Arşiv Belgeleri

Tozlanmış raflardaki Arşiv Belgeleri…

Çeçen Kültürü

Çeçen Dili ve Folkloru, Halk Dansları, Efsaneler, Öykü ve Masallar ile çeşitli kültürel bilgiler…

Çeviriler – Makaleler

Çeşitli Çeviri ve Makaleler…

Röportajlar

Ekibimizce Yapılmış Çeşitli Röportajlar…

Şarkı Sözleri

Sevdiğiniz Çeçence şarkıların sözlerine buradan ulaşabilir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

Ana Sayfa » Haberler

Vitrindeki Parıltılı Işıklar Arka Plandaki Karanlığı Örtmeye Yeter mi?

Bu yazı 13 Temmuz 2026 Pazartesi  tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 204 defa okundu.. Yorum Yok
Vitrindeki Parıltılı Işıklar Arka Plandaki Karanlığı Örtmeye Yeter mi?

Pek çok kişi gibi ben de son bir iki aydır devam eden fikir beyanlarını ve Çeçenya özelindeki tartışmaları dikkatle takip ediyorum.  Kıymetli Daud kardeşimin yazdığı “Pedagojik İmkânsızlık, Jeopolitik Enstrümantasyon” başlıklı yazısının ardından, kendilerini “Çeçenistan Türkiye Temsilciliği” olarak tanıtan yasadışı yapılanmanın, bir süre önce yaptığı “Çeçenistan Yaz Dil Kampı” hakkındaki duyurusuyla ilgili olumsuz geri dönüşler aldığını ve söz konusu makaleyle bağlantılı sorulara muhatap olduklarını duyuyoruz. Kurdukları Whatsapp grubunda kendi duyurularını ve makaleyi tartışan malum yasadışı grup, yeni bir sosyal medya paylaşımıyla kendilerini kısmi olarak düzeltti ve bir manada da ismen zikretmeden Daud kardeşime cevap verdi.

Sosyal medyada bu geziye haklı argümanlarla karşı çıkanların köylülük, vizyonsuzluk, savaş yanlısı olmak, rant peşinde koşmak ve at gözlüğü takmak iddialarıyla eleştirildiklerini görmekteyim. Yine üyesi olduğum bazı Whatsapp gruplarında şahit olduğum garip yazışmalar ve üyesi olmadığım gruplardan alınıp bana da gönderilen ekran fotoğrafları nedeniyle esasında müdahil olmayı düşünmediğim bir hususta ben de şahsi görüşlerimi paylaşmak ihtiyacı hissediyorum.

İşgal altındaki Çeçen Cumhuriyeti İçkerya topraklarında kurulan Rus destekli rejimin Türkiye’de faaliyet göstermek üzere oluşturduğu yasadışı grubun, “Elbette iki haftada bir dili tamamen öğrenmek mümkün değildir” girizgahıyla kabullenmek zorunda kaldıkları bilimsel bir gerçeği sanki yeni bir şeymiş gibi kamuoyuna sunmaları tam bir şark kurnazlığı. Güya bu kabulleniş ile rasyonel bir zemin kurduklarını göstermeye çalışıyorlar ama hemen ardından da “Biz gençlere köklerini, tarihlerini ve anavatanlarını yerinde tanıtıyoruz” diyerek çok daha tehlikeli bir yanılsamanın kapısını aralıyorlar. Kendisine çok güvenen bu yasadışı grubun modern propagandanın en temel kuralıyla karşı atağa geçmesi ve insanları da kendilerine inandırabileceklerini düşünmeleri son derece ilginçtir. Uygulamaya çalıştıkları usul, bilinen bir gerçeği inkâr edemiyorsan, etrafını parıltılı duygularla sar ve onu farklı bir ambalaj içerisinde yeniden sat prensibidir aslında. Tıpkı Amerikalı diplomat ve siyaset bilimci Henry Kissinger’in söylediği gibi : “Bir şeyin gerçek olup olmadığının pek bir önemi yoktur. O konunun gerçek olarak algılanması çok daha mühimdir”.

Burada üzerinde tartışılması gereken konu, derin bir sosyolojik ve felsefi ahlak sorunuyla karşı karşıya olmamızdır. Bir halkın tarihi ve kültürü, sadece dağlardan, müzelerden ve sterilize edilmiş kültür merkezlerinden ibaret turistik bir dekor mudur? Şüphe yok ki hayır. Üstelik bahse mevzu müzelerde gerçek tarih değil, yeniden yazılan tarih  var ise. Kültür, bir bütünüyle o toprakların üzerinde yaşayan ve bedel ödeyen insanların özgür iradesiyle, ortak acısıyla, zaferleriyle ve sansürsüz hafızasıyla her gün yeniden ürettiği canlı, onurlu bir mirastır. Bir kimliği bu şekilde ziyaret edilecek bir dekor seviyesine indirgemek, onun tarihsel derinliğini yok saymaktır. Üstüne üstlük gerçek tarihi değil de yalanlarla oluşturulmuş yapay bir tarihi ve onun etrafında oluşturulan yapay bir kültürü bir propaganda nesnesi haline getirmek demektir.

Fransız sosyolog Baudrillard’ın modern dünyada nesnelerin ya da olguların kendisiyle değil, onların işaretleri ve taklitleriyle yaşadığımızı anlattığı meşhur bir teorisi vardır. Bu süreçte üretilen sahte gerçeklik, asıl gerçeğin yerini alır ve zamanla insanlara tek gerçeklikmiş gibi sunulur. O kadar kusursuz bir vitrin inşa edilir ki, insanlar arkadaki trajediyi, yok oluşu ya da sömürüyü fark edemez hale gelir. İşte bugün Rus işgali altındaki Çeçenya’da yürütüleceği söylenen iki haftalık yaz kampı ve kültürel etkinlikler, masum birer “köklerle buluşma” programı değil, baştan sona bu teoriye göre kurgulanmış bir siyasal simülasyondur.

Siyaset biliminin bize öğrettiği en acı gerçeklerden birisi, otoriter ve güdümlü rejimlerin kendi meşruiyetlerini sağlamak adına tarihi yeniden yazmaya ihtiyacı duymasıdır. Rus devlet aklı, Çeçen halkının yüzyıllara dayanan direniş, sürgün ve acı hafızasını silip yerine “Federasyonun kendisine sadık ve uysal, bir miktar da dindar, ama federasyonun düşmanlarına karşı da acımasızlıklarıyla ünlü kural tanımaz çocukları” imajını yerleştirmek istiyor. İşgalci Rusya ve Kremlin’in kurduğu kukla yapılanma, sadece Rus ordusunun işlediği savaş suçlarını örtmek üzere yerle bir ettiği kentleri yeniden inşa etmemektedir. Burada amaç, bir yandan işgalci Rus federal bütçesinden gelen parayı kendi zimmetlerine geçirmek, diğer yandan ise sahadaki asimilasyonun ve kültürel kırımın üzerini örtmek için göz boyayan kocaman bir vitrin inşa etmektir. Lüks ve ışıklı caddeler, devasa camiler, parlatılmış ama yeniden yazılmış tarihe uygun müzeler, geleneksel kıyafetlerle yapılan kusursuz folklorik danslar ve sterilize edilmiş gezi rotaları… İşte bu, Çeçen kültürünün içi boşaltılmış, Kremlin onaylı bir kopyasıdır.

Rus mezalimi neticesinde oluşan Türkiye Çeçen diasporasının gençleri anavatana ayak bastıklarında gerçeğin kendisiyle asla temas ettirilmeyecek; sadece kurgulanmış olan bu “süslü yalan” gösterilecektir. Gençler bu süslü vitrine aldanacaklar. Sonra da bilmeden, fark etmeden sosyal medyada Rus destekli bu rejimin reklamını yapacaklar. Yani farkında olmadan kukla rejimin gönüllü propaganda araçlarına dönüşeceklerdir. Aslında burada gençlerin ve ailelerinin içine çekildiği “ahlaki bir tuzak” kurulduğu açıkça görülmektedir : gençler özgürce gezdiklerini sanırken, aslında Kremlin tarafından sınırları çizilmiş steril bir koridorda, kendilerine gösterilen kadarını görüp, rejimin gönüllü halkla ilişkiler elçilerine dönüşeceklerdir. Yani özetle Çeçenya’daki işbirlikçi rejimin sahnelediği tiyatro bir yandan halkın dilini ve hafızasını yok ederken, dilden ve kültürden arta kalan makyajlanmış cesedini ise turistik bir cazibe merkezi gibi dünyaya izletmektir.

Her ne kadar bir filolog olmasam dahi, en temel dil eğitimi kuralları açısından bakıldığında ise ortaya konulan savunmaların ne kadar temelsiz olduğu belirgindir. Çeçence, Kafkas dillerinin o muazzam ve karmaşık morfolojik yapısını taşır; o sesler, o ergatif yapı sadece bir gramer kuralı değildir, bir halkın dünyayı algılama biçimidir. Anavatandaki çocukların bile okullarda Rusça sistemin çarkları arasında dilini unuttuğu, sokak jargonunun Ruslaştığı bir iklimde, dışarıdan gelen bir gencin iki haftada “dil bilinci ve aşinalık” kazanacağını iddia etmek herhalde olsa olsa filoloji bilimine bariz bir hakarettir. Dil, yaşayan bir organizmadır ve bir ekosistem ister. Siz o ekosistemi, yani özgür ve bağımsız bir kültürel alanı yok edip, yerine haftada 45 dakikalık göstermelik dersler koyduktan sonra, dışarıdaki diasporaya “anavatana gelin ki size dilinizi sevdirelim” diyemezsiniz. Bu, kelimenin tam anlamıyla pedagojik bir riyakârlıktır. Grozny’deki Rus destekli yönetimin gayesi iddia edildiği gibi dil ve kültür ise, diasporaya el atmadan önce, Ruslar ile birlikte zapt altında tuttuğu topraklardaki çocukların dilini kurtarması gerekir, eğer Kremlin’deki efendilerinden korkmuyorsa ya da iddia ettikleri gibi güçleri varsa.

Malum yasadışı grubun ve Türkiye’deki eklenmelerinin sosyal medya üzerinden paylaştıkları metinde ısrarla vurguladıkları “dünyanın birçok ülkesi diaspora gençleri için benzer programlar düzenliyor” savunması ise kurnazca bir genellemedir. Evet, bağımsız ve demokratik devletler kendi diasporalarıyla bağ kurar ve bunu da usulüne uygun olarak yapar; ancak burada söz konusu olan bağımsız bir irade değil, Rusya Federasyonu’nun güdümündeki bir nominal rejimdir. Dolayısıyla, Kremlin eliyle finanse edilen bu programlar masum birer kültürel köprü değil; dijital çağın getirdiği yeni nesil bir etki ajanlığı ve algı yönetimi operasyonudur.

Bir diğer yandan salt ahlaki açıdan meseleye yaklaştığımızda, bu kamplara katılmayı teşvik eden ya da buna aracı olan kurumların durduğu yer, Çeçen halkının tarihsel onuruna ve hafızasına karşı büyük bir vefasızlıktır. Gençlerimizin temiz ve saf anavatan özlemini, kültürel aidiyet arayışlarını alıp, işbirlikçi bir rejimin vitrinini parlatmak için sosyal medya malzemesi yapmak hiçbir ahlaki teraziyle tartılamaz.

Özetle Kremlin’in finansmanında yerel işbirlikçilerin eliyle organize edilen bu turları sıradan birer kültürel gezi olarak tasvir eden yüzeysel yaklaşım, halkımızın geleceğini de tehlikeye atmaktadır. Bu turlara “ne var canım, altı üstü bir dil-kültür kampı, gençlerimiz memleketini görüyor, bu olay siyaset üstü” sığlığıyla yaklaşanlar, aslında kendi celladının bıçağını bileyen bir aymazlığın içindedirler ya da bu planın birer neferi.  Çeçen halkının dili, onuru ve asırlık birikimi, bir işgal rejiminin rıza üretme mekanizmalarına ve kanlı fonlarına tahsis edilemeyecek kadar mukaddestir. Gençlerimizin saf duygularını ve kök arayışlarını, bir vitrin siyasetinin dijital malzemesi haline getirenler, tarih ve vicdan karşısında derin bir sorumluluk taşımaktadır. Bilinmelidir ki hafıza, sadece coğrafi bir koordinatta bulunmaz; o hafıza, hakikatin tavizsiz savunulduğu her yerdedir. Köklerini arayan Çeçen gençliği, o kökleri Kremlin’in gölgesindeki sahte kamplarda değil; halkının eğilmeyen iradesinde ve asil duruşunda aramalıdır. Unutmayın, vitrindeki parıltılı ışıklar, arka plandaki karanlığı örtmeye asla yetmez!

Zubair Tsukaev



Bir yanıt bırakın!

Aşağıya bir yorum ekleyin veya kendi sitenizden trackback yapın. İsterseniz RSS ile de yorumları takip edebilirsiniz.

Yorum yazmadan önce lütfen kuralları okuyunuz...

500 karakter kaldı.

Yorum yaparken kullanabileceğiniz etiketler:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Bu sitede Gravatar kullanabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi ve üyelik için Gravatar sitesini ziyaret ediniz.