabullendirme ve meşrulaştırma çabasından ibarettir. Oysa Çeçen diasporasının ihtiyacı olan şey; süslü kelimelerle işgal gerçekliğini gölgelemek değil, genel kabul gören hukuk ve adalet zemininde meşru hakları savunmaya devam etmek, kimsenin piyonu olmaksızın bağımsızlığını koruyabilmektir.

Selimhan

Not. Bu yazı Anavatan-Atavatan: Çeçenya adlı WhatsApp grubunda Selimhan imzasıyla 2 Ağustos 2026 Pazar günü saat 21:52’de paylaşılmıştır.



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.